‘Saldırı öncesi mesaj’... Yerleşimciler neden Filistin’in Hammamat el-Malih bölgesinde Talmud ayinleri gerçekleştirdiler?

5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)
5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)
TT

‘Saldırı öncesi mesaj’... Yerleşimciler neden Filistin’in Hammamat el-Malih bölgesinde Talmud ayinleri gerçekleştirdiler?

5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)
5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik öldürme, darp etme ve mülkleri tahrip etme eylemlerini, Yahudi inançlarına dayandırdıkları ‘toprak hakkı’ iddialarıyla meşrulaştırıyor. Bu yerleşimci yaklaşımının son örneği, pazartesi günü işgal altındaki Batı Şeria’nın Ürdün Vadisi bölgesinde bulunan Hammamat el-Malih’te bazı aşırı sağcı İsraillilerin Talmud ayinleri gerçekleştirmesiyle ortaya çıktı.

Dikkat çeken nokta, Hammamat el-Malih’in tarihi ve çevresel açıdan özel bir bölge olmasına rağmen, İsrail’in Batı Şeria’daki dini bağlantı iddiaları kapsamında daha önce Mescid-i Aksa, Harem-i İbrahim, Yusuf ve Rahel’in kabirleri ile Gerizim ve Ebal dağları gibi alanlarla birlikte anılmamış olması.

Yerleşimciler, önceki saldırılarda bazı kısımlarını ele geçirdikten sonra Hammamat el-Malih’e zorla girdiler. İnsan hakları örgütü Al-Bidar, yerleşimcilerin ‘kuzey Ürdün Vadisi’ndeki hassas topraklar üzerinde kontrol sağlama çabalarının devam ettiğini gösterir şekilde provokatif Talmud ayinleri yaptığını’ bildirdi.

Kanlı bir mesaj ve ardından gelen saldırılar

Bu, yerleşimcilerin Ürdün Vadisi’ndeki diğer bölgelerde daha önce de Talmud ayinleri gerçekleştirdiği ilk olay değil. İnsan hakları örgütü Al-Bidar’ın genel koordinatörü Hasan Melyahat, “Dini ayinler, Filistinlilere derhal bölgeyi terk etmeleri gerektiğine dair kanlı bir mesaj içeriyor” dedi.

Melyahat, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu uygulama, yerleşimcilerin bölge üzerindeki hak iddialarını meşrulaştırmak için dini bir araç olarak kullanıldığı söylenebilecek sömürgeci bir politik davranıştır. Hedeflenen bölgeyi ‘arındırılmış Yahudi toprakları’ olarak ilan ediyorlar ve Arapların buradan gitmesi gerektiğini savunuyorlar” ifadelerini kullandı.

Melyahat’a göre, yerleşimciler daha önce Ma’rajat ve Ras el-Ain bölgelerinde Talmud ayinleri yapmış, ardından dramatik ibadetlerde bulunmuş ve bu eylemler ‘ailelerin bölgeden ayrılmasına yol açan kanlı saldırılara’ dönüşmüştü.

Melyahat, “Bu ayinlerin ardından şiddetli saldırılar gözlemledik. İnsanlar çocuklarıyla birlikte kaçmak zorunda kaldı. Yerleşimci ritüelleri, ilan edilmemiş kanlı bir mesaj niteliğinde” dedi. Ayrıca bu ayinlerin öncesinde veya sonrasında, Arapların bölgeye yaklaşmasını yasaklayan dini fetvalar verildiğini vurguladı.

Hammamat el-Malih hakkında ne biliyoruz?

Hammamat el-Malih, 15 Bedevi yerleşim birimini barındıran el-Malih Vadisi’nde bulunuyor. Bazı sakinler bölgeyi terk etmiş olsa da çoğunluk hâlâ burada yaşamaya devam ediyor. El-Malih Vadisi’nin hedef alınması tesadüfi değil; bu, Ürdün Vadisi’nde kontrol sağlama amacını taşıyan eski ve planlı bir stratejinin parçası.

El-Malih Vadisi, Tubas kentinin 13 kilometre doğusunda yer alıyor. Filistinliler için Osmanlı döneminden beri bir turizm bölgesi olarak biliniyor ve bölgede ‘Osmanlı Oteli’ adıyla tanınan tarihi bir otel bulunuyor. Bu otel, Filistin’in en eski oteli olarak kabul ediliyor.

vdsv
Filistin’deki en eski Osmanlı oteli olarak bilinen el-Malih Oteli (Filistin Turizm Bakanlığı)

Resmî Filistin raporlarına göre, Osmanlı sultanları yolculukları sırasında burada dinlenirdi. Bölgede ayrıca tarihi bir değirmen bulunuyor. Bölge, sıcak su kaynaklarıyla hem gezinti hem de tedavi amacıyla gelen turistlerin uğrak noktasıydı.

Filistin Ulusal Bilgi Merkezi’ne göre, Ürdün Vadisi’nin kuzeyindeki el-Malih Vadisi, sıcak iklimi ve mineral açısından zengin sıcak kaynaklarıyla öne çıkıyor. Vadide 450 Filistinli aile yaşıyor. Bölge, sıcak su kaynaklarının yanı sıra 7 bin dönümlük ormanlık alan ve doğal ağaçlıklarla kaplı.

Mineral açısından zengin sıcak su, Ayyad ve Eyyub kaynaklarından kaya yamaçlarından akarak el-Malih Vadisi’ne ulaşıyor. Burada soğuk Um Tayun kaynağı ile birleşiyor, el-Farisiye arazilerinden geçerek doğuya, Um Aşiş Köprüsü’ne kadar ilerliyor ve nihayetinde suları Ürdün Nehri’ne karışıyor.

Su kaynaklarının tahribatı

Hammamat el-Malih, geçmişte Filistinli gezginler ve yabancı turistler tarafından dinlenme ve tedavi amacıyla ziyaret edilen doğal bir turizm merkeziydi.

Bölgede oteller ve su değirmenleri bulunuyor ve izleri hâlâ görülebiliyordu. Ancak İsrail işgal yönetimi, 1967’den itibaren bölge ve kaynakları üzerindeki kontrolünü hızla pekiştirdi; askeri kamp ve yerleşim birimleri kurdu, suya el koymak ve birçok kaynağı kurutmak amacıyla derin kuyu kazdı ve bölgeyi yerel halktan boşalttı.

Filistinli insan hakları ve çevre örgütlerine göre, 1973 yılında işgal yönetimi, sıcak mineral su kaynaklarının etrafına 20 metre derinliğinde beton dökerek kaynakları tahrip etmeye ve akışını engellemeye çalıştı. Sonuç olarak, mineral suların aktığı vadi kurak bir hale dönüştü ve eskiden büyüleyici manzaralara sahip olan bölge, artık neredeyse terk edilmiş bir alan haline geldi. Bölge şimdi sadece çobanlar tarafından kullanılıyor.

sdvds
 Vadi el-Malih bölgesindeki kaynaklar (Filistin Ulusal Bilgi Merkezi)

İsrail merkezli insan hakları örgütü B’Tselem, Hammamat el-Malih’in önemine dikkat çekti. Örgüte göre, İsrail 1967’de Batı Şeria’yı işgal ettikten sonra, Hammamat el-Malih’in kuzeyine yaklaşık 1 kilometre uzaklıkta bir eğitim kampı kurdu ve bölge halkına geniş alanları kapattı.

B’Tselem’in verilerine göre, 7 Ekim 2023’ten itibaren bölgedeki durum kötüleşti, yerleşimci saldırıları arttı. Bölgedeki Bedevi yerleşim birimlerinin çevresine iki yerleşimci üssü kuruldu: Ağustos 2024’te Hammamat el-Malih’in yaklaşık 1 kilometre doğusuna bir üs ve Şubat 2025’te bölgenin yaklaşık 4 kilometre batısına başka bir üs inşa edildi.

Bu iki üsten gelen yerleşimciler, neredeyse her gün bölge halkını ve çevresindeki yerleşimleri sıkıştırıyor ve saldırıyor.

Bedevi topluluklarının sürülmesi

Ürdün Vadisi’ne yönelik saldırılar, 7 Ekim sonrası başlayan yoğun bir tırmanışın parçası olarak özellikle Filistinli Bedevi halkını hedef alıyor. Melyahat, “Yaşananlar tesadüfi değil; amaç, Batı Şeria’daki belirli bölgelerde tam kontrol sağlamak” dedi.

Melyahat, “Orta Batı Şeria ve Ürdün Vadisi’ni özellikle iki nedenle hedef alıyorlar: Birincisi, Batı Şeria’yı kuzey ve güneye ayırarak coğrafi bir bağlantı kurmayı hedefleyen tehlikeli ‘A-1 Projesi’. Bu proje, bir Filistin devletinin kurulmasını engellemeyi amaçlıyor. İkincisi ise, Ürdün sınırı üzerinde güvenlik kontrolü sağlamak, Batı Şeria’yı dış dünyadan izole etmek ve su kaynaklarını ele geçirerek tarım alanlarını geliştirmek suretiyle ekonomik ve demografik hakimiyet kurmak” ifadelerini kullandı.

 sdf
 İsrailli yerleşimciler, Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuruyor. (WAFA)

Batı Şeria’daki 212 Bedevi yerleşim birimi, 2019’dan bu yana çeşitli tacizlerle karşı karşıya. Ancak 7 Ekim sonrası durum, organize saldırılara ve bir dizi yasal kararın uygulanmasına dönüştü. Bugüne kadar Ürdün Vadisi’ndeki bazı yerleşim birimlerinden onlarca aile zorla çıkarıldı; ayrıca Orta Batı Şeria’daki Ma’ale Adumim yerleşimi yakınlarındaki 18 Bedevi yerleşimi, derhal tahliye edilme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Son haftalarda yerleşimcilerin Bedevi yerleşim birimlerine ve Batı Şeria’nın diğer bölgelerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiği gözlendi. Bu saldırılar arasında öldürme girişimleri, ev ve araç yakma, mülk tahribi, tehdit ve Filistinlilerin zorla göç ettirilmesi yer alıyor.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”