Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Görüşmeler, Gazze'deki kırılgan ateşkesin güçlendirilmesi, İran ile mücadele, Suriye'de istikrarın sağlanması ve Yemen ile Somali'de Husi isyancılardan kaynaklanan tehditlerin ele alınması konularına odaklandı

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
TT

Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)

Nebil Fehmi

İsrail'in Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanımasından sadece birkaç gün sonra, Trump'ın ikinci döneminde Binyamin Netanyahu ile Trump arasında Mar-a-Lago tatil yerinde altıncı zirve düzenlendi. Zirve sonrasında basın toplantısındaki aşırı övgülere ve karşılıklı iltifatlara rağmen, zirve, ABD-İsrail ilişkilerindeki anlaşmazlıkların yanı sıra mevcut uyum derecesini de açıkça yansıttı.

ABD-İsrail görüşmeleri, Gazze'deki kırılgan ateşkesin güçlendirilmesi, İran ile mücadele, Suriye'nin istikrara kavuşturulması, Yemen ile Somali'deki Husi isyancılardan kaynaklanan tehditlerin ele alınması konularına odaklandı. Bu sorunlar, Kızıldeniz'den Afrika Boynuzu'na uzanan süregelen gerilimler arasında Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme vizyonuyla iç içe geçmiş. Zirve, cesur diplomatik ve askeri hamlelere dair olasılıkları yansıtırken, aynı zamanda daha geniş bir geriliim ve bölgesel istikrarsızlık riskini de beraberinde getiriyor.

Çalkantılı bir bölgesel bağlam

Bölgesel bağlam krizlerle dolu olmayı sürdürüyor. Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı ve İsrail'in yanıtı sonrasında patlak veren Gazze'deki çatışma, Ekim 2025'ten beri kırılgan bir ateşkes altında devam ediyor. Rehinelerin çoğunun serbest bırakılmasına rağmen, Hamas'ın silahsızlandırılmasını, uluslararası denetimi, İsrail'in çekilmesini ve insani yardımın garanti altına alınmasını gerektiren ikinci aşama hâlâ tıkalı durumda.

Trump'ın ekibi, eleştirmenlerin anlaşmayı baltaladığını savunduğu yerleşim yerlerinin genişlemesi ve askeri operasyonlar da dahil olmak üzere İsrail'in oyalama taktikleri olarak saydığı şeyden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Buna rağmen Trump kamuoyu önünde, İsrail'e olan güçlü desteğini yineledi, Hamas'a uyarılarda bulundu ve Netanyahu ile caydırıcılık mantığı konusunda hemfikir olduğunu vurguladı.

İran da temaslara damgasını vurdu; Trump, ABD saldırılarının ardından İran’ın herhangi bir nükleer veya füze geliştirme girişimine karşı uyarıda bulundu. Netanyahu, bölgesel güvenlik için gerekli olduğunu savunarak, olası herhangi bir İsrail eylemi için ABD desteği aradı. Sınırların  istikrarı ve azınlıkların korunmasıyla ilgili uzlaşılarla birlikte, Esed sonrası Suriye konusu da gündeme getirildi. Trump, İsrail'in çekincelerine rağmen, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimiyle ilişkilere olan güvenini dile getirdi.

Yeni bir Ortadoğu vizyonu

Zirvede daha geniş bir tema da öne çıktı; Netanyahu'nun analistler tarafından “Büyük İsrail” vizyonunun unsurlarını içerdiği yorumları yapılan “Yeni bir Ortadoğu” kurma hedefi. Netanyahu, caydırıcılık, barış, rakiplerin marjinalleştirilmesi yoluyla bölgeyi dönüştürme söylemini yineledi. 2025 boyunca yaptığı konuşmalarda ve röportajlarında, komşu devletlerin çöküşü ortasında İsrail’in hegemonyasını vurgulayarak, jeopolitik sahneyi yeniden şekillendirmeye yönelik “tarihi bir misyon”dan bahsetmişti. Geçmişte katıldığı BM etkinliklerinde sunduğu ve Filistin devletinin kurulmasını göz ardı eden haritalar da bu söylemi yansıtıyordu. Bu durum, İsrail'i yayılmacılıkla suçlayan Arap devletleri ve İran destekli gruplar arasında endişelere yol açmıştı.

Somaliland ve Maşrık ötesine uzanma

Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki son gelişmeler, bu vizyonun Maşrık (Levant) ötesine uzandığını gösteriyor. 26 Aralık 2025'te, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden hemen önce, İsrail, Somaliland'ın Somali'den bağımsızlığını resmen tanıyan ilk ülke oldu. Karar, diplomatik ilişkilerin kurulması ve teknoloji, tarım ve güvenlik alanlarında iş birliğinin sağlanmasıyla birlikte “İbrahim Anlaşmaları ruhuna uygun” olarak sunuldu.

Stratejik olarak Somaliland'ın Aden Körfezi'ndeki kıyı şeridi, Yemen'in karşısında ileri bir karakol sağlayarak istihbarat toplama, lojistik destek ve Husiler ile İranlı müttefiklerine karşı olası operasyonlar için olanak tanıyor. İsrailli analistler, Kızıldeniz’in güvenliğini ve İran etkisine karşı koymayı temel gerekçeler olarak göstererek bunu açıkça savundular.

Ancak karar, öfkeli tepkilere yol açtı. Somali, bu adımı egemenliğine bir saldırı olarak kınadı ve Afrika Birliği, Mısır, Türkiye ve İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan destek topladı; bu ülkeler, kararın Netanyahu'nun hayati önem taşıyan deniz ticaret yolları üzerindeki kontrolünü artırma planının bir parçası olduğundan endişe duyuyorlar. Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır da dahil olmak üzere 21 Arap, İslam ve Afrika ülkesi, ortak bir bildiri yayınlayarak bu tanımayı reddetti ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenlik ve istikrara tehdit olarak değerlendirdi. Arap perspektifi, bu hamleyi Somali'yi istikrarsızlaştırabilecek ve vekalet savaşlarını körükleyebilecek İsrail yayılmacılığının bir yansıması olarak görüyor.

Altta yatan anlaşmazlıklar ortasında ABD-İsrail mutabakatı

Trump-Netanyahu görüşmesi, İsrail'in “direniş ekseni” olarak adlandırdığı şeye karşı ortak hareket kararlılığını pekiştirdi ve bu da tehditleri etkisiz hale getirmek için daha geniş çaplı operasyonların yolunu açabilir. Bununla birlikte, ABD-İsrail arasında altta yatan anlaşmazlıklar devam ediyor.

Trump'ın kamuoyu önündeki desteğine rağmen, yönetimi İsrail'in Gazze ateşkesini ele alış biçiminden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi. ABD’li yetkililer, Netanyahu'yu yerleşim yerlerinin genişlemesi, insani yardımın azlığı ve ateşkes şartlarını ihlal eden operasyonlar yoluyla anlaşmayı baltalamakla suçluyor. Trump'ın politikaları çelişkili görünüyor; Gazze'de itidal çağrısında bulunurken, Filistin Ulusal Otoritesi’ni zayıflatan Batı Şeria'daki sert politikaları hoş görüyor.

İran konusunda ise güçlü bir fikir birliği var; Trump, nükleer ve füze kapasitelerinin yeniden inşa edilmesi durumunda olası saldırılar düzenlenebileceğini ima ediyor. İkisi arasındaki anlaşmazlık  ise yaklaşımlarında yatıyor. Trump nükleer konuda müzakereleri savunurken, Netanyahu önleyici askeri harekâtı tercih ediyor. Suriye'de, Trump'ın Şara konusundaki iyimserliği, İsrail'in şüpheciliğiyle tezat oluşturuyor ve risklere ilişkin farklı değerlendirmeleri yansıtıyor. Bu gerilimler ayrıca Netanyahu üzerindeki iç baskılardan da kaynaklanıyor; bunlar arasında aşırı sağcı koalisyonu ve yolsuzluk davaları da yer alıyor.

Bölgesel yansımalar ve Arap perspektifi

 Bölgesel olarak durum istikrarsızlığını koruyor. Gazze'de, Trump'ın ikinci aşamanın uygulanması için yaptığı baskı -Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve “barış konseyi” yönetimi altında yeniden inşa- süreci hızlandırabilir, ancak Netanyahu'nun iç öncelikleri bunu engelleyebilir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, Somaliland'ı İbrahim Anlaşmaları çerçevesine dahil ederek barış sürecini genişletmek, bu anlaşmalara yönelik hassasiyeti artırabilir ve zaten temkinli olan Arap devletlerini uzaklaştırabilir.

Arap perspektifinden bakıldığında, zirve ve Somaliland'ın tanınması, ABD destekli İsrail hegemonyasına dair korkuları derinleştiriyor. Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün liderleri, Trump'ın Hamas ve İran'a yönelik uyarılarını taraflı ve İsrail'in ateşkes ihlallerini görmezden gelen bir yaklaşım olarak görüyor. Somaliland hamlesi ve Yemen'deki huzursuzluk, İsrail'e Kızıldeniz'de stratejik bir dayanak noktası sağlayarak, Arap çıkarlarını tehdit edebilir ve aşırıcılığı körükleyebilir.

İç politikada Netanyahu, daha temkinli danışmanlarını devre dışı bırakarak Trump ile olan kişisel ilişkisinden faydalanıyor. Zirveden hemen önce Somaliland'ın tanınmasının açıklanması, Trump'ın kamuoyunda çekincelerini dile getirmesine rağmen, Amerikan desteğini sağlamaya yönelik bir girişim gibi görünüyor.

Sonuç olarak, Mar-a-Lago zirvesi, Gazze anlaşmasının uygulamada ağır ilerlemesi ve Somaliland'ın tanınması, Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme hırsını somutlaştırıyor. Bu hırs da uzlaşma yerine caydırma, geleneksel rakipleri aşan ittifaklar ve hukukun üstünlüğü veya doğru ve yanlış kavramlarından bağımsız olarak, tarihi sınırların ötesine gücünü dayatmaya dayanıyor. Bu da Ortadoğu'da bir endişe ve istikrarsızlık dönemine kapıyı açıyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
TT

Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, ABD ile İran arasındaki savaşta yaşanabilecek yeni bir tırmanışın daha büyük yıkıma ve ciddi sonuçlara yol açmasından “son derece endişeli” olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bugün Bahreyn'in başkenti Manama'da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen Güvenlik Diyaloğu Zirvesi'nde konuşan Abdülati, “Bir sonraki çatışma turu daha tehlikeli ve daha yıkıcı olacak, hiçbir sonuç getirmeyecek. Geçmişten ders çıkarmalıyız” ifadelerini kullandı.

Haziran ayında varılan geçici anlaşma, İran'la yaşanan savaşta kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını veya Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığının normale dönmesini mümkün kılmadı. O tarihten bu yana İran, Washington'un İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırması karşılığında Tahran'ın yedi gün içinde aksayan deniz geçişini yeniden açmasını önerdi.

Yeni bir anlaşmaya varılması amacıyla Katar arabuluculuk heyeti dün yeniden Tahran'a döndü. Ancak taraflar, önce nükleer müzakerelerin mi yoksa ablukanın ve petrol yaptırımlarının hafifletilmesinin mi gündeme alınması gerektiği konusunda hâlâ anlaşmazlık yaşıyor.


Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
TT

Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevden alınması ve Başbakan Ali ez-Zeydi’nin kurumun yönetimini bizzat üstlenmesi, ülkenin en önemli güvenlik kurumlarından birindeki görev değişikliğinin ötesinde anlamlar taşıyor. Bu gelişme, hassas makamların siyasi güçler arasında nasıl paylaştırıldığı ve bu güçlerin güvenlik kurumları üzerindeki nüfuzunun sınırları konusunda yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Ez-Zeydi, eş-Şatri’yi görevden alma kararından üç gün sonra, perşembe akşamı ülkenin en hassas makamlarından birinin yönetimini devraldı. Aralık 2024’te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani tarafından Raid Cuhî’nin yerine atanan eş-Şatri, yaklaşık bir buçuk yıl görevde kaldı.

Hükümet, görevden alma kararını egemenliğin pekiştirilmesi ve bölgesel tehditlerle mücadele kapsamında atılmış bir adım olarak nitelendirdi. Ancak söz konusu tehditlerin niteliği veya ez-Zeydi’nin teşkilatın yönetimini ne kadar süreyle üstleneceği konusunda ayrıntı vermedi.

Bu adım, güvenlik kurumunun yönetiminde istisnai bir uygulama olarak değerlendirilirken, aynı zamanda kurum başkanının değiştirilmesinin ötesine geçen siyasi boyutlar taşıyor.

Ez-Zeydi, istihbarat teşkilatının “bütün Iraklılara ait” olduğunu ve partizan, mezhepsel ya da hizipsel paylaşımın dışında tutulması gerektiğini belirtti. Ancak yeni bir başkan atamak yerine görevi bizzat üstlenmesi, makamı iktidar ortakları arasında yürürlükte olduğu varsayılan yazılı olmayan siyasi paylaşım düzeninin dışında bırakıyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)

Güvenlik yapılanması

Siyasi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, makamların paylaşımına ilişkin mutabakatlar çerçevesinde istihbarat teşkilatı başkanlığının Sünni Arapların kontenjanına ayrıldığını, ancak bu düzenlemenin henüz Sünni bir ismin göreve getirilmesiyle sonuçlanmadığını belirtti.

Kaynaklara göre ez-Zeydi’nin teşkilatın başına geçmesi, bölgesel gerilimin arttığı bir dönemde yeni istihbarat başkanlığını siyasi çekişmelerden korumayı amaçlıyor olabilir. Kaynaklar, başbakanın güvenlik yapılanmasını yeniden düzenleme planlarının teşkilatın belirli siyasi güçlerin kontrolüne geçmesini zorlaştırdığını ifade etti.

2003'ten bu yana teşkilatın yönetiminde, eski subay Muhammed Abdullah eş-Şevvani'nin kısa süreli görev dönemi dışında, Şii partilerle bağlantılı isimler yer aldı. Buna karşılık Sünni yetkililer, operasyonlardan sorumlu başkan yardımcılığı gibi teşkilatın önemli kademelerinde görev yaptı. Söz konusu makam, İran yanlısı silahlı grupların kışkırtma kampanyalarına da hedef olmuştu.

Bağdat'ın Mansur bölgesindeki teşkilat merkezinin çevresi, Mart 2026'da insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen hava saldırısına maruz kaldı. Saldırıda bir istihbarat subayı hayatını kaybederken, merkezde maddi hasar meydana geldi.

Resmî olmayan güvenlik raporlarında, saldırının İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilim nedeniyle yasa dışı faaliyet gösteren silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Adının açıklanmasını istemeyen Sünni bir siyasetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Irak'taki mevcut mezhepsel ve etnik güç paylaşımı düzenine göre istihbarat teşkilatının Sünni Arapların kontenjanında bulunduğunu söyledi.

Söz konusu siyasetçi, bu kesimin özellikle hassas ve güvenlikle ilgili makamlarda güç paylaşımı sistemi nedeniyle sık sık haksızlığa uğradığını belirterek, Sünnilerin bu tür görevlerde temsil edilmemesinin, vatandaşlık ve geçmişin mirasını aşma söylemiyle siyasi uygulamalar arasındaki uçurumu ortaya koyduğunu ifade etti.

Ancak aynı siyasetçi, eş-Şatri'nin görevden alınmasıyla ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini birbirinden ayrı değerlendirdi. Başbakanın mevcut aşamada teşkilatı yönetmesinin, makam üzerindeki anlaşmazlığın siyasi güçler arasında yeni bir rekabet alanına dönüşmesini önleyebileceğini belirtti. Görev için adaylık sürecinin başlatılmasının, siyasi çekişmelerin yoğunluğu nedeniyle uzlaşmayı zorlaştırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)
Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)

İstihbarat teşkilatı: Merkezî yönetim ile siyasi paylaşım arasında

2003'ten bu yana Irak İstihbarat Teşkilatı, devlet kurumlarının inşasına damgasını vuran mesleki ve siyasi çıkarların iç içe geçmesinden bağımsız kalamadı. Güvenlik kurumları, sivil kurumlardan farklı bir yapıya sahip olmalarına rağmen, üst düzey görevler çoğu zaman siyasi güçler arasında pazarlık ve rekabet konusu oldu.

Siyaset araştırmacısı Abbas Abbud, 2003 sonrasında Irak devletinin kurumsal yapısında idari ve siyasi alanların iç içe geçtiğini, bunun da kurumların rolünü sınırlandırarak bağımsızlıklarını zayıflattığını ifade etti.

Abbud, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu iç içe geçişin idari görevlerden hassas güvenlik kurumlarına kadar uzanan bir siyasi nüfuz mücadelesine yol açtığını söyledi. Başbakanın teşkilatı siyasi paylaşım düzeninin dışında tutma yönündeki açıklamalarına rağmen, istihbarat kurumunun da bu rekabetin bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Burada öne çıkan soru, ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini siyasi liderlikle güvenlik kurumları arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye yönelik bir adıma dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi'nin kurulması ve yönetiminin eski İçişleri Bakanı Korgeneral Abdülemir eş-Şemmari'ye verilmesi, güvenlik yapılanmasının denetimini başbakanın liderliğinde merkezileştirmeye yönelik açıklanmış bir eğilimi yansıtıyor.

Ancak denetimin merkezîleştirilmesi, atama ve hesap verebilirlik konusunda açık kurallar oluşturulmadığı ve yetki sınırları belirlenmediği sürece kurumların mesleki bağımsızlığını güçlendireceği anlamına gelmiyor.

Müstansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Talib Muhammed Kerim, Irak'ın bölgesel ve uluslararası çatışmalardan korunabilmesi için stratejik gelişmeleri okuyabilen, çatışmaların yönünü ve bunların güvenlik, egemenlik ve ekonomik çıkarlar üzerindeki etkilerini öngörebilen bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Kerim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu hedefin gerçekleştirilmesi için teşkilatın siyasi çekişmelerden bağımsız bir mesleki yapıya kavuşması, güvenlik, diplomasi ve ekonomi kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması ve kurumu siyasi güçlerin hesaplarına göre değil, ulusal çıkarlar doğrultusunda yönetecek yetki ve vizyona sahip bir liderlik tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguladı.


Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
TT

Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan’daki savaşın sona erdirilmesi ve dışarıdan dayatmalar olmaksızın barışın tesis edilmesi için ülkesinin yardıma hazır olduğunu açıkladı. Putin, Moskova’da düzenlenen 3. Rusya-Afrika Zirvesi kapsamında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik ve teknik iş birliğini geliştirmeye yönelik bir yol haritası sundu.

Putin, ülkesinin çatışmaların durdurulmasını ve siyasi bir çözüme ulaşılmasını desteklediğini vurgulayarak, savaşın insani ve ekonomik sonuçlarına dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre önerilen yol haritası, ticaret, sanayi, teknoloji ve lojistik alanlarında iş birliğini kapsıyor.

Burhan ise Rusya ile stratejik ortaklık kurulması çağrısında bulunarak Kızıldeniz kıyısında, Rusya’ya ait akaryakıt ve buğday depolarının da yer alacağı serbest ekonomik bölge oluşturulmasını önerdi. Sudan hükümetinin, demokratik bir sivil geçiş sürecinin ve özgür seçimlerin önünü açacak, “tamamen Sudan’a özgü” bir barış sürecine bağlı olduğunu vurguladı.

Öte yandan Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Ukraynalı askerlerin Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında savaştığını ve birliklerine insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı konusunda eğitim verdiğini öne sürdü. Hartum yönetiminin Ukraynalı, Kolombiyalı ve diğer yabancı uyruklu kişilerin savaşa katılımına ilişkin kanıtlara sahip olduğunu belirten Salim, geçen yıl ABD yönetimine Ukrayna üzerinden Sudan’a Amerikan silahlarının ulaştırıldığını gösteren belgeler sunduğunu açıkladı.