Filistinli yetkili: İsrail, Batı Şeria'nın yüzde 41'ini kontrol ediyor

İsrail, Kudüs bölgesinde Filistinlilere ait en az 40 bin evi yıkmaya çalışıyor

İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde, Tulkerim şehrinin doğusundaki Nur Şems Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, yılın ilk günü İsrail ordusuna ait bir buldozerin evlerini yıkmasını izliyor. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde, Tulkerim şehrinin doğusundaki Nur Şems Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, yılın ilk günü İsrail ordusuna ait bir buldozerin evlerini yıkmasını izliyor. (AFP)
TT

Filistinli yetkili: İsrail, Batı Şeria'nın yüzde 41'ini kontrol ediyor

İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde, Tulkerim şehrinin doğusundaki Nur Şems Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, yılın ilk günü İsrail ordusuna ait bir buldozerin evlerini yıkmasını izliyor. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde, Tulkerim şehrinin doğusundaki Nur Şems Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, yılın ilk günü İsrail ordusuna ait bir buldozerin evlerini yıkmasını izliyor. (AFP)

Bir Filistinli yetkili, İsrail’in geçtiğimiz yıl Batı Şeria’daki geniş bölgeler üzerinde fiili kontrolünü artırdığını ve bütüncül bir siyasi proje kapsamında Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 41’ini kontrol eder hale geldiğini söyledi. Yetkili, bu sürecin geçici değil, kalıcı bir işgal durumu yarattığını ifade etti.

Duvar ve Yerleşimlere Karşı Direniş Kurumu Başkanı Müeyyed Şaban, dün Ramallah’ta düzenlediği basın toplantısında, İsrail’in geçen yıl Batı Şeria’ya yönelik organize saldırılarını ve bunlara ilişkin verileri paylaştı.

Şaban, İsrail işgal güçleri ve yerleşimcilerin geçen yıl Batı Şeria’da Filistinlilere ve mülklerine yönelik toplam 23 bin 827 saldırı gerçekleştirdiğini belirterek, bunun bir yıl içinde kaydedilen en yüksek saldırı sayısı olduğunu vurguladı. Şaban’ın verdiği bilgilere göre, işgal ordusu 18 bin 384 saldırı düzenlerken, yerleşimciler 4 bin 723 saldırı gerçekleştirdi. İşgal güçleri ile yerleşimcilerin birlikte gerçekleştirdiği saldırıların sayısı ise 720 oldu. Bu saldırıların bireyleri, arazileri, tarım alanlarını ve çeşitli mülkleri hedef aldığı kaydedildi.

xdfrgt
İsrail askerleri ve yerleşimciler, cuma günü Batı Şeria'daki Terkumiya köyünde Filistinlilerin tarım alanlarına erişimini engelledi. (DPA)

Şaban, 2025 yılını ‘kanla, haritalarla ve kararlarla ağırlaşmış bir yıl’ olarak niteledi. İşgal devletinin yalnızca yerleşimlerin genişletilmesiyle yetinmediğini söyleyen Şaban, kontrol kavramının anlamının da genişletilmeye çalışıldığını ifade etti. Şaban’a göre, hâkimiyet artık sadece mekân olarak toprağı kapsamakla sınırlı kalmıyor; coğrafyanın, sembollerin ve Filistin varlığının bütünüyle yeniden tanımlanmasına kadar uzanıyor.

Etkili kontrol

Şaban, işgal makamlarının Batı Şeria’nın toplam yüzölçümünün yaklaşık yüzde 41’i üzerinde fiili kontrol kurduğunu belirtti. Şaban’a göre İsrail, C olarak sınıflandırılan bölgelerin yaklaşık yüzde 70’inde hâkimiyetini pekiştirirken, askeri emirler ve kamulaştırma uygulamalarından oluşan bütüncül bir mekanizma yoluyla Filistin’e ait Ürdün Vadisi’nin yüzde 90’ından fazlasını da kontrolü altında tutuyor. Şaban, bunun tüm unsurlarıyla tamamlanmış bir siyasi proje kapsamında hayata geçirildiğini vurguladı.

sxcd
Batı Şeria'daki bir İsrail yerleşimi (Reuters)

Şaban, İsrail parlamentosu Knesset’i, Batı Şeria’daki sömürgeci projeyi derinleştirmek için hukuk sistemini merkezi bir araç olarak kullanmakla suçladı. Knesset’in, mevcut sömürgeci fiili durumları yasallaştırmayı, yerleşimcilerin ve yerel konseylerin yetkilerini genişletmeyi, arazi yönetimi, planlama ve inşaat alanlarında hukuki ayrımcılığı kurumsallaştırmayı hedefleyen çok sayıda yasa tasarısı ve yasal düzenlemeyi gündeme getirdiğini anlattı. Şaban, bu sürecin Batı Şeria toprakları üzerindeki İsrail kontrolünü artırmak amacıyla ilave sivil yetkilerin işgal kurumlarına devredilmesini, Filistin topraklarının ve sahiplerinin hukuki statüsünün aşındırılmasını ve daha önce herhangi bir hükümet kararı olmaksızın kurulan yerleşim karakollarının yasallaştırılmasını da kapsadığını ifade etti.

cdfgthy
İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma'ale Adumim yerleşiminin genişletilmesine ilişkin bir haritayı gösteriyor. (Arşiv – AFP)

Öte yandan İsrail işgal güçleri, Beytüllahim’deki Aida Mülteci Kampı, El Halil’in kuzeyindeki Halhul beldesi, Eriha’daki Akabe Cebr Mülteci Kampı, Nablus’un batısındaki Tel köyü, Nablus’un güneyindeki Avarta köyü, Kalkilya kenti, Nablus’un kuzeydoğusundaki el-Bazan köyü, Cenin’in güneyindeki Ceba beldesi ve Tubas’ın güneyinde el-Faria Mülteci Kampı çevresini kapsayan geniş çaplı baskın ve gözaltı operasyonları düzenledi.

Baskınlar sırasında çok sayıda Filistinli gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında, El Halil’in batısındaki İzna beldesinde yaşayan gazeteci İnas İhlavi ile Kalkilya’dan serbest bırakılmış eski tutuklu Abdullah Ziyab da yer aldı. Ayrıca Nablus’a bağlı Avarta köyünden 21 Filistinli başta olmak üzere, baskın yapılan bölgelerin çoğundan başka kişilerin de gözaltına alındığı bildirildi.

hyy7u6
Batı Şeria'daki yerleşimlerde devriye gezen İsrail askerleri (Reuters)

Bu sırada onlarca İsrailli yerleşimci, İsrail polisi koruması altında Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyerek avlularında provokatif ritüeller gerçekleştirdi. Yerleşimciler ayrıca, Kudüs’te bulunan bir Müslüman mezarlığına saldırarak bazı mezar taşlarını tahrip etti.

Diğer yandan yerleşimciler dün, Mescid-i Aksa’nın güneyinde yer alan Silvan beldesinde Kudüslü bir Filistinliye ait evi ele geçirdi.

Kudüs'te 40 bin evin yıkılması

Bu arada, İsrail’in Kudüs çevresinde Filistinlilere ait en az 40 bin evi yıkmayı planladığı, bunun güvenlik ve demografik gerekçelerle gerekçelendirildiği ortaya çıktı.

Yedioth Ahronoth'un internet sitesi Ynet, dün yayımladığı haberde, bu girişimin aşırı sağcı Regavim örgütü tarafından hazırlanan gizli bir rapora dayandığını aktardı. Söz konusu raporda, Filistin Yönetimi’nin Kudüs’ü sıkıştıran büyük binalar inşa ettiği ve kentin güvenliğini tehdit ettiği iddia ediliyor.

frgtyı8
Geçtiğimiz nisan ayında Batı Şeria'daki El Halil kentinin merkezinde, yerleşimcilerin İsrail bayrağı astığı bir evin önünden geçen Filistinli bir kadın (AFP)

Rapora göre plan, İsrail’in bölgeyi 1967’de işgal etmesinden onlarca, hatta yüzlerce yıl önce var olan Filistin köylerini hedef alıyor. Hedef alınan yerler arasında, Oslo Anlaşmaları kapsamında Filistin Yönetimi’ne bağlı olan ve idari açıdan onun denetiminde bulunan er-Ram, Kalandiya, Sur Bahir, Anata, el-İzeriyye, Cebel el-Mukebbir, Cebel Ebu Ganim, Ebu Dis, Beyt Sahur, Beytüllahim ve Kubeybe gibi bölgeler ile başka yerleşimler bulunuyor.

Raporda, söz konusu yapıların İsrail’den izin alınmadan inşa edildiği öne sürülüyor.

2008 yılından bu yana yapılan sürekli hava fotoğraflarıyla bu yapıları tespit ettiğini belirten Regavim örgütüne göre, söz konusu binalar ‘yasa dışı’ kabul ediliyor ve örgüt bunların güvenlik tehdidi oluşturduğunu savunuyor. Raporda, yüksek katlı binalarda yaşayan Filistinlilerin, Doğu Kudüs’ün Yahudileştirilmesi amacıyla İsrail tarafından inşa edilen yerleşim birimlerini gözetleyebileceği iddia ediliyor.

Raporda ayrıca, örgütün önde gelen isimlerinden emekli Tümgeneral Levi Amitay’a ait dikkat çekici bir açıklamaya yer verildi. Amitay, “Güvenlik açısından burada büyük bir tehlike var. Gazze Şeridi’ndeki Philadelphia Koridoru’nda neler yaşandığını gördük. Sonunda orada güvenle hareket edebilmek için Refah’ı tamamen yok etmek zorunda kaldık” ifadelerini kullandı.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”