Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Ateşkes devam ederse, KİK ülkelerini önemli mali ve savunma avantajları bekliyor

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
TT

Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)

Amir Ziyab et-Temimi

Geçtiğimiz 1950'li yılların başlarından itibaren, petrol gelirlerinin artmasıyla birlikte Körfez ülkeleri, çeşitli alanlarda Arap ülkelerine yardım ve uygun koşullu krediler sunmayı başardılar. Bu yardımlar arasında, Arap Devletleri Birliği kararları uyarınca savaş çabalarına verilen destek ile bu ülkelerdeki kalkınma projelerini ve altyapı geliştirme çalışmalarını finanse etmek için verilen uygun koşullu krediler yer alıyor. 1970’li yıllarının ortalarında petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Körfez ülkeleri büyük mali fazlalar elde etmiş ve ekonomik destek daha da güçlendi. Bu ülkeler, başta gayrimenkul ve turizm sektörleri olmak üzere bir dizi Arap ülkesinde doğrudan yatırım şirketleri kurmaya yöneldi. Ayrıca petrol, enerji, deniz taşımacılığı ve tarım sektörlerinde uzmanlaşmış özel şirketler de kuruldu. Ancak desteğin en belirgin şekli, Arap ülkelerinin döviz rezervlerini güçlendirmek ve ithalat finansmanı ya da borç servisi gibi dış yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak amacıyla merkez bankalarındaki mevduatlara odaklandı. Mevcut gelişmeler ışığında, savaşın sona ermesinden sonra Körfez ülkeleri diğer Arap ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini nasıl şekillendirebilir?

Mısır Merkez Bankası'na göre Mısırlılar Temmuz 2025 ile Ocak 2026 arasındaki dönemde yaklaşık 25,6 milyar dolarlık havale yaptılar. Bu rakam, bir önceki yılın aynı döneminde 20 milyar dolardı. Bu havaleler, savaşın patlak vermesinden önce, bu yılın başlarında Mısır'ın döviz rezervlerinin 50 milyar doların üzerine çıkmasına katkıda bulundu. Bu havalelerin uzun zamandır Mısır ekonomisini desteklemek için hayati öneme sahip olduğu şüphe götürmez. Çünkü bunlar devletin dış yükümlülüklerini karşılamasına yardımcı oluyor ve birçok ailenin geçim ihtiyaçlarını karşılamasını sağlıyor.

 Sayılarının 500 binin üzerinde olduğu tahmin edilen Lübnanlılar da Körfez ülkelerinde çalışıyor. Bunların arasında, yüzlerce kuruluşa sahip binlerce yatırımcı ve iş adamı bulunuyor. Yatırımlarının hacmi on milyarlarca dolar olarak tahmin ediliyor. Lübnanlılar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Kuveyt'te yoğunlaşıyor. Suudi Arabistan'da 200 ila 300 bin, BAE’de yaklaşık 150 bin, Katar ve Kuveyt'te ise on binlerce Lübnanlı bulunuyor.

Körfez ülkelerinde çalışan Lübnanlıların yıllık para transferi yaklaşık 6 ila 7 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Yurtdışındaki Lübnanlıların para transferlerinin, özellikle ekonomik performansın gerilemesi ve imalat, turizm ve tarım gibi ana sektörlerin durması karşısında, Lübnan ekonomisinin en önemli gelir kaynaklarından biri olduğu bir sır değil.

Körfez ülkelerindeki Lübnanlılar, mesleki becerileri ve yüksek eğitim seviyeleri temelinde hayati öneme sahip sektörlerde çalışıyor. Lübnanlılar, Lübnan'daki siyasi ve güvenlik durumunun yansımaları da dahil olmak üzere, Körfez'de çalışan çok sayıda kişinin istikrarını etkileyen büyük zorluklarla karşı karşıya.

ABD/İsrail-İran Savaşı, Körfez ülkelerine ağır mali yükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da yayılan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçe tahsisatlarına yol açıyor.

Buna karşın, yarım asrı aşkın bir süredir Lübnan’da yaşayan Körfez ülkeleri vatandaşları da var. Bunlar, bu ülkede konut ve gayrimenkuller edinmiş, birçok projeye yatırım yapmış ve Lübnan bankalarına para yatırmış kişiler.

Savaş sonrası mali ve savunma yükümlülükleri

Şüphesiz ki savaş, Körfez ülkelerine ağır mali yükümlülükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da uzanan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçelerin ayrılmasını gerektirecek.

Örneğin, Katar'daki doğal gaz tesisleri, üretimi ve ihracatı durduran büyük hasarlara uğradı ve tahminlere göre bu tesislerin yeniden faaliyete geçmesi ve gelir elde etmesi üç ila beş yıl sürebilir. Kuveyt'teki petrol rafinerileri de İran saldırıları nedeniyle hasar gördü; buna havaalanı ve limanda meydana gelen hasarlar da eklenince hava ve deniz ulaşımı aksadı. Sivil kurumların uğradığı hasarlardan bahsetmeye bile gerek yok.

frvfr
İran'ın BAE’nin Fuceyra kentindeki bir tesisi hedef almasının ardından, bir işçi bisiklet sürerken arkasında yükselen dumanlar, 14 Mart 2026 (AP)

Aynı durum Suudi Arabistan ve BAE için de geçerli. Bu ülkelerin petrol ve sivil tesisleri ile altyapıları hasar görürken, Bahreyn ise insan ve ekonomik kayıpların boyutunu artıran şiddetli saldırılarla karşı karşıya kaldı. Böylece, İran ile sıkı bağları olan Umman dahil Körfez ülkeleri, hasarları telafi etmek ve zarar gören çeşitli tesislerde çalışmaları yeniden başlatmak için en az 200 milyar dolar olarak tahmin edilen devasa mali kaynaklar ayırmak zorunda.

Körfez ülkeleri, başta Mısır Merkez Bankası olmak üzere merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve bunun sonucunda tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, bu ülkelerin petrol ve gaz gelirlerinde düşüş ve mal ithalatı maliyetlerinde artış yaşayacağına şüphe yok.

Bunun yanında, askeri kapasitelerin geliştirilmesi, savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve silahların askeri teknoloji gelişmelerine uygun olarak modernize edilmesi için savunma harcamalarının artırılması da gerekecek.

Körfez-Arap ekonomik ilişkileri gerileme mi yaşıyor?

Savaşın etkilerinin, Körfez ülkelerinin, savaş nedeniyle ekonomileri zarar gören ve zaten karmaşık ekonomik koşullar, dış borçların hizmet maliyetindeki artış ve ulusal para birimlerinin değer kaybı ile boğuşan bir dizi Arap ülkesine destek sağlama kapasitesini etkilemesi bekleniyor.

wefre
Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı, 10 Eylül 2024 (AFP)

Körfez ülkelerinden gelen petrol arzındaki kesinti birçok Arap ülkesini etkiledi. Mısır da bu durumdan nasibini aldı ve elektrik tüketimini kısıtlamak ve yakıt fiyatlarını artırmak zorunda kaldı. Ayrıca, savaşın etkisiyle ziyaretçi sayısının azalması nedeniyle Mısır turizm sektörü de ek baskılarla karşı karşıya. Bu veriler çerçevesinde Körfez ülkeleri, karşılaştıkları yeni mali baskılar ve bazı Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt'in İran'ın saldırılarına karşı bazı Arap ülkelerinin tutumlarından duyduğu hoşnutsuzluk nedeniyle, kısa vadede Mısır, Lübnan, Suriye ve Yemen'e mali destek sağlayamayacak gibi görünüyor.

Körfez ülkeleri, merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu. Bunların en önemlisi, Körfez ülkelerinden gelen mevduatlara sahip olan Mısır Merkez Bankası'ydı. Bu mevduatlar, Kuveyt'ten 4 milyar dolar, Suudi Arabistan'dan 5,3 milyar dolar, Katar'dan 4 milyar dolar ve BAE’den 12 milyar dolar olarak dağılıyordu.

Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.

BAE, bu mevduatın 11 milyar dolarlık bir kısmını, Mısır'ın kuzeyinde toplam değeri 35 milyar dolar olarak tahmin edilen uzun vadeli bir gayrimenkul projesi olan Ras el-Hikme Projesi’ne doğrudan yatırım olarak aktardı. Körfez ülkeleri bu parayı geri almak konusunda birçok zorlukla karşı karşıya bulunurken, projenin kendisi de beklenen getiriyi sağlayamayabilir.

dfrbg
Beyrut’taki Lübnan Merkez Bankası binası, 4 Nisan 2025 (Reuters)

Ayrıca, Lübnan Merkez Bankası'nda Körfez ülkelerine ait mevduatlar bulunuyor. Suriye gibi diğer Arap ülkelerindeki bankalar ve finans kurumlarındaki fonlar da özellikle Körfez ülkelerinden gelen devlet fonlarını barındırıyor. Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.  Aynı zamanda bu paranın tamamının veya bir kısmının geri alınmasının mümkün olup olmadığı ve bu yatırımların kayda değer bir getiri sağlayıp sağlamadığı sorusu halen cevap bekliyor.

Mali ve ekonomik zorluklar ve yeniden yapılanma

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleriyle ekonomik iş birliği stratejilerini yeniden gözden geçirmek, yatırımları rasyonelleştirmek, yeni alternatifler değerlendirmek ve yatırılan fonların tamamını veya bir kısmını geri kazanmak için uygun yollar bulmak zorunda kalabilir.

Arap ülkelerinin ekonomileri, istenen ekonomik sonuçları elde etme kapasitelerini sınırlayan yapısal dengesizliklerle boğuşmaya devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Körfez ülkeleri, önümüzdeki yıllarda enerji ekonomileriyle ilgili zorluklarla karşılaşacaklarına şüphe yok. Özellikle de mevcut savaşın yakıt tedariki ve deniz taşımacılığının aksamasına ilişkin endişeleri göz önüne alındığında, bu durum tüketici ülkeleri alternatif enerji kaynakları geliştirmeye ve fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltmaya itebilir.

Tüm bu zorluklar, Körfez ülkelerini farklı ekonomik seçeneklere yönlendirmeli ve Arap ülkelerine yönelik cömert destek ve finansman politikalarının gözden geçirilmesine, hatta belki de ekonomik yapılarının yeniden değerlendirilmesine yol açmalı. Bu da Körfez ülkelerinin gelecekte yabancı işgücüne, özellikle de vasıfsız işgücüne olan ihtiyaçları konusunda soru işaretlerinin ortaya çıkmasına sebep oluyor.



Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
TT

Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)

Sudan'ın Kordofan bölgesinin en büyük şehri el-Ubeyd kenti ile bölgenin kuzeyinde üçüncü büyük şehir olan Rahd Ebu Dekne'ye insansız hava araçları (İHA) ile saldırı düzenlendi. Bölgenin aylardır maruz kaldığı saldırıların son halkasını oluşturan bu olaylar can kayıplarına ve yaralanmalara yol açarken yakıt istasyonları ile depolar da zarar gördü.

Yerel kaynaklar, üç yılı aşkın süredir orduyla savaşan ve ülkenin çeşitli bölgelerini kontrol altında tutan Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait olduğu değerlendirilen İHA’ların bu saldırılarda kullanıldığını öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan üç tanık, son yoğun saldırıların el-Ubeyd şehri içindeki tesisleri ve şehre ulaşan tek yolu hedef aldığını bildirdi. Bir TIR sürücüsü üç yakıt deposunun hedef alındığını ve uzak mesafelerden görülebilen büyük yangınların çıktığını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan başka bir tanık ise Kuzey Kordofan'daki Rahd şehrinin de İHA’larla bombalandığını ve bir ailenin evine isabet eden bir merminin maddi hasara yol açarak halk arasında paniğe neden olduğunu söyledi.


Kadınlara ve gençlere daha fazla temsil: Abbas Filistin seçim yasasını değiştirdi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
TT

Kadınlara ve gençlere daha fazla temsil: Abbas Filistin seçim yasasını değiştirdi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, pazar günü genel seçim yasasında değişikliğe giden bir kararname yayımladı. Kararname Filistin Yasama Konseyi üye sayısını artırmayı, seçim barajını düşürmeyi ve seçim sürecine kadınların ve gençlerin katılımını artırmayı öngörüyor.

Filistin'in resmi haber ajansı WAFA, yeni düzenlemelerin Yasama Konseyi üye sayısını 200'e yükselttiğini, sandalye kazanmak için gereken seçim barajını yüzde 1'e indirdiğini ve seçim listesindeki asgari aday sayısını 16'dan 20'ye çıkardığını bildirdi.

Kararname ayrıca seçim listelerinde her üç adaydan birinin kadın olması zorunluluğu getirerek kadın temsilini güçlendirmeyi de amaçlıyor.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre kararname, gençlerin siyasete daha geniş ölçüde katılımını sağlamak amacıyla Yasama Konseyi seçimlerinde aday olma yaşını 28'den 23'e indirdi.

Kararnameye göre Filistin Devlet Başkanı Abbas, Yasama Konseyi seçimlerine çağrıyı Filistin Ulusal Konseyi seçimleriyle eş zamanlı olarak ilan edecek.

Abbas daha önce yayımladığı bir kararname ile Filistin içinde ve dışında yaşayan Filistinlileri 1 Kasım 2026'da gerçekleştirilmesi planlanan Filistin Ulusal Konseyi seçimlerine katılmaya çağırmış, devlet başkanlığı seçimlerini de 2027 yılı içinde yapma niyetini açıklamıştı. Öte yandan Abbas, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi'nin onayına dayanarak Filistin Ulusal Konseyi'nin seçim sistemini de daha önce onayladı.


Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
TT

Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)

Mısırlı asker Muhammed Salah’ın sınırı geçerek üç İsrail askerini öldürdüğü saldırının üzerinden üç yıl geçerken, İsrail basınında yer alan haberler, olayın ardından İsrail ordusunun sınır güvenliği yaklaşımında köklü değişikliklere gittiğini ortaya koyuyor. Mısırlı eski askerî yetkililer ise saldırının günlük güvenlik düzenlemelerinde bazı değişikliklere yol açmış olabileceğini, ancak iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerini belirleyen barış anlaşmasının temel kurallarını değiştirmediğini belirtiyor.

İsrail haber platformu Makor Rishon, pazar günü yayımladığı haberde, İsrail ordusunun geçtiğimiz hafta 3 Haziran 2023’te meydana gelen sınır saldırısının üçüncü yıl dönümünü andığını bildirdi.

Olay sırasında Muhammed Salah, Avca (Nitzana) Sınır Kapısı yakınlarında askerlik görevini yürütüyordu. Salah’ın sınırı geçerek İsrail askerleriyle girdiği çatışmada üç İsrail askeri hayatını kaybetmiş, Salah ise daha sonra diğer İsrail birlikleriyle yaşanan silahlı çatışmada öldürülmüştü.

Güvenlik kaygısı

Mısır eski Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı ve eski Keşif Dairesi Başkanı Korgeneral Ahmed Kamil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail medyasının Mısır sınırının güvenliğini artırmaya yönelik gelişmiş önlemleri sık sık gündeme getirdiğini söyledi.

Kamil, Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan başlayarak güneydeki Taba bölgesine kadar uzanan hatta İsrail’in güvenlik tedbirlerini artırdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu bölgede güvenlikten İsrail’in D Bölgesi’ndeki birlikleri sorumlu. Karşı tarafta ise C Bölgesi’nde Mısır sivil polisi bulunuyor. Gazze sınırına bitişik kesimde ise 2005 anlaşması uyarınca Mısır sınır muhafızları görev yapıyor.”

dvfgthyju
Mısır–İsrail sınır hattında bir güvenlik noktası (Reuters)

Kamil’e göre, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırıların ardından İsrail’in güvenlik endişeleri daha da arttı. Bunun sonucunda sınır boyunca devriyeler yoğunlaştırıldı, elektronik gözetleme sistemleri kuruldu, araç engelleri ve güvenlik yolları oluşturuldu. Ayrıca iz takip ekipleri, kara radarları ve insansız hava araçları da devreye sokuldu.

Mısır tarafında ise sivil polis güçleri ile çeşitli gözetleme ve güvenlik sistemleri bulunuyor.

Kamil, Mısır’ın sınır güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla daha gelişmiş radar ve teknik ekipman kullanımına yönelik taleplerde bulunduğunu, ancak İsrail’in Mısır polis güçlerinin kapasitesini artırmaya yönelik bu talepleri onaylama konusunda isteksiz davrandığını ileri sürdü.

Dönüm noktası

Makor Rishon’un haberine göre, İsrail ordusunun Güney Komutanlığı saldırıdan önemli dersler çıkardı ve bu durum operasyonel anlayışta derin değişikliklere ve hazırlık seviyesinde ciddi iyileştirmelere yol açtı.

Haberde saldırının bir “dönüm noktası” olarak değerlendirildiği belirtilirken, Güney Komutanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine yer verildi:

“İsrail, sınırların sakin kalması ve komşu ülkelerle iyi ilişkilerin sürdürülmesi için elinden geleni yapıyor. Ancak hiçbir konuda yanılsamaya kapılmıyor ve tehditlerin her yönden gelebileceğinin farkında.”

Günlük güvenlik düzenlemelerinde değişiklik

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdülvahid ise olayın ardından güvenlik uygulamalarında bazı değişikliklerin yaşandığını söyledi.

Abdülvahid, “Resmî bir açıklama yapılmamış olsa da olayın sınırdaki gözetleme faaliyetleri, devriye sistemleri ve güvenlik denetimlerinde değişikliklere yol açtığı kesin. Ayrıca asker seçiminde psikolojik değerlendirmelere daha fazla önem verilmiş ve siyasi eğilimlerin dikkate alınmasına özen gösterilmiş olabilir” dedi.

Bununla birlikte Abdülvahid, saldırının iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerinin temelini oluşturan barış anlaşması ve ilgili protokolleri değiştirmediğini vurguladı.

Saldırı sonrasında İsrailli bir güvenlik heyetinin Mısır’ı ziyaret ettiğini hatırlatan Abdülvahid, olayın münferit bir vaka olarak değerlendirildiğini ve sınırdaki güçlerin genel politikasını yansıtmadığının teyit edildiğini belirtti.

frgthyujı
Mısır Genelkurmay Başkanı, Rafah şehrindeki bir dizi güvenlik kontrol noktasını denetledi

Gazze savaşının başlamasıyla birlikte iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonunun arttığını ifade eden Abdülvahid, bu iş birliğinin özellikle Mısır-Filistin sınırı ve Philadelphia Koridoru’nun kontrolüne odaklandığını söyledi.

Ona göre saldırı, her iki tarafta da alarm seviyesinin yükselmesine neden oldu ve askerlerin birbirlerine belirli mesafelerden fazla yaklaşmamalarını öngören yeni uygulamalar getirildi. Ancak bunlar günlük güvenlik prosedürleri kapsamında değerlendiriliyor ve iki ülke arasındaki güvenlik düzenlemelerinde köklü bir değişikliğe işaret etmiyor.

Sorun üretme çabası

Son iki yılda bazı İsrailli çevreler, Mısır’ın sınır bölgesinde askerî kapasitesini artırdığını ve bunun gelecekte bir tehdit oluşturabileceğini öne sürerek, 1979 tarihli barış anlaşmasının ihlal edildiğini savunmuştu.

Ancak Ahmed Kamil, İsrail’in zaman zaman sınırla ilgili çeşitli sorunları gündeme getirerek Mısır üzerinde daha fazla güvenlik önlemi alması yönünde baskı kurmaya çalıştığını söyledi.

Muhammed Abdülvahid de benzer bir değerlendirmede bulunarak şunları kaydetti:

“İsrail, her zamanki gibi bu olayı kendi güvenlik tehditlerini öne çıkarmak için kullanıyor. Uluslararası kamuoyuna, sınırdaki ihlallerinin tamamını kendini koruma amacıyla gerçekleştirdiği mesajını vermeye çalışıyor. Ancak Mısır bu yaklaşımın farkında ve gelişmeleri dikkatle takip ediyor.”