Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

İsrail basınında ‘Kahire'nin Afrika Boynuzu’na asker konuşlandırmaya yönelik planları’ hakkında haberler yer aldı

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.



Suriye hükümeti 28 SDG’li kadını serbest bıraktı

Suriye hükümetinin serbest bıraktığı 28 YPJ’li  (Özerk Yönetim Medya Merkezi)
Suriye hükümetinin serbest bıraktığı 28 YPJ’li  (Özerk Yönetim Medya Merkezi)
TT

Suriye hükümeti 28 SDG’li kadını serbest bıraktı

Suriye hükümetinin serbest bıraktığı 28 YPJ’li  (Özerk Yönetim Medya Merkezi)
Suriye hükümetinin serbest bıraktığı 28 YPJ’li  (Özerk Yönetim Medya Merkezi)

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 29 Ocak'ta varılan anlaşmanın uygulanması kapsamında, Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilal, pazartesi günü yaptığı açıklamada SDG mensubu 28 kadının serbest bırakıldığını duyurdu. El-Hilal, şimdiye kadar genel olarak SDG mensuplarından oluşan 1200'den fazla kişinin tahliye edildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Haseke Medya Müdürlüğü'nün aktardığı habere göre El-Hilal, ilgili devlet kurumlarının anlaşma kapsamında bulunan tüm tutukluların dosyalarını sonuçlandırma konusunda kararlı olduğunu ifade etti. Ayrıca tutuklular dosyasının, yerinden edilmiş kişiler ve göçmenler dosyasıyla birlikte müzakereye konu olmayan insani meseleler olarak değerlendirildiğini vurguladı.

El-Hilal, Kürt internet sitesi Welat TV'ye verdiği demeçte, yetkili kurumların tüm tutukluların durumunu çözmek için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Tutuklular ve yerinden edilmiş kişilere ilişkin dosyaların insani nitelik taşıdığını ve pazarlık konusu yapılmadığını kaydetti.

Bazı bireysel vakalarda yaşanan gecikmelerin nedenine de değinen El-Hilal, bunun söz konusu kişilerin SDG üyeliğiyle bağlantısı olmayan başka davalarda da aranıyor olmalarından kaynaklandığını belirtti. Bu dosyaların yürürlükteki hukuki prosedürler çerçevesinde ele alındığını ifade etti.

Önümüzdeki dönemde bölgedeki entegrasyon sürecinin daha da hız kazanacağını söyleyen El-Hilal, bu adımların olumlu bir şekilde ilerleyeceğini dile getirdi.

Suriye hükümeti, 24 Mayıs'ta da SDG mensubu tutuklulardan oluşan yeni bir grubu serbest bırakmıştı. Haseke Valisi Nureddin Ahmed, tahliyelerin Şam ve Haseke'deki ilgili kurumlarla yapılan bir dizi toplantı ve koordinasyonun ardından, 29 Ocak anlaşması çerçevesinde gerçekleştirildiğini açıklamıştı.

cdfgthy
SDG'li kadın savaşçılar, bir gazeteci eşliğinde örgüte ait tünellerden birinde (Haseke Gözlemevi)

Ahmed, bu adımın istikrarı güçlendirmeyi ve toplumsal barışı pekiştirmeyi amaçlayan ulusal çabaların bir parçası olduğunu belirtmişti. Tüm Suriyelilerin çıkarları doğrultusunda ortak çalışmanın sürdürülmesi ve ülkenin birliği ile istikrarının korunmasının ulusal bir sorumluluk olduğunu vurgulamıştı.

Suriye hükümeti ile SDG arasında 29 Ocak'ta varılan anlaşma; ateşkes ilan edilmesini, askeri ve idari yapıların kademeli olarak entegrasyon sürecine girmesini, güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı kent merkezlerine konuşlandırılmasını ve devletin tüm sivil kurumlar, kamu kuruluşları, sınır kapıları ve geçiş noktalarının kontrolünü devralmasını öngörüyor.


Mısır’ın Suriye’nin yeni büyükelçisine yönelik çekinceleri diplomatik misyonun düzenlenmesini geciktiriyor

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır’ın Suriye’nin yeni büyükelçisine yönelik çekinceleri diplomatik misyonun düzenlenmesini geciktiriyor

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Mayıs ayı başında Kahire’de Suriyeli mevkidaşını kabul ederken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre Kahire’nin Suriye diplomatik misyonunun bazı üyelerini kabul etmemesi nedeniyle yaşanan “Mısır çekinceleri”, iki ülke arasındaki diplomatik temsil sürecini sekteye uğratıyor. Bu çekinceler arasında, Suriye’nin Kahire’ye yeni büyükelçi olarak aday gösterdiği ismin kabul edilmemesi de bulunuyor.

İki ülke arasındaki ilişkiler dosyasına yakın kaynaklar, geçen yılın ortalarında Suriye’de göreli siyasi istikrarın sağlanmasının ardından Şam yönetiminin önemli ülkelerdeki diplomatik temsil meselesini gündemine aldığını, bu kapsamda Mısır’a büyükelçi olarak Muhammed Taha el-Ahmed’i aday gösterdiğini söyledi.

Kaynağa göre, El-Ahmed’in Kahire Üniversitesi’nde eğitim görmüş olması nedeniyle kendisini Mısır büyükelçiliği için Suriye Dışişleri Bakanı’na önerdiği belirtiliyor. Ancak Mısır yönetimi, Şam’a resmî olarak ret yanıtı vermemekle birlikte, gayri resmî kanallar üzerinden El-Ahmed’i siyasi geçmişi nedeniyle “uygun bir isim” olarak görmediği mesajını iletti. Buna rağmen Suriye tarafının bu adaylıkta ısrar etmesi, Kahire’deki diplomatik misyonun yapılandırılmasıyla ilgili birçok süreci durma noktasına getirdi.

Esad Şeybani, Mısır’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret sırasında; solunda ise Muhammed Taha el-Ahmed görülüyor. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin geçen mayıs ayında Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında El-Ahmed de heyette yer aldı ve görüşülecek dosyaların sorumluluğunu üstlendi. Kaynak, bunun “sanki büyükelçilik görevi fiilen kesinleşmiş gibi bir görüntü oluşturduğunu ve durumu daha da karmaşık hale getirdiğini” ifade etti.

Kaynak ayrıca, diplomatik misyon üyeleri ve maslahatgüzarların atanmasının ev sahibi ülkenin onayını gerektirmediğini, ancak büyükelçiler için durumun farklı olduğunu belirtti. Buna rağmen Mısır’ın, herhangi bir gerekçe açıklamaksızın Suriyeli diplomatik heyetin büyük bölümüne henüz vize vermediği kaydedildi.

Şarku’l Avsat, konuya ilişkin hem Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan hem de Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan görüş almaya çalıştı ancak yanıt alamadı.

Muhammed Taha el-Ahmed kimdir?

Muhammed Taha el-Ahmed, hâlen Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı’nda Arap İşleri Dairesi Başkanı olarak görev yapıyor. 2007 yılında Halep Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan El-Ahmed, 2012’de Kahire Üniversitesi’nde tarımsal projelerin mali ve ekonomik değerlendirilmesi alanında yüksek lisansını tamamladı. 2020 yılında ise İdlib Üniversitesi’nden tarımsal kalkınma alanında doktora derecesi aldı.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin Mısır ziyareti kapsamında, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik Mısırlı mevkidaşıyla kapsamlı görüşmeler gerçekleştirildi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kurtuluş Hükümeti’nde çeşitli bakanlık görevlerinde bulunan El-Ahmed, Mayıs 2025’te Dışişleri Bakanlığı’ndaki mevcut görevine getirildi. Bir ay sonra da Halk Meclisi seçim komitesinin başkanlığına atandı.

İlişkilerde temkinli yakınlaşma

Beşşar Esed’in iktidardan düşmesinden sonra Mısır-Suriye ilişkileri, Kahire’nin silahlı gruplar dosyasına ilişkin endişeleri nedeniyle temkinli bir seyir izledi. Ancak zamanla iki ülke arasındaki ekonomik iş birliği alanında daha somut adımlar atılmaya başlandı.

Nisan ayı sonunda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Kıbrıs’ta düzenlenen Arap-Avrupa İstişare Zirvesi kapsamında bir araya geldi. Kahire ve Şam’daki medya organları, iki lider arasında bölgesel gelişmeler ve ikili iş birliğinin güçlendirilmesine ilişkin “samimi bir görüşme” yapıldığını aktardı.

“Kriz değil, egemenlik meselesi”

Kahire’deki siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Tarık Fehmi, büyükelçilerin kabul edilmesi ve diplomatik misyonların onaylanmasının ev sahibi devletin egemenlik yetkisi kapsamında olduğunu belirterek, aday gösterilen isimlerin kabul edilmeden önce kapsamlı inceleme süreçlerinden geçtiğini söyledi.

Fehmi, Mısır ile Suriye arasındaki ilişkilerin kriz aşamasında olmadığını, aksine giderek güçlendiğini ifade etti. Ancak ekonomik boyutun siyasi ve diplomatik boyutun önünde ilerlediğini vurgulayarak, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik heyet ziyaretlerinin yoğunluğu ile imzalanan anlaşmaların bunun açık göstergesi olduğunu dile getirdi.

Fehmi’ye göre, Şam yönetiminin Mısır’ın çekince duyduğu büyükelçi adayını değiştirmesi durumunda mevcut siyasi pürüzler aşılabilir. Ayrıca Mısır’ın, Suriye ile güçlü ilişkilerin yeniden tesis edilmesini arzuladığı ve Şam’ın reform çabalarına önem verdiği ifade edildi.

Ekonomik açılım sürüyor

2026 yılının başında bir Mısır ticaret heyetinin Şam’a yaptığı ziyaret, gözlemciler tarafından iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir başlangıç olarak değerlendirildi.

Mısır’daki Suriyeli Mülteciler Kurulu Başkanı Teysir en-Neccar da Şeybani’nin geniş bir ekonomik heyetle gerçekleştirdiği Mısır ziyaretinin ardından Suriye-Mısır İş İnsanları Konseyi’nin ilan edilmesinin ilişkilerin geleceğine dair iyimserlik yarattığını söyledi.

Ancak Neccar, son gelişmelerin Mısır yönetiminin bazı konulardan memnun olmadığını gösterdiğini belirtti. Ayrıca Mısır makamlarının, ülkede yaşayan Suriyelilerin ikamet koşullarına uygunluğunu denetlemek amacıyla hukuki durumlarını gözden geçirdiğini ifade etti.


İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
TT

İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf

İsrail’in Suriye topraklarında neredeyse günlük hale gelen ihlalleri ve askeri ilerleyişleri kapsamında, dün dört İsrail askeri aracı, Dera vilayetinin batısındaki Yermuk Havzası bölgesinde yer alan Maariye köyünün doğu girişine ulaştı. Aynı zamanda iki İsrail askeri aracının da Kuneytra kırsalının güneyindeki Sayda el-Colan köyü ile el-Bassali çiftliği arasındaki yolu kontrol altına aldığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre, İsrail güçleri bölgede iki kontrol noktası kurarak yoldan geçen kişileri ve araçları aradıktan sonra daha sonra bölgeden çekildi. Şam’daki kaynaklar, söz konusu uygulamaların İsrail’in bölgede fiili ancak resmî olarak ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturma çabasının parçası olduğunu öne sürdü.

Maariye ve Abidin Belediye Başkanı Muvaffak Mahmud SANA’ya yaptığı açıklamada, yaklaşık 150 askerden oluşan ve dört askeri araçla bölgeye gelen İsrail birliğinin dün sabah Maariye köyünün doğu girişinde bir kontrol noktası kurduğunu belirtti. Mahmud, askerlerin yaya ve araçlarda arama yaptıktan sonra bölgeden ayrıldığını ifade etti.

derfgthy
Suriye’nin güneyindeki Kuneytra bölgesinde bulunan Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) unsurları (Arşiv – SANA)

Yerel kaynaklar, Dera’nın batısındaki Vadi er-Rakkad bölgesinde koyun otlatan bir gencin İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını bildirdi. Yaralının, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) unsurları tarafından Neva Hastanesi’ne götürülerek ilk müdahalesinin yapıldığı, ardından tedavisinin sürdürülmesi için Dera kentindeki bir hastaneye sevk edildiği aktarıldı.

Öte yandan, 8 Aralık 2024’te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana İsrail güçlerinin Suriye topraklarında 665 kilometrekarelik bir alanın kontrolünü ele geçirdiği ve bölgede 9 askeri nokta kurduğu belirtiliyor. Ayrıca İsrail ordusunun, işgal altındaki Suriye Golanı sınırı boyunca kara operasyonlarını sürdürdüğü; bu faaliyetlerin Kuneytra kırsalının kuzey ve güney kesimlerinden başlayarak Dera’nın batısındaki Yermuk Havzası’na kadar uzanan geniş bir alanda Suriye içlerine doğru kademeli şekilde ilerlediği ifade ediliyor.

(

)

Suriyeli ve uluslararası güvenlik kaynaklarına dayanan raporlara göre İsrail, ‘sarı hat’ olarak adlandırılan, esnek ve resmî olarak ilan edilmemiş bir güvenlik nüfuz alanı oluşturdu. Söz konusu hattın, Kuneytra ve Dera vilayetlerinden Şam’ın güney kırsalına kadar uzanan bölgede askeri faaliyetleri sınırlandırmayı ve ağır silahların tamamen ortadan kaldırılmasını hedeflediği; böylece Celile ve işgal altındaki Golan’ın güvenliği için stratejik bir derinlik oluşturmayı amaçladığı belirtiliyor.

Jusoor Araştırma Merkezi araştırmacısı Reşid Hurani ise İsrail’in kara operasyonlarının, fiilen ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturmayı amaçladığını söyledi. Hurani’ye göre İsrail, Kuneytra vilayetindeki Cebata el-Haşab, Kudne ve Refid bölgeleri ile Dera’nın batı kırsalı ve özellikle Yermuk Havzası’nda tarım arazilerini tahrip ederek, ayrıca altyapı ve askeri noktaları tekrarlanan saldırılarla hedef alarak bu stratejiyi uyguluyor. Bu uygulamaların, sivillerin tarım arazilerine erişimini engellemeyi, hareket özgürlüğünü kısıtlamayı ve bölgede kurulan geçici kontrol noktaları ile sıklaşan sorgulamalar aracılığıyla güvenlik denetimini artırmayı hedeflediğini ifade eden Hurani, söz konusu adımların sahada kalıcı bir güvenlik kuşağı oluşturma çabasının parçası olduğunu savundu.

İsrail’in Suriye içindeki kara operasyonlarının kapsamının giderek genişlediği belirtiliyor. Bu operasyonlar yalnızca köyleri değil, tarım yollarını, otlakları ve sivil yerleşimleri de kapsarken, sivil ve tarihi yapıların hedef alınması da dikkat çekiyor. Bu çerçevede İsrail güçlerinin Hamidiye köyünde 15 evi yıktığı, ayrıca tarihi Dağıstani Camii, müze binası, adliye, Endülüs Sineması ve tarihi Hacer Hastanesi’ni havaya uçurduğu bildirildi.

Son dönemde İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri faaliyetlerinde belirgin bir artış yaşanırken, bu durum Güney Lübnan’da devam eden geniş çaplı İsrail askeri operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleşiyor. İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Litani Nehri’ni geçtiğini, stratejik öneme sahip Şekif Kalesi ile Nebatiye çevresinin kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu. Gelişmelerin ardından kuzey cephesinde güvenlik alarmı yükselirken, Celile bölgesi ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nde okulların kapatıldığı bildirildi.

Söz konusu tırmanış, Lübnan ile İsrail arasında savaşı sona erdirecek bir uzlaşıya ulaşılması amacıyla yürütülen müzakerelerin ikinci turundan iki gün önce yaşanıyor. ABD’nin himayesinde Washington’da yapılması beklenen görüşmeler öncesinde bölgedeki gerilim artarken, Suriye ile İsrail arasındaki temaslarda ise durgunluk yaşandığı belirtiliyor. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani daha önce yaptığı açıklamada, bu yıl boyunca yoğun görüşmeler gerçekleştirildiğini ancak Suriye-İsrail müzakerelerinin henüz somut sonuçlar üretmediğini ifade etmişti.

dfrgt
Dera’nın batı kırsalındaki Yermuk Havzası’nda bulunan Abidin köyü sakinleri, İsrailli askerlerin köye girmesini engelliyor, 16 Aralık 2024. (Daraa24)

Bu çerçevede Hurani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, İsrail’in İran’a karşı yürütülen savaşta hedeflerine ulaşamamasının, ‘Suriye-İsrail müzakerelerine de yansıyan bir gerilemeye yol açtığını’ söyledi. Hurani, Suriye yönetiminin Hizbullah ile görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen, İran ve Hizbullah’ın direncini desteklediğini belirterek, bunun Şam’ın İsrail’in Güney Suriye’de siyasi veya askeri yollarla dayattığı fiili durumu kabul etmediğini gösterdiğini ifade etti. Hurani’ye göre, özellikle 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın uluslararası destek görmeye devam etmesi, Suriye’nin bu konudaki tutumunu güçlendiriyor.

Suriye, İsrail’in ülkenin güneyindeki tüm uygulama ve adımlarını uluslararası hukuk açısından geçersiz ve hükümsüz kabul ediyor; bu girişimlerin herhangi bir hukuki sonuç doğurmadığını savunuyor. Öte yandan Suriye hükümeti, İsrail ile yürütülen müzakereleri ‘stratejik bir dosya’ olarak değerlendiriyor. Hurani, bu dosyanın Suriye yönetiminin devlet kurumlarını gerçek anlamda yeniden inşa etme süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Hurani’ye göre Şam yönetimi, komşu ülkelerle yaşadığı sorunları çözme hedefi doğrultusunda hareket ediyor ve bu alanda önemli ölçüde başarı elde etmiş durumda. Bu nedenle İsrail ile yürütülen temaslar da yalnızca güvenlik boyutuyla değil, Suriye’nin yeniden yapılanma ve bölgesel normalleşme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

gbhn
Kuneytra’da İsrail politikalarını protesto etmek için toplanan halkı haber yapan Suriyeli gazeteciler (Arşiv – Kuneytra Medya Merkezi)

Hurani, Şam yönetiminin komşu ülkelerle geliştirdiği olumlu ilişkilerin sonuçlarını hissetmeye başladığını belirterek, ticaret hacmindeki artışın ve güvenlik alanındaki koordinasyonun hem Suriye hem de komşu ülkeler açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Suriye-İsrail müzakere sürecindeki duraksamaların ve yeniden canlanma ihtimalinin, İsrail’in net ve istikrarlı bir müzakere çizgisine sahip olmamasıyla bağlantılı olduğunu savunan Hurani, İsrail’in Suriye dosyasına yaklaşımında ‘kararsızlık ve kafa karışıklığı’ yaşadığını ifade etti. Hurani’ye göre Tel Aviv yönetimi, yalnızca Suriye sahasında değil, Lübnan ve Gazze gibi diğer cephelerde de karşı karşıya kaldığı baskılar nedeniyle tutarlı bir politika ortaya koymakta zorlanıyor.

Öte yandan, İsrail’in Güney Suriye’ye yönelik yaklaşımını Gazze ve Güney Lübnan’da uyguladığı güvenlik ve askeri stratejiye benzer bir modele dönüştürebileceğine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor. Buna göre İsrail’in sahadaki kontrol alanlarını genişletmeye, yerel çevreleri zayıflatmaya ve uzun vadeli fiili durumlar oluşturmaya çalışabileceği öngörülüyor. Bu yaklaşımın, işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yürütülen yerleşim ve ekonomik projelerle eş zamanlı ilerleyebileceği belirtiliyor. Söz konusu projeler arasında Katzrin yerleşiminin genişletilmesi ve Golan köylerinde rüzgâr türbini projelerinin hayata geçirilmesi de yer alıyor. Hurani’nin hazırladığı araştırmada, Netanyahu yönetiminin, mevcut gerilim dalgaları sona erse bile sınır bölgelerinin güvenlik kontrolü altında tutulmasını hedefleyen bir strateji izlediği sonucuna varıldığı ifade edildi. Bu çerçevede, İsrail’in Güney Suriye’deki askeri ve güvenlik varlığını geçici değil, uzun vadeli bir düzenleme olarak şekillendirmeye çalışabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.