‘Olası hatalar’ Kürtler ile Şam arasındaki ateşkes anlaşmasını tehdit ediyor

Kürt iç güvenlik güçlerinin bir üyesi, SDG ile Şam hükümeti arasında varılan anlaşmanın ardından, Tel Hamis şehrinin dış mahallelerine doğru ilerlerken, bir araca monte edilmiş makineli tüfeği kullanıyor. (Reuters)
Kürt iç güvenlik güçlerinin bir üyesi, SDG ile Şam hükümeti arasında varılan anlaşmanın ardından, Tel Hamis şehrinin dış mahallelerine doğru ilerlerken, bir araca monte edilmiş makineli tüfeği kullanıyor. (Reuters)
TT

‘Olası hatalar’ Kürtler ile Şam arasındaki ateşkes anlaşmasını tehdit ediyor

Kürt iç güvenlik güçlerinin bir üyesi, SDG ile Şam hükümeti arasında varılan anlaşmanın ardından, Tel Hamis şehrinin dış mahallelerine doğru ilerlerken, bir araca monte edilmiş makineli tüfeği kullanıyor. (Reuters)
Kürt iç güvenlik güçlerinin bir üyesi, SDG ile Şam hükümeti arasında varılan anlaşmanın ardından, Tel Hamis şehrinin dış mahallelerine doğru ilerlerken, bir araca monte edilmiş makineli tüfeği kullanıyor. (Reuters)

ABD destekli ateşkes anlaşması, Suriye’nin kuzeydoğusunda bir dizi çetrefilli soruyu yanıtsız bırakıyor. Kürtler -merkezi hükümet güçlerinin hızlı ilerleyişi sonrasında kapasiteleri önemli ölçüde zayıflamış olsa da- belirli ölçüde yetkiyi ellerinde tutmayı hedefliyor.

Anlaşmanın ilerleyişi, 14 yıl süren savaşın parçaladığı ve azınlıklara yönelik şüphelerin gölgesinde yeni şiddet dalgaları yaşayan bir ülkede, Suriye’nin yeni liderliğinin istikrar sağlama kapasitesini de test ediyor.

Kuzeydoğudaki son çatışmalar, Aralık 2024’te eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in devrilmesinden bu yana en büyük kontrol değişimini beraberinde getirdi. Aylar süren çıkmazın ardından Şam yönetimi, Kürtlerin öncülük ettiği Suriye Demokratik Güçleri’den (SDG) geniş toprakları geri aldı. Daha sonra, SDG’nin kontrolünde kalan bölgelerin devlete entegre edilmesini öngören plan üzerinde uzlaşı sağlandı.

29 Ocak’ta varılan anlaşmadan bu yana ilk adımlar sorunsuz ilerliyor. Hükümete bağlı küçük birlikler, Kürtlerin yönettiği iki kente konuşlandı; savaşçılar cephe hatlarından çekildi ve Şam yönetimi cuma günü, Kürtlerin önerdiği bir ismin vali olarak atandığını duyurdu.

Bununla birlikte, onlarca hükümet yetkilisi ve Kürt temsilci, temel meselelerin henüz çözüme kavuşmadığını belirtiyor. Bu başlıklar arasında SDG savaşçılarının nasıl entegre edileceği, ağır silahlarının akıbeti ve SDG için hayati önemde olan Irak sınır kapısına ilişkin düzenlemeler yer alıyor.

SDG halen kontrolünde bulunan bölgelerde tam hakimiyetini sürdürüyor. Ancak Uluslararası Kriz Grubu’ndan (ICG) Nevah Yunisi, SDG’nin ne ölçüde yetkiyi elinde tutacağı sorusunun henüz yanıt bulmadığını söyledi. Yunisi, anlaşmanın uygulanmasında daha fazla ilerleme kaydedilmesinin şu aşamada en olası senaryo olduğunu belirtirken, ‘hata yapılması ve bunun sonucunda yeniden gerilimin artma riskinin hâlâ yüksek’ olduğunu vurguladı.

Washington memnuniyetini dile getirdi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, merkezi yönetimin otoritesini Suriye’nin büyük bölümünde yeniden tesis etmeyi başardı.

İsminin açıklanmasını istemeyen Batılı bir yetkili, bu hafta Suriye’den bazı askerlerini çeken Washington yönetiminin entegrasyon sürecinde kaydedilen ilerlemeden memnun olduğunu ve Şara’ya, SDG’nin talepleri karşısında mümkün olduğunca esnek davranması yönünde telkinde bulunduğunu söyledi.

Yetkili, ABD’nin tavsiyesinin katı bir tutumdan kaçınılması yönünde olduğunu belirterek, Şam’daki merkezi otoritenin temel gerekliliklerini tehdit etmeyecek ölçüde Kürtlere belli bir özerklik tanınmasına yönelik isteğin bulunduğunu ifade etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı yorum talebine, Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın anlaşmanın ‘tüm Suriyeliler için kalıcı barışın yolunu açtığını’ belirten açıklamasına atıf yaparak yanıt verdi. Suriye Enformasyon Bakanlığı ile SDG ise yorum taleplerine henüz karşılık vermedi.

Anlaşma, Savunma Bakanlığı bünyesinde kuzeydoğu için bir tümen kurulmasını ve SDG’nin üç tugay halinde bu yapıya entegre edilmesini öngörüyor. Ayrıca SDG’nin kontrolündeki Kamışlı ve Haseke kentlerinin her birine 15’er hükümet güvenlik aracının konuşlandırılması ve SDG’ye bağlı güvenlik güçlerinin entegrasyon sürecinin başlatılması planlanıyor.

Bu ay gerçekleştirilen konuşlandırmalar, geçen yıl temmuz ayında hükümetin çoğunluğu Dürzilerden oluşan Süveyda’ya girme girişiminin kanlı olaylara yol açmasının aksine, kayda değer bir olay yaşanmadan tamamlandı. Aynı dönemde ABD, daha önce SDG’nin gözetiminde tutulan ve DEAŞ bağlantılı binlerce tutukluyu Irak’a nakletti.

Bununla birlikte sahada görüş ayrılıklarına işaret eden gelişmeler de yaşanıyor. İki Suriyeli güvenlik yetkilisi, SDG’nin, ana kontrol alanlarından izole durumdaki Kürt kenti Ayn el-Arab’ın (Kobani) hükümet tarafından kuşatıldığı yönünde suçlamalarda bulunduğunu belirtti. Öte yandan SDG kontrolündeki bölgelerde yaşayan Arap nüfusun, özellikle etnik açıdan karma yapıya sahip Haseke’de, örgütün süren hakimiyetinden rahatsızlık duyduğu belirtiliyor.

SDG lideri Mazlum Abdi, örgüte bağlı üç tugayın Kamışlı, Haseke ve Irak sınırına yakın Derik’te konuşlanacağını söyledi. Ancak her iki taraftan yetkililer, Kamışlı yakınlarında bir noktaya ilişkin prensipte uzlaşı sağlandığını, diğer iki yer konusunda ise henüz anlaşmaya varılmadığını ifade etti.

Suriyeli askeri kaynaklar, SDG’nin tugaylardan birinin Haseke kenti yakınındaki ve şehrin güney girişlerine hâkim konumda bulunan Abdülaziz Dağı’na yerleştirilmesini istediğini, ayrıca geniş bir tünel ağına sahip bu bölgenin stratejik önem taşıdığını belirtti. Şam yönetiminin ise bu talebe karşı çıktığı kaydedildi.

Kürt yetkili, güvenliğin Kürtler tarafından sağlanması gerektiğini düşünüyor

Arap çoğunluklu bölgeler, aralarında Deyrizor ve petrol sahalarının da bulunduğu alanlar, kısa sürede hükümet güçlerinin kontrolüne geçti. Ancak anlaşma, SDG’nin Kamışlı ve havalimanı yakınındaki er-Rumeylan ve Süveyde petrol sahalarını devretmesini öngörüyor; bu adım henüz atılmış değil.

Bölgede görev yapan bir istihbarat subayı, SDG’nin şimdiye kadar verdiği tavizleri ‘sembolik’ olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Kıdemli Kürt yetkili Abdulkerim Ömer, ajansa yaptığı açıklamada, entegrasyon mekanizmaları üzerinde koordinasyon sağlanıp son şekli verildikten sonra hükümete bağlı güvenlik güçlerinin geri çekileceğini söyledi. Kürt güvenlik güçleri Asayiş’in İçişleri Bakanlığı bünyesine dahil edileceğini belirten Ömer, “Bu bölgeyi içeriden koruyacak olan Asayiş olacak” dedi ve anlaşmanın uygulanması için ‘uzun müzakerelere’ ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Türkiye ise sürece temkinli yaklaşıyor. Ankara, YPG’yi, onlarca yıl süren bir silahlı isyanın ardından barış sürecine giren PKK’nın uzantısı olarak görüyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, YPG’nin geri çekilmesinin güvenlik tablosunu daha olumlu hâle getirdiğini, ancak YPG’nin PKK ile bağlarını koparıp ‘tarihi bir dönüşüm’ sürecinden geçmedikçe Türkiye’nin güvenlik endişelerinin tamamen ortadan kalkmayacağını söyledi.



Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
TT

Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.

Yetkililer ve yerel kaynaklara göre, İran'la devam eden savaş bağlamında yakın zamanda gerçekleşen, Iraklı silahlı grubun üst düzey bir yöneticisine düzenlenen gizemli suikast, Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr’da faaliyet gösteren büyük bir petrol kaçakçılığı ağının ayrıntılarını gün yüzüne çıkardı.

Kaynaklara göre, “Ebu Seyf” lakabıyla bilinen ve gerçek kimliği açıklanmayan milis liderinin öldürülmesiyle sonuçlanan “büyük bir olay” yaşandı. Ebu Seyf’in, kaçak petrol ticareti, ilkel yöntemlerle rafine edilmesi ve petrol türevlerinin satışına ilişkin ticari faaliyetlerin başlıca sorumlusu olduğu değerlendiriliyor.

Kimliklerinin açıklanmamasını isteyen yetkililer, güvenlik hassasiyetleri nedeniyle konuşurken, Ebu Seyf’in Irak’ta İran’a yönelik savaşın yarattığı güvenlik gerilimi sırasında bir insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla hedef alınmış olabileceğini belirtti.

Kaynaklar, ABD veya İsrail’in bu operasyonu gerçekleştirmiş olabileceğini değerlendiriyor. Geçen hafta boyunca Irak’ın birçok bölgesi üzerinde yoğun askeri uçak hareketliliği gözlendi. Söz konusu uçuşların, savaşa fiilen katılan grup ve kişileri tespit etmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

28 Mart 2026’dan bu yana Irak semaları; ABD ve İsrail ile İran ve Irak’taki müttefikleri arasında süren bölgesel çatışma nedeniyle İHA’lar, saldırı helikopterleri ve füze hareketliliğiyle yoğun bir askeri faaliyet alanına dönüştü.

Milis ekonomisinin kilit ismi

Kaynaklara göre Ebu Seyf, kamuoyunda fazla tanınmayan, perde arkasında faaliyet gösteren gizemli bir isimdi. Kariyerine, Iraklı Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı milis gücü Mehdi Ordusu saflarında başladı. Daha sonra bazı silah arkadaşlarıyla birlikte gruptan ayrılarak bugün Irak’ta güçlü nüfuza sahip başka silahlı yapılara katıldı.

Son on yılda Ebu Seyf’in, özellikle petrol ticaretine dayanan özel operasyonların yönetiminde merkezi bir figüre dönüştüğü belirtiliyor. Kuzey ve batı Irak’taki aracılarla kurduğu ağ sayesinde, kendi milis bağlantısını gizleyerek “Irak’ın büyük gölge petrol piyasası” içinde faaliyet yürüttü.

Irak’taki paralel petrol piyasasını yakından takip eden bir kaynak, Ebu Seyf’i “İran’a yakın milislerin paralel ekonomisinin sinir merkezlerinden biri” olarak tanımladı.

Ebu Seyf, zaman içinde büyüyen ticaret ağıyla birlikte; petrolün arıtılması, yerel piyasada satılması veya Irak Kürdistan Bölgesi’ne gönderilmesi gibi faaliyetleri yöneten geniş bir sistem kurarak ülkenin “petrol krallarından biri” haline geldi.

Kaçak “Mobil Rafineriler”

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, yıllardır yerel olarak “fırınlar” olarak bilinen mobil rafinerileri kontrol ediyordu. Bu sistemde ham petrol, ana boru hatlarına açılan kaçak deliklerden çekiliyor ve bu küçük rafinerilerde işleniyordu.

Eski bir petrol mühendisine göre bu mobil rafineriler, taşınabilir küçük rafinaj üniteleri olarak tasarlanıyor. Sistem; ısıtma tankı, küçük damıtma kuleleri, soğutma sistemi ve ayrı depolama tanklarından oluşuyor. İşlem sonucunda benzin, kerosen, dizel ve diğer petrol ürünleri elde ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu ilkel yöntem, güvenlik ve çevre standartlarından yoksun olmasına rağmen yüksek kâr sağlıyor. Ancak patlama riski taşıyor ve ciddi çevre kirliliğine yol açıyor. Üretilen yakıtın kalitesi de genellikle düşük olduğundan araç motorlarına zarar verebiliyor.

Bu tür faaliyetlerin izleri, kurulduğu bölgelerde toprak ve yeraltı sularında bıraktığı büyük siyah lekelerden anlaşılabiliyor.

Curf es-Sahr’daki ağ

Güvenlik kaynakları, mobil rafinerilerin özellikle 2014 sonrası güvenlik boşluğu yaşanan bölgelerde yaygınlaştığını belirtiyor. Bu tesisler, küçük petrol kuyularından veya ana boru hatlarından kaçak olarak çekilen ham petrolü işlemek için kullanılıyor.

Ancak Curf es-Sahr’a yıllardır gazeteciler ve araştırmacıların girişinin büyük ölçüde yasaklı olması nedeniyle sahada bağımsız doğrulama imkanı oldukça zor.

Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr, güneydeki petrol sahalarını orta ve kuzey Irak’taki rafinerilere bağlayan stratejik boru hatlarının geçtiği bölge olarak öne çıkıyor.

Bölge, 2014’te DEAŞ kontrolünden geri alınmasının ardından, Iraklı Şii milis grupların en önemli kalelerinden biri haline geldi. DEAŞ’ın çıkarılması sonrasında yaklaşık 120 bin sivil bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.

Tarım ağırlıklı bir kasaba olan Curf es-Sahr, sonraki yıllarda milis grupların askeri ve istihbarat operasyonlarını yönettiği karmaşık bir merkez haline dönüştü. Tarım arazileri içinde mobil rafineriler, tanker filoları ve çeşitli ekipmanların gizlendiği ileri sürülüyor.

“Petrol Kralı”nın Ağı

Kaynaklar, Ebu Seyf’in ağının nasıl çalıştığını ise şöyle açıklıyor. Mobil rafinerilerde üretilen petrol ürünleri, resmi taşıma izinleri bulunmayan tankerlerle taşınıyor. Bu ürünler daha sonra özel rafinerilere veya asfalt gibi petrol türevleri kullanan tesislere satılıyor.

Normal şartlarda tankerlerin eyaletler arası kontrol noktalarından geçebilmesi için resmi belgeler taşıması gerekiyor. Ancak Ebu Seyf’in nüfuzu sayesinde bu ürünlerin güvenlik güçlerinin müdahalesi olmadan taşındığı ifade ediliyor.

Operasyonun farklı aşamalarında yer alan çok sayıda müteahhit ve aracı, bu kaçak ekonominin parçası olarak çalışıyor. Bu ağın önemli bir kısmının özellikle Irak’ın kuzey ve batı şehirlerinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor.

Son büyük anlaşma

Kaynaklara göre Ebu Seyf, öldürülmesinden yaklaşık bir ay önce son büyük anlaşmasını gerçekleştirdi. Bu anlaşma ile ağ, yaklaşık 600 bin ton petrol ürünü satarak 120 milyon dolar gelir elde etti. Bunun yaklaşık yarısı Irak iç piyasasına yapılan satışlardan oluşuyordu.

fdfbf
Iraklı milis grupları, 2014 yılında Cerf es-Sahr’da DEAŞ’e karşı askerî operasyonlar gerçekleştirdi ve binlerce sivili bölgeden ayrılmaya zorladı (Halk Seferberlik Güçleri Medyası).

Elde edilen gelirlerin nerede tutulduğu veya nasıl aklandığı bilinmiyor. Ancak petrolün boru hatlarından yasa dışı olarak elde edilmesi nedeniyle bu satışların hemen hemen tamamının “net kâr” olduğu belirtiliyor.

ABD, 2018’den itibaren Irak’taki milis grupların kaçak petrol ekonomisine odaklanmaya başladı. Washington, bu faaliyetlerle ilgili olduğu iddiasıyla birçok Iraklı iş insanına yaptırım uyguladı.

Bölgesel ağlar ve savaş bağlantısı

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, özellikle ağır yakıt ve fuel-oil türü ürünleri bölgesel ağlara satıyordu. Bu ürünler daha sonra İran petrolüyle karıştırılarak farklı belgelerle uluslararası piyasalara gönderiliyordu.

Siyasi kaynaklar, Ebu Seyf suikastının İran’a yönelik savaşın ortasında gerçekleşmesinin, onun sadece ticari faaliyetlerle değil aynı zamanda askeri operasyonlarla da bağlantılı hale gelmesinden kaynaklanmış olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

İddialara göre İran’daki dini liderin öldürülmesinin ardından İran Devrim Muhafızları, Irak’taki müttefik milislere, ABD ve müttefiklerine zarar verecek saldırılar düzenleme talimatı verdi.

Bu bağlamda Curf es-Sahr’dan İHA’larla düzenlenen saldırılar da planlanmış olabilir.

“Curf İmparatorluğu”

Kaynaklara göre Curf es-Sahr’da milis gruplar tarafından kurulan yapı adeta gizli bir “imparatorluk” niteliği taşıyor. Bölgede:

  • Füze ve İHA depoları
  • Yerel patlayıcı üretim ve test tesisleri
  • Mobil petrol rafinerileri
  • Komuta ve istihbarat merkezleri
  • Güçlendirilmiş hapishaneler
  • Balık çiftlikleri ve tarım arazileri

bulunuyor.

Ayrıca bölgenin, Hizbullah unsurları ve Devrim Muhafızları danışmanları için alternatif bir bölgesel merkez olarak kullanıldığı da iddia ediliyor.


Lübnan Başbakanı, İsrail hava saldırıları nedeniyle "insani bir felaket" yaşanabileceği uyarısında bulundu

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
TT

Lübnan Başbakanı, İsrail hava saldırıları nedeniyle "insani bir felaket" yaşanabileceği uyarısında bulundu

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)

Lübnan Başbakanı Navvaf Selam, dün geceden bu yana İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerine yönelik yaygın tahliye uyarıları ve ardından gelen hava saldırılarından sonra binlerce kişinin evlerini terk etmesi üzerine bugün "insani bir felaket" uyarısında bulundu. Arap ve yabancı ülkelerin büyükelçilerine hitap eden Selam, "Bu yerinden edilmenin hem insani hem de siyasi düzeydeki sonuçları emsalsiz olabilir" diyerek, "yaklaşan bir insani felaket" konusunda uyardı.

İsrail, dün gece ve bu sabah çeşitli noktaları hedef alan askeri gerilimin bir parçası olarak, Lübnan'ın güneyindeki birkaç kasabaya ve Beyrut'un güney banliyölerindeki bölgelere bir dizi hava saldırısı düzenledi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı, "düşman savaş uçaklarının" Lübnan'ın güneyindeki Srifa, Ayta el-Şaab, Tuline, el-Savana ve Mecdel Silim gibi kasabalara gece baskınları düzenlediğini bildirdi. Ajans ayrıca, İsrail savaş uçaklarının güneydeki Akun kasabasının yanı sıra güney Lübnan'daki Kalaviye, el-Haniya ve Hiyam kasabalarını da hedef aldığını belirtti. Ayrıca, Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'nde bulunan Duris kasabasına da iki baskın düzenlendi.

İsrail ordusu bugün Beyrut'un güney banliyölerine bir dizi baskın düzenleyerek çeşitli mahalle ve bölgeleri hedef aldı.


Savaşın başlangıcından bu yana İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 120’den fazla kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)
TT

Savaşın başlangıcından bu yana İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 120’den fazla kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün açıkladığı yeni verilere göre, pazartesi günü Hizbullah ile İsrail arasında başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan’da 123 kişi hayatını kaybetti. İsrail, akşam saatlerinde Beyrut’un güney banliyölerine hava saldırıları başlatmadan önce bölge sakinlerine tahliye uyarısı yaptı.

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Pazartesi sabahından bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 123’e, yaralı sayısı ise 683’e yükseldi” ifadesi yer aldı. Açıklamada, hastanelere yeni yaralıların getirilmeye devam etmesi nedeniyle sayının artabileceği belirtildi. Daha önce yapılan bir açıklamada yaşamını yitirenlerin sayısının 102 olduğu bildirilmişti.

Resmi medya ve Sağlık Bakanlığı’na göre, Lübnan’ın güneyi ve doğusuna düzenlenen hava saldırılarında 14 kişi hayatını kaybetti. Bu sırada İsrail ordusu, ülkenin geniş bölgelerinde yaşayan sivillere tahliye çağrısını yineledi.

Sağlık Bakanlığı dün akşam yaptığı açıklamada, Batı Bekaa bölgesindeki Meşğara beldesinde bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında “5 yaşında bir kız çocuğu ve 7 yaşında bir erkek çocuğu dahil dört kişinin” yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Aynı bölgede bulunan Labaya beldesine düzenlenen bir başka İsrail saldırısında da iki kişi yaşamını yitirdi. Bakanlığa göre saldırıda üç kişi yaralandı; yaralılar arasında durumu ağır olan iki kız çocuğu da bulunuyor.

Dün daha erken saatlerde ise Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ülkenin güneyindeki Nebatiye vilayetine bağlı el-Kefur beldesinin muhtarı ile eşinin, beldeye düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybettiğini bildirdi.

6j
İsrail bombardımanının ardından Lübnan’ın güneyindeki bir köyden yükselen duman (EPA)

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre aynı bölgede yer alan Zotar eş-Şarkiye beldesinde bir eve düzenlenen hava saldırısında bir erkek, eşi ve iki çocuğundan oluşan bir aile hayatını kaybetti. NNA, ailenin ‘düşman savaş uçaklarının evlerini hedef alan hava saldırısı’ sonucu öldüğünü bildirdi.

İsrail dün saldırılarının kapsamını genişletti. Güney Lübnan’daki çeşitli beldelerin yanı sıra Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen Beyrut’un güney banliyöleri ve doğudaki Bekaa bölgesinde yer alan Zahle kenti de hedef alındı. Sağlık Bakanlığı’na göre sabah saatlerinde kentin girişinde bir araca düzenlenen saldırıda iki kişi yaşamını yitirdi.

İsrail, gece yarısından sonra kuzeydeki Trablus kentinde bulunan el-Bedavi Filistin Mülteci Kampı’ndaki bir daireyi de hedef aldı. NNA’ya göre saldırıda Hamas mensubu bir yetkili ile eşi hayatını kaybetti.

Gece saatlerinde ise Beyrut ile kentin uluslararası havalimanını birbirine bağlayan yolda birkaç dakika arayla iki araca düzenlenen İsrail hava saldırılarında üç kişi öldü.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre Hizbullah ile savaşın başlamasından bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında 100’den fazla kişi hayatını kaybederken, 638 kişi de yaralandı.

İsrail Ordu Sözcüsü dün yaptığı açıklamada, Litani Nehri’nin güneyinde ve sınır boyunca yaklaşık 30 kilometrelik alanda yaşayan sivillere yönelik tahliye uyarısını yineledi. Açıklamada, Sur ve Bint Cubeyl’in de kapsama dahil olduğu belirtilerek, “Hizbullah tarafından askeri amaçlarla kullanılan her evin hedef alınabileceği” uyarısında bulunuldu.

İsrail ordusu ayrıca dün öğleden sonra Beyrut’un güney banliyölerindeki bazı mahalleleri kapsayan yeni bir tahliye çağrısı yayımladı. Bu uyarı kentte paniğe yol açtı.

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir dün akşam yaptığı açıklamada, birliklerine Lübnan sınırı boyunca ilerleme ve kontrol hattını derinleştirme talimatı verdiğini duyurdu. Zamir, güney Lübnan’da kilit noktalarda askeri mevziler kurulacağını belirtti.