Dibeybe'nin sağlık sektörü reform planı Libya toplumunda tartışmalara yol açtı

Modernizasyon adımlarını destekleyenler ile gecikmenin maliyeti nedeniyle hükümeti eleştirenler arasında denge söz konusu

Dibeybe, 18 Şubat'ta Misrata'da bir klinik kompleksinin açılışında (Dibeybe'nin ofisi)
Dibeybe, 18 Şubat'ta Misrata'da bir klinik kompleksinin açılışında (Dibeybe'nin ofisi)
TT

Dibeybe'nin sağlık sektörü reform planı Libya toplumunda tartışmalara yol açtı

Dibeybe, 18 Şubat'ta Misrata'da bir klinik kompleksinin açılışında (Dibeybe'nin ofisi)
Dibeybe, 18 Şubat'ta Misrata'da bir klinik kompleksinin açılışında (Dibeybe'nin ofisi)

Libya’da Başbakan Abdulhamid Dibeybe’nin sağlık sektörünü reforme etmeye yönelik “100 Gün” stratejisini başlatması, kamuoyunda farklı tepkilere yol açtı. Bir kesim, son on yılda ciddi gerileme yaşayan sağlık alanında atılacak her adımın desteklenmesi gerektiğini savunurken; diğer kesim hükümeti bu hayati sektördeki gecikmeden hükümeti sorumlu tuttu.

Dibeybe, hafta başında düzenlenen strateji tanıtım töreninde yaptığı konuşmada sağlık sistemine sert eleştiriler yöneltti. Göreve beş yıl önce başladığında devraldığı kurumlar arasında Sağlık Bakanlığı’nı “en kötü durumda olan” kurum olarak nitelendiren Dibeybe, Libyalıların yüzde 90’ının tedavi için yurt dışına gitmek zorunda kaldığını söyledi.

Doktorların, özellikle de genç olanların, yetkinliklerini överek onların gönlünü kazanma girişimine rağmen, konuşmasına verilen tepkiler ikiye bölündü: Bir yanda "açıklık" yaklaşımını, reformu genişletme hamlesini ve hükümetin 100 gün içinde sağlık sektörünü iyileştirme planını destekleyenler, diğer yanda ise hükümetin bu yola neden geç girdiğini sorgulayanlar vardı.

"Toplumsal tepkiyi yönlendirme girişimi"

Libya’daki Yenilenme Partisi’nin lideri Süleyman el-Beyyudi, Dibeybe’nin konuşmasını, “ekonomik krizin arttığı bir dönemde hükümetinin başarısızlıklarından kaynaklanan toplumsal öfkeyi sağlık çalışanlarına yönlendirme çabası” olarak değerlendirdi. Beyyudi, ülkede hayat pahalılığı, fiyat artışları, akaryakıt ve temel tüketim maddelerinde yeniden oluşan kuyruklar ile Libya dinarının değer kaybı gibi sorunların yaşandığını ifade etti.

Gazeteci Tarık el-Huni ise “Yetkililer kendi kötü yönetimlerinin sonuçlarını sergiliyorsa, vatandaştan bunları çözmesi ya da empati göstermesi mi bekleniyor?” sözleriyle eleştiride bulundu.

Buna karşılık doktor ve siyasetçi Mustafa ez-Zayidi, sağlık sektöründeki büyük gerileme dikkate alındığında her türlü reform girişiminin desteklenmesi gerektiğini belirtti. Ancak Zayidi, başarının “uygulamadaki ciddiyete” bağlı olduğunu belirterek, sahadaki şartların zorluğuna dikkat çekti.

Zayidi, hükümet ve kurumlar arasındaki bölünmenin, denetim mekanizmalarının çökmesinin, silahlı grupların etkisinin ve bölgesel ile uluslararası müdahalelerin ülkede idari ve mali yozlaşmaya yol açtığını; bunun da nitelikli kadrolar için caydırıcı bir ortam oluşturduğunu söyledi. Reform vizyonunun ülkenin batı bölgeleriyle sınırlı kalabileceği uyarısında bulundu.

Libya’da halihazırda, başkenti Trablus olan Ulusal Birlik Hükümeti ile Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen ve doğu ile bazı güney kentlerini yöneten, başbakanlığını Usame Hammad’ın yürüttüğü ikinci hükümet arasında ikili bir yapı bulunuyor. Doğu yönetimi, General Halife Hafter liderliğindeki silahlı güçlerin desteğini alıyor.

El-Zayidi, özel tıp sektörünü kontrol edenlerin çoğunluğunun, daireleri kliniklere dönüştüren "aracı ve tüccarlar" olduğunu belirtiyor, (AFP)El-Zayidi, özel tıp sektörünü kontrol edenlerin çoğunluğunun, daireleri kliniklere dönüştüren "aracı ve tüccarlar" olduğunu belirtiyor, (AFP)

Zayidi ayrıca, özel sağlık sektörünün büyük bölümünün “aracı ve tüccarların” kontrolünde olduğunu, bazı dairelerin kliniklere dönüştürüldüğünü ve yeterli yetkin diplomaya sahip olmayan yabancı doktorların “uzman” olarak pazarlanabildiğini ileri sürdü.

Çok yönlü sorunlar

Sağlık çalışanlarının aktardığına göre birçok doktor geçim sıkıntısı nedeniyle kamu görevlerinin yanı sıra özel sektörde de çalışmak zorunda kalıyor ve önceliği özel çalışmaya veriyor. Bazı çevrelerin ise hastaları kamu hastanelerinden uzaklaştırarak belirli kliniklere yönlendirdiği öne sürülüyor.

Zayidi, yabancı ticari şirket temsilcilerinin bazı sağlık yöneticileriyle iş birliği yaparak, kalite ve bakım standartlarını karşılamayan tıbbi cihazların ithal edilmesine yol açtığı yönündeki eleştirileri de destekledi. Bu durumun, çalışmayan ya da sarf malzemesi bulunmayan cihazların depolarda birikmesine neden olduğu belirtildi.

Bazı doktorlar, Dibeybe’nin Sağlık Bakanlığı’ndaki yolsuzluk ağlarını aşmak amacıyla kanser tedavisi gibi alanlarda Bakanlar Kurulu’na doğrudan bağlı kurumlar kurmasını savunurken; bazıları ise bunun bakanlığın yetkilerini zayıflattığını ve Dibeybe’nin başbakanlık göreviyle birlikte savunma ve dışişleri portföylerini de üstlenmesinin yönetimde dağınıklığa yol açtığını ifade etti.

El-Zayidi, sağlık sektöründeki önemli gerileme göz önüne alındığında, bu sektöre yönelik her türlü girişimin desteklenmesi gerektiğinin altını çizdi (dolaşımda)El-Zayidi, sağlık sektöründeki önemli gerileme göz önüne alındığında, bu sektöre yönelik her türlü girişimin desteklenmesi gerektiğinin altını çizdi (dolaşımda)

İç hastalıkları uzmanı Dr. Ferec el-Hamri ise doktorların tek başına sorumlu tutulmasına karşı çıkarak, sağlık çalışanlarının Libya’dan daha sınırlı imkânlara sahip ülkelerde bile mevcut olan ekipmanlardan yoksun koşullarda görev yaptığını söyledi.

Hamri, doktor maaşlarının düşüklüğünü ve “risk tazminatının” verilmemesini eleştirerek, genç doktorların deneyim kazanmak için ücretsiz eğitim programlarına katılmak zorunda kaldığını dile getirdi.

Hamri, sağlık alanındaki krizin temelinde istikrarlı ve sürdürülebilir sağlık politikalarının bulunmamasının yattığını belirterek, “hesap verebilirlik ilkesinin işletilmesi, hatalı olanın cezalandırılması ve başarılı olanın desteklenmesi” çağrısında bulundu.



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.