Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Ateşkes devam ederse, KİK ülkelerini önemli mali ve savunma avantajları bekliyor

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
TT

Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)

Amir Ziyab et-Temimi

Geçtiğimiz 1950'li yılların başlarından itibaren, petrol gelirlerinin artmasıyla birlikte Körfez ülkeleri, çeşitli alanlarda Arap ülkelerine yardım ve uygun koşullu krediler sunmayı başardılar. Bu yardımlar arasında, Arap Devletleri Birliği kararları uyarınca savaş çabalarına verilen destek ile bu ülkelerdeki kalkınma projelerini ve altyapı geliştirme çalışmalarını finanse etmek için verilen uygun koşullu krediler yer alıyor. 1970’li yıllarının ortalarında petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Körfez ülkeleri büyük mali fazlalar elde etmiş ve ekonomik destek daha da güçlendi. Bu ülkeler, başta gayrimenkul ve turizm sektörleri olmak üzere bir dizi Arap ülkesinde doğrudan yatırım şirketleri kurmaya yöneldi. Ayrıca petrol, enerji, deniz taşımacılığı ve tarım sektörlerinde uzmanlaşmış özel şirketler de kuruldu. Ancak desteğin en belirgin şekli, Arap ülkelerinin döviz rezervlerini güçlendirmek ve ithalat finansmanı ya da borç servisi gibi dış yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak amacıyla merkez bankalarındaki mevduatlara odaklandı. Mevcut gelişmeler ışığında, savaşın sona ermesinden sonra Körfez ülkeleri diğer Arap ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini nasıl şekillendirebilir?

Mısır Merkez Bankası'na göre Mısırlılar Temmuz 2025 ile Ocak 2026 arasındaki dönemde yaklaşık 25,6 milyar dolarlık havale yaptılar. Bu rakam, bir önceki yılın aynı döneminde 20 milyar dolardı. Bu havaleler, savaşın patlak vermesinden önce, bu yılın başlarında Mısır'ın döviz rezervlerinin 50 milyar doların üzerine çıkmasına katkıda bulundu. Bu havalelerin uzun zamandır Mısır ekonomisini desteklemek için hayati öneme sahip olduğu şüphe götürmez. Çünkü bunlar devletin dış yükümlülüklerini karşılamasına yardımcı oluyor ve birçok ailenin geçim ihtiyaçlarını karşılamasını sağlıyor.

 Sayılarının 500 binin üzerinde olduğu tahmin edilen Lübnanlılar da Körfez ülkelerinde çalışıyor. Bunların arasında, yüzlerce kuruluşa sahip binlerce yatırımcı ve iş adamı bulunuyor. Yatırımlarının hacmi on milyarlarca dolar olarak tahmin ediliyor. Lübnanlılar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Kuveyt'te yoğunlaşıyor. Suudi Arabistan'da 200 ila 300 bin, BAE’de yaklaşık 150 bin, Katar ve Kuveyt'te ise on binlerce Lübnanlı bulunuyor.

Körfez ülkelerinde çalışan Lübnanlıların yıllık para transferi yaklaşık 6 ila 7 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Yurtdışındaki Lübnanlıların para transferlerinin, özellikle ekonomik performansın gerilemesi ve imalat, turizm ve tarım gibi ana sektörlerin durması karşısında, Lübnan ekonomisinin en önemli gelir kaynaklarından biri olduğu bir sır değil.

Körfez ülkelerindeki Lübnanlılar, mesleki becerileri ve yüksek eğitim seviyeleri temelinde hayati öneme sahip sektörlerde çalışıyor. Lübnanlılar, Lübnan'daki siyasi ve güvenlik durumunun yansımaları da dahil olmak üzere, Körfez'de çalışan çok sayıda kişinin istikrarını etkileyen büyük zorluklarla karşı karşıya.

ABD/İsrail-İran Savaşı, Körfez ülkelerine ağır mali yükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da yayılan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçe tahsisatlarına yol açıyor.

Buna karşın, yarım asrı aşkın bir süredir Lübnan’da yaşayan Körfez ülkeleri vatandaşları da var. Bunlar, bu ülkede konut ve gayrimenkuller edinmiş, birçok projeye yatırım yapmış ve Lübnan bankalarına para yatırmış kişiler.

Savaş sonrası mali ve savunma yükümlülükleri

Şüphesiz ki savaş, Körfez ülkelerine ağır mali yükümlülükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da uzanan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçelerin ayrılmasını gerektirecek.

Örneğin, Katar'daki doğal gaz tesisleri, üretimi ve ihracatı durduran büyük hasarlara uğradı ve tahminlere göre bu tesislerin yeniden faaliyete geçmesi ve gelir elde etmesi üç ila beş yıl sürebilir. Kuveyt'teki petrol rafinerileri de İran saldırıları nedeniyle hasar gördü; buna havaalanı ve limanda meydana gelen hasarlar da eklenince hava ve deniz ulaşımı aksadı. Sivil kurumların uğradığı hasarlardan bahsetmeye bile gerek yok.

frvfr
İran'ın BAE’nin Fuceyra kentindeki bir tesisi hedef almasının ardından, bir işçi bisiklet sürerken arkasında yükselen dumanlar, 14 Mart 2026 (AP)

Aynı durum Suudi Arabistan ve BAE için de geçerli. Bu ülkelerin petrol ve sivil tesisleri ile altyapıları hasar görürken, Bahreyn ise insan ve ekonomik kayıpların boyutunu artıran şiddetli saldırılarla karşı karşıya kaldı. Böylece, İran ile sıkı bağları olan Umman dahil Körfez ülkeleri, hasarları telafi etmek ve zarar gören çeşitli tesislerde çalışmaları yeniden başlatmak için en az 200 milyar dolar olarak tahmin edilen devasa mali kaynaklar ayırmak zorunda.

Körfez ülkeleri, başta Mısır Merkez Bankası olmak üzere merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve bunun sonucunda tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, bu ülkelerin petrol ve gaz gelirlerinde düşüş ve mal ithalatı maliyetlerinde artış yaşayacağına şüphe yok.

Bunun yanında, askeri kapasitelerin geliştirilmesi, savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve silahların askeri teknoloji gelişmelerine uygun olarak modernize edilmesi için savunma harcamalarının artırılması da gerekecek.

Körfez-Arap ekonomik ilişkileri gerileme mi yaşıyor?

Savaşın etkilerinin, Körfez ülkelerinin, savaş nedeniyle ekonomileri zarar gören ve zaten karmaşık ekonomik koşullar, dış borçların hizmet maliyetindeki artış ve ulusal para birimlerinin değer kaybı ile boğuşan bir dizi Arap ülkesine destek sağlama kapasitesini etkilemesi bekleniyor.

wefre
Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı, 10 Eylül 2024 (AFP)

Körfez ülkelerinden gelen petrol arzındaki kesinti birçok Arap ülkesini etkiledi. Mısır da bu durumdan nasibini aldı ve elektrik tüketimini kısıtlamak ve yakıt fiyatlarını artırmak zorunda kaldı. Ayrıca, savaşın etkisiyle ziyaretçi sayısının azalması nedeniyle Mısır turizm sektörü de ek baskılarla karşı karşıya. Bu veriler çerçevesinde Körfez ülkeleri, karşılaştıkları yeni mali baskılar ve bazı Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt'in İran'ın saldırılarına karşı bazı Arap ülkelerinin tutumlarından duyduğu hoşnutsuzluk nedeniyle, kısa vadede Mısır, Lübnan, Suriye ve Yemen'e mali destek sağlayamayacak gibi görünüyor.

Körfez ülkeleri, merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu. Bunların en önemlisi, Körfez ülkelerinden gelen mevduatlara sahip olan Mısır Merkez Bankası'ydı. Bu mevduatlar, Kuveyt'ten 4 milyar dolar, Suudi Arabistan'dan 5,3 milyar dolar, Katar'dan 4 milyar dolar ve BAE’den 12 milyar dolar olarak dağılıyordu.

Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.

BAE, bu mevduatın 11 milyar dolarlık bir kısmını, Mısır'ın kuzeyinde toplam değeri 35 milyar dolar olarak tahmin edilen uzun vadeli bir gayrimenkul projesi olan Ras el-Hikme Projesi’ne doğrudan yatırım olarak aktardı. Körfez ülkeleri bu parayı geri almak konusunda birçok zorlukla karşı karşıya bulunurken, projenin kendisi de beklenen getiriyi sağlayamayabilir.

dfrbg
Beyrut’taki Lübnan Merkez Bankası binası, 4 Nisan 2025 (Reuters)

Ayrıca, Lübnan Merkez Bankası'nda Körfez ülkelerine ait mevduatlar bulunuyor. Suriye gibi diğer Arap ülkelerindeki bankalar ve finans kurumlarındaki fonlar da özellikle Körfez ülkelerinden gelen devlet fonlarını barındırıyor. Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.  Aynı zamanda bu paranın tamamının veya bir kısmının geri alınmasının mümkün olup olmadığı ve bu yatırımların kayda değer bir getiri sağlayıp sağlamadığı sorusu halen cevap bekliyor.

Mali ve ekonomik zorluklar ve yeniden yapılanma

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleriyle ekonomik iş birliği stratejilerini yeniden gözden geçirmek, yatırımları rasyonelleştirmek, yeni alternatifler değerlendirmek ve yatırılan fonların tamamını veya bir kısmını geri kazanmak için uygun yollar bulmak zorunda kalabilir.

Arap ülkelerinin ekonomileri, istenen ekonomik sonuçları elde etme kapasitelerini sınırlayan yapısal dengesizliklerle boğuşmaya devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Körfez ülkeleri, önümüzdeki yıllarda enerji ekonomileriyle ilgili zorluklarla karşılaşacaklarına şüphe yok. Özellikle de mevcut savaşın yakıt tedariki ve deniz taşımacılığının aksamasına ilişkin endişeleri göz önüne alındığında, bu durum tüketici ülkeleri alternatif enerji kaynakları geliştirmeye ve fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltmaya itebilir.

Tüm bu zorluklar, Körfez ülkelerini farklı ekonomik seçeneklere yönlendirmeli ve Arap ülkelerine yönelik cömert destek ve finansman politikalarının gözden geçirilmesine, hatta belki de ekonomik yapılarının yeniden değerlendirilmesine yol açmalı. Bu da Körfez ülkelerinin gelecekte yabancı işgücüne, özellikle de vasıfsız işgücüne olan ihtiyaçları konusunda soru işaretlerinin ortaya çıkmasına sebep oluyor.



Trump’ın Gazze planı sallantıda: 20 asker zor gönderilecek

Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
TT

Trump’ın Gazze planı sallantıda: 20 asker zor gönderilecek

Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
Gazze'de ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında binden fazla kişi yaşamını yitirdi (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde oluşturulan Uluslararası İstikrar Gücü (ISF), Gazze'ye öngörülenden çok daha az asker konuşlandıracak.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan yetkililer, 20 bin askerden oluşması planlanan ISF'nin ilk etapta Gazze'ye sadece 10 ila 20 asker gönderebileceğini söylüyor.

Arnavutluk, Kazakistan, Kosova ve Fas'ın ISF'ye resmi katılım taahhüdü vermeye hazırlandığı belirtiliyor.

Askerler, ilk aşamada İsrail'in Gazze'deki Kerem Şalom sınır kapısı yakınlarında kurulacak ISF lojistik merkezine gönderilecek. Doğrudan Gazze'ye giremeyecek birlik burada eğitim alacak. ISF'nin Gazze içindeki ana görev merkezinin inşasının ise henüz başlamadığı ifade ediliyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Gazze'de Barış Kurulu'nun kurulması ve ISF'nin görev yapmasını öngören ABD tasarısını Kasım 2025'te kabul ederken 31 Aralık 2027'ye kadar süre tanımıştı.

Kurucuları arasında Türkiye dahil 28 ülkenin yer aldığı Barış Kurulu'nun ilk ve tek toplantısı 19 Şubat'ta Washington'da düzenlenmişti. Trump, Gazze savaşının bittiğini ilan ederken, bölgeyi "başarı, güvenlik ve birlik örneği haline getireceğiz" demişti.

Çok geçmeden ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta İran savaşını başlattı. Trump ise o günden bu yana Gazze'den nadiren bahsetti.

Barack Obama döneminde İsrail Büyükelçisi olarak görev yapan Daniel Shapiro, İran savaşının hem ABD'nin Gazze'yle ilgili projelerini geciktirdiğini hem de bölgedeki ülkelerin ISF'ye katılımını daha da belirsiz hale getirdiğini söylüyor.

ABD arabuluculuğunda 10 Ekim 2025'te sağlanan ateşkes kapsamında Hamas'ın silah bırakması, İsrail ordusunun bölgeden tamamen çekilmesi ve yeni bir geçiş yönetimi altında Gazze'nin tekrar inşa edilmesi planlanıyor.

Hamas, ateşkes kapsamında hükümeti feshedip yönetimi Filistinli teknokratlardan oluşan geçiş kuruluna teslim edeceğini hafta başında duyurdu. Ancak Gazze'yi 2007'den beri yöneten örgüt, silah bırakacağına dair herhangi bir güvence sunmadı.  

Uzmanlara göre, ateşkese rağmen Gazze'yi bombalamaya devam eden İsrail'le Hamas arasındaki sürecin tıkanması da Trump'ın Barış Kurulu'nun faaliyetlerini zora sokuyor.

Ayrıca ABD Başkanı, Barış Kurulu için 17 milyar dolarlık taahhütte bulunsa da bu miktarın çok azı tahsil edilebildi. WSJ, Gazze'nin Refah bölgesinde yaklaşık 25 bin kişiyi barındıracak yerleşim projesini desteklemek için Birleşik Arap Emirlikleri'nin 100 milyon dolar fon sağladığını aktarıyor. Ancak İsrail-Hamas müzakerelerinde yol kat edilememesi nedeniyle altyapı ve inşaat projelerinin de başlayamadığı belirtiliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Guardian


Avn, Şarku’l Avsat’a konuştu: İşgali ve güney halkının acılarını bitirmek için müzakereyi tercih ettik

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
TT

Avn, Şarku’l Avsat’a konuştu: İşgali ve güney halkının acılarını bitirmek için müzakereyi tercih ettik

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)

Güney Lübnan’da, özellikle Hürmüz Boğazı ve çevresinde ABD ile İran arasında artan askeri gerilimin etkisiyle yeni bir çatışma ihtimaline yönelik endişeler sürerken, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkesini sarsan felaketten çıkış umudunu korumaya çalışıyor. ‘Felaket’ ifadesi abartı olarak görülmüyor. Zira İsrail’in Güney Lübnan’daki işgali ve buna eşlik eden yıkım genişlerken, yerinden edilenlerin yaşadığı sıkıntılar derinleşti, savaşın sorumluluğu ve bundan çıkış yollarına ilişkin iç siyasi ayrışma da belirgin şekilde arttı.

İsrail ordusunun Güney Lübnan’ın bazı bölgelerindeki varlığını sürdürdüğü mevcut tabloda, Lübnan yönetimi çözüm için büyük ölçüde ABD’nin desteğine bel bağlıyor. Beyrut, bu desteğin, 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile Avn arasında yapılması planlanan görüşmenin ardından daha somut bir çerçeveye kavuşmasını umut ediyor.

Avn’ın Trump ile görüşmesindeki öncelikleri

Baabda Sarayı’nda konuşan Avn, Şarku’l Avsat’ın, Beyaz Saray’da yapılacak görüşmeden beklentilerine ilişkin sorusunu yanıtlarken, “Öncelikle Lübnan dosyasının ABD’nin gündeminde kalmasını istiyoruz. ABD ile iyi ilişkilere sahip olmanın önemini hatırlatmaya gerek yok. Başkan Donald Trump’ın ülkemize yardım etme isteğini dile getirmesinden faydalanmak istiyoruz. Onun rolü hayati önem taşıyor ve buna güveniyoruz. Son derece zor ve karmaşık bir süreçten geçiyoruz. ABD’nin, İsrail hükümeti üzerinde baskı kurarak Beyrut’un güney banliyösünü, altyapıyı hedef almasını ya da Güney Lübnan’daki işgal alanlarını genişletmesini engelleyebilecek tek taraf olduğunun farkındayız. Bu rolü üstlenebilecek başka bir aktör bulunmuyor” dedi.

Avn, “ABD yönetiminin, topraklarımızın tamamını geri almamıza yardımcı olmasını istiyoruz. Toprağımızdan bir karıştan, vatandaşlarımızdan ise tek bir kişiden dahi vazgeçmeyeceğiz. Egemenlik konusu bizim için taviz verilebilecek ya da farklı yorumlara açık bir mesele değildir. Bu, bağlı kaldığımız temel ulusal ilkelerin başında geliyor. Topraklarımızın geri verilmesini ve yalnızca Lübnan ordusunun, yani meşru Lübnan devlet kurumlarının denetiminde olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Lübnan’ın bu çerçevede talebinin, meşru devlet kurumlarının otoritesini ülke topraklarının tamamında tesis etme yönündeki doğal hakkı olduğunu vurgulayan Avn, “Güney Lübnan’ı bölgedeki gelişmelerin insafına bırakamayız. Bölge halkı, farklı dönemlerde canları ve mallarıyla çok ağır bedeller ödedi. Ayrıca Lübnan’ın kaderi, güvenlik, ekonomi ve istikrar açısından güneyinin kaderinden ayrı düşünülemez” diye konuştu.

csvf
Güney Lübnan’daki bir kasabada savaşın bıraktığı enkaz (AP)

Avn, “Başkan Trump’tan, topraklarımızın tamamının geri alınmasına yönelik haklı taleplerimize destek vermesini istiyoruz. Kendisinin, İsrail’i Lübnan’dan çekilmeye ikna edebileceğini düşündüğünü görüyoruz. Güney Lübnan’daki durumu ve mevcut tablonun sürmesi ya da yeniden tırmanacak bir çatışmanın doğuracağı riskleri kendisine aktarmak istiyorum. Ayrıca, üstlendiği görev son derece zorlu olan ve desteğe ihtiyaç duyan Lübnan ordusuna ABD’nin destek vermesini umut ediyoruz. Savaşın yol açtığı yıkımın yeniden inşası ve ağır kayıplar yaşayan Lübnan ekonomisinin yeniden canlandırılması için de ABD’den destek ve yardım bekliyoruz” dedi.

İsrail ile doğrudan müzakere hesapları

Avn, İsrail ile doğrudan müzakere yöntemine ilişkin ülkede yaşanan görüş ayrılıklarına değinirken, “İdeal seçeneklere sahip olduğumuz bir durumda değildik. Savaşın daha da genişlemesi ve buna bağlı olarak işgal altındaki bölgelerin artması tehlikesi vardı. Yerinden edilenlerin dramı ve yıkım manzaraları son derece ağırdı. Beyrut’un ve ülkenin altyapısının geniş çaplı bir yıkıma uğraması riskiyle karşı karşıyaydık. Güç dengesindeki büyük eşitsizlik nedeniyle fiilen tek seçeneğimiz vardı. ABD’den yardım istemekten başka çaremiz yoktu. Doğrudan müzakereler, topraklarımızdaki işgal süresini kısaltmak, yerinden edilenlerin acılarını hafifletmek, köylerine dönüşlerinin önünü açmak ve savaşın yıktığı bölgelerin yeniden inşasını başlatmak için elimizdeki tek ciddi seçenekti” dedi.

dcfgthyju
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Washington’a gitmeden önce Lübnan müzakere heyetiyle bir araya geldi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Devletin ülkenin her karış toprağından ve her vatandaşından sorumlu olduğunu vurgulayan Avn, “Zor kararları ulusal sorumluluğumuz gereği aldık. Başka herhangi bir taraf adına bedel ödemeyi sürdürmemiz mümkün değil. Lübnan’ın kararları, meşru devlet kurumlarında alınmalıdır. Ülke kendi çıkarlarını, egemenliğini ve istikrarını savunmalıdır. Bu nedenle hiç kimsenin bizim adımıza ya da bizim yerimize müzakere etmesini ve Lübnan’ın başkalarının hesaplarında bir pazarlık unsuruna dönüşmesini kabul etmeyeceğimizi söyledik” ifadelerini kullandı.

Trump’ın Beyaz Saray’da kendisiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu bir araya getirme önerisinin ardından gündeme gelen tartışmalarla ilgili de konuşan Avn, “Böyle bir görüşme fikri zaten gerçekçi değil. Ancak zaman zaman sosyal medya ve bazı çevreler, gerçeğe dayanmayan senaryolar üretebiliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hükümeti devirme girişimleri

Hükümete karşı çıkan çevrelerin çerçeve anlaşmasını gerekçe göstererek kabineyi düşürme ihtimaline ilişkin değerlendirmede bulunan Avn, “Hükümet değişikliğinin anayasal çerçevede işleyen bir süreci vardır. Hükümeti sokak hareketleriyle düşürmeye çalışmak kabul edilemez. Devlet kurumları da imkânları ölçüsünde görevlerini yerine getiriyor. Hükümetin performansı son derece iyi, bakanlar verimli şekilde çalışıyor” dedi.

cdvfghyj
Hizbullah destekçileri, ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan üçlü anlaşmayı protesto etmek amacıyla Beyrut’un güney banliyölerindeki havaalanına giden eski yolu trafiğe kapattı. (AFP)

Hizbullah ile mevcut kopukluğa ilişkin ise Avn, “Biz kimseyle ilişkileri kesmeyi tercih etmedik. Kapımız da ofislerimiz de istisnasız herkese açık. Devletin, işgal süresini ve halkın yaşadığı sıkıntıları kısaltmak amacıyla benimsediği seçeneğe itiraz ediliyor. Bu hedefe ulaşmak için daha iyi bir önerisi olan varsa getirsin, birlikte değerlendirelim. Savaşın sürmesi bir seçenek değildir. Kapımız da gönlümüz de açıktır” ifadelerini kullandı.

ABD-İran mutabakatında Lübnan’daki ateşkese ilk maddede yer verilmesinin, Lübnan’ın İsrail ile imzaladığı çerçeve anlaşmasına etkisine ilişkin soruya ise Avn, “Lübnan’ın çıkarlarıyla örtüşen her türlü desteği memnuniyetle karşılarız. ABD, İsrail üzerinde baskı kurabilecek ya da onu ikna edebilecek tek ülkedir. İran ise Hizbullah ve kararları üzerinde etkide bulunabilecek tek aktördür. Ancak Lübnan’ı ilgilendiren her konuda müzakereyi yürütecek tarafın Lübnan’ın kendisi olduğu da açıktır” yanıtını verdi.

Meclis Başkanı Nebih Berri’nin İsrail ile yapılan çerçeve anlaşmasına yönelik muhalefeti hakkında da konuşan Avn, “Sayın Berri bir devlet adamıdır. İç barışın korunması, ordunun itibarı ve rolüne zarar verilmemesi ile sorunların sokakta çözülmesine karşı çıkılması gibi kırmızı çizgiler konusunda aynı görüşü paylaşıyoruz” dedi. Avn ayrıca, Başbakan Nevvaf Selam ile ilişkilerinin de son derece iyi olduğunu belirtti.

Avn ile Ordu Komutanı arasındaki ilişki

Avn, ülkedeki mevcut koşullar altında ordunun birlik ve bütünlüğünü koruyup koruyamadığı ve Ordu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel ile arasında sorun yaşandığı yönündeki iddialara ilişkin soruya, “Ordu birlik ve bütünlüğünü koruyor, görevini de aksatmadan yerine getiriyor. Zaten hükümetin aldığı kararları, elindeki imkânlar çerçevesinde uyguluyor. Ordu ve tüm güvenlik kurumları ellerinden geleni yapıyor. Orgeneral Heykel ile ilişkimiz günlük temas düzeyinde ve son derece iyi. Bazı basın organlarında yer alan iddialar gerçeği yansıtmıyor” yanıtını verdi.

fdbfb
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Ordu Komutanı General Rudolf Heykel ile görüştü. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Arap ülkelerinin Lübnan’a verdiği destekten duyduğu memnuniyeti de dile getiren Avn, “Suudi Arabistan, her zaman olduğu gibi, haklarımızı ve egemenliğimizi yeniden tesis etmeye yönelik çabalarımıza destek amacıyla talep ettiğimiz hiçbir yardımı esirgemedi. Bu vesileyle Suudi yönetimine, özellikle de Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a, Lübnan ürünlerinin yeniden ithal edilmesine izin verilmesi yönündeki kararı dolayısıyla teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Katar hükümetine Lübnan’a sağladığı destekten, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) de vatandaşlarının yeniden Lübnan’ı ziyaret etmesine izin vermesinden dolayı teşekkür ediyorum” dedi.

Kendi güvenliğine ilişkin endişe duyup duymadığı yönündeki soruya ise Avn, gülümseyerek, “Bizi koruyan Allah’tır. Hiç kimse vakti gelmeden ölmez” cevabını verdi.


Belgeler, Sudan ordusu Amerikan barış planını kabul etme şartı olarak HDK’nin şehirlerden çekilmesini istedi

Sudan HDK mensupları (Arşiv- AFP)
Sudan HDK mensupları (Arşiv- AFP)
TT

Belgeler, Sudan ordusu Amerikan barış planını kabul etme şartı olarak HDK’nin şehirlerden çekilmesini istedi

Sudan HDK mensupları (Arşiv- AFP)
Sudan HDK mensupları (Arşiv- AFP)

Sudan ordusu, üç yıldır devam eden iç savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD destekli barış teklifini kabul etmek için paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altındaki bütün şehirlerden tamamen çekilmesini şart koştu.

Reuters haber ajansının ulaştığı ve üst düzey yetkililer tarafından içeriği doğrulanan belgelere göre, geçtiğimiz ay sunulan ABD teklifi, her iki tarafın da 90 günlük insani bir ateşkese derhal uymasını öngörüyor. Söz konusu teklif; kalıcı bir ateşkesin müzakere edilmesi ve seçime giden süreçte siviller liderliğindeki barışçıl bir geçişin önünün açılmasını hedefliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre belgelerde yer alan bilgilerde, Sudan hükümeti (ordu yönetimi), teklifin maddelerinin büyük bir kısmını kabul etti. Ancak "sınırlı geri çekilme" maddesine itiraz eden ordu yönetimi, barış planının; HDK’nin  11 Mayıs 2023 tarihinden bu yana ele geçirdiği bütün şehirlerden tamamen çekilmesini kapsaması gerektiğini vurguladı.