HDK, Güney Kordofan'daki BM karargahına saldırdı: Altı Bangladeşli asker öldürüldü

Uluslararası kuruluşlar personelini tahliye ederken binlerce kişi bölgeyi terk ediyor. Sudan Egemenlik Konseyi saldırıyı kınadı

Sudan'ın kuzeyindeki bir beldede devriye gezen HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir beldede devriye gezen HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

HDK, Güney Kordofan'daki BM karargahına saldırdı: Altı Bangladeşli asker öldürüldü

Sudan'ın kuzeyindeki bir beldede devriye gezen HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir beldede devriye gezen HDK üyeleri (Arşiv - AP)

Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) dün, kuşatma altındaki Güney Kordofan eyaletinin yönetim şehri Kadugli şehrine insansız hava aracı (İHA) ile düzenlediği bir saldırıyla şehirdeki Birleşmiş Milletler (BM) karargahını hedef aldı. Saldırıda en az altı Bangladeşli asker öldürüldü. Öte yandan şehirdeki bazı insani yardım kuruluşları ve BM ajansları, kötüleşen güvenlik durumu nedeniyle personelini tahliye etmeye başladı.

BM Abyei Geçici Güvenlik Misyonu (UNISFA) tarafından yapılan açıklamada, Kadugli'deki BM merkezine düzenlenen İHA’lı saldırıda ‘altı askerin öldürüldüğü ve altı askerin yaralandığı’ duyuruldu. UNISFA tüm kurbanların Bangladeşli olduğunu ekledi.

Öte yandan Bangladeş Başbakanı Muhammed Yunus, yaptığı açıklamada olaydan dolayı ‘derin üzüntüsünü’ dile getirdi.

BM Genel Sekreteri António Guterres ise Sudan'daki UNISFA askerlerine yönelik saldırıların ‘haksız ve savaş suçu niteliğinde’ olduğunu vurguladı.

Guterres, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, UNISFA askerlerini hedef alanlardan hesap sorulması çağrısında bulundu.

Sudan Egemenlik Konseyi saldırıyı kınadı

Öte yandan Sudan Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi, saldırıyı ‘uluslararası insani hukukun ciddi bir ihlali ve açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi.

Konsey tarafından yapılan açıklamada, ‘korunan bir BM tesisini hedef almanın, organize terörizme eşdeğer tehlikeli bir tırmanış ve suç teşkil eden bir davranış olduğu, uluslararası hukuku kasıtlı olarak hiçe saydığı’ vurgulandı.

sd
Sudan ordusu komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Saldırıdan HDK’yı sorumlu tutan konsey, BM ile uluslararası topluma BM tesislerinin korunması için ‘kararlı tutumlar ve caydırıcı önlemler almaları’ çağrısında bulundu.

HDK dün, kuşatma altındaki Güney Kordofan eyaletinin yönetim şehri Kadugli şehrine İHA’lı saldırı düzenleyerek BM karargahını hedef aldı ve en az altı sivili öldürdü. Bunun üzerine şehirdeki bazı insani yardım kuruluşları ve BM ajansları, kötüleşen güvenlik durumu nedeniyle personelini tahliye etmeye başladı.

Sudan Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi, saldırıyı ‘uluslararası insani hukukun ciddi bir ihlali ve açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. Konsey tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Korunan bir BM tesisini hedef almak, organize terörizme eşdeğer tehlikeli bir tırmanma ve suç teşkil eden bir davranış olup, uluslararası hukuku kasıtlı olarak hiçe sayma ve insani yardım ve uluslararası misyonların çalışmalarını doğrudan tehdit etme anlamına gelir.”

dfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres (Reuters)

HDK, bu saldırıyı, BM Genel Sekreteri António Guterres’in HDK’yı ‘kötü güçler’ olarak nitelendirdiği, HDK’nın ise BM'yi ‘çifte standart’ uygulamakla suçladığı açıklamasından iki sonra gerçekleşti.

Birçok kaynak, HDK'nın Kadugli şehrine İHA’lı saldırı düzenlediğini bildirdi. Şehirde dumanlar yükseldiği görüldü. Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan bir sağlık kaynağı, BM karargahına düzenlenen İHA’lı saldırıda en az altı sivilin öldüğünü söyledi.

Bölge sakinleri kaçıyor

Sudan merkezli bir haber sitesi, HDK'ya bağlı Sudan Kurucu İttifakı’nın (Te’sis) perşembe günü Kadugli sakinlerine askeri çatışma ve operasyon bölgelerini terk etmeleri çağrısında bulunduğunu aktardı. Haberde, bu çağrının bölge sakinleri tarafından geniş çapta dikkate alındığı, bu göç dalgasının savaşın patlak vermesinden bu yana en büyük dalga olduğu ve bölgeden kaçanların çoğunluğunun kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olduğu belirtildi.

Al Sudania News sitesi, Sudan Kurucu İttifakı liderinin yaptığı açıklamada, ittifakın ‘sivilleri korumaya ve Kadugli'den gönüllü tahliyeleri kolaylaştırmaya tam olarak kararlı olduğunu’ söylediğini aktardı.

İttifak lideri, ‘tüm vatandaşlara hayatlarını korumak için çatışmalardan uzak durmaları çağrısını’ yineledi.

Bu gelişmeler yaşanırken Güney Kordofan eyaletinde askeri çatışmalar daha fazla bölgeye yayılıyor ve bunların sivillerin insani durumuna etkisi konusunda endişeler artıyor.

Sudan Ordusu, Güney Kordofan eyaletindeki Kadugli, Dilling ve Abu Jubayhah olmak üzere son üç şehri kontrol ediyor.

Sudan Kurucu İttifakı, geçtiğimiz temmuz ayında, Muhammed Hasan et-Taişi liderliğinde paralel bir hükümetin kurulduğunu açıklayan HDK'nın da dahil olduğu bir siyasi ittifak.

Hartum'da kitlesel gösteriler düzenlendi

Öte yandan dün binlerce Sudanlı, başkent Hartum ve ülkenin diğer şehirlerinde kitlesel gösteriler düzenleyerek, HDK'ya karşı savaşan orduyu destekledi. HDK ise, ülkedeki savaşı sona erdirmek için gösterdiği çabaları boşa çıkarmak amacıyla uluslararası toplumun önünde vatandaşları istismar etmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Yürüyüşler, Sudan ordusu ile birlikte savaşan silahlı gruplar ve İslamcı hareketlerle koordineli olarak Seferberlik ve Halk Direnişi Yüksek Komitesi’nin çağrısı üzerine düzenlendi.

efrgt
Cumartesi günü Port Sudan'da ordu yanlısı yürüyüş (AFP)

Seferberlik ve Halk Direnişi Yüksek Komitesi lideri Korgenereal Beşir Mekki el-Bahi, geçtğimiz ay, Kordofan’ın tüm cephelerinde orduyu desteklemek için genel seferberlik ilan edildiğini ve bazı eyaletlerde eğitim kamplarının açıldığını duyurdu.

Bahi, komite tarafından yayınlanan açıklamasında şunları söyledi:

“Bu yaygın halk ayaklanması, Sudan halkının gerçek iradesini yansıtıyor ve ulusal devlet kurumlarının üzerinde hiçbir meşruiyet olmadığını teyit ediyor.”

Şarku’l Avsat, aralarında Hartum, Port Sudan, Medeni, Dongola, Sennar ve Halfa’nın bulunduğu, Sudan ordusunun kontrolündeki eyaletlerin başkentlerinde düzenlenen yürüyüşleri yerinde takip etti.

HDK'nın yaygın ihlallerine tanık olan El Cezire eyaletinin merkezindeki onlarca belde ve küçük köyde de dayanışma gösterileri düzenlendi.

Protestocular, Sudan ordusuna destek çağrısı yapan pankartlar açarken ‘Tek ordu, tek halk’ sloganları attı. Bazı protestocular ise HDK'nın terör örgütü olarak sınıflandırılması çağrısında bulunan sloganlar attı.

Öte yandan başta Sivil Demokratik Devrimci Güçler İttifakı (Sumud) olmak üzere savaş karşıtı güçler, ‘Barışa ve demokrasiye evet. Savaşa, askeri yönetime hayır’ sloganıyla sosyal medyada yaygın olarak paylaşımların yapıldığı bir kampanya başlattı.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.