Ulusal egemenlik ile “direniş hareketleri” arasındaki çatışma

Ulusal egemenlik üstün gelir ve galip çıkar, çünkü toplum ve devletin yararına en doğru seçenek budur!

New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)
New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)
TT

Ulusal egemenlik ile “direniş hareketleri” arasındaki çatışma

New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)
New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)

Hüseyin eş-Şara

Ulusal egemenlik, modern devletin kuruluşuyla birlikte ortaya çıkmıştır. Anayasa ve devlet yapıları, Birleşmiş Milletlere (BM) ve diğer bölgesel ve uluslararası kuruluşlara üyeliği ile dünya genelinde ulusal devletin oluşum süreciyle iç içe geçmiş hukuki ve ahlaki değerler sistemi çerçevesinde tanınması, bu olgunun temel unsurlarını oluşturur.

Eğer ulusal devlet ile onu oluşturan toplumsal güçler arasında anlaşmazlıklar ve ayrışmalar mevcutsa bu durum, devletin mevcut siyasi, ekonomik ve sosyal düzeni inceleyip değerlendirdikten sonra ortaya koyduğu yasal temele dayanan parti kanunlarıyla düzenlenir. Bu partiler, nihai analizde tek bir vatan içindeki görüş ve ideolojilerin çeşitliliğine hizmet eden siyasi ve sosyal ilkeler ve vizyonlardan hareket eder. Ayrıca bu partiler, parti yasasının ruhuna ve siyasi sürecin işleyişine olan inançla, bilinçli bir uygulama gerçekleştirmek amacıyla kurulur ve devletle şiddetli bir çatışmaya girmez. Bu uzlaşılmış ve kabul görmüş yapı, egemenlik ilkesine ve devletin anayasanın koruyucusu olduğu, yasaları uygulayan kurum olduğu vb. ilkelerine uygun olarak, yönelimlerin işleyişine zarar vermeden çalışır.

Yasal ve anayasal çerçeveler içinde rekabet etmenin barışçıl ve açık yolu budur. Bu partiler, devletin yönelimleri ve izlediği yollara, özellikle de egemenlik konusunda itiraz edemezler. Egemenlik kavramı; devletin bu devletin tüm tarafları üzerinde, sınırları üzerinde, toplum üzerinde kontrole sahip olması ve tarafsızlık, tekelcilik ya da herhangi bir halkın ulusal birliğine zarar verecek eğilimler olmaksızın halkın çıkarlarını gözetmesi anlamına gelir. Egemenlik ilkesinin sınırları içinde bu böyledir. Çünkü partiler özünde, değersel etkileşimlerin bir bütününün ürünü ve sonucu olan devletin üst yapısını oluştururlar. Bu etkileşimlerin en öne çıkanları arasında seçim ve seçim sonuçlarının sayılması geliyor. En fazla oyu alan ister bir parti ister bir grup ister bir birey olsun ister yasama ister yürütme ister yargı olsun iktidar içinde yer alabilir.

Devletin genel düzeni, bu üç yetkinin birbirinden ayrılması gerekliliğine dayanıyor. Eğer durum böyleyse, buradaki egemenlik devlette somutlaşır ve sınırlanır. Egemenliğe ancak bunu düzenleyen kanun ve yönetmeliklere uygun olarak itiraz edilebilir. Egemenliğe isyan etmek veya onu bozmaya çalışmak yasaktır; çünkü egemenlik, devlet içindeki herkesin, bu meşru otoritenin bu kavramdan uzak hiçbir otoriteye benzemediğini kabul etmesiyle tamamlanır. Egemenliğe karşı çıkmak, üçüncü dünya ülkelerinde var olan bir durumdur. Devletin temel yapısının zayıf olmasının yanı sıra dış müdahalelerin ve ideolojik yorumların yarattığı etkiler buna sebep olur. Böylece devlete ve ulusal egemenliğe karşı isyan eden güçler olgusu ortaya çıktı. Bunu Güney Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinde, bunlara Arap bölgesi ülkeleri de dahil olmak üzere, gözlemledik. Bu konu geniş bir konudur ve müzakere edilmesi daha geniş bir alana, hatta kitaplara ihtiyaç duyar. Bu konuda başkaları tarafından kalem alınmış makaleler bulunuyor.

50'li yılların sonu ile 60'lı yılların başında, Arap ülkelerinde devletin egemenliğine karşı bir başkaldırı olgusu gözlemledik; bu durum, bölgenin maruz kaldığı çöküşler ve belki de yenilgiler sayesinde ortaya çıktı. Bunların en önemlileri, 1948'de Filistin'in kaybı ve 1967'deki acı verici Haziran yenilgisiydi. Bireyler tarafından kurulan ve devletler tarafından desteklenen örgütlerin ortaya çıkmasıyla ulusal egemenliğe karşı isyan eğilimleri ortaya çıktı ve sonuç, bildiğimiz gibi, egemenlik ile bu hareketler arasında bir çatışma oldu.

Lübnan, Irak ve Yemen’de ulusal egemenlik, dışarıdan destek alan hareketler ile egemenlik kavramı arasındaki çatışma nedeniyle ciddi bir dönüm noktasında.

1967'den sonra Haşimi Krallığı'ndaki Filistinli grupların yaptıklarını ve bunların Ürdün devletinin ulusal egemenliğiyle olan çatışmasına tanık olduk. Bu çatışma 1970 yılında egemenliğin zaferi, grupların yerinden edilip Lübnan'a sürülmesiyle sonuçlandı. Ürdün'de olduğu gibi, Filistin devrimi ile onu destekleyen milliyetçi ve ilerici partiler ile Lübnan'ın ulusal egemenliği arasında da bir çatışma yaşandı. Bu çatışma 1978'de açıkça başladı ve sonuçta Filistin direnişi ülkeden çıkarıldı ve ona bağlı milisler dağıtıldı. Ulusal egemenlik, başta ABD, İsrail ve Arap ülkeleri olmak üzere dış faktörlerin müdahalesi sayesinde galip geldi. Asıl acı verici olan ise tüm vatandaşların önem verdiği devrimci ve duygusal bir hareket ve egemenlik ilkesi nedeniyle direnişe yönelik halkın bu kadar büyük bir desteğinin, Arap dünyasında yarattığı izlerdi. Fakat bunun ifade ediliş biçimi farklı ve ideolojik bir nitelik taşıyordu.

Şimdi ise Lübnan, Irak ve Yemen’de ulusal egemenliğin, dışarıdan desteklenen hareketler ile egemenlik kavramı arasındaki çatışma nedeniyle tehlikeli bir dönemeçle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Daha açık bir şekilde ifade edersek, örneğin, Lübnan'daki Hizbullah'ın eski genel sekreteri, örgütün ‘Velayet-i Fakih’in ayrılmaz bir parçası’ olduğunu ve İran'dan belirli bir bütçe aldığını itiraf etmişti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Hizbullah, 30 yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyor, Lübnan devletinin işlerine müdahale etmesi için talimatlar alıyor ve Suriye halkına saldırıyor.

vfvfev
Ürdün'ün başkenti Amman’da, Yaser Arafat'ın başkanlık ettiği bir eğitim kursunun sonunda düzenlenen Fetih Hareketi’nin (EL Fetih) askeri geçit töreni, 17 Ağustos 1970 (AFP)

Hizbullah, bölgede genel bir durum oluştururken, bütün bunlar Lübnan’ın ulusal egemenlik sınırlarının dışında gerçekleşiyor. Filistin'i kurtarmayı amaçlayan bir direniş hareketi olduğunu iddia ederek diğerlerini zor durumda bırakıyor. Eğer gerçekten böyle bir hedefi varsa neden Lübnan devletinin işleyişini engelledi ve onu felç etti? bütün otoritelerine karşı zorbalık yaptı? Halbuki Hizbullah, Emel Hareketi ile birlikte Ulusal Meclis'te 20 üyeye sahipti ve hem 'Taif Konferansı'nın hem de 'Doha Görüşmesi’nin çıktılarını kabul etmişti.

Emil Lahud ve Mişel Avn dönemlerinin ardından, bir buçuk hatta iki yıla yakın bir süre boyunca cumhurbaşkanlığı makamıyla ilgili devam eden aksaklıkların yaşandığı çekişmelere tanık olduk. Ardından Hizbullah'ın savaş çağrısı ve Suriye halkına, Yemen'e ve seçilmiş Irak hükümetine karşı uygulamaları, ayrıca Irak'ta tüm isimleriyle ortaya çıkan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi), Arap ulusal egemenliğine karşı bir isyan oluşturdu. Haşdi Şabi’yi kuran tarafların parlamentoda ve bakanlıkta temsilcileri olduğu biliniyor. Bu oluşumun Irak devletinin egemenlik alanlarına yönelik saldırılarının yanı sıra Ürdün ile Körfez'deki Arap ülkelerine yönelik roketli saldırıları da yaşandı.

En sonunda galip gelecek olan egemenlik olacak ama toplum hem çok sayıda evladını hem de servetini kaybedecek. Halkın kalkınması ve refahı gecikecek. Ne olursa olsun ulusal egemenlik üstün gelir ve galip çıkar, çünkü toplum ve devletin yararına en doğru seçenek budur!

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergidinden çevrilmiştir.



Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
TT

Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, ABD ile İran arasındaki savaşta yaşanabilecek yeni bir tırmanışın daha büyük yıkıma ve ciddi sonuçlara yol açmasından “son derece endişeli” olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bugün Bahreyn'in başkenti Manama'da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen Güvenlik Diyaloğu Zirvesi'nde konuşan Abdülati, “Bir sonraki çatışma turu daha tehlikeli ve daha yıkıcı olacak, hiçbir sonuç getirmeyecek. Geçmişten ders çıkarmalıyız” ifadelerini kullandı.

Haziran ayında varılan geçici anlaşma, İran'la yaşanan savaşta kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını veya Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığının normale dönmesini mümkün kılmadı. O tarihten bu yana İran, Washington'un İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırması karşılığında Tahran'ın yedi gün içinde aksayan deniz geçişini yeniden açmasını önerdi.

Yeni bir anlaşmaya varılması amacıyla Katar arabuluculuk heyeti dün yeniden Tahran'a döndü. Ancak taraflar, önce nükleer müzakerelerin mi yoksa ablukanın ve petrol yaptırımlarının hafifletilmesinin mi gündeme alınması gerektiği konusunda hâlâ anlaşmazlık yaşıyor.


Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
TT

Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevden alınması ve Başbakan Ali ez-Zeydi’nin kurumun yönetimini bizzat üstlenmesi, ülkenin en önemli güvenlik kurumlarından birindeki görev değişikliğinin ötesinde anlamlar taşıyor. Bu gelişme, hassas makamların siyasi güçler arasında nasıl paylaştırıldığı ve bu güçlerin güvenlik kurumları üzerindeki nüfuzunun sınırları konusunda yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Ez-Zeydi, eş-Şatri’yi görevden alma kararından üç gün sonra, perşembe akşamı ülkenin en hassas makamlarından birinin yönetimini devraldı. Aralık 2024’te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani tarafından Raid Cuhî’nin yerine atanan eş-Şatri, yaklaşık bir buçuk yıl görevde kaldı.

Hükümet, görevden alma kararını egemenliğin pekiştirilmesi ve bölgesel tehditlerle mücadele kapsamında atılmış bir adım olarak nitelendirdi. Ancak söz konusu tehditlerin niteliği veya ez-Zeydi’nin teşkilatın yönetimini ne kadar süreyle üstleneceği konusunda ayrıntı vermedi.

Bu adım, güvenlik kurumunun yönetiminde istisnai bir uygulama olarak değerlendirilirken, aynı zamanda kurum başkanının değiştirilmesinin ötesine geçen siyasi boyutlar taşıyor.

Ez-Zeydi, istihbarat teşkilatının “bütün Iraklılara ait” olduğunu ve partizan, mezhepsel ya da hizipsel paylaşımın dışında tutulması gerektiğini belirtti. Ancak yeni bir başkan atamak yerine görevi bizzat üstlenmesi, makamı iktidar ortakları arasında yürürlükte olduğu varsayılan yazılı olmayan siyasi paylaşım düzeninin dışında bırakıyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)

Güvenlik yapılanması

Siyasi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, makamların paylaşımına ilişkin mutabakatlar çerçevesinde istihbarat teşkilatı başkanlığının Sünni Arapların kontenjanına ayrıldığını, ancak bu düzenlemenin henüz Sünni bir ismin göreve getirilmesiyle sonuçlanmadığını belirtti.

Kaynaklara göre ez-Zeydi’nin teşkilatın başına geçmesi, bölgesel gerilimin arttığı bir dönemde yeni istihbarat başkanlığını siyasi çekişmelerden korumayı amaçlıyor olabilir. Kaynaklar, başbakanın güvenlik yapılanmasını yeniden düzenleme planlarının teşkilatın belirli siyasi güçlerin kontrolüne geçmesini zorlaştırdığını ifade etti.

2003'ten bu yana teşkilatın yönetiminde, eski subay Muhammed Abdullah eş-Şevvani'nin kısa süreli görev dönemi dışında, Şii partilerle bağlantılı isimler yer aldı. Buna karşılık Sünni yetkililer, operasyonlardan sorumlu başkan yardımcılığı gibi teşkilatın önemli kademelerinde görev yaptı. Söz konusu makam, İran yanlısı silahlı grupların kışkırtma kampanyalarına da hedef olmuştu.

Bağdat'ın Mansur bölgesindeki teşkilat merkezinin çevresi, Mart 2026'da insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen hava saldırısına maruz kaldı. Saldırıda bir istihbarat subayı hayatını kaybederken, merkezde maddi hasar meydana geldi.

Resmî olmayan güvenlik raporlarında, saldırının İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilim nedeniyle yasa dışı faaliyet gösteren silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Adının açıklanmasını istemeyen Sünni bir siyasetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Irak'taki mevcut mezhepsel ve etnik güç paylaşımı düzenine göre istihbarat teşkilatının Sünni Arapların kontenjanında bulunduğunu söyledi.

Söz konusu siyasetçi, bu kesimin özellikle hassas ve güvenlikle ilgili makamlarda güç paylaşımı sistemi nedeniyle sık sık haksızlığa uğradığını belirterek, Sünnilerin bu tür görevlerde temsil edilmemesinin, vatandaşlık ve geçmişin mirasını aşma söylemiyle siyasi uygulamalar arasındaki uçurumu ortaya koyduğunu ifade etti.

Ancak aynı siyasetçi, eş-Şatri'nin görevden alınmasıyla ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini birbirinden ayrı değerlendirdi. Başbakanın mevcut aşamada teşkilatı yönetmesinin, makam üzerindeki anlaşmazlığın siyasi güçler arasında yeni bir rekabet alanına dönüşmesini önleyebileceğini belirtti. Görev için adaylık sürecinin başlatılmasının, siyasi çekişmelerin yoğunluğu nedeniyle uzlaşmayı zorlaştırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)
Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)

İstihbarat teşkilatı: Merkezî yönetim ile siyasi paylaşım arasında

2003'ten bu yana Irak İstihbarat Teşkilatı, devlet kurumlarının inşasına damgasını vuran mesleki ve siyasi çıkarların iç içe geçmesinden bağımsız kalamadı. Güvenlik kurumları, sivil kurumlardan farklı bir yapıya sahip olmalarına rağmen, üst düzey görevler çoğu zaman siyasi güçler arasında pazarlık ve rekabet konusu oldu.

Siyaset araştırmacısı Abbas Abbud, 2003 sonrasında Irak devletinin kurumsal yapısında idari ve siyasi alanların iç içe geçtiğini, bunun da kurumların rolünü sınırlandırarak bağımsızlıklarını zayıflattığını ifade etti.

Abbud, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu iç içe geçişin idari görevlerden hassas güvenlik kurumlarına kadar uzanan bir siyasi nüfuz mücadelesine yol açtığını söyledi. Başbakanın teşkilatı siyasi paylaşım düzeninin dışında tutma yönündeki açıklamalarına rağmen, istihbarat kurumunun da bu rekabetin bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Burada öne çıkan soru, ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini siyasi liderlikle güvenlik kurumları arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye yönelik bir adıma dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi'nin kurulması ve yönetiminin eski İçişleri Bakanı Korgeneral Abdülemir eş-Şemmari'ye verilmesi, güvenlik yapılanmasının denetimini başbakanın liderliğinde merkezileştirmeye yönelik açıklanmış bir eğilimi yansıtıyor.

Ancak denetimin merkezîleştirilmesi, atama ve hesap verebilirlik konusunda açık kurallar oluşturulmadığı ve yetki sınırları belirlenmediği sürece kurumların mesleki bağımsızlığını güçlendireceği anlamına gelmiyor.

Müstansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Talib Muhammed Kerim, Irak'ın bölgesel ve uluslararası çatışmalardan korunabilmesi için stratejik gelişmeleri okuyabilen, çatışmaların yönünü ve bunların güvenlik, egemenlik ve ekonomik çıkarlar üzerindeki etkilerini öngörebilen bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Kerim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu hedefin gerçekleştirilmesi için teşkilatın siyasi çekişmelerden bağımsız bir mesleki yapıya kavuşması, güvenlik, diplomasi ve ekonomi kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması ve kurumu siyasi güçlerin hesaplarına göre değil, ulusal çıkarlar doğrultusunda yönetecek yetki ve vizyona sahip bir liderlik tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguladı.


Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
TT

Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan’daki savaşın sona erdirilmesi ve dışarıdan dayatmalar olmaksızın barışın tesis edilmesi için ülkesinin yardıma hazır olduğunu açıkladı. Putin, Moskova’da düzenlenen 3. Rusya-Afrika Zirvesi kapsamında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik ve teknik iş birliğini geliştirmeye yönelik bir yol haritası sundu.

Putin, ülkesinin çatışmaların durdurulmasını ve siyasi bir çözüme ulaşılmasını desteklediğini vurgulayarak, savaşın insani ve ekonomik sonuçlarına dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre önerilen yol haritası, ticaret, sanayi, teknoloji ve lojistik alanlarında iş birliğini kapsıyor.

Burhan ise Rusya ile stratejik ortaklık kurulması çağrısında bulunarak Kızıldeniz kıyısında, Rusya’ya ait akaryakıt ve buğday depolarının da yer alacağı serbest ekonomik bölge oluşturulmasını önerdi. Sudan hükümetinin, demokratik bir sivil geçiş sürecinin ve özgür seçimlerin önünü açacak, “tamamen Sudan’a özgü” bir barış sürecine bağlı olduğunu vurguladı.

Öte yandan Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Ukraynalı askerlerin Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında savaştığını ve birliklerine insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı konusunda eğitim verdiğini öne sürdü. Hartum yönetiminin Ukraynalı, Kolombiyalı ve diğer yabancı uyruklu kişilerin savaşa katılımına ilişkin kanıtlara sahip olduğunu belirten Salim, geçen yıl ABD yönetimine Ukrayna üzerinden Sudan’a Amerikan silahlarının ulaştırıldığını gösteren belgeler sunduğunu açıkladı.