İran’daki savaşın Sudan'daki duruma üç düzeydeki etkisi

Sudan, bölgedeki Arap ülkelerinin güvenliğinin önemli bir parçası

Hartum'da HDK ile çatışma hattını izleyen bir Sudan askeri, 3 Kasım 2024 (AFP)
Hartum'da HDK ile çatışma hattını izleyen bir Sudan askeri, 3 Kasım 2024 (AFP)
TT

İran’daki savaşın Sudan'daki duruma üç düzeydeki etkisi

Hartum'da HDK ile çatışma hattını izleyen bir Sudan askeri, 3 Kasım 2024 (AFP)
Hartum'da HDK ile çatışma hattını izleyen bir Sudan askeri, 3 Kasım 2024 (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib 

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş, diplomatik bir boşluk anında değil, Umman’ın arabuluculuğunda müzakere kanalları halen açıkken patlak verdi. 26 Şubat 2026 tarihinde sona eren ve bir miktar ilerleme kaydedildiği ve teknik olarak tamamlanmaya değer olduğu belirtilen Cenevre’deki müzakere turunun ardından 28 Şubat'ta müzakerelerden askeri operasyonlara doğru şok edici bir geçiş yaşandı. Bir anda diplomatik araçlarla gerilimi yönetme mantığından, belirli hedefleri veya gerçekçi sonları olmayan açık savaş mantığına geçildi. Bu ani geçiş ve bunun İran rejiminin Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney'in öldürülmesi ve İran komuta yapısının kısmen parçalanması anlamında taşıdığı imalar ve ardından gelen siyasi mantıktan yoksun geniş çaplı misillemeler, sadece Arap Körfezi'nin durumunu değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda 2023 yılının nisan ayından bu yana kendi iç savaşının sonucu olarak yapısal bir zayıflık döneminden geçen Sudan da dahil olmak üzere, tüm bölgede bölgesel güvenlik ve istikrar denklemini yeniden tanımladı.

İlk savaşın kıvılcımı konusunda yorumlar ne kadar farklı olursa olsun, İran’ın ardından gelen tepkisi, tamamen stratejik bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, siyasi orantıdan ve bölgesel yönelimden yoksun görünüyordu. İran, misillemesinde ABD ve İsrail'i hedef almakla kalmayıp Katar, Suudi Arabistan, Ürdün, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt gibi Arap ülkelerindeki altyapı, sivil tesisler ve enerji tesislerini de vurdu. Ayrıca, savaşın patlak vermesini önlemek için müzakerelerde en önemli arabulucu olmasına rağmen Umman’ın da Salalah Limanı'na saldırı düzenledi. Doha, gerginliğin azaltılması gerektiğini açıkça vurgularken Suudi Arabistan, 14 Ocak 2026 tarihinden itibaren doğrudan diplomatik kanallar aracılığıyla İran'a, ABD’nin İran topraklarına karşı olası herhangi bir operasyonunda hava sahasının, topraklarının veya üslerinin kullanılmasına izin vermeyeceğini resmen bildirdi. Riyad, Doha ve Maskat, krizi önlemek için bölgesel çabalara katılmıştı. Ancak İran'ın yanıtı, bu ülkeleri hedef almak oldu. Bu da rasyonel bir caydırıcılık değil, savaşı uzlaşı kapısını aralık bırakmaya ya da en azından bölgesel düzenin tamamen çökmesini önlemeye çalışan ülkeleri bile kapsayacak şekilde genelleştirme eğilimini yansıtıyordu.

Sudan açısından, ABD-İran savaşının etkileri yalnızca coğrafi faktörler ve ülkenin Arap güvenlik çevresi içindeki konumu nedeniyle değil, aynı zamanda 2023'ten beri süren Sudan savaşının felaketi sırasında ortaya çıkan zamansal bağlamdan da kaynaklanıyor. Bu, bölgesel roller ve hırsların iç içe geçtiği, gerçeği yeniden şekillendirmeye çalışan siyasi anlatıların çatıştığı, ayrıca savaşın yol açtığı iç baskı ve ekonomik krizin de eklenmiş olduğu karmaşık bir bağlam. Burada Sudan, Arap Körfezi'ndeki izole krizi uzaktan izleyen bir gözlemci değil, Körfez'den Kızıldeniz'e uzanan Arap güvenlik çevresinin temel bir parçasıdır ve aynı anda Hürmüz Boğazı, Babu’l-Mendeb Boğazı ve ikisi arasında uzanan tedarik zincirlerinden etkileniyor. Dünya enerji ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve Husilerin savaşa dahil olmasıyla birlikte Kızıldeniz’deki deniz trafiğinin istikrarına dair endişelerin artması, Sudan’a sadece yüksek fiyat şoku değil, içinde ve çevresindeki güvenlik alanında da bir deprem etkisi yaratıyor.

Bu açıdan bakıldığında Sudan’ın resmi tutumu son derece net bir şekilde ortaya kondu. Sudan hükümeti, krizin patlak verdiği ilk günlerden itibaren İran’ın Arap ülkelerine yönelik saldırılarını en sert ifadelerle kınadı ve bunları ‘açık ve gayrimeşru bir saldırı’ olarak nitelendirdi. Bu ifadeyle Hartum, tutumuna yönelik herhangi şüpheye yer bırakmayacak şekilde erken bir adım attı. Ardından Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Körfez ve Arap liderleriyle görüşerek bu tutumu pekiştirdi ve dayanışma içinde olduklarını ifade etti. Ayrıca, bu konuda devlet adına konuşmanın sonuçları konusunda içerdeki tüm taraflara açık bir uyarıda bulunarak, Sudan'ın Arap devletlerinin güvenliğini desteklediğini ve buna yönelik herhangi bir müdahaleyi reddettiğini vurguladı. Bu nokta diplomatik bir ayrıntı değil, Sudan'ı manevra veya uzlaşma payı bırakmadan Arap güvenlik alanının içine yerleştiren açık bir siyasi duruşun ilanıdır.

Sudan'ın resmi tutumu son derece net bir şekilde ortaya koyuldu. Sudan hükümeti, krizin patlak verdiği ilk günlerden itibaren İran'ın Arap ülkelerine yönelik saldırılarını en sert ifadelerle kınadı ve bunları ‘açık ve gayrimeşru bir saldırı’ olarak nitelendirdi.

Tam da bu anda, bazı Sudanlı politikacıların iktidar koltuklarına tırmanma çabalarında sergilediği fırsatçılık, en çirkin haliyle ortaya çıktı. Siyasi anlaşmazlık ile ülkeyi dış düşmanlıklardan korumak arasında ayrım yapmak yerine, Sudan'ı İran ekseniyle ilişkilendirmeye çalışan eskimiş bir anlatıyı şişirmeye, tekrarlamaya, yaymaya ve hatta bunun için kanıtlar uydurmaya girişerek, İsrail ve ABD'nin Sudan'a saldırmasını kışkırtmaya çalıştılar.

Sanki iktidarla olan çekişmeleri, iktidara karşı çıkmakla vatan düşmanlığı arasındaki temel farkı görmelerini engellemiş gibi. Bu durum, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milislerinin Sudan devletine -halkı, toprağı ve hükümeti olmak üzere üç bileşeniyle- yönelik saldırılarını destekleyen bölgesel bir eksene verdikleri destek ve taraf tutmaları göz önüne alındığında, onlar için şaşırtıcı değildi. Ancak burada, siyasi değerlendirme bozulmadan önce ahlaki denge açıklanamaz bir şekilde bozuluyor. Çünkü vatan, onların bunalımlı hayal dünyasında, sadece dış şantaj malzemesi ve çekişme sahnesinde kullanıma açık bir kâğıt parçası haline geliyor. Bu ne siyasi muhalefet ne de entelektüel bir duruştur. Bu, vizyondaki bir kusurdur. Bu manzaranın arka planında, HDK milisleri ve onu destekleyen eksenlerin önderlik ettiği, aynı anlatıyı tekrarlayıp abartan paralel bir siyasi yapı da duruyor. Bu yapı, yabancı silahlı güçlerin ve dış desteğin arkasına sığınarak siyasi bir alternatif yaratma hayallerine dayanıyor.

İran'ın başkenti Tahran'ın mahallelerinin bombalanmasının ardından mahallelerde dumanlar yükselirken, 1 Mart 2026 (AFP)İran'ın başkenti Tahran'ın mahallelerinin bombalanmasının ardından mahallelerde dumanlar yükselirken, 1 Mart 2026 (AFP)

Bu yüzden Sudan'daki durumda savaşın İran üzerindeki en tehlikeli etkisi askeri değil, anlatısal ve siyasi niteliktedir. Hartum ile Tahran arasında bir bağlantı kuran söylemin yeniden gündeme getirilmesinin amacı içeriği betimlemek değil, Sudan'ı uluslararası kamuoyunda İran'a karşı savaşın bir uzantısı olarak göstermektir. Bu fikir, milislerin ve otoriter dayanak arayan bazı siyasi çevrelerin ağzından yayıldığında, kışkırtıcı bir ortam yaratır. Amaç, Sudan devletine karşı ABD-İsrail düşmanlığını kışkırtmak ya da en azından bazı karar çevrelerinde bunun teorik olarak kabul edilmesini kolaylaştırmaktır.

Sudan'daki durumda savaşın İran üzerindeki en ciddi etkisi askeri değil, anlatısal ve siyasi nitelikte.

Ekonomik açıdan, savaş Sudan'a en acımasız yoldan, yani günlük yaşam yoluyla ulaşıyor. Petrol fiyatları büyük ölçüde yükseldi ve 30 Mart'ta Brent ham petrolü varil başına yaklaşık 115,66 dolara çıktı. Bu da yaklaşık yüzde 59'luk bir artışa tekabül ediyor. Öte yandan Hürmüz Boğazı’nın geniş çapta tıkanık kalmasıyla birlikte, piyasanın günlük yaklaşık 12 milyon varil ham petrol ve ürün kaybına uğradığı tahmin ediliyor.

Bu rakamlar sadece dünya piyasalarına ait değil, doğrudan Sudan'a da ait, çünkü bu ülke, nakliye, sigorta, yakıt, elektrik ve kırılgan ekonominin işleyiş maliyetleri yoluyla, malın kendisini ithal etmeden önce şokun etkisini ithal ediyor. Enerji şoku, zaten savaşın yıprattığı ülkede yeni bir enflasyon dalgasına dönüşürken uzaklardaki savaş, Sudan'da ekmek, ilaç ve ulaşım üzerinde baskı yaratıyor.

Güney Sudan'ın Maban kentindeki bir depoda, Dünya Gıda Programı'na ait binlerce torba ince mısır dağıtılmaya hazır durumda, 20 Ağustos 2025 (AFP)Güney Sudan'ın Maban kentindeki bir depoda, Dünya Gıda Programı'na ait binlerce torba ince mısır dağıtılmaya hazır durumda, 20 Ağustos 2025 (AFP)

Ancak en ağır darbe, Sudan’da günümüzde en önemli ekonomik faaliyet olan tarıma isabet ediyor. Tarım, tarihsel olarak da ülkenin omurgası ve ekonomik istikrarının kaynağı oldu. Dünya Bankası'na göre Sudan'da tarım gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 35'ini oluşturuyor ve işgücünün yüzde 40'ından fazlasını istihdam ediyor. Bu oranlar savaşın ardından daha da yükseldi. Savaşın ağırlığı altında sanayi ve hizmet sektörlerinin gerilediği bir ülkede, tarım artık sadece bir ekonomik sektör olmaktan çıkıp, toplumu ayakta tutabilecek son geniş üretim üssü haline geldi. Bu yüzde yakıt, gübre veya ulaşıma yönelik herhangi bir şok, sadece piyasaya değil, ulusal dayanıklılık yeteneğine de darbe vuruyor.

İşte bu noktada gübre ve gıda krizinin ciddiyeti ortaya çıkıyor. Üre fiyatları, savaşın patlak vermesinden bu yana yüzde 47 artışla ton başına yaklaşık 684 dolara yükseldi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ise krizin devam etmesi halinde, 2026 yılının ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının ortalama olarak yüzde 15 ila 20 daha yüksek kalabileceği uyarısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Sudan'da iki kat daha fazla önem kazanıyor. Dünya Gıda Programı'na (WFP) göre 21,2 milyon kişi ciddi gıda güvensizliği ile karşı karşıya ve 12 milyondan fazla kişi evlerini terk etti. Faşir ve Kadugli şehirlerinde kıtlık yaşandığı da teyit edildi. Buğday ihtiyacının yaklaşık yüzde 80'ini ithal eden bir ülkede, enerji ve gübre krizi sadece tarımsal kârlılığın düşmesi anlamına gelmiyor, aynı zamanda açlığın eşiğine bir adım daha yaklaşılması anlamına geliyor.

Enerji krizi, zaten savaşın yıprattığı ülkede yeni bir enflasyon dalgasına dönüşüyor ve uzaktaki savaş, Sudan’ın iç kesimlerinde ekmek, ilaç ve ulaşım üzerinde baskı yaratıyor.

Kara taşımacılığı maliyetlerinin yaklaşık yüzde 30 artması ve bazı güzergâhlarda nakliye ücretlerinin yüzde 25 ila 30 oranında yükselmesi ile birlikte, Sudan’a insani yardımın ulaştırılma maliyeti de önemli ölçüde arttı. Bu anlamda, Sudan'da İran'a karşı yürütülen savaş sadece bir dış haber olarak kalmıyor, aynı zamanda kırsal bir klinikte antibiyotiklerin tükenmesi, aşıların gecikmesi veya bir çocuğun sıtma ilacının kesilmesi gibi olasılıklara da yol açıyor.

İran’daki savaşa rağmen, Fransız gazetesi Le Monde yakın tarihli bir haberinde, HDK milislerine yönelik dış desteğin devam ettiği, hatta İran savaşının patlak vermesinden sadece dört gün sonra bu desteğin daha da arttığı belirtildi. Bu durum, milislerin Etiyopya topraklarından başlayan doğu cephesini açabilmelerinde yansıdı ve milisler, Mavi Nil eyaletinde Etiyopya sınırı yakınlarındaki Kermek şehrinin kontrolünü ele geçirmeyi başardılar. Jeopolitik çelişki en üst düzeye ulaşmış durumda. Zira Sudan, Sudan savaşındaki aktörler için tehlikeli zamanlarda ertelenebilecek marjinal bir mesele değil, ateş altında bile yatırım yapılan uzun vadeli stratejik bir varlık.

Sonuç olarak, İran'ın savaşı Sudan'daki savaşın özünü değiştirmedi, aksine yaşam koşullarını ve bazılarının dışarıdan yeniden tanımlamaya çalıştığı iç savaş felaketini daha da kötüleştirdi. Ayrıca, şu anda geniş çaplı yaşamın son dayanağı olarak tarıma dayanan ekonomisinin, çok uzak bir yerden vurulabileceğini gösterdi. Ayrıca, milislerin yabancı destek ağlarının acil, geçici veya duygusal olmadığını, aksine tüm bölge büyük bir savaşla meşgulken bile desteğini sürdürme konusunda stratejik olarak son derece kararlı olduğunu ortaya koydu.

İran'daki savaşın Sudan'daki duruma etkisi, üç düzeyde özetlenebilir:

1- Anlatı çatışması, yani savaşın kendisine ait olmayan bir eksenin uzantısı olarak yeniden pazarlanması.

2- Ekonomik kriz, yani açlık çeken bir ülkenin kalbinde enerji, gübre ve buğdayın vurulması.

3- Güvenlik coğrafyasının ihlali, yani tüm bölge çatışma içindeyken milis destek ağlarının doğudan ve batıdan faaliyetlerine devam etmesi.

Sudan’ın menfaati, ülkenin Arap dünyasına aidiyetini gölgeleyen sözde tarafsızlıkta yahut kesinlikle kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir savaşa herhangi bir şekilde dahil olmakta da değil, daha katı ve net bir denklemin tesis edilmesinde yatıyor. Sudan, bölgesel Arap güvenliğinin önemli bir parçası olsa da bölgesel hesaplaşmaların yapıldığı bir arena ya da içeriye girmeyi bekleyenlerin hayalleri ve düşmanların propagandalarında kullanılabilecek bir malzeme asla değil!

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
TT

Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Husilerin Babülmendep bölgesinde kontrolünde tuttuğu son mevzileri ele geçirmeye yaklaşırken, Lahic vilayetinde çatışmalar şiddetlendi. Husiler, Babülmendep'e doğru ilerleyebilmek ve Tur el-Baha ilçesine ulaşmak amacıyla Lahic'in Mukatira ilçesinde hükümet güçlerinin mevzilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.

Amalika Tugayları, Babülmendep'te Husilerin elinde kalan sınırlı sayıdaki mevziye yönelik operasyonlarını sürdürürken, hükümet güçleri ve Halk Direnişi birlikleri de Taiz ve Lahic cephelerinde şiddetlenen çatışmalara girdi. Husiler, son günlerde kaybettikleri mevzileri geri almak ve batı kıyısına hâkim stratejik bölgelere doğru yeni ilerleme hatları açmak için girişimlerde bulunuyor.

Sahadaki gelişmelerle eş zamanlı olarak Başkanlık Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını ve Taiz cephesinin sorumluluğunu yeniden düzenleyen kararlar aldı. Son haftalarda bazı mevzilerde yaşanan başarısızlıkların ardından alınan kararlar, siyasi liderliğin ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar “Yemen Şafağı” operasyonunun sürdürüleceğini yinelediği bir döneme denk geldi.

Sahadaki kaynaklara göre Husilerin Babülmendep'te elinde yalnızca bir ana mevzi ile az sayıda milisin bulunduğu birkaç tepe kaldı.

fbg
Taiz kenti çevresinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında bir Yemen askeri (AFP)

Kaynaklar, hükümet güçlerinin bu noktaların kontrolünü tamamen ele geçirmeye yaklaştığını, ancak Husilerin bölgeye döşediği yoğun mayın ve el yapımı patlayıcıların ilerlemeyi zorlaştırdığını belirtti. Askerler için ciddi tehdit oluşturan patlayıcıların temizlenmesinin, operasyonların tamamlanması açısından zorunlu olduğu ifade edildi.

Amalika Tugayları, Babülmendep Boğazı'na ve uluslararası deniz ulaşım güzergâhlarına hâkim konumu nedeniyle stratejik önem taşıyan bu bölgedeki Husi varlığını tamamen sona erdirmek için operasyonlarını sürdürüyor.

Husiler Lahic'in kuzeyinde saldırılarını yoğunlaştırıyor

Lahic vilayetinin kuzeyindeki Mukatira cephesinde Husiler, salı günü şafak vakti Memşah bölgesinde hükümet güçlerinin mevzilerine şiddetli bir saldırı düzenledi. Ancak 4. Hazım Tugayı ile 1. Komando Ulusal Direniş Tugayı birlikleri saldırıyı püskürttü. Böylece Husilerin aynı noktaya iki gün içinde düzenlediği ikinci saldırı da başarısızlıkla sonuçlandı. Örgüt, pazartesi günü de aynı mevziyi hedef almıştı.

Askerî kaynaklar, hükümet güçlerinin eş zamanlı olarak Nasıra bölgesindeki Savaliha dağlarında bulunan Husi mevzilerini orta ve ağır silahlarla hedef aldığını bildirdi. Saldırılarda Husilerin personel ve askerî teçhizat bakımından kayıplar verdiği belirtildi.

Askerî kaynaklardan alınan bilgilere göre hükümet güçleri, Nasıra cephesindeki Kızıl Su Deposu bölgesinde bazı mevzileri geri alarak Husi unsurlarını bölgeden çıkardı. Topçu birlikleri de Sakhir mevzilerinde Husilere ait toplanma noktalarını ve askerî araçları hedef aldı. Muayık ve Anan bölgelerinde ise çatışmalar devam etti.

scdfvg
Yemen ordusu, Husi saldırılarına karşı Taiz kentindeki mevzilerini koruyor (AFP)

Çatışmalar Kurbe ve Heycet el-Abd hatlarına da yayıldı. Husiler, Turbe ve Vaziiye yönünden askerî araçlar sevk ederek hükümet güçlerinin mevzilerine ilerlemeye çalıştı. Ancak hükümet güçleri saldırıyı püskürttü. Saatler süren çatışmaların ardından Husi unsurları Şerc bölgesinde durduruldu.

Hayfan ilçesindeki Ebus cephesinde de Kerb ve Memşah dağları çevresinde çatışmalar yaşandı. Hükümet güçleri, Husi saldırılarını püskürterek saldırganlara personel ve teçhizat kaybı verdirdi.

Son gelişmeler, Husilerin Babülmendep'te karşılaştıkları baskıya rağmen Lahic'in kuzeyindeki Mukatira cephesine ve buraya bağlı diğer hatlara ağırlık verdiğini gösteriyor. Örgüt, hükümet güçlerinin savunma hatlarını aşarak yeni bir ilerleme sağlamaya çalışıyor.

Taiz cephesinin komuta yapısı değiştirildi

Cephelerdeki gelişmelerin ardından Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını yeniden düzenleyen ve Taiz cephesinin yönetimini değiştiren kararlar aldı. Kararlarla, çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerden birindeki askerî sorumluluklar yeniden dağıtıldı.

2026 tarihli 247 sayılı karar uyarınca Albay Macdi Munadıl Sabit Ahmed, Tur el-Baha Askerî Ekseni komutanlığına ve 1. Vatan Kalkanı Kuvvetleri Tugayı komutanlığına atandı. Ahmed'in rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi.

Albay Bessam Abdu Said Salim el-Hark, eksenin kurmay başkanlığına ve 4. Dağ Piyade Tugayı komutanlığına getirilirken, Tuğgeneral Naci Mukbil Muhammed Said eş-Şattaf da eksenin harekât sorumlusu olarak görevlendirildi.

246 sayılı kararla ise Tuğgeneral Reşad Ahmed İsmail el-Yusufi, Yüksek Askerî Komite üyeliğine ve Taiz cephesi sorumluluğuna atandı. El-Yusufi'nin rütbesi tümgeneralliğe yükseltilirken, bu görevde Tümgeneral Yusuf eş-Şeraci'nin yerini aldı.

Taiz çevresindeki çatışmalar sürüyor

Taiz kentinin güneyinde hükümet güçleri, Halk Direnişi birliklerinin desteğiyle Akruz cephesinde bazı stratejik mevzileri yeniden ele geçirdi. Nube ve Seyb bölgeleri ile Mübarek Tepesi, Husilerle yaşanan çatışmaların ardından hükümet güçlerinin kontrolüne geçti. Çatışmalarda Husilerin ağır kayıplar verdiği bildirildi.

Hükümet güçleri, Misrah ilçesindeki Hubeyl es-Sarm bölgesinde mevzilerine yönelik Husi saldırısını da püskürttü. Vilayetin diğer cephelerinde ise çatışmalar devam etti.

Öte yandan savaş uçakları, Cebel Habşi kavşağında ağaçların altında konuşlanan Husi unsurlarını ve askerî araçlarını hedef aldı. Sahadaki bilgilere göre hava saldırılarında doğrudan kayıplar meydana geldi.

vfgb
Cevf vilayetindeki cephe hatlarında görev yapan Yemen hükümet güçlerinden bir asker (AFP)

Husiler ise Şakab köylerini havan toplarıyla bombaladı. Saldırılarda bazı evler zarar görürken, bölge sakinleri arasında korku ve panik yaşandı.

Taiz kentinin çevresindeki cephelerde hükümet güçleri ve yerel savaşçılar, kentin giriş ve çıkış noktalarındaki savunma mevzilerini korumayı sürdürüyor. Bölgede topçu ateşi ve aralıklı çatışmalar devam ediyor.

Kent çevresindeki Husi saldırılarının görece azalması, örgütün Mukatira ve Tur el-Baha cephelerindeki çatışmalara yoğunlaşmasıyla aynı döneme denk geldi. Böylece askerî operasyonların ağırlığı Taiz çevresindeki diğer cephelere kaydı.

Yemen Başkanlık Konseyi: Operasyon hedeflerine ulaşılıncaya kadar sürecek

Siyasi cephede Yemen Başkanlık Konseyi, “Yemen Şafağı” operasyonunun ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar devam edeceğini yineledi. Bu hedeflerin başında Husi darbesinin sona erdirilmesi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve devlet otoritesinin ülkenin tamamında sağlanması geliyor.

Reşad el-Alimi başkanlığında, tüm konsey üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, hükümet güçleri, askerî birlikler ve Halk Direnişi unsurlarının Suudi Arabistan öncülüğündeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu'nun desteğiyle Cevf, Marib ve batı kıyısı cephelerinde ilerleme kaydettiği, Taiz'de ise direnişin sürdüğü belirtildi.

Resmî medyanın aktardığına göre toplantıda, Husilerin askerî saldırılarındaki tırmanış ele alındı. Devlet kurumları ve sivil tesislere yönelik füze ve İHA saldırıları, kent ve köylere yönelik saldırıların genişletilmesi, Taiz kuşatmasının sürdürülmesi ve yerleşim bölgelerinin bombalanması değerlendirildi. Uluslararası su yolları ve deniz ulaşımına yönelik tehditler de toplantının gündeminde yer aldı.

Başkanlık Konseyi, Husilerin saldırıları karşısında cephelerde gösterilen direnişin Suudi Arabistan'ın desteğiyle sürdürüldüğünü vurguladı. Konsey, Riyad yönetiminin hükümet güçlerine verdiği desteğin yanı sıra Taiz ve diğer vilayetlerdeki insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlarını da takdir etti.

Konsey ayrıca Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan vatandaşlara, örgütün milis devşirme ve eleman kazanma faaliyetlerini reddetmeleri, çocuklarının çatışmalara sürüklenmesine izin vermemeleri çağrısında bulundu.

Açıklamada, silah bırakarak Husiler saflarında savaşmayı bırakanlar için ilan edilen prosedürler çerçevesinde güvenli dönüş yolunun açık olduğu da vurgulandı.


Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
TT

Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin tehditleri ve Afrika Boynuzu'ndaki terör örgütleriyle koordinasyonunun, milisleri uluslararası düzeyde kararlı bir tutum sergilenmesini gerektiren sınır aşan bir tehdide dönüştürdüğünü söyledi.

Ez-Zuba, salı günü Paris'te Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Remi Ferro ile bir araya geldi. Görüşmede Yemen'deki son gelişmelerin yanı sıra Husilerin sivil yerleşimlere ve uluslararası deniz ulaşım hatlarına yönelik terör eylemlerindeki tırmanış ele alındı.

Yemen Dışişleri Bakanı, Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmasının yol açtığı insani dramı da gündeme getirdi. Ez-Zuba ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanları ile insani yardım kuruluşlarında görev yapan personelin kaçırılması ve işkenceye maruz bırakılması gibi ihlallere dikkat çekti. Bu eylemlerin son olarak Muhammed eş-Şami'nin hayatına mal olduğunu belirtti.

Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Ferro ise Fransa ve Avrupa Birliği'nin (AB), sahadaki değişimlere uyum sağlayacak yeni bir Yemen politikası benimsemeye önem verdiğini ifade etti. Ferro, ülkesinin Husilerin sivillere yönelik tüm ihlallerini reddettiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Yemen resmî haber ajansından aktardığı habere göre görüşmede, Yemen'deki gelişmeler ve Husilerin bölgesel güvenliğe yönelik tehditleri üzerinde duruldu.


Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı
TT

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen İçişleri Bakanlığı, salı günü, terör örgütü olarak nitelendirdiği Husilerle birlikte çalışan 21 yabancı uzman bulunduğunu açıkladı. Bakanlık, bunlardan 14'ünün İran Devrim Muhafızları Ordusu, 7'sinin ise Lübnan Hizbullahı mensubu olduğunu bildirdi.

Yemen'in 6 vilayetine dağılan uzmanların, Husilerin finansman, silahlandırma ve eğitim faaliyetlerinde görev aldığı belirtildi. Açıklamaya göre bu kişiler, doğrudan denetim ve gözetimin yanı sıra operasyonların planlanması ve yönetilmesine, milislerin askerî kapasitesinin geliştirilmesine de katılıyor. Uzmanların ayrıca Yemen'de uzun vadeli nüfuz oluşturmayı, siyasi, örgütsel, toplumsal ve medya faaliyetleri aracılığıyla Husilere bağlılık ağları ve yapılar kurmayı hedeflediği kaydedildi.

Yemen İçişleri Bakanlığı, söz konusu faaliyetlerin Yemen'i Arap çevresinden uzaklaştırmayı amaçladığını vurguladı.

Yabancı uzmanların görev alanları arasında operasyon yönetimi, komuta-kontrol sistemleri, balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) bulunuyor. Ayrıca gözetleme sistemleri, haberleşme altyapısı, elektronik harp, ikmal ağları ve askerî bileşenlerin kaçakçılığı da uzmanların faaliyet gösterdiği alanlar arasında sıralandı.

Uzmanların deniz operasyonlarının koordinasyonunda ve ticari gemilerin hedef olarak belirlenmesinde de rol aldığı belirtildi. Açıklamada, patlayıcı yüklü teknelerin geliştirilmesi, otonom denizaltıların tasarlanması, mayın döşeme faaliyetleri ve milis unsurlarına askerî taktikler konusunda eğitim verilmesinin de bu kişilerin görevleri arasında bulunduğu ifade edildi. Söz konusu eğitimlerin, şehirlerin kuşatılması ve şehir savaşlarına yönelik olduğu kaydedildi.

Öte yandan, Yemen'de meşru yönetimi destekleyen Arap Koalisyonu salı günü, Mekke bölgesinde bir insansız hava aracının (İHA) önlenerek imha edildiğini duyurdu.

Bu gelişme, Husilerin Suudi Arabistan'ın güneyine doğru fırlattığı bir balistik füze ile Riyad bölgesine yönelen iki İHA'nın bir gün önce engellenmesinin ardından yaşandı.