Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.



Halep ve Haseke’de seçim sürecinin başarıyla tamamlandığı duyuruldu… Suveyda’daki koltuklar ise boş kalacak

Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)
Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)
TT

Halep ve Haseke’de seçim sürecinin başarıyla tamamlandığı duyuruldu… Suveyda’daki koltuklar ise boş kalacak

Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)
Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)

Suriye Halk Meclisi Yüksek Seçim Komitesi, Haseke vilayeti ile Ayn el-Arab bölgesinde seçim sürecinin başarıyla tamamlandığını açıkladı. Komite Sözcüsü Nevvar Necme, Haseke ve Ayn el-Arab’daki seçimlerin ardından Halk Meclisi’nin ilk oturumunun toplanmasının önünde artık herhangi bir engel kalmadığını belirtti. Necme, bunun Cumhurbaşkanı tarafından atanacak üyelerin üçte birini içeren kararname yayımlandıktan sonra mümkün olacağını ifade etti.

Haseke ve Halep vilayetlerindeki seçimler tamamlanırken, Suveyda vilayetindeki seçimler ise ertelenmiş durumda. Necme, Suveyda’ya ayrılan üç milletvekilliğinin, uygun güvenlik ve siyasi koşullar oluşana kadar boş bırakılmasının muhtemel olduğunu söyledi. Ayrıca kısa süre içinde Cumhurbaşkanı kararıyla atanacak 70 üyenin isimlerinin de açıklanacağı bildirildi.

Suveyda’da Dürzi topluluğunun önde gelen isimlerinden ve hükümete muhalif Şeyh Hikmet el-Hicri geçen hafta yaptığı açıklamada, Suveyda’nın Şam merkezî yönetiminden ayrılması ve ‘kendi kaderini tayin hakkı’ talebine bağlılığını yineledi. El-Hicri, bu seçeneğin ‘geri dönüşü olmayan bir tercih’ haline geldiğini söyledi. El-Hicri, “Bu bölgenin üzerinde bizim seçmediğimiz hiçbir otoritenin yetkisi yoktur. Bölgeyi kendi evlatlarımız aracılığıyla biz yönetiriz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Yüksek Seçim Komitesi, ekim ayında yeni Halk Meclisi için 140 üyeden 119’unun isimlerini açıklamış, kalan üyelerin ise geçiş dönemi anayasal düzenlemeleri kapsamında dolaylı yöntemlerle belirleneceğini duyurmuştu. Suveyda, Haseke ve Rakka vilayetlerine ayrılan 21 sandalye ise güvenlik gerekçesiyle boş bırakılmıştı.

Mart ayında Rakka’da yapılan seçimlerde ise katılım oranının yüzde 90’ı aştığı belirtilmiş ve 4 aday seçilmişti.

Yoğun güvenlik önlemleri altında bu sabah başlayan oylamada, Haseke ve Halep vilayetlerinin temsilcileri belirlendi. Komite Sözcüsü Necme, bölge halkının siyasi sürece katılım konusunda ‘gerçek irade ve ulusal bağlılık gösterdiğini’ söyledi. Bu açıklama, oy sayımının tamamlanması ve ilk sonuçların açıklanmasının ardından geldi.

Halep’e bağlı Ayn el-Arab bölgesinden Halk Meclisi üyeliğine Ferhad Enver Şahin ve Şavah İbrahim el-Asaf seçilirken; Haseke seçim bölgesinden İbrahim Mustafa el-Ali, Ömer İsa Hayes ve Fadla Yusuf; Kamışlı bölgesinden ise Kim Hüseyin İbrahim, Rıdvan Osman Sido, Abdülhalim Hıdır el-Ali ve Mahmud Madi el-Ali milletvekili oldu.

Seçim katılım oranının Kamışlı bölgesinde yüzde 75, Haseke bölgesinde yüzde 92 ve Halep’e bağlı Ayn el-Arab bölgesinde yüzde 95’e ulaştığı belirtildi.

Seçimler, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşma sonrasında, daha önce özerk yönetimin kontrolünde bulunan bölgelerde gerçekleştiriliyor. Söz konusu süreç, Suriye’nin kuzeydoğusunda sivil, askeri ve güvenlik kurumlarının devlet yapılarıyla bütünleştirilmesini öngören entegrasyon planı kapsamında yürütülüyor.

Yüksek Seçim Komitesi üyesi Enes el-Abde yaptığı açıklamada, seçimlerin ‘ulusal entegrasyon sürecinde kilit bir adım’ olduğunu ve ‘farklı taraflar arasındaki olumlu diyaloğun bir ürünü’ niteliği taşıdığını ifade etti.

El-Abde, seçimlerin Haseke halkına tüm bileşenleriyle birlikte ulusal karar alma sürecine katılma imkânı sunduğunu, bunun da devlet kurumlarında temsil ve çeşitliliği güçlendirdiğini söyledi.

Yüksek Seçim Komitesi, oy verme merkezlerini Haseke il yönetim binası, Kamışlı seçim çevresi için Haseke Kültür Merkezi’nin eski binası ve Ayn el-Arab’daki kültür merkezi olarak belirledi.

Komite ayrıca dün oy verme merkezlerinde incelemelerde bulunarak lojistik hazırlıkları, gizli oy verme kabinlerini ve basının süreci takip edebilmesi için gerekli düzenlemeleri denetledi.

Ayn el-Arab bölgesinde ayrılan iki sandalye için 12 aday yarışırken, Haseke’de üç sandalye için 13 aday, Kamışlı’da dört sandalye için 7 aday yarıştı. El-Malikiye seçim çevresinde ise iki sandalye için iki adayın seçimi doğrudan kazandığı belirtildi.


Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
TT

Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)

Hizbullah, son günlerde İsrail toprakları içindeki Demir Kubbe hava savunma sistemi platformlarına yönelik saldırılarını artırdı. Uzmanlara göre bu hamle, İsrail ordusunun maddi kayıplarının maliyetini yükseltme ve gerek Lübnan içinde gerekse İran’da savaşın yeniden başlaması ihtimaline karşı ön hazırlık yapma girişimi olarak değerlendiriliyor. Bu durumun, füzelerin İsrail’in iç kesimlerine ulaşmasını kolaylaştırmayı amaçladığı belirtiliyor.

Demir Kubbe platformlarının hedef alınmasına odaklanılması, askeri çatışmanın seyrinde dikkat çekici bir değişim olarak görülüyor. Zira Hizbullah, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana geçen bir aylık süreçte İsrail’e ait hava savunma sistemlerine yalnızca bir saldırı düzenlemişti. Buna karşılık örgüt, son dört gün içinde İsrail sınırındaki askeri noktalarda bulunan Demir Kubbe platformlarına yönelik 6 saldırı gerçekleştirdiğini duyurdu. Hizbullah, söz konusu saldırılarda ‘kamikaze İHA’lar’ kullandığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı üç ayrı açıklamada, Lübnan sınırındaki Branit Kışlası ile Ramim Kışlası’nda bulunan 4 hava savunma sistemi platformunu hedef aldığını duyurdu. Branit Kışlası, İsrail’in kuzey sınırının doğu kısmının güvenliğinden sorumlu 91. Tümen’in (Celile Tümeni) ana komuta merkezi olarak biliniyor. Lübnan sınırındaki Ayta eş-Şaab beldesinin karşısında yer alan üs, sınır hattındaki en büyük ileri askeri karargâhlardan biri olması nedeniyle stratejik önem taşıyor ve Lübnan sınırındaki askeri operasyonların bir bölümünü yönetiyor. Hizbullah ayrıca, geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, el-Celil Ormanları Kampı’ndaki Demir Kubbe sistemini kamikaze İHA ile hedef aldığını bildirmişti.

Siyasi, askeri ve stratejik nedenler

Emekli Tuğgeneral Said el-Kazah, söz konusu saldırıların yoğunlaşmasını siyasi, askeri ve stratejik nedenlere bağladı. Kazah’a göre Hizbullah, Lübnan devletinin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakerelerden kaynaklanan hiçbir düzenlemeyi tanımadığı için askeri operasyonlarını sürdürmeye devam ediyor. Kazah, Hizbullah’ın özellikle ateşkes anlaşmasının uygulanmasına ilişkin süreci kabul etmediğini belirterek, örgütün müzakere kartının Lübnan devletinin değil İran’ın elinde olmasını istediğini ifade etti. Kazah, Hizbullah’ın daha önce 2006 müzakerelerinde, deniz sınırlarının belirlenmesi sürecinde ve 2024’teki çatışmaların durdurulması anlaşmasında olduğu gibi elinde tuttuğu pazarlık gücünü kaybettiğini söyledi.

xc sdvdf
Hizbullah tarafından yayınlanan ve Lübnan sınırına yakın bir askeri üste bulunan Demir Kubbe bataryasına yönelik saldırıyı gösterdiği iddia edilen bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Siyasi olmayan nedenlere de değinen Kazah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın “Demir Kubbe sistemleri, tanklar, zırhlı araçlar ya da personel gibi vurabildiği her hedefi hedef almaya çalıştığını” söyledi. Kazah, örgütün şu anda başlıca saldırı aracı olarak fiber optik İHA’ları kullandığını belirterek, “Bu araçlar pistleri geçici olarak devre dışı bırakabiliyor ancak tamamen yok edemiyor. Buna karşılık Demir Kubbe sistemlerinin hedef alınmasından doğan zarar çok daha büyük oluyor… Demir Kubbe füzelerinin vurulması patlamalarına yol açarken, radar sistemlerinin vurulması ise tamamen imha edilmeleri anlamına geliyor” ifadelerini kullandı. Kazah, Hizbullah’ın, İsrail ordusuna verdiği zararın maliyetini artırmaya ve özellikle hava savunma sistemlerini devre dışı bırakarak askeri, maddi ve stratejik açıdan önemli kayıplar verdirmeye çalıştığını kaydetti.

Kazah, Demir Kubbe sistemlerine yönelik saldırıların yoğunlaşmasının arkasında başka nedenlerin de bulunduğunu belirterek, bunların başında ‘İran’da savaşın yeniden başlaması ya da Lübnan’daki savaşın genişlemesi ihtimali karşısında bu sistemleri işlevsiz hale getirme girişiminin’ geldiğini söyledi. “Her iki cephede savaşın yeniden başlaması halinde füze saldırılarının tekrar başlaması beklenir” diyen Kazah, Hizbullah’ın bu nedenle hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirerek kendi füzelerinin ya da İran füzelerinin İsrail içlerine ulaşmasını sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Kazah, İran’da savaşın yeniden başlamasının ‘Hizbullah’ın da çatışmalara dahil olması anlamına geleceğini’ savunarak, Tahran’ın ‘Hizbullah, Husiler ve Iraklı milisler dahil tüm unsurlarını İsrail’e, Arap ülkelerine ve bölgedeki yabancı çıkarlara yönelik saldırıları yoğunlaştırmak için kullanacağını’ öne sürdü. Kazah ayrıca, İran’ın üçüncü dalga saldırıların ‘sert ve yıkıcı olacağını’ bildiğini, bu saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmayıp ekonomik tesisler ile altyapıyı da kapsayabileceğini düşündüğünü söyledi.

Fiber optik İHA’lar

Hizbullah, tespit edilmesi zor ve diğer kablosuz İHA’larda olduğu gibi elektronik karıştırma ya da savunma sistemleriyle etkisiz hale getirilmesi neredeyse imkânsız olan fiber optik İHA’ların kullanımını artırıyor. Bu durumun, söz konusu İHA’ların hedeflerine diğer modellere kıyasla daha kolay ulaşmasını sağladığı belirtiliyor. Kazah, bu tür İHA’ların 3 ila 5 kilogram arasında patlayıcı taşıma kapasitesine sahip olduğunu belirterek, “Toplu hedeflere yönelik saldırılarda can kayıplarına yol açabiliyorlar. Ayrıca tank ve zırhlı araçlarda optik nişangâh ya da gözetleme sistemlerini hedef aldıklarında ciddi hasar verebiliyorlar” dedi. Kazah, bu tür İHA’lara karşı henüz etkili bir çözüm bulunamadığını ifade ederek, “Ne Rusya-Ukrayna savaşında ne de Lübnan cephesinde bu sistemlere karşı kesin sonuç veren bir yöntem geliştirilebildi” değerlendirmesinde bulundu.

sxd
Güney Lübnan’daki el-Abbasiye kasabasında İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgede incelemelerde bulunan sivil savunma personeli (AFP)

Öte yandan İsrail, tahliye uyarılarının kapsamını Sayda yakınlarındaki Cezzin bölgesine kadar genişletti. Sınır hattından yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki bölgeyi de kapsayan uyarılar, Güney Lübnan’daki Güney ve Nebatiye vilayetlerinde bulunan 15 kasaba ve köyü içine alan en geniş tahliye dalgası oldu. Bu gelişme, İsrail’in gece saatlerinde düzenlediği hava saldırılarında Güney Lübnan’ın Sur kentindeki bir hastanenin zarar görmesinin ardından yaşandı.

Dün yoğun hava saldırıları devam ederken, Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ‘Sur çevresindeki Cel el-Bahr bölgesine şiddetli bir hava saldırısı düzenlendiğini’ bildirdi. Güney Lübnan’daki farklı noktalara yönelik saldırıların sürdüğü belirtilirken, bunlardan birinin Bazuriye beldesindeki narenciye bahçelerinden birini hedef aldığı, saldırıda burada çalışan çok sayıda Suriyeli işçinin yaralandığı aktarıldı.

Sur uyarıları

İsrail ordusu, cuma gününü cumartesiye bağlayan gece yarısı saatlerinde, Sur bölgesindeki iki bina ve çevresinin tahliye edilmesi yönünde uyarı yayımlamış, söz konusu binaların Hizbullah’a ait hedefler olduğu gerekçesiyle vurulacağını açıklamıştı. NNA, tehdit edilen binalardan birinin Sur kentindeki Hiram Hastanesi yakınında bulunduğunu bildirdi. Haberde, İsrail’in saldırı tehdidini gerçekleştirmesinin ardından binada ağır hasar meydana geldiği belirtildi.

dsvdsv
Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde İsrail’in düzenlediği saldırının yol açtığı hasarı inceleyen yerel halk (Reuters)

NNA, saldırının Hiram Hastanesi’nde, ameliyathanelerde, polikliniklerde, elektrik şebekelerinde ve hastane binasının camlarında ağır hasara yol açtığını bildirdi. Hastane Yönetim Kurulu Başkanı Selman Aydibi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Hastaları daha güvenli bölgelere naklettik” dedi. Aydibi, hastalardan hiçbirinin zarar görmediğini ancak yaklaşık 30 hastane çalışanının hafif şekilde yaralandığını belirtti. Hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Aydibi, acil servis bölümünün kısa süreliğine hizmet dışı kalmasına rağmen hastanenin mevcut koşullarda faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.

Aydibi ayrıca, İsrail ile Hizbullah arasında 2 Mart’ta başlayan savaşın ardından İsrail saldırılarının hastane çevresini ikinci kez hedef aldığını kaydetti. Yıkılan iki binanın, İsrail’in neredeyse her gün saldırı düzenlediği kentteki yerleşim bölgelerinde bulunduğu belirtildi. İsrail’in tahliye uyarısının ardından sivil savunma ekipleri ve belediye polisi, hoparlörler aracılığıyla halka bölgeyi terk etmeleri çağrısında bulundu. Uyarı sonrası çok sayıda kişinin evlerini terk etmeye çalışması nedeniyle sokaklarda yoğun trafik oluştu.

İsrail ordusu ise dün yaptığı açıklamada, gece saatlerinde ‘Sur bölgesinde Hizbullah’a ait altyapı hedeflerini’ vurduğunu duyurdu. Açıklamada ayrıca, Lübnan’ın doğusundaki Bekaa bölgesinde Hizbullah tarafından ‘silah üretiminde kullanıldığı’ öne sürülen yer altı tesislerinin de hava saldırılarında hedef alındığı belirtildi.


10 bin Kürt Suriye vatandaşlığı için başvuruda bulundu

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
TT

10 bin Kürt Suriye vatandaşlığı için başvuruda bulundu

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)

Şam yönetimi ile Kürtler arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne katkı sağlayacak yeni bir adım kapsamında, Suriye İçişleri Bakanlığı en az 10 bin Kürdün Suriye vatandaşlığı almak için başvuruda bulunduğunu açıkladı.

Bu gelişme, 1962 yılında yapılan nüfus sayımına bağlı olağanüstü uygulamaların kaldırılmasını öngören 13 sayılı kararname çerçevesinde gerçekleşti. Söz konusu uygulamalar, uzun yıllar boyunca geniş bir Kürt kesiminin Suriye vatandaşlığından mahrum kalmasına yol açmıştı.

Suriye İçişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, 13 sayılı kararname kapsamındaki vatandaşlık başvurularının 2 bin 892 aile dosyasına ulaştığını, bunların toplamda 10 bin 516 kişinin vatandaşlığa alınması için yasal yetki içerdiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın bakanlı açıklamasından aktardığına göre başvuruların büyük bölümü ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke’den, onu Halep ve ardından Şam’ın takip ediyor.

Başvuruların kabul edildiği ilk aşamanın tamamlanmasının ardından, ikinci aşamada bilgilerin doğruluğunun inceleneceği, son aşamada ise vatandaşlık işlemlerinin sonuçlandırılacağı ifade edildi.