Gazze Yönetim Komitesi yeniden inşanın yedi yıl içinde tamamlanmasını bekliyor... İsrail ikinci aşamayı ‘sembolik’ olarak görüyor

Şaas, savaş enkazını Akdeniz'e taşımak ve altyapıyı yeniden inşa etmek için bir plan önerdi

Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)
Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)
TT

Gazze Yönetim Komitesi yeniden inşanın yedi yıl içinde tamamlanmasını bekliyor... İsrail ikinci aşamayı ‘sembolik’ olarak görüyor

Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)
Gazze şehrindeki yıkımın ortasında yerinden edilmiş insanlar için kurulan geçici çadırlar, 15 Ocak 2026 (AP)

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, yaklaşık iki yıl süren yıkıcı bir savaşın ardından Gazze Şeridi’nin 7 yıl içinde yeniden imar edilebileceğine dair dikkat çekici bir iyimserlik ortaya koydu. Bu açıklama, İsrail’in Gazze Şeridi’nde barış planının ikinci aşamasının başlatıldığına ilişkin duyuruları ‘sembolik’ olarak nitelendirmeye çalıştığı bir dönemde geldi.

ABD destekli bir anlaşma kapsamında Gazze Şeridi’nin yönetimiyle görevlendirilen Şaas, dün bir Filistin radyosuna verdiği demeçte, savaş enkazının Akdeniz’e taşınmasını ve tahrip edilen altyapının 3 yıl içinde yeniden inşa edilmesini öngören iddialı bir planı anlattı.

Eski Planlama Bakan Yardımcısı ve inşaat mühendisi olan Şaas’ın atanması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki İsrail savaşını sona erdirmeye yönelik planının bir sonraki aşamasına geçildiğinin işareti olarak değerlendiriliyor. Şaas, Hamas’ın yıllar süren yönetiminin ardından Gazze Şeridi’nin idaresinden sorumlu olacak 15 Filistinli uzmandan oluşan bir ekibe başkanlık edecek.

Trump’ın planı kapsamında İsrail, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısından çekildi. Ancak İsrail güçleri, neredeyse tüm binaların yerle bir edildiği diğer kısmı kontrol etmeyi sürdürüyor. Trump daha önce Gazze’yi ‘Ortadoğu’nun Rivierası’na’ dönüştürme fikrini gündeme getirmişti.

68 milyon ton moloz

Ali Şaas’ı bekleyen görev ise belirsizliklerle çevrili. Bu görev, İsrail ile Hamas arasında ateşkesin kırılganlığını koruduğu ve karşılıklı çatışmaların sürdüğü bir ortamda, Gazze Şeridi’nde yıkılan altyapının yeniden inşa edilmesini ve yaklaşık 68 milyon ton olduğu tahmin edilen enkaz ile patlamamış mühimmatın temizlenmesini kapsıyor.

Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler, İsrail ile önceki çatışmaların ardından savaş enkazını, Gazze kentindeki tarihi limanın inşasında ve çeşitli projelerde temel malzeme olarak kullanmıştı. Şaas, benzer bir yaklaşımın yeniden uygulanabileceğini dile getirdi. Şaas, “Buldozerleri getirip enkazı denize döker, denizde yeni adalar oluşturursak yeni bir toprak kazanırız; Gazze için alan yaratır ve enkazı temizleriz. Bu iş üç yıldan fazla sürmez; enkazın tamamı ortadan kalkar” ifadelerini kullandı.

xsdcf
İsrail hava saldırıları sonucu Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de meydana gelen yıkımdan (Reuters)

Şaas, kendisi açısından en acil önceliğin insani yardımın sağlanması olduğunu belirterek, bunun yerinden edilmiş Filistinliler için geçici barınma alanlarının kurulmasını da kapsadığını söyledi. İkinci önceliğin ise ‘temel ve hayati altyapının’ rehabilitasyonu olacağını, bunun ardından konutların ve diğer binaların yeniden inşasına geçileceğini ifade etti. Şaas, “Gazze 7 yıl içinde eskisinden daha iyi bir duruma gelecek” dedi.

Ancak Birleşmiş Milletler’in (BM) 2024 tarihli bir raporuna göre, Gazze Şeridi’nde yıkılan konutların yeniden inşasının en erken 2040 yılına kadar sürebileceği, sürecin onlarca yıl devam edebileceği belirtiliyor.

Zorluklar ve engeller

Şaas’ın Gazze Şeridi’nin yeniden imarına ilişkin iyimser takvim değerlendirmesinin ciddi zorluklarla karşılaşmasının neredeyse kesin olduğu belirtiliyor. Bu süreçte arabulucular, silah bırakmayı reddeden Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’ne barış gücü konuşlandırılması gibi konularda uzlaşı sağlamaya çalışıyor.

Öte yandan Şaas başkanlığındaki komitenin yeniden imar sürecini hangi koşullarda ve nasıl yürüteceği, ayrıca İsrail’in genellikle yasakladığı ağır iş makineleri ve ekipmanların ithalatı ile kullanımına ilişkin izinlerin nasıl temin edileceği de belirsizliğini koruyor.

sdefrt
Geçtiğimiz yıl şubat ayında Refah Sınır Kapısı’ndan geçmek için beklerken, Gazze Şeridi'ne giden yeniden inşa ekipmanlarıyla dolu tırının yanında oturan bir şoför (EPA)

Şaas, komitenin yetki alanının başlangıçta Hamas’ın kontrolündeki bölgelerle sınırlı olacağını, İsrail ordusunun kademeli çekilmesini öngören Trump planı doğrultusunda bu alanın zamanla genişleyeceğini söyledi. Şaas, “İkinci aşama başlar başlamaz, Gazze Şeridi’nin doğu sınırlarına doğru kademeli bir askeri çekilme süreci başlayacak. Çekilme ilerledikçe, komitenin Filistin topraklarındaki yetki alanı da genişleyecek. Şu anda yetkilerimiz, sarı hattın batısında kalan ve yaklaşık yüzde 50’yi oluşturan alanla sınırlı. Diğer anlaşmalar tamamlandıkça sarı hat aşamalı olarak geri çekilecek ve komisyonun yetkisi, denizden doğu sınırına kadar 365 kilometrekarelik Gazze Şeridi’nin tamamını kapsayacak” ifadelerini kullandı.

Sembolik bir adım

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Gazze Şeridi’nde savaşı sona erdirmeye yönelik planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. İsrail hükümetiyle tam koordinasyon içinde yapılmasına rağmen, Başbakan Binyamin Netanyahu bu açıklamanın önemini küçümsemeye çalışarak, bunu ‘sembolik bir adımdan ibaret’ olarak nitelendirdi.

İsrail basınına sızan bir talimat notunda, bakanlardan konuya ilişkin yorum yapmamalarının istendiği, kamuoyuna ise ‘bu sürecin sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi için önünde çok uzun bir yol olduğu’ mesajının verilmesinin talep edildiği belirtildi.

Söz konusu belgede, Amerikan tarafının açıklamasının etkisini azaltma amacıyla, planın ikinci aşamasına geçildiğini bizzat Başkan Trump’ın değil, danışmanını görevlendirerek bu duyurunun sosyal medya üzerinden ve daha düşük profilli bir şekilde yapılmasını sağladığına dikkat çekildi.

cdfrgt
Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

İsrailli yorumcular, Witkoff’un açıklamalarında İsrail’in sahadaki uygulamalarına değinmediğine ve Tel Aviv’den, Gazze Şeridi’nde her gün Filistinli sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan günlük bombardımanları durdurmasını beklemediğine dikkat çekti. Yorumlarda, ateşkesin ilan edilmesinden bu yana geçen üç ayda 446 Filistinlinin öldürüldüğü, bin 200’den fazlasının da yaralandığı hatırlatıldı.

Witkoff’un açıklamasına İsrail’den gelen ilk tepkinin ise Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, cenazesi hâlâ Gazze’de bulunan asker Ran Gvili’nin ebeveynleri ile temasa geçmesi olduğu belirtildi. Washington’da bulunan aile, aralarında Witkoff’un da yer aldığı ABD’li yetkililerle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Ailenin, oğullarının cesedi teslim edilene kadar Trump planının uygulanmasının durdurulmasını talep ettiği ifade edildi.

Netanyahu’nun, Ran’ın cesedinin iadesinin önceliklerinin başında geldiğini ilettiği ve ‘teknokrat bir komite kurulmasına ilişkin sembolik medya adımının, Ran’ın İsrail’de defnedilmesi için yürütülen çabaları etkilemeyeceğini’ söylediği aktarıldı.

Netanyahu ayrıca, “Hamas bugün, anlaşmanın gereklerini yerine getirerek kaçırılan tüm kurbanların geri getirilmesi için yüzde 100 çaba göstermek zorundadır; İsrail’in kahramanı Ran Gvili de buna dahildir” ifadelerini kullandı.

Tel Aviv’den gelen ikinci tepki ise Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın, komitenin Kahire’de yapılacak ilk toplantısına katılmak üzere Ürdün’e çıkışının engellenmesi oldu. İsrail’in bu kararını, Witkoff’un devreye girmesinin ardından değiştirdiği belirtildi.

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Netanyahu hükümetinin Amerikan planına karşı geleneksel tutumunu koruduğunu ortaya koydu. Buna göre hükümet, planın ilerlemesini mümkün olduğunca engellemeye çalışıyor, ancak Başkan Trump ile bu konuda açık bir çatışmaya girmeye cesaret edemiyor.

İsrail medyasının büyük bölümü dün, yönlendirilmiş haberlerle Hamas’ın Filistin sahnesinden çekilme konusunda samimi olmadığı yönünde değerlendirmelere yer verdi. Yorumlarda, Hamas’ın Şaas liderliğindeki geçiş komitesini kabul ederek bir adım geri attığı, ancak bununla iki adım ileri gitmeyi hedeflediği öne sürüldü.

İsrailli Hamas uzmanlarından Eyal Ofer, Gazze Şeridi’nde yürütülen sürecin Hamas’ın stratejik planının temel unsurlarından biri olduğunu iddia etti. Ofer’e göre Hamas, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde, Gazze ve Batı Şeria dahil olmak üzere Filistin Yönetimi’nin tamamını kontrol altına almayı hedefliyor ve bugün yaşanan gelişmeler bu amaca hizmet ediyor.

Yediot Aharonot ve Maariv gazeteleri ise silahların teslimi gündeme geldiğinde Hamas’ın çıkmaza gireceğini savundu. Gazetelere göre Hamas silahlarını bırakmayacak ve bu durumda İsrail’in müdahale ederek savaşı yeniden başlatması gerekecek.

Söz konusu kaynaklar, İsrail ordusunun, hükümetten talimat alması halinde Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın yeniden başlatılmasını öngören kapsamlı bir askeri planı hazır tuttuğunu da belirtti.



Hamas, Gazze anlaşmasını kurtarmak için Barış Kurulu’ndan olumlu yanıt bekliyor

Sisi ve Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’ye ilişkin ateşkes anlaşmasını imzaladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’ye ilişkin ateşkes anlaşmasını imzaladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Hamas, Gazze anlaşmasını kurtarmak için Barış Kurulu’ndan olumlu yanıt bekliyor

Sisi ve Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’ye ilişkin ateşkes anlaşmasını imzaladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’ye ilişkin ateşkes anlaşmasını imzaladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Gazze Barış Kurulu’nun önde gelen üyelerinden Tony Blair, Gazze Şeridi’ne ilişkin ateşkes anlaşmasını kurtarmak amacıyla İsrail’e baskı yaparak, anlaşmanın tamamen uygulanmasına kadar bazı maddelerin aşamalı olarak hayata geçirilmesini sağlamaya çalışıyor. Bu girişim, son günlerde İsrail’de yapılan Knesset seçimlerinin ardından gelirken, Hamas, güvenlik ve insani durumun kötüleşmeye devam ettiği bir dönemde anlaşmanın akıbetine ve geleceğine ilişkin olumlu bir yanıt bekliyor.

Blair, geçen perşembe sabahı İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüştü. Ardından öğleden sonra, yeni hükümet kurulana kadar geçici olarak görevini sürdürecek olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi. Blair, cuma günü öğle saatlerinde ise muhtemel başbakan adayı Gadi Eisenkot ile görüşerek Gazze Şeridi dosyasını ele aldı.

 Binyamin Netanyahu, Kudüs’te gerçekleşen görüşme sırasında Tony Blair ile el sıkışırken (Arşiv – AFP)
Binyamin Netanyahu, Kudüs’te gerçekleşen görüşme sırasında Tony Blair ile el sıkışırken (Arşiv – AFP)

İsrail Yayın Kurumu’na göre Blair, ABD Başkanı Donald Trump’ın 20 maddelik planının uygulanmasını ilerletmek amacıyla son üç gün içinde İsrail’deki üst düzey yetkililerle görüştü. Söz konusu plan üzerinde Eylül 2025’in sonunda anlaşmaya varılmış, plan aynı yıl 10 Ekim’de ilan edilen ateşkesle birlikte yürürlüğe girmişti.

İsrail Yayın Kurumu ve İbranice yayın yapan Kanal 13’ün haberlerine göre Blair, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin bölgeye girişine ve görevlerini üstlenmesine izin verilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, çalışmaları devam eden Uluslararası İstikrar Gücü’nün belirlenen noktalarda kısa süre içinde konuşlanmaya başlamasına imkân tanınması gerektiğini belirtti. Bu adımların, Hamas ve Filistinli grupların silahlarının toplanması sürecine katkı sağlayacak ilk aşamalar olacağı ifade edildi.

Blair’in ziyareti, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un ziyaretiyle aynı döneme denk geldi. Mladenov’un Blair ile görüşmelere katılıp katılmadığı ya da ayrı görüşmeler gerçekleştirip gerçekleştirmediği ise bilinmiyor.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda oynayan Filistinli çocuklar (Arşiv – AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda oynayan Filistinli çocuklar (Arşiv – AP)

Blair ve Mladenov, İsrail’in güneyindeki Kiryat Gat’ta bulunan ve ateşkes anlaşmasının uygulanmasını takip eden onlarca ülkeden üst düzey subayların görev yaptığı ABD Uluslararası Koordinasyon Merkezi’ni ziyaret etti.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik planının uygulanmasını ilerletmek amacıyla ABD’nin yürüttüğü baskı, Hamas ile müzakerelerdeki tıkanıklığa ve İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde sürdürdüğü askerî faaliyetlere rağmen İsrail seçimlerinin ardından da devam etti. Gazete, sahadaki gelişmelerin ise bir sonraki aşamaya geçiş konusunda herhangi bir somut ilerlemeye işaret etmediğini belirtti.

Gazete, konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberinde, görüşmelerin dondurulduğunu ve ABD planında kayda değer bir ilerleme sağlanamadığını aktardı. Tüm bunlar, Hamas’ın hâlâ silahlı olduğu ve saflarını yeniden tahkim etmeyi sürdürdüğü, İsrail ordusunun ise son dönemde yoğunluğu artan askerî faaliyetlerle Hamas'ın planlarını engellemeye devam ettiği bir dönemde yaşanıyor.

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kudüs’te düzenlenen bir görüşme sırasında Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile el sıkışırken (Arşiv – EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kudüs’te düzenlenen bir görüşme sırasında Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile el sıkışırken (Arşiv – EPA)

Gazete, Knesset seçimlerinin sonuçlarının ardından yaşanan siyasi çalkantıların güvenlik ve siyasi açıdan mevcut denklemi daha da karmaşık hale getireceğini değerlendirdi. İsrail siyasi sistemi, net bir çoğunluğun bulunmaması ve istikrarlı bir hükümet kurulup kurulamayacağının henüz açıklığa kavuşmaması nedeniyle belirsizlik içinde bulunuyor. Gazete, bu durumun İsrail’in Gazze Şeridi’ne ilişkin uzun vadeli bir politika oluşturma kapasitesini, özellikle de ABD planının nasıl ilerletileceği meselesini doğrudan etkilediğini belirtti. Bu gelişmeler, Washington’ın Trump planında ilerleme kaydedilmesini beklediği, ancak Tel Aviv’in önümüzdeki aylarda kendi siyasi geleceğinin nasıl şekilleneceğini henüz bilmediği bir dönemde yaşanıyor.

İsrail, Hamas’ın silahlarını bırakmayı ve silahsızlanmayı kabul etmemesi gibi nedenlerle yeni adımların başarıya ulaşabileceği veya süreçte ilerleme sağlanabileceği konusunda şüphe duyuyor. İbranice yayın yapan Walla internet sitesinin günler önce İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, Knesset seçimlerinin ardından ortaya çıkan siyasi tablonun da anlaşmada ilerleme sağlanmasını zorlaştırdığı belirtildi. Ayrıca İsrail ordusunun, Hamas’ı silahsızlanmaya zorlamak amacıyla Gazze kentinin işgal edilmesini öngören bir planı uygulama ihtimaline karşı hazırlık yaptığı aktarıldı.

Hamas teyakkuzda

Çok fazla seçeneği bulunmayan Hamas’ın, varılan anlaşmaların uygulanmasının görmezden gelinmesine yönelik sabrının tükenmeye başladığı görülüyor. Özellikle günlük öldürme ve bombardıman eylemlerinin sürmesi ve insani durumun kötüleşmesi, hareketin tepkisini artırıyor.

Hareket, İsrail’in günlük ihlallerine ilişkin yayımladığı değerlendirmede, “Barış yalnızca anlaşmaların imzalanmasıyla ölçülmez; öldürmelerin durdurulması ve Gazze’deki halkımızın hayatına yeniden kavuşmasıyla ölçülür” ifadelerini kullandı. Hamas, internet sitesinde yayımladığı mesajda ise “Gazze hiçbir zaman siyasi hesapların kenarında yer almadı. Halkının hayatı da ertelenebilecek bir madde olmamalıdır” açıklamasında bulundu.

 İsrail’in güneyindeki Kiryat Gat’ta bulunan sivil-askeri koordinasyon merkezinden bir görüntü (Arşiv – Reuters)
İsrail’in güneyindeki Kiryat Gat’ta bulunan sivil-askeri koordinasyon merkezinden bir görüntü (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’a Gazze Şeridi’ndeki Hamas yetkililerinden biri tarafından verilen bilgiye göre hareket, Blair’in öncülük ettiği girişim ve İsrailli yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, Barış Kurulu yetkilileriyle doğrudan temas halinde olan arabuluculardan gelecek yanıtı bekliyor.

Yetkili, arabulucuların kendilerini, Barış Kurulu’nun Gazze anlaşmasının uygulanmasını ilerletmeye yönelik bazı girişimlerde bulunacağı konusunda bilgilendirdiğini ve hareketin bu girişimlerden elde edilecek sonuçları bekleyeceğini belirtti.

Hamas’ın, özellikle Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçimlerdeki yenilgisinin ardından İsrail politikasının değiştirilmesi yönündeki çağrılar üzerine ABD’nin daha güçlü bir baskı uygulayacağına güvenip güvenmediği sorusuna ise yetkili, bunun mümkün olduğunu ancak geçmiş deneyimlerin ABD’nin işgal güçleri üzerinde baskı kurma konusunda gerçek bir niyet taşıdığını göstermediğini söyledi. Yetkili, bu nedenle sürecin son derece yavaş ilerlediğini ifade etti.


Tahran'dan Beyrut'a... Hizbullah'ta savaş kararını kim veriyor?

Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)
Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)
TT

Tahran'dan Beyrut'a... Hizbullah'ta savaş kararını kim veriyor?

Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)
Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)

Lübnanlılar, ABD ve İsrail seçim sonuçlarının ülkelerindeki iç siyasi dengelere nasıl yansıyacağını, bu sonuçların Lübnan'ı da kapsayan bölgesel bir savaşa mı yoksa Lübnan'ı da içine alan kapsamlı bir siyasi anlaşmaya mı yol açacağını merakla beklerken, son dönemde bazı Lübnanlı yetkililere Hizbullah'ın İran'a destek amacıyla çıkabilecek herhangi bir savaşa katılmayı planlamadığı yönünde güvence verildiğine ilişkin haberler gündeme geldi.

Ancak bu güvenceler, son savaş turunda yaşananlar dikkate alındığında birçok kişi için yeterli görünmüyor. Zira o dönemde Hizbullah'ın Meclis Başkanı Nebih Berri'ye savaşa katılmayacağını bildirdiği öne sürülmüş, ancak örgüt daha sonra bu tutumundan vazgeçerek 2 Mart'ta İsrail'e yönelik ateş açmıştı. O dönemde bazı değerlendirmelerde, siyasi ve askerî kanatlar arasında karar alma konusunda görüş ayrılıkları yaşandığı, sonuçta sahadaki gücü elinde bulunduran tarafın ve onun arkasındaki Tahran'ın kararının ağır bastığı belirtilmişti.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım. (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım. (Reuters)

Bu noktada, Hizbullah içindeki karar alma mekanizmasının hâlâ merkezi bir yapıya mı sahip olduğu, bütün kurumları bağlayan siyasi ve örgütsel liderliğin mi karar verdiği, yoksa son sözün artık sahaya ve askerî kanada mı ait olduğu sorusu gündeme geliyor. Daha da önemlisi, örgüt kararlarını bağımsız biçimde alma imkânını hâlâ koruyor mu, yoksa savaşla ilgili stratejik kararlar İran'ın çıkarları ve hesapları doğrultusunda Tahran'da mı alınıyor?

Bu konuda değerlendirmeler farklılaşıyor. Bazı uzmanlar, Hizbullah'ın hâlâ siyasi ve askerî kanatlar arasında çelişkili kararlar alınmasına izin vermeyen merkezi bir örgütsel yapıyla yönetildiğini savunuyor. Bazıları ise özellikle son çatışmaların ve örgütün liderlik yapısında meydana gelen kayıpların ardından askerî kararların İran'a daha fazla bağımlı hâle geldiğini, siyasi liderliğin hareket alanının ise önemli ölçüde daraldığını düşünüyor.

“Karar Şurası” nedir?

Bu çerçevede, Hizbullah'ın tutumunu yakından takip eden siyasi yazar Dr. Kasım Kasır Şarku’l Avsat’a, örgütün liderlik mekanizmasının “Karar Şurası”ndan oluştuğunu belirtti. Kasır'a göre bütün kararları alan ve siyasi konsey ile cihat konseyinin de aralarında bulunduğu tüm birimlere bu kararları uygulama yükümlülüğü getiren organ bu şura.

Hizbullah destekçisi kadınlar, Beyrut'un güney banliyösünde düzenlenen suikastların ikinci yıl dönümünde, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğraflarını taşıyor (Arşiv – AP).
Hizbullah destekçisi kadınlar, Beyrut'un güney banliyösünde düzenlenen suikastların ikinci yıl dönümünde, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğraflarını taşıyor (Arşiv – AP).

Kasır, siyasi konseyin ayrı, cihat konseyinin ise başka bir karar aldığı yönündeki iddiaları reddederek, “Karar Şurası tarafından alınan tek bir merkezi karar vardır ve herkes buna bağlıdır” diyor.

Kasır'ın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre Karar Şurası; örgütün genel sekreteri, Yürütme Konseyi Başkanı, Hizbullah'ın meclis grubu başkanı, Siyasi Konsey Başkanı ve genel sekreterin siyasi yardımcısından oluşuyor.

Peki, Hizbullah'ın yaklaşan bir savaşa katılmayı planlamadığı yönünde Lübnanlı yetkililere iletildiği belirtilen güvenceler ne anlama geliyor?

Kasır, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Bu yönde ciddi ve kesin güvenceler ya da verilmiş nihai sözler bulunmuyor” diyor. Örgütün tutumunu sahadaki gelişmelere göre belirlediğini ve olayların niteliğinden bağımsız olarak önceden karar alamayacağını ifade ediyor.

Kasır ayrıca, ABD ve İsrail seçimlerinin ardından Washington ve Tel Aviv'in iç meselelerine yoğunlaşması nedeniyle savaş ihtimalinin azaldığını, ancak İsrail'in Lübnan'a yeni bir saldırı başlatmaya karar vermesi hâlinde durumun değişebileceğini değerlendiriyor.

Kararı Devrim Muhafızları veriyor

Buna karşılık siyasi yazar ve Cenubiye internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali el-Emin, farklı bir değerlendirme ortaya koyuyor. El-Emin'e göre Hizbullah'ta geçmişte de bugün de belirleyici olan saha ve sahayı kontrol eden askerî kanat. El-Emin, bu kanadın İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan ve fiilî uzantısı olduğunu savunuyor.

El-Emin, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Lübnan'da savaşın başlatılması kararı ister önceki savaş turunda ister gelecekteki herhangi bir çatışmada olsun, öncelikle İran'a aittir. Bu kararı İran'ın çıkarları belirler ve Hizbullah'ın bunu değiştirmek ya da karara karşı çıkmak için gerçek bir hareket alanı bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

Beyrut'un güney banliyösündeki Meyrice bölgesini hedef alan İsrail hava saldırılarının yol açtığı geniş çaplı yıkım. Fotoğrafta Hizbullah'ın eski komutanlarından Fuad Şükür'ün görüntüsü de yer alıyor. (Arşiv – AFP)
Beyrut'un güney banliyösündeki Meyrice bölgesini hedef alan İsrail hava saldırılarının yol açtığı geniş çaplı yıkım. Fotoğrafta Hizbullah'ın eski komutanlarından Fuad Şükür'ün görüntüsü de yer alıyor. (Arşiv – AFP)

El-Emin, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in farklı cephelerde ve coğrafyalarda savaşın başlatılmasına ilişkin son açıklamalarını hatırlatarak, bu ifadelerin Tahran'ın kontrol ettiği tek bir stratejik çizginin varlığına işaret ettiğini ve diğer tarafların da bu çizgiye uymak zorunda olduğunu savunuyor.

El-Emin'e göre, Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve önde gelen yöneticilerinin liderliğinde siyasi kanadın geçmişte sahip olduğu hareket alanı, örgütün yapısında ve liderliğinde yaşanan değişimlerin ardından artık mevcut değil.


Taiz’i saran salgın riski ve ed-Dali’de askıda kalan BM yardımları

Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)
TT

Taiz’i saran salgın riski ve ed-Dali’de askıda kalan BM yardımları

Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)

Yemen’in Taiz vilayetinde Husilerin uyguladığı ablukanın sağlık alanındaki sonuçları giderek ağırlaşıyor. Kente yönelik saldırıların ikinci ayına girmesiyle birlikte temel hizmetlerde gerileme yaşanırken, salgın hastalıkların yayılma riskine ilişkin göstergeler de yükseliyor. Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM), Husilere ait bir füzenin barınma bölgelerinin yakınına düşmesinin ardından, ed-Dali ilinin kuzeyindeki Kutaba ilçesine ve çevredeki yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kamplara yardım ulaştırılmasını askıya aldı.

Gıda güvenliğindeki kötüleşmeye karşı Dünya Gıda Programı (WFP) ve ortakları, Taiz kentinde en fazla ihtiyaç sahibi ailelere acil gıda yardımı sağlamak amacıyla bir girişim başlattı. Yerel kaynaklardan temin edilen gıda ürünlerine dayanan girişimin ilk aşamasında, üç ilçede yaşayan 2 bin ailenin hedeflendiği belirtildi.

Girişim, Husilerin yeniden abluka altına aldığı kentte, özellikle su, sağlık ve temizlik hizmetleri başta olmak üzere temel hizmetlerdeki krizin derinleştiği ve halkın temel ihtiyaçlara erişiminin giderek zorlaştığı bir dönemde hayata geçirildi.

Taiz şehrindeki halk, Husi ablukasının başlamasından bu yana su kriziyle boğuşuyor. (Yerel medya)
Taiz şehrindeki halk, Husi ablukasının başlamasından bu yana su kriziyle boğuşuyor. (Yerel medya)

Şarku'l Avsat'ın Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nden (OCHA) aktardığı verilere göre, Yemen’de ağustos ayının başından bu yana 310 binden fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bunların yaklaşık 135 bini Taiz vilayeti sınırları içinde yerinden edilmiş durumda bulunuyor. Bu sayı, yakın dönemde yerinden edilenlerin toplamının yüzde 40’ından fazlasını oluşturuyor.

Acil ihtiyaçların karşılanmasına yönelik çalışmalar kapsamında insani yardım ortakları, ağustos ayından bu yana yerinden edilen 51 binden fazla ailenin yaklaşık 5 bin 600’üne barınma yardımı ulaştırmayı başardı. Ayrıca 4 bin 600 aileye daha barınma malzemeleri ve çadır dağıtılması planlanıyor.

Ed-Dali’de yardımlar askıya alındı

Ed-Dali ilinin kuzeyinde güvenlik endişeleri, Husilerin fırlattığı bir füzenin Kutaba’ya yaklaşık bir kilometre uzaklıkta, yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu bölgelerin yakınına düşmesinin ardından insani yardım faaliyetlerine yönelik yeni kısıtlamalara yol açtı.

İlk raporlara göre olayda çok sayıda sivil yaralanırken, yardım çalışanlarının ve yardımlardan faydalanan kişilerin güvenliğini tehdit eden riskler nedeniyle tedbir amaçlı olarak ilçeye ve çevredeki yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kamplara insani yardım ulaştırılması askıya alındı.

Söz konusu askıya alma kararı, özellikle çatışmalardan kaçan çok sayıda aileye ev sahipliği yapan bölgelerde, yerinden edilme dalgaları ve askeri gerilimin tırmanması nedeniyle ihtiyaçların giderek arttığı bir dönemde insani yardım çalışmalarının önüne yeni bir engel çıkardı.

Endişe verici salgın göstergeleri

Taiz Halk Sağlığı ve Nüfus Ofisi, ablukanın devam etmesi ve sağlık ile çevre hizmetlerinin gerilemesi nedeniyle sağlık riskleri ve salgın hastalıkların yayılma tehlikesinin arttığı uyarısında bulundu. Ofis, tıbbi muayene sayılarındaki düşüş ve bazı bulaşıcı hastalıklardaki artışı ortaya koyan verilere dikkat çekti.

Salgın Hastalıkları Gözetim Dairesi’nin raporuna göre, haftalık ortalama tıbbi muayene sayısı yüzde 27 azalarak 24 binden yaklaşık 17 bin 500’e geriledi. Bu durum, sağlık kuruluşlarının hizmet sunma ve hastalara ulaşma kapasitesindeki düşüşü ortaya koyuyor.

Taiz’de çöp yığınları, salgın hastalıkların yayılma riskini iki katına çıkarıyor. (Yerel medya)
Taiz’de çöp yığınları, salgın hastalıkların yayılma riskini iki katına çıkarıyor. (Yerel medya)

Buna karşılık, şüpheli dang humması vakaları il genelinde yüzde 26 artarken, Taiz kentinde her bin muayenede görülen vaka oranındaki artış yüzde 71’e ulaştı. Kabakulak vakalarında ise yüzde 94 artış kaydedildi.

Raporda, kızamık, boğmaca ve menenjit şüphesi bulunan vakalarda yüzde 50 düşüş tespit edildi. Bununla eş zamanlı olarak aşılama ve salgınları kontrol altına alma faaliyetlerinin yüzde 40 gerilemesi, koruyucu sağlık hizmetleri ve hastalıkların erken teşhisinde ciddi boşlukların oluşabileceğine ilişkin endişeleri artırdı.

Su yoluyla bulaşan hastalıklara ilişkin verilerde ise şüpheli kolera vakalarının yüzde 42 azaldığı, buna karşılık kentte sulu ishal vakalarının yüzde 22 arttığı görüldü. Yetkililer, su kaynaklarının kirlenmesi, atıkların birikmesi ve kanalizasyon hizmetlerindeki yetersizlik konusunda uyarıda bulundu.

Tepkide azalma

Sağlık raporunda salgın hastalıklarla mücadele faaliyetlerinde de gerileme yaşandığına dikkat çekildi. Buna göre uyarı bildirimleri yüzde 19, müdahale ekiplerinin ev ziyaretleri aynı oranda, laboratuvar numunelerinin sayısı ise yüzde 22 azaldı. Raporda, kaydedilen vaka sayılarındaki düşüşün salgın tablosunun iyileştiği anlamına gelmediği, bunun sağlık hizmetlerine erişimin daralmasından ve hastalıkları izleme faaliyetlerinin zayıflamasından kaynaklanabileceği uyarısında bulunuldu.

Yakıt ve tıbbi malzeme eksikliği ile kentte günlük 500 ila 600 ton arasında değişen çöpün toplanması işlemlerinin durması, söz konusu riskleri daha da artırıyor. Bu durum, bebek kuvözlerinin ve diyaliz cihazlarının çalıştırılması da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.

Husi milisleri, kuşatma altındaki Taiz vilayetinden çöplerin dışarı çıkarılmasını engelliyor; bu durum bir sağlık felaketine yol açma tehlikesi yaratıyor. (AP)
Husi milisleri, kuşatma altındaki Taiz vilayetinden çöplerin dışarı çıkarılmasını engelliyor; bu durum bir sağlık felaketine yol açma tehlikesi yaratıyor. (AP)

Hükümete bağlı raporda, Temizlik Fonu’na günlük bin 200 litre dizel yakıt sağlanması, sivrisinekle mücadele ve su dezenfeksiyonu kampanyalarının yoğunlaştırılması, sağlık kuruluşlarının yakıt ve tıbbi malzemelerle desteklenmesi, aşılama ve salgın hastalıkların takibine yönelik programların güçlendirilmesi ve kırsal bölgelere ulaşmak üzere gezici sağlık ekiplerinin görevlendirilmesi talep edildi.

Bu göstergeler, Taiz halkının karşı karşıya olduğu baskıların boyutunu ortaya koyuyor. Abluka ve hizmetlerdeki gerileme, yerinden edilme dalgaları ve temel ihtiyaç maddelerindeki eksikliklerle aynı döneme denk gelirken, sağlık ve çevre kaynaklı riskler insani krizin daha da derinleşmesi tehdidini oluşturuyor. Sağlık kuruluşları ise asgari düzeydeki hizmetleri sürdürebilmek için giderek artan zorluklarla karşı karşıya kalıyor.