Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.



Libya: Protestocular Trablus'taki Başbakanlık binasının bir bölümünü ateşe verdi

Ulusal birlik hükümetinin başkanı Abdulhamid Dibeybe (Reuters)
Ulusal birlik hükümetinin başkanı Abdulhamid Dibeybe (Reuters)
TT

Libya: Protestocular Trablus'taki Başbakanlık binasının bir bölümünü ateşe verdi

Ulusal birlik hükümetinin başkanı Abdulhamid Dibeybe (Reuters)
Ulusal birlik hükümetinin başkanı Abdulhamid Dibeybe (Reuters)

Libya’nın başkenti Trablus’ta bazı futbol taraftarları, dün gece Ulusal Birlik Hükûmeti Başbakanlık binasının bir bölümünü ateşe verdi. Protestocular, Başbakan Abdulhamid Dibeybe’nin ailesini, Libya Ligi’ndeki bazı takımlara diğerleri karşısında ayrıcalık tanımakla suçladı.

Olaylar, Trablus merkezli El-İttihad takımının taraftarlarının dün akşam Terhune Stadyumu’nda oynanan karşılaşma sırasında sahaya girmesinin ardından yaşandı. Taraftarlar, Batı Bölgesi şampiyonluk grubunda Es-Suveyhli Misrata’ya karşı oynanan maçın son dakikalarında takımları lehine penaltı verilmemesini protesto etti.

Stadyumdaki kameralar, silah sesleri ve saha içindeki kargaşayı kaydederken, yaralıların ambulanslarla taşındığı görüldü. Olaylara müdahale eden silahlı güçlerin, seyircisiz oynanan Libya Ligi maçına izinsiz giren taraftarları dağıtmak amacıyla ateş açtığı bildirildi. Trablus hükûmeti ise olaylara ilişkin henüz açıklama yapmadı.

Terhune Spor Kompleksi Müdürü Abdullah Ferec, basına yaptığı açıklamada, çıkan olaylarda canlı yayın aracının ve stadyum tesislerinin bir bölümünün yandığını doğruladı.

Maçla eş zamanlı olarak, başbakanlık binasına yakın ve El-İttihad kulübünün merkezinin bulunduğu Bab Bin Gaşir bölgesinde de olaylar yaşandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre göstericiler, güvenlik güçlerine ait bir araca saldırdıktan sonra başbakanlık binası önünde protesto düzenledi.

Göstericilerin yoğun şekilde havai fişek kullanması sonucu binanın bazı bölümlerinde yangın çıktı. Güvenlik güçleri protestocuları dağıtırken, sivil savunma ekipleri yangına müdahale etti.

Şu ana kadar başbakanlık binasında meydana gelen hasarın boyutu ya da stadyum içi ve dışındaki olaylarda yaralananların sayısına ilişkin resmî bir açıklama yapılmadı.


Yemen krizinde en büyük esir takası anlaşması imzalandı

Yemen hükümeti ile Husi milisleri arasında, BM himayesinde, çok sayıda mahkûm ve tutuklunun takası konusunda anlaşmaya varıldı (Birleşmiş Milletler)
Yemen hükümeti ile Husi milisleri arasında, BM himayesinde, çok sayıda mahkûm ve tutuklunun takası konusunda anlaşmaya varıldı (Birleşmiş Milletler)
TT

Yemen krizinde en büyük esir takası anlaşması imzalandı

Yemen hükümeti ile Husi milisleri arasında, BM himayesinde, çok sayıda mahkûm ve tutuklunun takası konusunda anlaşmaya varıldı (Birleşmiş Milletler)
Yemen hükümeti ile Husi milisleri arasında, BM himayesinde, çok sayıda mahkûm ve tutuklunun takası konusunda anlaşmaya varıldı (Birleşmiş Milletler)

Yemen’deki “Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu”, dün tüm Yemenli taraflar arasında bin 750 esir ve tutuklunun serbest bırakılmasını öngören en kapsamlı anlaşmanın imzalandığını açıkladı. Anlaşmanın, aralarında 7 Suudi vatandaşının da bulunduğu 27 koalisyon mensubunu kapsadığı belirtildi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, anlaşmanın Ürdün’ün başkenti Amman’da imzalandığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmelere, koalisyona bağlı ortak güçlerin müzakere komitesi ile Yemenli tarafların katıldı, süreç ise BM Genel Sekreteri Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg’in himayesinde yürütüldü.

Maliki yaptığı açıklamada, esir ve tutuklular dosyasının insani bir mesele olduğunu ve tüm esirler evlerine dönene kadar, koalisyon liderliğinin konuya doğrudan önem vermeyi sürdüreceğini belirtti.

Birleşmiş Milletler anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, bunun güven artırıcı önemli bir adım ve siyasi sürecin yeniden canlandırılması açısından olumlu bir gelişme olduğunu açıkladı.

Yemen hükûmeti anlaşmayı “insani dosyada gerçek bir dönüşüm” olarak nitelerken, Husiler ise bunu “tarihi bir başarı” şeklinde değerlendirdi.

Uluslararası arabulucular, anlaşmanın uygulanmasının ülkede tıkanan barış sürecine ivme kazandıracak daha olumlu bir atmosfer oluşturmasını umut ediyor.


Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, “ateşkes plus” formülünü ve düşmanlığa son vermeyi gündeme taşırken barış ise ertelendi

Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)
Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, “ateşkes plus” formülünü ve düşmanlığa son vermeyi gündeme taşırken barış ise ertelendi

Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)
Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ‘ateşkes plus’ formülünü bugün Washington'da başlayıp yarın da sürecek olan İsrail ile müzakerelere taşıyor. Lübnan bu müzakerelere, İsrail ile barış anlaşması ya da normalleşmeyle sonuçlanmayacağı net bir tutumla katılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi bir kaynak, Cumhurbaşkanı Avn'ın müzakerelere yalnızca güvenlik prosedürleri ve düzenlemeleriyle sınırlı bir süreç gözüyle baktığını belirtti. Kaynağa göre bu süreç nihai olarak, 1949 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasına benzeyen, ancak bazı yetkililerin ‘ateşkes plus’ olarak tanımladığı geliştirilmiş bir formüle ulaşmayı amaçlıyor. Kaynak, Lübnan'ın müzakerelerden beklentisinin henüz olgunlaşmamış bir Arap sürecine bağlı bir barış anlaşması değil, düşmanlık halinin sona erdirilmesi olduğunu vurguladı.

Kaynak, ateşkesi durdurmayacağı anlaşılan İsrail engelinin yanı sıra bir diğer engelin Lübnan’ın içinden kaynaklandığına, bunun da iletişim kurulamayan Hizbullah olduğuna dikkati çekti. Washington'ın ateşkesin ilan edilmesi halinde Hizbullah'ın buna uyacağına dair güvencelere ilişkin Lübnan talebine soru işaretleriyle yanıt verdiğini aktaran kaynak, Cumhurbaşkanı Avn'ın bu konuda Hizbullah'a sorular ilettiğini, ancak herhangi bir yanıt alamadığını da ortaya koydu.