Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.



Koalisyon, Medine yönüne fırlatılan balistik füze ile Doğu Bölgesi’ne gönderilen İHA’yı imha etti

Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, Medine yönüne fırlatılan balistik füzeyi önleyerek imha etti (SPA)
Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, Medine yönüne fırlatılan balistik füzeyi önleyerek imha etti (SPA)
TT

Koalisyon, Medine yönüne fırlatılan balistik füze ile Doğu Bölgesi’ne gönderilen İHA’yı imha etti

Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, Medine yönüne fırlatılan balistik füzeyi önleyerek imha etti (SPA)
Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, Medine yönüne fırlatılan balistik füzeyi önleyerek imha etti (SPA)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen Koalisyon, Husilerin Suudi Arabistan’a doğru fırlattığı bir balistik füze ile insansız hava aracının (İHA) hava savunma sistemleri tarafından önlenerek imha edildiğini açıkladı.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, perşembe günü yaptığı açıklamada, Suudi hava savunma sistemlerinin Medine bölgesine yönelen balistik füzeyi, Doğu Bölgesi’ne gönderilen İHA’yı imha ettiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü ise daha önce Yanbu ve Şerure vilayetlerinde erken uyarı sistemini devreye sokarak halkı olası tehlikeye karşı uyardı. Müdürlük, birkaç dakika sonra tehlikenin ortadan kalktığını duyurdu.


Ürdün'de terör saldırısı: Bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, bir polis yaralandı

Ürdün'ün başkenti Amman (AFP)
Ürdün'ün başkenti Amman (AFP)
TT

Ürdün'de terör saldırısı: Bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, bir polis yaralandı

Ürdün'ün başkenti Amman (AFP)
Ürdün'ün başkenti Amman (AFP)

Ürdünlü kaynaklar, daha önce terör suçlarından hüküm giymiş bir kişinin gerçekleştirdiği terör saldırısında bir Ürdün güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini, bir kişinin de  yaralandığını, saldırganın ise ağır yaralandığını bildirdi.

Saldırgan, başkentin batısındaki Yedinci Daire bölgesinde bulunan yabancı büyükelçiliklerden birinin önünden geçtiği sırada elindeki kesici aletlerle saldırısını gerçekleştirdi. İlk güvenlik görevlisine aniden saldırarak boynundan bıçaklayan saldırgan, görevlinin silahını almaya çalıştı. Saldırganı yakalamaya çalışan ikinci bir güvenlik görevlisi de olay sırasında yaralandı.

Güvenlik görevlilerine yönelik saldırı, Ürdün makamlarında, terör örgütleri tarafından eleman temin edilerek eğitilen ve dışarıdan talimat alan kişilerin "yalnız kurt" saldırılarına yeniden başvurabileceği yönündeki endişeleri gündeme getirdi.

Bir büyükelçiliğin önünde güvenlik görevlilerine düzenlenen saldırının, daha önceki terör eylemlerinden bağımsız olmadığı değerlendiriliyor. Bu saldırılardan sonuncusunda, Humud Kilisesi’nde yaşanan faciada 9 kişi hayatını kaybetmiş, 40 kişi yaralanmıştı.

İlgili makamlar soruşturmayı başlatırken Amman'daki ana yollar trafiğe kapatıldı. Kentte yoğun trafik sıkışıklığı yaşanırken, saldırganla bağlantılı olabilecek başka kişilerin bulunması amacıyla arama ve tarama faaliyetlerinin sürdürüldüğü değerlendiriliyor.

Ürdün Emniyet Müdürlüğünden açıklama

Ürdün Kamu Güvenliği Müdürlüğü, perşembe günü yaptığı açıklamada, başkent Amman'daki Medine Caddesi'nde meydana gelen ve terör saldırısı olarak nitelendirilen olayda bir güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini, bir polis memurunun da yaralandığını duyurdu.

Müdürlüğün medya sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, saat 12.20'de bir kişinin Kamu Güvenliği Müdürlüğü personelinden birine aniden saldırarak kesici bir aletle bıçakladığı belirtildi. Olay üzerine bölgeye derhal bir güvenlik devriyesinin müdahale ettiği, ekiplerin saldırganı etkisiz hale getirerek gözaltına aldığı kaydedildi.

Açıklamada, saldırganla yaşanan arbede sırasında devriye ekibindeki polis memurunun yüzünden yaralandığı ifade edildi. Bıçaklanan güvenlik görevlisinin hastaneye kaldırıldığı ancak aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybettiği, yaralı polis memurunun sağlık durumunun ise stabil olduğu bildirildi.

Kamu Güvenliği Müdürlüğü, saldırganın sorgulanmaya başlandığını ve ilk soruşturma bulgularının, şüphelinin güvenlik güçlerine yönelik bir terör eylemi gerçekleştirmeyi planladığını gösterdiğini açıkladı.


Hudeyde Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Sahil cephesinde çatışmalar en şiddetli aşamasında, devleti yeniden tesis etmekte kararlıyız

Vali Hasan Tahir, daha önce Hays bölgesinde yaşanan çatışmalar sırasında (Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf)
Vali Hasan Tahir, daha önce Hays bölgesinde yaşanan çatışmalar sırasında (Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf)
TT

Hudeyde Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Sahil cephesinde çatışmalar en şiddetli aşamasında, devleti yeniden tesis etmekte kararlıyız

Vali Hasan Tahir, daha önce Hays bölgesinde yaşanan çatışmalar sırasında (Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf)
Vali Hasan Tahir, daha önce Hays bölgesinde yaşanan çatışmalar sırasında (Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf)

Hudeyde Valisi Dr. Hasan Tahir, Yemen’in batı kıyısındaki cephelerde çatışmaların “en şiddetli aşamasında” olduğunu belirterek, önümüzdeki günlerde sahadaki gelişmelere ilişkin sevindirici haberler alınabileceğini söyledi. Tahir ayrıca, Aden, Lahic ve Ebyen vilayetlerinde kayıt altına alınan yerinden edilmiş kişilerin sayısının 7 bin 435’e ulaştığını, kayıt işlemleri tamamlanmamış ailelere ilişkin çalışmaların sürdüğünü belirtti.

gbyuj
Hudeyde Valisi Dr. Hasan Tahir, daha önce Huha kentini ziyareti sırasında (SABA)

Tahir, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Yemen güçlerinin Husilerin kontrolüne geçen bölgeleri geri almak için ilerleyişini sürdürdüğünü belirtti. Askerî harekâtın yalnızca batı kıyısındaki ilçelerin geri alınmasıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Tahir, hedeflerinin devlet kurumlarını yeniden tesis etmek ve Yemen topraklarının tamamında devlet otoritesini sağlamak olduğunu ifade etti. Tahir, bu süreçte Suudi Arabistan’ın desteğinin bulunduğunu kaydetti.

İran Devrim Muhafızları’nın desteğini alan Husilerin, geçen 10 Eylül’de batı kıyısındaki bazı bölgeleri, özellikle stratejik öneme sahip el-Muha Limanı’nı ele geçirdiği, ardından Zubab ve Babülmendeb bölgelerine doğru ilerlediği belirtildi. Yemen silahlı kuvvetlerinin daha sonra inisiyatifi yeniden ele alarak söz konusu bölgelerin geniş bir bölümünü geri aldığı kaydedildi.

Yemen hükümetinin geçen ekim ayı başında duyurduğu “Yemen Şafağı” operasyonu kapsamında, Hudeyde vilayetinin geri kalan ilçelerinin kontrolünü sağlamak amacıyla şiddetli çatışmaların devam ettiği bildirildi.

Sahil cephesinde çatışmalar en şiddetli aşamada

Vali Tahir, “Şu anda çatışmalar son derece şiddetli; taraflar zaman zaman ilerleme ve geri çekilme yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Tahir, “İnşallah önümüzdeki iki gün içinde bu saldırgan grubun püskürtülmesine ilişkin sevindirici haberler alacaksınız” dedi.

Suudi Arabistan’ın desteğine övgüde bulunan Tahir, Krallığın “Yemen halkının kardeşi ve dayanağı olduğunu, her koşulda Yemenlilerin yanında durduğunu” ifade etti.

ghyuj
Yemen’deki meşru hükümete bağlı güçler, Aden-Muha yolu üzerinde ilerlerken (AP)

Tahir, “Yalnızca ayrıldığımız bölgelere dönmekle yetinmeyeceğiz. Suudi Arabistanlı kardeşlerimizin desteğiyle, Yemen topraklarının tamamı özgürleştirilene kadar ilerlemeyi sürdüreceğiz” dedi.

Üç vilayette 7 bin 435 yerinden edilmiş kişi

Tahir, Aden, Lahic ve Ebyen vilayetlerinde kayıt altına alınan yerinden edilmiş kişilerin sayısının 7 bin 435’e ulaştığını ve bu rakamın toplam yerinden edilmiş nüfusun yaklaşık yüzde 70’ini oluşturduğunu açıkladı. Yetkili kurumların, henüz kayıt altına alınmamış ailelerin işlemlerini tamamlamak üzere bilgi toplamayı sürdürdüğünü belirtti.

Yerinden edilenlerin büyük bölümünün, vilayetin geçici başkenti konumundaki Huha ilçesinin yanı sıra Hays ve el-Muha’dan ayrıldığını kaydeden Tahir, yaklaşık 4 bin kişinin Aden’e yerleştiğini söyledi.

rgth
Husilerin el-Muha’yı ele geçirmesinin ardından binlerce aile yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kaldı (AFP)

Yerel yönetimlerin, kayıt işlemlerinin kolaylaştırılması ve yardımların dağıtılması amacıyla Aden, Lahic ve Ebyen valileriyle koordinasyon içinde çalıştığını belirten Tahir, acil durum birimleri ve toplum komitelerinin de sürece katıldığını kaydetti.

Tahir, yerinden edilenlere gerekli kolaylıkları sağlayan söz konusu vilayetlerin yerel yönetimlerine teşekkür etti.

Nakdi ve insani yardımlar

Tahir, hak sahiplerine yönelik nakdi yardımların, isim listelerinin güncellenmesi ve bilgilerin düzeltilmesinin ardından önümüzdeki iki gün içinde dağıtılmasının beklendiğini açıkladı.

Listelerin para transfer şirketlerine gönderileceğini belirten Tahir, hak sahiplerine ödemelerini alabilmeleri için kısa mesaj yoluyla bilgilendirme yapılacağını söyledi. Tahir, ödemelerin bu sistem üzerinden gerçekleştirileceğini, yerel yönetimlerin doğrudan para tesliminde veya dağıtım sürecine müdahil olmayacağını vurguladı.

Aden’deki Tevahi, Sire, Mansura, Mualla ve Hur Mekser ilçelerine ait listelerde yaklaşık bin 70 hak sahibinin bulunduğunu belirten Tahir, isimlerin incelenmesi sürecinin tamamlanması nedeniyle ödemelerin başlamasında gecikme yaşandığını kaydetti.

gh
Yemen hükümet güçleri, Babülmendeb bölgesinde Husilerin kontrolünde kalan son noktaları da ele geçirmeyi hedefliyor (Askerî medya)

Vali, yerinden edilenlerin başlıca insani ihtiyaçlarının barınma, gıda ve nakdi yardım olduğunu belirtti. Hükümetin desteğin bir bölümünü sağladığını ifade eden Tahir, yerel yardım kuruluşlarının da ilgili makamlarla koordinasyon içinde kamplara ve yerinden edilmiş kişilerin toplandığı bölgelere ulaşmak için çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Kral Selman Yardım Merkezi'nin rolü

Tahir, Kral Selman İnsani Yardım ve Çalışmalar Merkezi'nin (KSrelief) faaliyetlerine de övgüde bulunarak, merkezin Hudeyde halkına hem kriz dönemlerinde hem de normal koşullarda destek verdiğini söyledi.

Merkezin yaklaşık 5 bin gıda kolisi sağladığını belirten Tahir, bunlardan 2 bin 450'sinin yerel ortağı Yemeni Vakfı aracılığıyla bölgeye ulaştırıldığını ve farklı vilayetlerden gelen yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu kamplara dağıtıldığını belirtti.

Yerinden edilenlerin dönüşü yakın

Husilere yönelik mesajında Tahir, halkın zorla yerinden edilmesinin, kendi ifadesiyle, bölge sakinlerinin maruz kaldığı baskı ve ihlalleri ortaya koyduğunu söyledi. Çok sayıda kişinin bu uygulamalara maruz kalma veya çocuklarının çatışmalara katılmaya zorlanması korkusuyla yaşadıkları bölgeleri terk ettiğini ifade etti.

dgthyju
Yemen hükümet güçlerine mensup askerler, Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinde bir askerî araç üzerinde (AFP)

Vali, yerinden edilmenin yaşandığı bölgelerin sakinlerine seslenerek, “İnşallah yakında geri döneceksiniz ve bu saldırgan grup püskürtülecek” ifadelerini kullandı.

Tahir, Yemen güçlerinin ülkenin bütün topraklarını yeniden kontrol altına alana kadar mücadelesini sürdüreceğini yineledi.