Uçak hangarlarında kurulan mahkeme salonları... İsrail, 7 Ekim saldırısına katılan Hamas özel kuvvetleri kadrosunu bu şekilde yargılayacak

Yaklaşık 350 kişi oldukları tahmin ediliyor... Bazı duruşmalar halka açık olacak

Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)
Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)
TT

Uçak hangarlarında kurulan mahkeme salonları... İsrail, 7 Ekim saldırısına katılan Hamas özel kuvvetleri kadrosunu bu şekilde yargılayacak

Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)
Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)

İsrail parlamentosu Knesset’te Hamas’ın özel kuvvetler birimine mensup ve 7 Ekim 2023 saldırısını gerçekleştirmekle suçlanan kişilerle ilgili özel yasanın son maddelerine ilişkin görüşmeler sürerken, davanın temel çerçevesi büyük ölçüde netleşti. Buna göre yargılamaların, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Kalandiya Havaalanı binalarında gerçekleştirileceği belirtiliyor. İsrail hükümeti, söz konusu bölgede Yahudi yerleşim birimi inşa etmeyi planlıyor.

Bu süreçte yerleşim projesinin geçici olarak dondurulduğu, zira İsrail ordusunun yıllarca sürmesi beklenen davaları etkileyecek herhangi bir unsurun ortaya çıkmasını istemediği ifade edildi. Halihazırda havaalanındaki hangarların duruşmalar için hazırlandığı aktarıldı.

sdfrgfr
7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nden fırlatılan roketlerin ardından İsrail’in güney yerleşimlerinde yanan araçları gösteren bir hava fotoğrafı (Reuters)

Sanıkların kimlikleri ve kesin sayıları gizli tutulmaya devam ederken, basına sızan bilgilere göre davada yaklaşık 350 kişinin yargılanması bekleniyor. Polis ve istihbarat yetkililerinin, tüm sanıkların mahkûm edilmesi ve haklarında idam cezası verilmesi için yeterli delile sahip olduklarına inandığı kaydedildi. Ancak aynı yetkililerin, davaların adil yargılama görüntüsü vermesi amacıyla bazı sanıkların beraat etme ihtimalini de dışlamadığı belirtildi.

Duruşmalar ne zaman başlayacak ne nasıl olacak?

Planlamaya göre davaların 7 Ekim’de başlaması öngörülüyor, ancak sürecin birkaç ay daha ertelenebileceği belirtiliyor. Mahkeme heyetinin, bazıları yedek orduda görev yapan avukat kökenli askerlerden oluşan 15 askeri yargıçtan meydana geleceği ifade edildi.

Duruşmaların haftada 5 gün ve günde 8 saat yapılmasının planlandığı, bazı oturumların kamuya açık olacağı, bazı tanıklıkların ise kapalı kapılar ardında alınacağı aktarıldı. Sanıklara yöneltilen suçlamaların çeşitlilik gösterdiği ve bunların arasında idam cezası gerektiren çok sayıda suçlamanın da bulunduğu kaydedildi.

Hamas’ın İsrail’e yönelik sürpriz saldırısında birkaç saat içinde yaklaşık bin 200 İsraillinin öldüğü belirtilirken, İsrail’in buna karşılık olarak başlattığı savaşta Gazze Şeridi’nin büyük ölçüde yıkıma uğradığı ifade edildi. Saldırılarda şu ana kadar çoğu kadın, çocuk ve yaşlı olmak üzere yaklaşık 73 bin Filistinlinin hayatını kaybettiği, iki milyon kişinin ise yerlerinden edildiği aktarıldı.

dvdevf
Savaşın Gazze Şeridi’nde yol açtığı yıkımdan (Reuters – Arşiv)

İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, 7 Ekim saldırısını öncelikle ‘İsrail’in başarısızlığı’ olarak değerlendirdi. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile görev süresi sona eren Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar ve yerine atanan Omer Tishler, ordunun 7 Ekim 2023’te başarısız olduğunu kabul ettiklerini açıkladı.

Zamir, Bar’ın görevden alınma töreninde yaptığı konuşmada, “7 Ekim’de bu kuvvet, tıpkı tüm İsrail ordusu gibi, İsrail devletini savunma görevini yerine getirmekte başarısız oldu. Bu başarısızlık bizi her gün takip ediyor ve sorumluluk üstlenip meseleyi soruşturmamızı zorunlu kılıyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Başbakan Binyamin Netanyahu başta olmak üzere siyasi liderliğin, söz konusu başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmeyi reddettiği ve olayla ilgili resmi bir soruşturma açılmasına karşı çıktığı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığı haberde, hükümetin kendi başarısızlıklarını örtbas etmek amacıyla kamuoyuna dönük gösterişli yöntemler aradığı, ‘Hamas’ın elit unsurları’ olarak tanımlanan kişilere yönelik davaların da bu çabaların bir parçası olduğu değerlendirmesine yer verildi.

Duruşmaya nasıl hazırlık yapıldı?

Hamas özel kuvvetlerine yönelik yargılama yasası hakkında, parlamentonun anayasa, hukuk ve adalet komisyonuna bağlı gizli alt komisyonda iki yılı aşkın süre boyunca yürütülen gizli ve daha sonra açık oturumlarda çeşitli sorular gündeme geldi. Tartışmalarda, ‘Bu dava nasıl tam anlamıyla kazançlı bir yargılama süreci olacak?’, ‘Sanıkların savunmasını hangi avukatlar üstlenecek?’, ‘Sanıkların beraat etmesi durumunda ne yaşanacak?’, ‘İsrailliler ve dünya kamuoyu ülke tarihindeki bu uğursuz günden geriye neyi hatırlayacak?’ ve ‘Bu süreç yalnızca adalet için verilen bir mücadele mi, yoksa aynı zamanda anlatı ve tarih yazımı savaşı mı?’ sorularının öne çıktığı belirtildi.

cdvdfve
Gazze Şeridi sınırında alarm sirenlerinin sesini duyan bir İsrail askeri yere çöktü, Ekim 2023 (Arşiv – AP)

Söz konusu yasa tasarısının sahibi Yulia Malinovsky. Rus kökenli olan 50 yaşındaki milletvekili, Yisrael Beiteinu adlı muhalefet partisinde görev yapıyor. Parti, Avigdor Lieberman tarafından yönetiliyor.

Malinovsky, “Hikâyeyi anlatmanın en iyi yolu hukuki süreçlerdir. Mahkeme salonlarında sunulacak iddianameler, tanıklıklar ve deliller kayda geçirilecek ve gelecek nesillere aktarılacak. Kurbanların hikâyesini anlatmalı ve ailelerini onurlandırmalıyız. Ailelerin katillerle yüz yüze gelmesi için birden fazla fırsat olacak. Savcılık yetkilileri bana herkes hakkında delile sahip olduklarını ve tüm hikâyeyi ortaya koyabileceklerini söylüyor” dedi.

Malinovsky, Yedioth Ahronoth gazetesine verdiği demeçte, davaya ilişkin düşüncenin Kasım 2023’te, yani saldırıdan yaklaşık bir ay sonra ortaya çıktığını belirterek şunları söyledi: “Henüz hepimiz şok halindeydik. Kendimi çaresiz ve büyük korku içinde hissediyordum. Rehinelerin tamamı hâlâ Gazze Şeridi’nde tutuluyordu ve İsrail’de çok sayıda militanı yakalamıştık. Aslında yakalanmamaları, çatışmalarda ölmeleri daha iyi olurdu. Ama onları yakaladık ve artık bizim elimizdeler. Onlar şimdiye kadar gördüğümüz en kötü suçlular. Kendime ‘Bunlarla ne yapacağız?’ diye sordum. Onları adalet önüne çıkarmamız gerektiği benim için açıktı.”

cdsv
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapan Filistinliler, 7 Ekim 2023 (Arşiv – AP)

Malinovsky, davanın orduya yüklenmesine ilişkin karara nasıl ulaşıldığını ve askeri yetkililerin bu göreve başlangıçta isteksiz yaklaşmasını da anlattı. Malinovsky, “Bu zor görevi kim üstlenecek ve kim yönetecek, kararsızlık içindeydik. Mantığa göre İsrail devleti kendisine zarar veren suçluları adalet önüne çıkarmalıydı. Bu nedenle davanın yerel bir mahkemede görülmesi ve devletin savcı konumunda olması gerekiyordu. Ancak yüzlerce sanık ve binlerce tanık ifadesi söz konusu olduğunda İsrail yargı sistemi muazzam bir yük altında çökecekti. Sonuçta bu kişiler belki de yargılanmadan, yaşlılıktan öleceklerdi” ifadelerini kullandı.

Nazi yargılamasının simülasyonu

Malinovsky, yasa tasarısının benzerini dünya tarihindeki büyük davalarla karşılaştırmak istediğini belirterek, bunun Nürnberg Mahkemeleri, Tokyo Duruşmaları ve eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi örnekleri takip etmesini hedeflediklerini söyledi.

Malinovsky ayrıca, İsrail’de 1960’larda Nazi yetkilisi Adolf Eichmann’ın yargılandığı büyük ölçekli davayı hatırlattı. Ancak bu örnekten önemli bir fark bulunduğunu, Eichmann davasının tek bir sanıkla sınırlı olduğunu, mevcut durumda ise yüzlerce sanığın yargılanmasının söz konusu olduğunu vurguladı.

dfvfd
Adolf Eichmann yargılanırken (İsrail Hükümeti Basın Ofisi)

Malinovsky, mahkeme yapısının resmî olarak Lod Askerî Mahkemesi’ne bağlı olacağını belirtti. Ancak bu mahkemenin uzun süredir fiilen aktif olmadığı, yalnızca kâğıt üzerinde varlığını sürdürdüğü ifade edildi. Malinovsky’ye göre duruşmalar, Atarot bölgesindeki özel tesislerde yürütülecek. Ayrıca duruşmaların sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleştirileceği, bu önlemlerin yalnızca tutukluların kaçma riskine karşı değil, aynı zamanda aşırı sağcı İsrailliler tarafından gerçekleştirilebilecek olası saldırı girişimlerine karşı da alındığı aktarıldı.

Mahkeme için özel donanımlar

Ordu tarafından projeye, emekli Tuğgeneral Yair Barkat atandı. Eski Askerî Polis Komutanı ve İç Cephe Komutanlığı’nda üst düzey görevler üstlenmiş olan Barkat’ın, yasal süreç henüz tamamlanmadan projede çalışmaya başladığı aktarıldı.

Planlama kapsamında mahkeme kompleksi için bir arazi tespit edildi. Bu kompleksin içinde merkezi bir duruşma salonu, eş zamanlı oturumların yapılacağı ek mahkeme salonları ve kamuya açık izleme alanlarının yer alacağı belirtildi.

Tasarıya göre mahkemenin 6 ay ile 1 yıl içinde faaliyete geçmesi, yargılamaların ise birkaç yıl içinde tamamlanması hedefleniyor. Bazı duruşmaların halka açık olacağı ve canlı yayınlanacağı, birçok tanıklığın ise ilk kez kamuoyuna açıklanacağı ifade edildi.

erbr
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar (Arşiv)

Malinovsky, bugüne kadar medyada yer alanların ve yapılan açıklamaların, tanıklıklarda ortaya çıkacak içerikle kıyaslanamayacağını söyledi. Malinovsky, daha önce adı hiç duyulmamış ya da görülmemiş kişilerin mahkemede ifade vereceğini, bu ifadelerin soruşturma materyalleriyle destekleneceğini belirtti. Ayrıca tüm delillerin belgelenmiş ve doğrulanmış olduğunu, yargılama sürecinde ilk kez çok sayıda fotoğraf ve belgenin kamuoyuna sunulacağını ifade etti.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, önerilen yasa tasarısı ‘toplu öldürme’ suçlamasını içeriyor. Ancak Simcha Rothman başta olmak üzere bazı milletvekilleri ve çok sayıda bakan, suçlamanın ‘Yahudilere yönelik soykırımın planlanması ve başlatılması’ olarak düzenlenmesini talep ediyor.

Bazı milletvekilleri ise bu suçlamanın ispatının oldukça zor olabileceğini, bu nedenle tek başına yer almasının sanıklar açısından beraat ihtimalini güçlendirebileceğini savunuyor. Bu nedenle söz konusu madde, iddianamenin tek dayanağı olarak bırakılmayacak. Savcılığın, ‘soykırım’ ve ‘egemenliğin ihlali’ gibi farklı suçlamalar arasında seçim yapabileceği belirtiliyor. Bu suçlamaların her ikisinin de idam cezası gerektirebileceği ifade edilirken, ‘toplu terör eylemleri’, ‘silahlı güç kılığında sızma’ gibi suçların da dosyada yer alacağı, bu suçların çoğu sanık için müebbet hapis cezasına kadar varan yaptırımlar içerdiği kaydedildi. Ayrıca daha düşük dereceli suçlamaların da iddianamede yer alabileceği aktarılıyor.



Hamas, Gazze anlaşmasını kurtarmak için Barış Kurulu’ndan olumlu yanıt bekliyor

Sisi ve Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’ye ilişkin ateşkes anlaşmasını imzaladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’ye ilişkin ateşkes anlaşmasını imzaladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Hamas, Gazze anlaşmasını kurtarmak için Barış Kurulu’ndan olumlu yanıt bekliyor

Sisi ve Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’ye ilişkin ateşkes anlaşmasını imzaladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi ve Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’ye ilişkin ateşkes anlaşmasını imzaladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Gazze Barış Kurulu’nun önde gelen üyelerinden Tony Blair, Gazze Şeridi’ne ilişkin ateşkes anlaşmasını kurtarmak amacıyla İsrail’e baskı yaparak, anlaşmanın tamamen uygulanmasına kadar bazı maddelerin aşamalı olarak hayata geçirilmesini sağlamaya çalışıyor. Bu girişim, son günlerde İsrail’de yapılan Knesset seçimlerinin ardından gelirken, Hamas, güvenlik ve insani durumun kötüleşmeye devam ettiği bir dönemde anlaşmanın akıbetine ve geleceğine ilişkin olumlu bir yanıt bekliyor.

Blair, geçen perşembe sabahı İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile görüştü. Ardından öğleden sonra, yeni hükümet kurulana kadar geçici olarak görevini sürdürecek olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi. Blair, cuma günü öğle saatlerinde ise muhtemel başbakan adayı Gadi Eisenkot ile görüşerek Gazze Şeridi dosyasını ele aldı.

 Binyamin Netanyahu, Kudüs’te gerçekleşen görüşme sırasında Tony Blair ile el sıkışırken (Arşiv – AFP)
Binyamin Netanyahu, Kudüs’te gerçekleşen görüşme sırasında Tony Blair ile el sıkışırken (Arşiv – AFP)

İsrail Yayın Kurumu’na göre Blair, ABD Başkanı Donald Trump’ın 20 maddelik planının uygulanmasını ilerletmek amacıyla son üç gün içinde İsrail’deki üst düzey yetkililerle görüştü. Söz konusu plan üzerinde Eylül 2025’in sonunda anlaşmaya varılmış, plan aynı yıl 10 Ekim’de ilan edilen ateşkesle birlikte yürürlüğe girmişti.

İsrail Yayın Kurumu ve İbranice yayın yapan Kanal 13’ün haberlerine göre Blair, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin bölgeye girişine ve görevlerini üstlenmesine izin verilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, çalışmaları devam eden Uluslararası İstikrar Gücü’nün belirlenen noktalarda kısa süre içinde konuşlanmaya başlamasına imkân tanınması gerektiğini belirtti. Bu adımların, Hamas ve Filistinli grupların silahlarının toplanması sürecine katkı sağlayacak ilk aşamalar olacağı ifade edildi.

Blair’in ziyareti, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un ziyaretiyle aynı döneme denk geldi. Mladenov’un Blair ile görüşmelere katılıp katılmadığı ya da ayrı görüşmeler gerçekleştirip gerçekleştirmediği ise bilinmiyor.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda oynayan Filistinli çocuklar (Arşiv – AP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda oynayan Filistinli çocuklar (Arşiv – AP)

Blair ve Mladenov, İsrail’in güneyindeki Kiryat Gat’ta bulunan ve ateşkes anlaşmasının uygulanmasını takip eden onlarca ülkeden üst düzey subayların görev yaptığı ABD Uluslararası Koordinasyon Merkezi’ni ziyaret etti.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik planının uygulanmasını ilerletmek amacıyla ABD’nin yürüttüğü baskı, Hamas ile müzakerelerdeki tıkanıklığa ve İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde sürdürdüğü askerî faaliyetlere rağmen İsrail seçimlerinin ardından da devam etti. Gazete, sahadaki gelişmelerin ise bir sonraki aşamaya geçiş konusunda herhangi bir somut ilerlemeye işaret etmediğini belirtti.

Gazete, konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberinde, görüşmelerin dondurulduğunu ve ABD planında kayda değer bir ilerleme sağlanamadığını aktardı. Tüm bunlar, Hamas’ın hâlâ silahlı olduğu ve saflarını yeniden tahkim etmeyi sürdürdüğü, İsrail ordusunun ise son dönemde yoğunluğu artan askerî faaliyetlerle Hamas'ın planlarını engellemeye devam ettiği bir dönemde yaşanıyor.

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kudüs’te düzenlenen bir görüşme sırasında Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile el sıkışırken (Arşiv – EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kudüs’te düzenlenen bir görüşme sırasında Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile el sıkışırken (Arşiv – EPA)

Gazete, Knesset seçimlerinin sonuçlarının ardından yaşanan siyasi çalkantıların güvenlik ve siyasi açıdan mevcut denklemi daha da karmaşık hale getireceğini değerlendirdi. İsrail siyasi sistemi, net bir çoğunluğun bulunmaması ve istikrarlı bir hükümet kurulup kurulamayacağının henüz açıklığa kavuşmaması nedeniyle belirsizlik içinde bulunuyor. Gazete, bu durumun İsrail’in Gazze Şeridi’ne ilişkin uzun vadeli bir politika oluşturma kapasitesini, özellikle de ABD planının nasıl ilerletileceği meselesini doğrudan etkilediğini belirtti. Bu gelişmeler, Washington’ın Trump planında ilerleme kaydedilmesini beklediği, ancak Tel Aviv’in önümüzdeki aylarda kendi siyasi geleceğinin nasıl şekilleneceğini henüz bilmediği bir dönemde yaşanıyor.

İsrail, Hamas’ın silahlarını bırakmayı ve silahsızlanmayı kabul etmemesi gibi nedenlerle yeni adımların başarıya ulaşabileceği veya süreçte ilerleme sağlanabileceği konusunda şüphe duyuyor. İbranice yayın yapan Walla internet sitesinin günler önce İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, Knesset seçimlerinin ardından ortaya çıkan siyasi tablonun da anlaşmada ilerleme sağlanmasını zorlaştırdığı belirtildi. Ayrıca İsrail ordusunun, Hamas’ı silahsızlanmaya zorlamak amacıyla Gazze kentinin işgal edilmesini öngören bir planı uygulama ihtimaline karşı hazırlık yaptığı aktarıldı.

Hamas teyakkuzda

Çok fazla seçeneği bulunmayan Hamas’ın, varılan anlaşmaların uygulanmasının görmezden gelinmesine yönelik sabrının tükenmeye başladığı görülüyor. Özellikle günlük öldürme ve bombardıman eylemlerinin sürmesi ve insani durumun kötüleşmesi, hareketin tepkisini artırıyor.

Hareket, İsrail’in günlük ihlallerine ilişkin yayımladığı değerlendirmede, “Barış yalnızca anlaşmaların imzalanmasıyla ölçülmez; öldürmelerin durdurulması ve Gazze’deki halkımızın hayatına yeniden kavuşmasıyla ölçülür” ifadelerini kullandı. Hamas, internet sitesinde yayımladığı mesajda ise “Gazze hiçbir zaman siyasi hesapların kenarında yer almadı. Halkının hayatı da ertelenebilecek bir madde olmamalıdır” açıklamasında bulundu.

 İsrail’in güneyindeki Kiryat Gat’ta bulunan sivil-askeri koordinasyon merkezinden bir görüntü (Arşiv – Reuters)
İsrail’in güneyindeki Kiryat Gat’ta bulunan sivil-askeri koordinasyon merkezinden bir görüntü (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’a Gazze Şeridi’ndeki Hamas yetkililerinden biri tarafından verilen bilgiye göre hareket, Blair’in öncülük ettiği girişim ve İsrailli yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, Barış Kurulu yetkilileriyle doğrudan temas halinde olan arabuluculardan gelecek yanıtı bekliyor.

Yetkili, arabulucuların kendilerini, Barış Kurulu’nun Gazze anlaşmasının uygulanmasını ilerletmeye yönelik bazı girişimlerde bulunacağı konusunda bilgilendirdiğini ve hareketin bu girişimlerden elde edilecek sonuçları bekleyeceğini belirtti.

Hamas’ın, özellikle Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçimlerdeki yenilgisinin ardından İsrail politikasının değiştirilmesi yönündeki çağrılar üzerine ABD’nin daha güçlü bir baskı uygulayacağına güvenip güvenmediği sorusuna ise yetkili, bunun mümkün olduğunu ancak geçmiş deneyimlerin ABD’nin işgal güçleri üzerinde baskı kurma konusunda gerçek bir niyet taşıdığını göstermediğini söyledi. Yetkili, bu nedenle sürecin son derece yavaş ilerlediğini ifade etti.


Tahran'dan Beyrut'a... Hizbullah'ta savaş kararını kim veriyor?

Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)
Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)
TT

Tahran'dan Beyrut'a... Hizbullah'ta savaş kararını kim veriyor?

Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)
Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)

Lübnanlılar, ABD ve İsrail seçim sonuçlarının ülkelerindeki iç siyasi dengelere nasıl yansıyacağını, bu sonuçların Lübnan'ı da kapsayan bölgesel bir savaşa mı yoksa Lübnan'ı da içine alan kapsamlı bir siyasi anlaşmaya mı yol açacağını merakla beklerken, son dönemde bazı Lübnanlı yetkililere Hizbullah'ın İran'a destek amacıyla çıkabilecek herhangi bir savaşa katılmayı planlamadığı yönünde güvence verildiğine ilişkin haberler gündeme geldi.

Ancak bu güvenceler, son savaş turunda yaşananlar dikkate alındığında birçok kişi için yeterli görünmüyor. Zira o dönemde Hizbullah'ın Meclis Başkanı Nebih Berri'ye savaşa katılmayacağını bildirdiği öne sürülmüş, ancak örgüt daha sonra bu tutumundan vazgeçerek 2 Mart'ta İsrail'e yönelik ateş açmıştı. O dönemde bazı değerlendirmelerde, siyasi ve askerî kanatlar arasında karar alma konusunda görüş ayrılıkları yaşandığı, sonuçta sahadaki gücü elinde bulunduran tarafın ve onun arkasındaki Tahran'ın kararının ağır bastığı belirtilmişti.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım. (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım. (Reuters)

Bu noktada, Hizbullah içindeki karar alma mekanizmasının hâlâ merkezi bir yapıya mı sahip olduğu, bütün kurumları bağlayan siyasi ve örgütsel liderliğin mi karar verdiği, yoksa son sözün artık sahaya ve askerî kanada mı ait olduğu sorusu gündeme geliyor. Daha da önemlisi, örgüt kararlarını bağımsız biçimde alma imkânını hâlâ koruyor mu, yoksa savaşla ilgili stratejik kararlar İran'ın çıkarları ve hesapları doğrultusunda Tahran'da mı alınıyor?

Bu konuda değerlendirmeler farklılaşıyor. Bazı uzmanlar, Hizbullah'ın hâlâ siyasi ve askerî kanatlar arasında çelişkili kararlar alınmasına izin vermeyen merkezi bir örgütsel yapıyla yönetildiğini savunuyor. Bazıları ise özellikle son çatışmaların ve örgütün liderlik yapısında meydana gelen kayıpların ardından askerî kararların İran'a daha fazla bağımlı hâle geldiğini, siyasi liderliğin hareket alanının ise önemli ölçüde daraldığını düşünüyor.

“Karar Şurası” nedir?

Bu çerçevede, Hizbullah'ın tutumunu yakından takip eden siyasi yazar Dr. Kasım Kasır Şarku’l Avsat’a, örgütün liderlik mekanizmasının “Karar Şurası”ndan oluştuğunu belirtti. Kasır'a göre bütün kararları alan ve siyasi konsey ile cihat konseyinin de aralarında bulunduğu tüm birimlere bu kararları uygulama yükümlülüğü getiren organ bu şura.

Hizbullah destekçisi kadınlar, Beyrut'un güney banliyösünde düzenlenen suikastların ikinci yıl dönümünde, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğraflarını taşıyor (Arşiv – AP).
Hizbullah destekçisi kadınlar, Beyrut'un güney banliyösünde düzenlenen suikastların ikinci yıl dönümünde, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğraflarını taşıyor (Arşiv – AP).

Kasır, siyasi konseyin ayrı, cihat konseyinin ise başka bir karar aldığı yönündeki iddiaları reddederek, “Karar Şurası tarafından alınan tek bir merkezi karar vardır ve herkes buna bağlıdır” diyor.

Kasır'ın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre Karar Şurası; örgütün genel sekreteri, Yürütme Konseyi Başkanı, Hizbullah'ın meclis grubu başkanı, Siyasi Konsey Başkanı ve genel sekreterin siyasi yardımcısından oluşuyor.

Peki, Hizbullah'ın yaklaşan bir savaşa katılmayı planlamadığı yönünde Lübnanlı yetkililere iletildiği belirtilen güvenceler ne anlama geliyor?

Kasır, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Bu yönde ciddi ve kesin güvenceler ya da verilmiş nihai sözler bulunmuyor” diyor. Örgütün tutumunu sahadaki gelişmelere göre belirlediğini ve olayların niteliğinden bağımsız olarak önceden karar alamayacağını ifade ediyor.

Kasır ayrıca, ABD ve İsrail seçimlerinin ardından Washington ve Tel Aviv'in iç meselelerine yoğunlaşması nedeniyle savaş ihtimalinin azaldığını, ancak İsrail'in Lübnan'a yeni bir saldırı başlatmaya karar vermesi hâlinde durumun değişebileceğini değerlendiriyor.

Kararı Devrim Muhafızları veriyor

Buna karşılık siyasi yazar ve Cenubiye internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali el-Emin, farklı bir değerlendirme ortaya koyuyor. El-Emin'e göre Hizbullah'ta geçmişte de bugün de belirleyici olan saha ve sahayı kontrol eden askerî kanat. El-Emin, bu kanadın İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan ve fiilî uzantısı olduğunu savunuyor.

El-Emin, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Lübnan'da savaşın başlatılması kararı ister önceki savaş turunda ister gelecekteki herhangi bir çatışmada olsun, öncelikle İran'a aittir. Bu kararı İran'ın çıkarları belirler ve Hizbullah'ın bunu değiştirmek ya da karara karşı çıkmak için gerçek bir hareket alanı bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

Beyrut'un güney banliyösündeki Meyrice bölgesini hedef alan İsrail hava saldırılarının yol açtığı geniş çaplı yıkım. Fotoğrafta Hizbullah'ın eski komutanlarından Fuad Şükür'ün görüntüsü de yer alıyor. (Arşiv – AFP)
Beyrut'un güney banliyösündeki Meyrice bölgesini hedef alan İsrail hava saldırılarının yol açtığı geniş çaplı yıkım. Fotoğrafta Hizbullah'ın eski komutanlarından Fuad Şükür'ün görüntüsü de yer alıyor. (Arşiv – AFP)

El-Emin, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in farklı cephelerde ve coğrafyalarda savaşın başlatılmasına ilişkin son açıklamalarını hatırlatarak, bu ifadelerin Tahran'ın kontrol ettiği tek bir stratejik çizginin varlığına işaret ettiğini ve diğer tarafların da bu çizgiye uymak zorunda olduğunu savunuyor.

El-Emin'e göre, Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve önde gelen yöneticilerinin liderliğinde siyasi kanadın geçmişte sahip olduğu hareket alanı, örgütün yapısında ve liderliğinde yaşanan değişimlerin ardından artık mevcut değil.


Taiz’i saran salgın riski ve ed-Dali’de askıda kalan BM yardımları

Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)
TT

Taiz’i saran salgın riski ve ed-Dali’de askıda kalan BM yardımları

Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)

Yemen’in Taiz vilayetinde Husilerin uyguladığı ablukanın sağlık alanındaki sonuçları giderek ağırlaşıyor. Kente yönelik saldırıların ikinci ayına girmesiyle birlikte temel hizmetlerde gerileme yaşanırken, salgın hastalıkların yayılma riskine ilişkin göstergeler de yükseliyor. Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM), Husilere ait bir füzenin barınma bölgelerinin yakınına düşmesinin ardından, ed-Dali ilinin kuzeyindeki Kutaba ilçesine ve çevredeki yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kamplara yardım ulaştırılmasını askıya aldı.

Gıda güvenliğindeki kötüleşmeye karşı Dünya Gıda Programı (WFP) ve ortakları, Taiz kentinde en fazla ihtiyaç sahibi ailelere acil gıda yardımı sağlamak amacıyla bir girişim başlattı. Yerel kaynaklardan temin edilen gıda ürünlerine dayanan girişimin ilk aşamasında, üç ilçede yaşayan 2 bin ailenin hedeflendiği belirtildi.

Girişim, Husilerin yeniden abluka altına aldığı kentte, özellikle su, sağlık ve temizlik hizmetleri başta olmak üzere temel hizmetlerdeki krizin derinleştiği ve halkın temel ihtiyaçlara erişiminin giderek zorlaştığı bir dönemde hayata geçirildi.

Taiz şehrindeki halk, Husi ablukasının başlamasından bu yana su kriziyle boğuşuyor. (Yerel medya)
Taiz şehrindeki halk, Husi ablukasının başlamasından bu yana su kriziyle boğuşuyor. (Yerel medya)

Şarku'l Avsat'ın Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nden (OCHA) aktardığı verilere göre, Yemen’de ağustos ayının başından bu yana 310 binden fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bunların yaklaşık 135 bini Taiz vilayeti sınırları içinde yerinden edilmiş durumda bulunuyor. Bu sayı, yakın dönemde yerinden edilenlerin toplamının yüzde 40’ından fazlasını oluşturuyor.

Acil ihtiyaçların karşılanmasına yönelik çalışmalar kapsamında insani yardım ortakları, ağustos ayından bu yana yerinden edilen 51 binden fazla ailenin yaklaşık 5 bin 600’üne barınma yardımı ulaştırmayı başardı. Ayrıca 4 bin 600 aileye daha barınma malzemeleri ve çadır dağıtılması planlanıyor.

Ed-Dali’de yardımlar askıya alındı

Ed-Dali ilinin kuzeyinde güvenlik endişeleri, Husilerin fırlattığı bir füzenin Kutaba’ya yaklaşık bir kilometre uzaklıkta, yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu bölgelerin yakınına düşmesinin ardından insani yardım faaliyetlerine yönelik yeni kısıtlamalara yol açtı.

İlk raporlara göre olayda çok sayıda sivil yaralanırken, yardım çalışanlarının ve yardımlardan faydalanan kişilerin güvenliğini tehdit eden riskler nedeniyle tedbir amaçlı olarak ilçeye ve çevredeki yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kamplara insani yardım ulaştırılması askıya alındı.

Söz konusu askıya alma kararı, özellikle çatışmalardan kaçan çok sayıda aileye ev sahipliği yapan bölgelerde, yerinden edilme dalgaları ve askeri gerilimin tırmanması nedeniyle ihtiyaçların giderek arttığı bir dönemde insani yardım çalışmalarının önüne yeni bir engel çıkardı.

Endişe verici salgın göstergeleri

Taiz Halk Sağlığı ve Nüfus Ofisi, ablukanın devam etmesi ve sağlık ile çevre hizmetlerinin gerilemesi nedeniyle sağlık riskleri ve salgın hastalıkların yayılma tehlikesinin arttığı uyarısında bulundu. Ofis, tıbbi muayene sayılarındaki düşüş ve bazı bulaşıcı hastalıklardaki artışı ortaya koyan verilere dikkat çekti.

Salgın Hastalıkları Gözetim Dairesi’nin raporuna göre, haftalık ortalama tıbbi muayene sayısı yüzde 27 azalarak 24 binden yaklaşık 17 bin 500’e geriledi. Bu durum, sağlık kuruluşlarının hizmet sunma ve hastalara ulaşma kapasitesindeki düşüşü ortaya koyuyor.

Taiz’de çöp yığınları, salgın hastalıkların yayılma riskini iki katına çıkarıyor. (Yerel medya)
Taiz’de çöp yığınları, salgın hastalıkların yayılma riskini iki katına çıkarıyor. (Yerel medya)

Buna karşılık, şüpheli dang humması vakaları il genelinde yüzde 26 artarken, Taiz kentinde her bin muayenede görülen vaka oranındaki artış yüzde 71’e ulaştı. Kabakulak vakalarında ise yüzde 94 artış kaydedildi.

Raporda, kızamık, boğmaca ve menenjit şüphesi bulunan vakalarda yüzde 50 düşüş tespit edildi. Bununla eş zamanlı olarak aşılama ve salgınları kontrol altına alma faaliyetlerinin yüzde 40 gerilemesi, koruyucu sağlık hizmetleri ve hastalıkların erken teşhisinde ciddi boşlukların oluşabileceğine ilişkin endişeleri artırdı.

Su yoluyla bulaşan hastalıklara ilişkin verilerde ise şüpheli kolera vakalarının yüzde 42 azaldığı, buna karşılık kentte sulu ishal vakalarının yüzde 22 arttığı görüldü. Yetkililer, su kaynaklarının kirlenmesi, atıkların birikmesi ve kanalizasyon hizmetlerindeki yetersizlik konusunda uyarıda bulundu.

Tepkide azalma

Sağlık raporunda salgın hastalıklarla mücadele faaliyetlerinde de gerileme yaşandığına dikkat çekildi. Buna göre uyarı bildirimleri yüzde 19, müdahale ekiplerinin ev ziyaretleri aynı oranda, laboratuvar numunelerinin sayısı ise yüzde 22 azaldı. Raporda, kaydedilen vaka sayılarındaki düşüşün salgın tablosunun iyileştiği anlamına gelmediği, bunun sağlık hizmetlerine erişimin daralmasından ve hastalıkları izleme faaliyetlerinin zayıflamasından kaynaklanabileceği uyarısında bulunuldu.

Yakıt ve tıbbi malzeme eksikliği ile kentte günlük 500 ila 600 ton arasında değişen çöpün toplanması işlemlerinin durması, söz konusu riskleri daha da artırıyor. Bu durum, bebek kuvözlerinin ve diyaliz cihazlarının çalıştırılması da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.

Husi milisleri, kuşatma altındaki Taiz vilayetinden çöplerin dışarı çıkarılmasını engelliyor; bu durum bir sağlık felaketine yol açma tehlikesi yaratıyor. (AP)
Husi milisleri, kuşatma altındaki Taiz vilayetinden çöplerin dışarı çıkarılmasını engelliyor; bu durum bir sağlık felaketine yol açma tehlikesi yaratıyor. (AP)

Hükümete bağlı raporda, Temizlik Fonu’na günlük bin 200 litre dizel yakıt sağlanması, sivrisinekle mücadele ve su dezenfeksiyonu kampanyalarının yoğunlaştırılması, sağlık kuruluşlarının yakıt ve tıbbi malzemelerle desteklenmesi, aşılama ve salgın hastalıkların takibine yönelik programların güçlendirilmesi ve kırsal bölgelere ulaşmak üzere gezici sağlık ekiplerinin görevlendirilmesi talep edildi.

Bu göstergeler, Taiz halkının karşı karşıya olduğu baskıların boyutunu ortaya koyuyor. Abluka ve hizmetlerdeki gerileme, yerinden edilme dalgaları ve temel ihtiyaç maddelerindeki eksikliklerle aynı döneme denk gelirken, sağlık ve çevre kaynaklı riskler insani krizin daha da derinleşmesi tehdidini oluşturuyor. Sağlık kuruluşları ise asgari düzeydeki hizmetleri sürdürebilmek için giderek artan zorluklarla karşı karşıya kalıyor.