Ulusal egemenlik ile “direniş hareketleri” arasındaki çatışma

Ulusal egemenlik üstün gelir ve galip çıkar, çünkü toplum ve devletin yararına en doğru seçenek budur!

New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)
New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)
TT

Ulusal egemenlik ile “direniş hareketleri” arasındaki çatışma

New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)
New York'ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki Genel Kurul Salonu, 18 Eylül 2015 (Reuters)

Hüseyin eş-Şara

Ulusal egemenlik, modern devletin kuruluşuyla birlikte ortaya çıkmıştır. Anayasa ve devlet yapıları, Birleşmiş Milletlere (BM) ve diğer bölgesel ve uluslararası kuruluşlara üyeliği ile dünya genelinde ulusal devletin oluşum süreciyle iç içe geçmiş hukuki ve ahlaki değerler sistemi çerçevesinde tanınması, bu olgunun temel unsurlarını oluşturur.

Eğer ulusal devlet ile onu oluşturan toplumsal güçler arasında anlaşmazlıklar ve ayrışmalar mevcutsa bu durum, devletin mevcut siyasi, ekonomik ve sosyal düzeni inceleyip değerlendirdikten sonra ortaya koyduğu yasal temele dayanan parti kanunlarıyla düzenlenir. Bu partiler, nihai analizde tek bir vatan içindeki görüş ve ideolojilerin çeşitliliğine hizmet eden siyasi ve sosyal ilkeler ve vizyonlardan hareket eder. Ayrıca bu partiler, parti yasasının ruhuna ve siyasi sürecin işleyişine olan inançla, bilinçli bir uygulama gerçekleştirmek amacıyla kurulur ve devletle şiddetli bir çatışmaya girmez. Bu uzlaşılmış ve kabul görmüş yapı, egemenlik ilkesine ve devletin anayasanın koruyucusu olduğu, yasaları uygulayan kurum olduğu vb. ilkelerine uygun olarak, yönelimlerin işleyişine zarar vermeden çalışır.

Yasal ve anayasal çerçeveler içinde rekabet etmenin barışçıl ve açık yolu budur. Bu partiler, devletin yönelimleri ve izlediği yollara, özellikle de egemenlik konusunda itiraz edemezler. Egemenlik kavramı; devletin bu devletin tüm tarafları üzerinde, sınırları üzerinde, toplum üzerinde kontrole sahip olması ve tarafsızlık, tekelcilik ya da herhangi bir halkın ulusal birliğine zarar verecek eğilimler olmaksızın halkın çıkarlarını gözetmesi anlamına gelir. Egemenlik ilkesinin sınırları içinde bu böyledir. Çünkü partiler özünde, değersel etkileşimlerin bir bütününün ürünü ve sonucu olan devletin üst yapısını oluştururlar. Bu etkileşimlerin en öne çıkanları arasında seçim ve seçim sonuçlarının sayılması geliyor. En fazla oyu alan ister bir parti ister bir grup ister bir birey olsun ister yasama ister yürütme ister yargı olsun iktidar içinde yer alabilir.

Devletin genel düzeni, bu üç yetkinin birbirinden ayrılması gerekliliğine dayanıyor. Eğer durum böyleyse, buradaki egemenlik devlette somutlaşır ve sınırlanır. Egemenliğe ancak bunu düzenleyen kanun ve yönetmeliklere uygun olarak itiraz edilebilir. Egemenliğe isyan etmek veya onu bozmaya çalışmak yasaktır; çünkü egemenlik, devlet içindeki herkesin, bu meşru otoritenin bu kavramdan uzak hiçbir otoriteye benzemediğini kabul etmesiyle tamamlanır. Egemenliğe karşı çıkmak, üçüncü dünya ülkelerinde var olan bir durumdur. Devletin temel yapısının zayıf olmasının yanı sıra dış müdahalelerin ve ideolojik yorumların yarattığı etkiler buna sebep olur. Böylece devlete ve ulusal egemenliğe karşı isyan eden güçler olgusu ortaya çıktı. Bunu Güney Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinde, bunlara Arap bölgesi ülkeleri de dahil olmak üzere, gözlemledik. Bu konu geniş bir konudur ve müzakere edilmesi daha geniş bir alana, hatta kitaplara ihtiyaç duyar. Bu konuda başkaları tarafından kalem alınmış makaleler bulunuyor.

50'li yılların sonu ile 60'lı yılların başında, Arap ülkelerinde devletin egemenliğine karşı bir başkaldırı olgusu gözlemledik; bu durum, bölgenin maruz kaldığı çöküşler ve belki de yenilgiler sayesinde ortaya çıktı. Bunların en önemlileri, 1948'de Filistin'in kaybı ve 1967'deki acı verici Haziran yenilgisiydi. Bireyler tarafından kurulan ve devletler tarafından desteklenen örgütlerin ortaya çıkmasıyla ulusal egemenliğe karşı isyan eğilimleri ortaya çıktı ve sonuç, bildiğimiz gibi, egemenlik ile bu hareketler arasında bir çatışma oldu.

Lübnan, Irak ve Yemen’de ulusal egemenlik, dışarıdan destek alan hareketler ile egemenlik kavramı arasındaki çatışma nedeniyle ciddi bir dönüm noktasında.

1967'den sonra Haşimi Krallığı'ndaki Filistinli grupların yaptıklarını ve bunların Ürdün devletinin ulusal egemenliğiyle olan çatışmasına tanık olduk. Bu çatışma 1970 yılında egemenliğin zaferi, grupların yerinden edilip Lübnan'a sürülmesiyle sonuçlandı. Ürdün'de olduğu gibi, Filistin devrimi ile onu destekleyen milliyetçi ve ilerici partiler ile Lübnan'ın ulusal egemenliği arasında da bir çatışma yaşandı. Bu çatışma 1978'de açıkça başladı ve sonuçta Filistin direnişi ülkeden çıkarıldı ve ona bağlı milisler dağıtıldı. Ulusal egemenlik, başta ABD, İsrail ve Arap ülkeleri olmak üzere dış faktörlerin müdahalesi sayesinde galip geldi. Asıl acı verici olan ise tüm vatandaşların önem verdiği devrimci ve duygusal bir hareket ve egemenlik ilkesi nedeniyle direnişe yönelik halkın bu kadar büyük bir desteğinin, Arap dünyasında yarattığı izlerdi. Fakat bunun ifade ediliş biçimi farklı ve ideolojik bir nitelik taşıyordu.

Şimdi ise Lübnan, Irak ve Yemen’de ulusal egemenliğin, dışarıdan desteklenen hareketler ile egemenlik kavramı arasındaki çatışma nedeniyle tehlikeli bir dönemeçle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Daha açık bir şekilde ifade edersek, örneğin, Lübnan'daki Hizbullah'ın eski genel sekreteri, örgütün ‘Velayet-i Fakih’in ayrılmaz bir parçası’ olduğunu ve İran'dan belirli bir bütçe aldığını itiraf etmişti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Hizbullah, 30 yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyor, Lübnan devletinin işlerine müdahale etmesi için talimatlar alıyor ve Suriye halkına saldırıyor.

vfvfev
Ürdün'ün başkenti Amman’da, Yaser Arafat'ın başkanlık ettiği bir eğitim kursunun sonunda düzenlenen Fetih Hareketi’nin (EL Fetih) askeri geçit töreni, 17 Ağustos 1970 (AFP)

Hizbullah, bölgede genel bir durum oluştururken, bütün bunlar Lübnan’ın ulusal egemenlik sınırlarının dışında gerçekleşiyor. Filistin'i kurtarmayı amaçlayan bir direniş hareketi olduğunu iddia ederek diğerlerini zor durumda bırakıyor. Eğer gerçekten böyle bir hedefi varsa neden Lübnan devletinin işleyişini engelledi ve onu felç etti? bütün otoritelerine karşı zorbalık yaptı? Halbuki Hizbullah, Emel Hareketi ile birlikte Ulusal Meclis'te 20 üyeye sahipti ve hem 'Taif Konferansı'nın hem de 'Doha Görüşmesi’nin çıktılarını kabul etmişti.

Emil Lahud ve Mişel Avn dönemlerinin ardından, bir buçuk hatta iki yıla yakın bir süre boyunca cumhurbaşkanlığı makamıyla ilgili devam eden aksaklıkların yaşandığı çekişmelere tanık olduk. Ardından Hizbullah'ın savaş çağrısı ve Suriye halkına, Yemen'e ve seçilmiş Irak hükümetine karşı uygulamaları, ayrıca Irak'ta tüm isimleriyle ortaya çıkan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi), Arap ulusal egemenliğine karşı bir isyan oluşturdu. Haşdi Şabi’yi kuran tarafların parlamentoda ve bakanlıkta temsilcileri olduğu biliniyor. Bu oluşumun Irak devletinin egemenlik alanlarına yönelik saldırılarının yanı sıra Ürdün ile Körfez'deki Arap ülkelerine yönelik roketli saldırıları da yaşandı.

En sonunda galip gelecek olan egemenlik olacak ama toplum hem çok sayıda evladını hem de servetini kaybedecek. Halkın kalkınması ve refahı gecikecek. Ne olursa olsun ulusal egemenlik üstün gelir ve galip çıkar, çünkü toplum ve devletin yararına en doğru seçenek budur!

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergidinden çevrilmiştir.



Washington ve Tahran arasında Zeydi: Yetersiz bir hükümet ve mercek altındaki Irak egemenliği

 Başbakan adayı Ali el-Zeydi (ortada), Bağdat'ta kabinesini parlamentoya sunmadan önce, 14 Mayıs 2026 (AFP)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi (ortada), Bağdat'ta kabinesini parlamentoya sunmadan önce, 14 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Washington ve Tahran arasında Zeydi: Yetersiz bir hükümet ve mercek altındaki Irak egemenliği

 Başbakan adayı Ali el-Zeydi (ortada), Bağdat'ta kabinesini parlamentoya sunmadan önce, 14 Mayıs 2026 (AFP)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi (ortada), Bağdat'ta kabinesini parlamentoya sunmadan önce, 14 Mayıs 2026 (AFP)

Selam Zeydan

Irak parlamentosu, Iraklı fraksiyonların hükümete katılmasının engellenmesi sebebiyle son derece karmaşık bölgesel ve iç koşulların ortasında, Ali el-Zeydi hükümetine güvenoyu verdi ve 23 bakanlık için önerdiği adaylardan 14'ünü onayladı.

Hukuk Devleti Koalisyonu Başkanı Nuri el-Maliki, parlamentonun Yüksek Öğretim ve İçişleri bakanlıkları için adaylarını reddetmesinin ardından büyük darbe aldı. Aynı kaderi, Sünni müttefiki Azm Koalisyonu Başkanı Müsenna es-Samarrai de yaşadı; Kültür ve Planlama bakanlıkları için adayları parlamento tarafından reddedildi.

Konu hakkında bilgili kaynaklara göre Zeydi, silahlı örgütlerle bağlantılı herhangi bir bakanı reddetmesi için yoğun Amerikan baskısıyla karşı karşıya kaldı. Çok sayıda bakan adayı veto edildi ve yerlerine yenileri önerildi. Kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi’nin, özellikle bazı fraksiyonların silahsızlanma ve yalnızca siyasi sürece katılma arzusunu dile getirmesi nedeniyle, Amerikan tarafıyla müzakereler sonuçlanana kadar bu fraksiyonlara tahsis edilen bakanlıklar için yeni adayların sunulmasını ertelemeye karar verdiğini doğruladı. Zeydi, yaklaşan Kurban Bayramı'ndan sonra kabinesini tamamlayacak ve kalan dokuz bakanlık pozisyonu için Amerikan tarafıyla bir anlaşmaya varmaya çalışacak.

Bu arada İran, Koordinasyon Çerçevesi’ne Amerikan baskısına boyun eğmemesi ve hükümet içindeki pozisyonlara fraksiyonların temsilcilerinin atanması yönünde yoğun baskı uyguladı. Bu ihtilaf, Amerikan tehditlerinin ciddiyetiyle birleşince, Koordinasyon Çerçevesi içinde bölünmeye yol açtı. Bu bölünmeden Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim ile Asaib Ehli-l Hak lideri Kays el-Hazali'nin temsil ettiği, ABD ile karşı karşıya gelmeye karşı çıkan grup zaferle çıktı.

Zeydi, son derece karmaşık koşullar altında görevi üstlendi. Irak, mutlak Amerikan ve İsrail hakimiyeti altındaki hava sahası üzerinde kontrol sahibi değil. Bu durum, Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle petrol ihracatının yapılamaması ve hükümetin çalışanların maaşlarını ödeyememesi gibi zorlukla karşı karşıya kalmasıyla aynı zamanda meydana geldi.

Zeydi, son derece karmaşık koşullar altında görevi üstlendi. Irak, mutlak Amerikan ve İsrail hakimiyeti altındaki hava sahası üzerinde kontrol sahibi değil. Bu durum, Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle petrol ihracatının yapılamaması ve hükümetin çalışanların maaşlarını ödeyememesi gibi bir zorlukla karşı karşıya kalmasıyla aynı zamanda meydana geliyor.

Koordinasyon Çerçevesi, Seyyid eş-Şuhada Tugayları’na bağlı ve Ebu Ala el-Veli önderliğindeki Zafer Hareketi, Hizbullah Tugayları’na bağlı Haklar Hareketi ile İmam Ali Tugayları’na bağlı ve Şibli el-Zeydi önderliğindeki Hizmetler Hareketi, ayrıca Muhsin el-Mendelavi önderliğindeki el-Esas Koalisyonu gibi fraksiyonları temsil eden güçlere herhangi bir bakanlık vermedi. Öte yandan, mevcut kabinede yer almayan Asaib Ehli-l Hak hareketi, başbakan yardımcılığı pozisyonunu hedefliyor. Bu görev için Kays Hazali, kardeşi ve hareketin genel sekreteri olan Leys Hazali'yi aday gösterdi.

Karmaşık bölgesel ortamda, Zeydi hükümeti, adaylar konusunda yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle İçişleri ve Savunma Bakanlıkları için atamaları kesinleştirmeden çalışmalarına başladı. Durumu daha da karmaşık hale getiren bir diğer unsur ise Irak'ta son zamanlarda Necef şehrinde bir İsrail askeri üssünün inşa edildiğine dair çıkan haberlerdi. Zira bu durum, Ekim 2023 savaşından bu yana İsrail ile çatışma halinde olan Iraklı örgütler için açık bir meydan okuma oluşturuyor.

Görsel kaldırıldı.Iraklı milletvekilleri, Bağdat'taki parlamento binasında, Başbakan Ali Zeydi başkanlığındaki yeni hükümeti oylamak üzere yapılacak oturuma katılıyor, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Bu bağlamda, bilgili kaynaklar, Irak hükümetinin Necef çölündeki bu güçlerin ne kadar süre kaldığı ile ilgili kesin kanıtlardan yoksun olduğunu söyledi. Ancak, bir çobanın ihbarı üzerine, bölgeye derhal bir güvenlik gücü gönderildi ve söz konusu güç hedef alındı. Kaynaklar, ABD Büyükelçiliği ile temasa geçildikten sonra büyükelçiliğin Irak tarafına bu güçlerin kendileriyle bağlantılı olmadığını bildirdiğini ve o zaman bunların İsrail güçleri oldukları hipotezinin güçlendiğini de belirtti.

Aynı kaynaklar, bölgede beşten fazla uçak ve çok sayıda askeri aracın bulunduğunu vurguladı. 12 Günlük Savaş'tan bu yana Irak'ın hava savunma sistemlerinin yetersizliği nedeniyle Amerikan ve İsrail uçaklarının Irak hava sahasını kontrol ettiğini belirtmekte fayda var.

Kerbela Operasyon Komutanı Ali el-Haşimi şunları söyledi: “İsrailli güç Necef çölüne doğru 25 kilometre mesafede bulunuyordu. Kendisine yaklaşırken, güvenlik güçlerimizi hedef alan uçaklarla karşılaştık. Bu nedenle geri çekilmek yerine konuşlanmaya karar verdik. Ertesi gün, gücün bulunduğu yere doğru ilerlediğimizde, çoktan ayrılmış olduğunu gördük.”

Gücün söz konusu yerde 48 saatten fazla bulunmadığını ve bölgede haftalarca bulunduğu yönündeki haberlerin yanlış olduğunu, bunun bir üs değil, bir girişim olduğunu ifade etti.. Wall Street Journal'ın bir İsrail üssünün kurulduğuna ilişkin haberinin ardından, Ortak Operasyonlar Komutanlığı yeni bir askeri operasyon başlatacağını duyurdu. Bu operasyon, Irak hükümetinin bilmediği herhangi bir İsrail veya Amerikan üssünün varlığına ilişkin endişeler nedeniyle, bütün birliklerin katılımını ve ıssız çöl alanlarının aranması faaliyetlerini içeriyor.

Aynı bağlamda, Parlamento Güvenlik ve Savunma Komitesi üyesi Yaser İskender Vatut, İsrail güçlerinin 2003'ten önce kurulmuş bir askeri üsse ait eski bir piste bir günlük iniş gerçekleştirdiğini belirtti. İsrail varlığının amacının Irak topraklarından fırlatılan insansız hava araçlarının kalkış noktalarını takip etmek ve hedeflerini belirlemek olduğunu açıkladı. Irak güvenlik güçleri iniş alanına vardığında İsrail güçlerinin çoktan geri çekilmiş olduğunu, ardından yapılan aramada sadece askerlerin geride bıraktığı yiyecek artıklarının ve kalıntıların bulunduğunu kaydetti.

Ancak yazar Muntazar Nasır, Necef çölünde bir İsrail üssünün kurulmasını, devlet otoritesinin yokluğunu ortaya koyan büyük bir skandal olarak nitelendirdi. Bunu, devlet projesinin kendi mimarları veya projede yer alanlar tarafından, son yıllarda dış taleplere boyun eğilmesi nedeniyle çökmesine, ayrıca, direniş gruplarıyla bağlantılı bazı kişilerin Irak hava sahasında yabancı cisimleri tespit eden radarları hedef alıp devre dışı bırakmalarına bağladı.

Nasır, yaptığı açıklamaada, Irak hükümetinin Irak hava sahasını koruyan, güvenlik ve askeri konularda kendisi ile iş birliği yapan uluslararası koalisyonla olan anlaşmasını feshettiğini söyledi. İş birliğinin devam etmesinin Irak'ı bu tür ihlalleri ortaya çıkarmaktan sorumlu tutabileceği için feshedilmiş olabileceğini belirten Nasır, Irak'ın gelişmiş hava savunma sistemlerinden yoksun olduğu için tanımlanamayan cisimleri tespit edemediğini açıkladı.

Nasır şunu da vurguladı: “Bu İsrail üssü Sünni çoğunluklu bir bölge olan Anbar çölünde kurulmuş olsaydı, bu konu propaganda amacıyla kullanılır ve Sünni bileşene veya ayrım gözetmeksizin Sünni siyasi oluşumlara suçlamalar yöneltilirdi. Ancak bugün herkes sessiz çünkü burası Şii bir bölge ve Irak güçlerinin ve milislerinin burnunun dibinde bulunuyor.”

İsrail üssünün kurulmasının ardındaki amaçların çok sayıda olduğunu, bunların arasında İran'ın Tel Aviv'i hedef alan uçak ve füzelerini izlemek, sahip olduğu teknolojiyi korumak için bir uçağı veya mürettebatını kurtarmaya çalışmak gibi amaçların da bulunduğunu vurguladı. İsrail'in Irak devletine nüfuz edebilecek kapasitede olduğuna dair herkese açık bir mesaj gönderdiğini belirtti. “Hatta Bağdat'ın kalbinde özel operasyonlar bile gerçekleştirebilirken, etkili siyasi bloklar kurulacak hükümetteki paylarını güvence altına almakla meşgul oldukları için bu tehlikeyi fark edemediler” dedi.

Zeydi, Irak'ın İran’ın müdahalelerini sınırlamasını, müttefiklerini hükümet pozisyonlarından uzaklaştırmasını ve komşularını tehdit etmekten kaçınmasını talep eden Washington ile ilişkilerini yönetmede ciddi bir zorlukla karşı karşıya

Zeydi, Irak'ın İran’ın müdahalelerini sınırlamasını, müttefiklerini hükümet pozisyonlarından uzaklaştırmasını ve komşularını tehdit etmekten kaçınmasını talep eden Washington ile ilişkilerini yönetmede ciddi bir zorlukla karşı karşıya. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardı analize göre Chatham House'un Ortadoğu ve Kuzey Afrika programında araştırmacı olan Haydar el-Şakiri şunları söyledi: “Eğer İsrail'in Amerikan desteğiyle Necef'te üs kurduğu kanıtlanırsa, Irak ile ABD arasındaki ilişki daha da gerginleşecektir, çünkü şu anda ABD'nin Irak'ın egemenliğini ihlal etmesi nedeniyle ilişkide bir karışıklık yaşanıyor.” ABD'nin İsrail'in Irak'ın egemenliğini ihlal etmesine yardım ettiğini ve bunun gelecekte ve özellikle de güvenlik ve ekonomik anlaşmaların sonuçlandırılması alanında, İran ile ABD arasındaki ilişkileri karmaşıklaştırdığını vurguladı.

Görsel kaldırıldı.Irak'ın güneybatısındaki Necef çölünde, enkaz halindeki bir kamyonetin etrafında toplanan adamlar. İsrail güçleri, İran'a karşı savaş sırasında Irak çölünde eski bir havaalanını kullanarak geçici bir üs kurmuştu,12 Mayıs 2026 (AFP)

Şakiri, silahlı fraksiyonlar ve Amerikalılar arasındaki ateşkesin geçici olduğunu ve ABD'nin Irak’ın egemenliğini ihlal etmeye devam etmesi halinde, yeniden çatışmalar nedeniyle ateşkes görüşmelerinin geçmişte kalacağını belirtti. Zira fraksiyonlar şu anda hükümet kurma ve pozisyonları paylaşma sürecinde oldukları için herhangi bir gerilimin kendi çıkarlarına olmadığını düşünüyorlar.

Şakiri, İsrail ve ABD'nin Irak hava sahasını sürekli ihlal etmesinin ve uçakların hedef alınmamasının öncelikle Irak'ı savaştan uzak tutma yönündeki siyasi bir karardan kaynaklandığını, herhangi bir teknik veya askeri zayıflıkla ilgili olmadığını, çünkü hükümetin hava savunması olsa bile gerilimi tırmandırmayacağını açıkladı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail ordusu, Batı Şeria'daki Cenin mülteci kampında Filistinli genci öldürdü

Yas tutanlar, Batı Şeria'daki Deyr Kadis kasabasında düzenlenen cenaze töreninde bir Filistinlinin naaşına son kez bakıyor (AP)
Yas tutanlar, Batı Şeria'daki Deyr Kadis kasabasında düzenlenen cenaze töreninde bir Filistinlinin naaşına son kez bakıyor (AP)
TT

İsrail ordusu, Batı Şeria'daki Cenin mülteci kampında Filistinli genci öldürdü

Yas tutanlar, Batı Şeria'daki Deyr Kadis kasabasında düzenlenen cenaze töreninde bir Filistinlinin naaşına son kez bakıyor (AP)
Yas tutanlar, Batı Şeria'daki Deyr Kadis kasabasında düzenlenen cenaze töreninde bir Filistinlinin naaşına son kez bakıyor (AP)

Filistin Sağlık Bakanlığı, bugün, İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin Mülteci Kampı’nda bir Filistinli genci öldürdüğünü açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre İsrail ordusu ise bir yıldan uzun süredir kontrol altında tuttuğu ve girişleri yasakladığı kampa sızmaya çalıştığını öne sürdüğü kişiye ateş açıldığını bildirdi.

Bakanlığın kısa açıklamasında, “34 yaşındaki Nuruddin Kemal Hasan Feyyad’ın, işgal güçlerinin açtığı ateş sonucu Cenin Kampı’nda hayatını kaybettiği” belirtildi.

İsrail ordusu sözcüsü AFP’ye yaptığı açıklamada, askerlerin sabaha karşı “Cenin Kampı bölgesine sızmaya çalışan şüpheli bir kişiyi tespit ettiğini” söyledi. Sözcü, bölgede askerlerin faaliyet yürüttüğünü ve girişlerin yasak olduğunu ifade etti.

Açıklamada, askerlerin prosedür gereği önce havaya uyarı ateşi açtığı, ancak kişinin uyarıları dikkate almayıp bölgeye yaklaşmayı sürdürmesi üzerine doğrudan ateş açıldığı ve yaralandığı kaydedildi.

İsrail ordusu ayrıca, askerin olay yerinde ilk müdahaleyi yaptığı, ardından yaralının Filistin Kızılay ekiplerine teslim edildiği ve daha sonra ölümünün açıklandığı bilgisini paylaştı.

Filistin Kızılayı ise Cenin’deki ekiplerinin, “uyluğundan gerçek mermiyle vurulmuş halde hayatını kaybetmiş bir genci” teslim alarak hastaneye naklettiğini duyurdu.

İsrail ordusu, 21 Ocak 2025’ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin ve Tulkerim mülteci kamplarında geniş çaplı askeri operasyonlar yürütüyor. “Demir Duvar” adı verilen operasyon kapsamında, Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) göre yaklaşık 40 bin Filistinli yerinden edildi.

İsrail’in 1967’den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da günlük şiddet olayları yaşanırken, AFP’nin Filistin yönetimi verilerinden elde ettiği bilgilere göre, 2023’te başlayan Gazze savaşı sonrası aralarında çocuklar ve silahlı kişilerin de bulunduğu en az bin 72 Filistinli, İsrail askerleri veya Yahudi yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti.


Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas kaynakları Haddad suikastını doğruladı

Gazze’de bombalanan bir binadan alevler yükseliyor. (Reuters)
Gazze’de bombalanan bir binadan alevler yükseliyor. (Reuters)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas kaynakları Haddad suikastını doğruladı

Gazze’de bombalanan bir binadan alevler yükseliyor. (Reuters)
Gazze’de bombalanan bir binadan alevler yükseliyor. (Reuters)

Hamas kaynakları, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın üst düzey ismi İzzeddin el-Haddad’ın dün Gazze kentinde düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybettiğini doğruladı.

Hamas’a yakın üç kaynak Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Haddad’ın cenazesinin ailesi ve yakın çevresi tarafından teşhis edildiğini belirtti. Kaynaklar, saldırının şiddeti nedeniyle Haddad’ın naaşının bazı bölümlerinin parçalandığını ifade etti.

Kaynaklar ayrıca, Haddad’ın cenazesinin bugün öğle saatlerinde toprağa verileceğini aktardı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz, Gazze kentinin er-Rimal mahallesinde bir apartman dairesini hedef alan saldırının Haddad’a yönelik olduğunu açıklamıştı. İsrailli yetkililer, Haddad’ın 7 Ekim 2023 saldırılarının planlayıcılarından biri olduğunu ve binlerce İsraillinin öldürülmesi ile kaçırılmasından sorumlu tutulduğunu öne sürmüştü.

Saldırının dün saat 19.45 sularında Gazze kentinin merkezindeki er-Rimal mahallesinde bulunan bir apartman dairesine düzenlendiği belirtildi. Gazze’nin en seçkin bölgelerinden biri olarak bilinen mahalledeki saldırıdan yaklaşık 10 dakika sonra ise el-Vahde Caddesi’nde bir araç daha hedef alındı.

İki saldırıda en az 7 Filistinlinin yaşamını yitirdiği, 30’dan fazla kişinin de yaralandığı bildirildi.

İsrailli güvenlik kaynakları, Kanal 12 televizyonuna yaptıkları açıklamada, Haddad’a yönelik saldırının hassas istihbarat bilgilerine dayandığını belirtti. Kaynaklar, hedef alınan aracın saldırıya uğrayan apartman dairesinin bulunduğu bölgeden ayrıldığını, Haddad ya da beraberindekilerin kaçmasını önlemek amacıyla aracın da vurulduğunu ve içindekilerin öldürüldüğünü ifade etti.

Haddad’a yönelik suikastın, Hamas’ın yeni siyasi büro başkanını belirleme sürecini tamamlamak üzere olduğu bir dönemde gerçekleştiği belirtildi. Hareketin yeni liderinin yarın açıklanmasının beklendiği kaydedildi.

Haddad, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askeri konseyin diğer önde gelen isimlerini öldürmesinin ardından, Kassam Tugayları içinde Gazze’deki en etkili isim olarak görülüyordu. İsrail daha önce Kassam Tugayları’nın eski komutanı Muhammed ed-Dayf ile daha sonra örgütün liderliğini üstlenen Muhammed Sinvar’ı öldürdüğünü açıklamıştı. Savaşın ilk dönemlerinde ise askeri konsey üyelerinden Mervan İsa hayatını kaybetmişti.

Esir takası anlaşmaları kapsamında serbest bırakılan çok sayıda İsrailli rehinenin, daha önce Haddad ile görüştüklerini anlattıkları belirtildi.

Haddad’ın savaş sırasında en az iki oğlunu kaybettiği ifade edildi. Bunlar arasında büyük oğlu Suhayb el-Haddad’ın da bulunduğu, oğullarının düzenlenen hava saldırılarında yaşamını yitirdiği aktarıldı. Ayrıca Haddad’ın kişisel korumalarından biri olan damadının da ayrı bir saldırıda hayatını kaybettiği kaydedildi.