Caca: Müzakereler, geçici ateşkeslerle değil, sınırlarda normal ve kalıcı bir durumun sağlanmasıyla sonuçlanmalı

Şarku’l Avsat’a konuşan Semir Caca, Lübnan’daki ‘İran döneminin’ neredeyse sona erdiğini vurguladı

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
TT

Caca: Müzakereler, geçici ateşkeslerle değil, sınırlarda normal ve kalıcı bir durumun sağlanmasıyla sonuçlanmalı

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca, Lübnan’ın ‘son derece karmaşık bir krizle karşı karşıya olduğunu’ belirterek, mevcut durumda yalnızca gelişmeleri izlemenin artık yeterli olmadığını söyledi. Sorunun temel nedenlerinin hâlâ çözümsüz kaldığını ifade eden Caca, Lübnan ile İsrail arasında yürütülen mevcut müzakere ve uzlaşı girişimlerinin ‘güney sınırındaki açık çatışma durumunu kalıcı olarak sona erdirmesi gerektiğini’ vurguladı. Geçici ateşkesler ya da teorik çözümlerin yeterli olmayacağını belirten Caca, hedefin ‘Lübnan’ın bağımsız ve egemen bir devlet olarak normal bir konuma kavuşması’ olduğunu söyledi.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’nın 2022 yılındaki parlamento seçimlerinin ardından yaptığı konuşmadan (Arşiv – AFP)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’nın 2022 yılındaki parlamento seçimlerinin ardından yaptığı konuşmadan (Arşiv – AFP)

Önümüzdeki perşembe günü başlaması planlanan Lübnan-İsrail görüşmelerine ilişkin değerlendirmede bulunan Caca, amaçlarının ‘güney sınırında geçici sakinlik değil, kalıcı ve normal bir düzen oluşturmak’ olması gerektiğini kaydetti. Şarku’l Avsat’a konuşan Caca, Lübnan halkının artık birkaç ay ya da birkaç yılda bir yeniden başlayan çatışma ve gerilim döngüsünü kaldıracak durumda olmadığını dile getirdi. Caca, bu hedefe nasıl ulaşılacağının ise müzakere süreci ile siyasi otoritenin sorumluluğunda olduğunu söyledi. Sürecin, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve resmî kurumlar tarafından yönetileceğini belirten Caca, sonuçların zaman içinde netleşeceğini ifade etti.

Washington’da devam eden görüşmelerin mevcut dönemin en önemli gelişmesi olduğunu savunan Caca, bunun nedeninin ‘müzakere arzusunun kendisi değil, ülkeyi krizden çıkarabilecek başka ciddi bir alternatifin bulunmaması’ olduğunu söyledi. Başka bir çözüm önerisi olan tarafların bunu ‘somut ve ciddi biçimde’ ortaya koyması gerektiğini ifade eden Caca, mevcut şartlarda müzakere sürecinin eldeki tek seçenek olarak öne çıktığını belirtti.

Bölgesel karmaşıklıklar

Caca, bölgesel tablonun ABD ile İran arasındaki gerilim nedeniyle son derece karmaşık bir hâl aldığını söyledi. Caca, söz konusu çatışmanın nasıl sonuçlanacağının ve bölgeye etkilerinin henüz öngörülemediğini belirtti. Lübnan’a ilişkin değerlendirmesinde ise Caca, İran’ın ülkedeki etkisinin gerileme sürecine girdiğini savundu. ‘İran döneminin’ Lübnan’da büyük ölçüde sona erdiğini ya da sona yaklaşmakta olduğunu ifade eden Caca, mevcut bölgesel ve uluslararası koşulların önceki düzenin sürmesine artık izin vermediğini dile getirdi. Caca, Lübnan’ın dış çatışmaların yürütüldüğü bir alan olarak kalamayacağını belirterek, ülkenin bağımsız karar alma mekanizmalarına sahip ‘normal bir devlet’ konumuna yeniden dönmesi gerektiğini söyledi. İran başta olmak üzere hiçbir dış etkinin Lübnan devletinin egemenliği ve kurumlarının önüne geçmemesi gerektiğini kaydetti.

 Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan açısından müzakerelerdeki ‘kırmızı çizgilerin’ ne olduğu sorusuna yanıt veren Caca, gerçekçi yaklaşımın ‘en az kayıp ve karmaşayla sonuç verebilecek çözümü aramak’ olduğunu ifade etti. Her türlü uzlaşının öncelikle Lübnan’ın çıkarlarına dayanması gerektiğini vurguladı.

Bugün yürütülen sürecin yalnızca sınır güvenliği ve gerilimin azaltılmasına yönelik güvenlik düzenlemeleriyle mi sınırlı olduğu, yoksa gelecekte daha geniş kapsamlı bir barış veya siyasi normalleşme sürecine zemin hazırlayıp hazırlamayacağı sorusuna ise Caca, mevcut aşamada bunun kesin olarak söylenemeyeceğini belirtti. Caca şu an için önceliğin sahada gerçekten işe yarayabilecek bir çözümü görmek olduğunu ifade ederek, mevcut yaklaşımın ‘istikrar sağlayabilecek asgari müştereklerin denenmesine’ dayandığını söyledi. Ancak nihayetinde uygulanabilir ve sürdürülebilir bir seçeneğin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Koşulların yerine getirilmesinden sonra yapılacak resmi görüşmeler

Caca, yürütülen müzakerelerin Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından “doğru bir şekilde” yönetildiğini söyledi. Caca, İsrail ile herhangi bir anlaşmanın, Lübnan’ın tüm taleplerini içermeden ilan edilmeyeceğini vurguladı. Öncelikle anlaşmanın içeriği üzerinde çalışıldığını belirten Caca, Lübnan’ın şartlarını karşılayan somut sonuçlar ortaya çıktığında resmî görüşmeler, anlaşmanın ilanı veya imzalanması aşamasına geçilebileceğini ifade etti. Avn’ın süreci ‘iyi’ yönettiğini savunan Caca, son 20 yılda denenen alternatif yöntemlerin gerçek çözümler üretmediğini söyledi. Buna rağmen bazı çevrelerin hâlâ aynı yaklaşımlarda ısrar ettiğini dile getirdi.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Arşiv – Reuters)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Arşiv – Reuters)

Caca ayrıca, Lübnan’ın son 60 yılda yaşadığı kriz ve istikrarsızlıkların temel giriş noktalarından birinin güney sınırı olduğunu ifade etti. Bu nedenle söz konusu meselenin kalıcı biçimde çözülmesinin ulusal bir zorunluluk haline geldiğini belirtti. Devam eden müzakerelerin nasıl sonuçlanacağının ise henüz net olmadığını söyleyen Caca, sürecin nihai sonuçlarına ilişkin değerlendirme yapmak için erken olduğunu kaydetti.

Müzakereler için ulusal bir çerçeve

Caca, yürütülen müzakerelerin ‘ulusal meşruiyetten yoksun olduğu’ yönündeki eleştirileri reddetti. Caca, Avn’ın hem anayasal hem de halk desteğine dayanan tam bir meşruiyete sahip olduğunu söyledi. Avn’ın 128 sandalyeli parlamentoda 98 milletvekilinin oyuyla seçildiğini hatırlatan Caca, bunun Lübnan’daki geniş siyasi uzlaşının göstergesi olduğunu belirtti. Bu meşruiyetin dünyadaki diğer demokratik sistemlerden farklı olmadığını savunan Caca, Trump’ın da yaklaşık yüzde 52 oy oranıyla iktidara geldiğini ancak buna rağmen tüm anayasal yetkilerini kullandığını ifade etti. Caca ayrıca, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam’ın da anayasal süreçler doğrultusunda göreve geldiğini ve hükümetinin halk tarafından seçilen parlamentodan güvenoyu aldığını belirtti. Lübnan’ın bugün ‘tam anlamıyla meşru bir yönetime’ sahip olduğunu söyleyen Caca, demokratik sistemlerde tam fikir birliğinin zaten mümkün olmadığını dile getirdi.

 Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’taki Başbakanlık Ofisi’nde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Ulusal Haber Ajansı)Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’taki Başbakanlık Ofisi’nde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

“Demokrasilerde siyasi ayrışmalar doğaldır” diyen Caca, ABD’de bazı kesimlerin Trump’ın politikalarına karşı çıkmasına rağmen bunun başkanın müzakere yürütme ve devlet adına karar alma yetkisini ortadan kaldırmadığını söyledi. Caca, Washington’da bulunan Lübnan heyetinin de bu resmî meşruiyet temelinde müzakere yürüttüğünü ifade etti. Lübnan devletinin siyasi düzeyde kendisinden beklenen adımları attığını savunan Caca, son dönemde alınan bazı hükümet kararlarının ‘stratejik’ nitelikte olduğunu ve belirlenen takvimler doğrultusunda uygulamaya geçirildiğini söyledi.

Derin devlet

Caca’ya göre temel sorun, ‘derin devlet’ olarak tanımladığı yapıdan kaynaklanıyor. Caca, bu yapının siyasi otorite tarafından alınan kararların uygulanmasını geciktirdiğini savundu. Söz konusu yapıyla mücadelenin son derece karmaşık olduğunu belirten Caca, bu sistemle çatışmaya girenlerin kendilerini iki zor seçenek arasında bulduğunu ifade etti. Buna göre kişiler ya mevcut düzene boyun eğmek ya da tamamen sistem dışına itilmek durumunda kalıyor.

Hizbullah

Caca, Hizbullah’ın yürütülen müzakere sürecine nasıl yaklaşacağına ilişkin değerlendirmesinde, “kritik anın henüz gelmediğini” söyledi. Ancak Caca, beklenmedik bir gelişme yaşanması durumunda örgüt yöneticilerinin mevcut tutumlarını yeniden gözden geçirebileceğini ifade etti. Buna rağmen sürecin değişeceğine dair iyimser olmadığını belirten Caca, Hizbullah’ın nihai kararlarının tamamen İran’a bağlı olduğunu savundu. Sahadaki savaşçıların mevcut gerçekliğin farkında olabileceğini ancak karar alma yetkisine sahip olmadıklarını ileri sürdü.

Caca ayrıca, demokratik ve çoğulcu toplumlarda geniş toplumsal tabana sahip bir partinin farklı siyasi yaklaşımlar benimsemesinin doğal olduğunu söyledi. Bunun tek başına bir sorun oluşturmadığını belirten Caca, siyasi görüş ayrılıklarının devlet kurumlarının işleyişini engellemek veya alınan kararların uygulanmasını geciktirmek için gerekçe olamayacağını vurguladı. Mevcut durumda ülkede birden fazla karar merkezi varmış gibi bir görüntü oluştuğunu ifade eden Caca, farklı tarafların birbirinden bağımsız adımlar attığını söyledi. Bunun kabul edilemez olduğunu belirten Caca, devletin ulusal meselelerde tek karar mercii olması gerektiğini kaydetti. Hizbullah’a yakın çevrelerin yaklaşık 40 yıldır belirli bir siyasi ve ideolojik atmosfer içinde yaşadığını dile getiren Caca, bunun tarihî, duygusal, manevi ve ekonomik nedenlerden kaynaklandığını ifade etti. Bu durumdan çıkışın kısa sürede gerçekleşemeyeceğini, zaman ve kademeli dönüşüm gerektirdiğini söyledi.

Bununla birlikte Caca, söz konusu gerçekliğin Lübnan’daki diğer toplumsal kesimlerin göz ardı edilmesi anlamına gelmemesi gerektiğini belirtti. Lübnan gibi çoğulcu bir ülkede farklı görüş ve yaklaşımların bulunmasının doğal olduğunu söyleyen Caca, “Başka kesimlerin karşı çıktığı bir ortamda tek bir grubun kendi görüşünü dayatmasıyla ülke nasıl yönetilebilir?” diye sordu. Caca, iç dengelere saygı gösterilmesi ve devlet kurumlarının temel referans noktası olması gerektiğini sözlerine ekledi.

Taif Anlaşması yoluyla anlaşmazlıkların çözülmesi

Caca, farklı görüşlere sahip Lübnanlı kesimlerin varlığının, anlaşmazlıkların anayasal mekanizmalar ve resmî kurumlar aracılığıyla yönetilmesini zorunlu kıldığını söyledi. Lübnanlıların, görüş ayrılıklarını düzenleme konusunda esas olarak Taif Anlaşması üzerinde uzlaştığını belirten Caca, bu anlaşma sonucunda ortaya çıkan anayasal düzenin yetkiyi devlet kurumlarına verdiğini ifade etti. Caca, söz konusu sistemin parlamentodan hükümete ve cumhurbaşkanlığı makamına kadar tüm resmî kurumları kapsadığını vurguladı.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Lübnan Kuvvetleri Partisi internet sitesi)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Lübnan Kuvvetleri Partisi internet sitesi)

Caca, Lübnan’ın yaklaşık 60 yıldır sürekli bir çatışma ortamı içinde yaşadığını söyledi. Özellikle güney sınırının farklı silahlı örgütler ve bölgesel çatışmalara açık kaldığını belirten Caca, bu durumun ülkeyi kalıcı bir istikrarsızlığa sürüklediğini ifade etti. Caca’ya göre güneydeki sahne zaman içinde Filistinli silahlı gruplardan farklı Lübnanlı örgütlere geçti ve sonunda Hizbullah diğer tarafları dışlayarak bölgede tam hâkimiyet kurdu. Bu sürecin, özellikle Irak Savaşı sonrasında Lübnan’ı bölgesel ve uluslararası hesaplaşmaların yürütüldüğü bir alan haline getirdiğini savunan Caca, bunun hem Lübnan devletini hem de ülkenin genel yapısını sürekli kırılgan bir durumda bıraktığını söyledi. Caca ayrıca, yıllardır devam eden siyasi ve güvenlik krizlerinin genç nesiller üzerinde ağır bir baskı oluşturduğunu belirtti. Eğitimli gençlerin dahi iş fırsatı bulmakta zorlandığını ve normal bir yaşam kurma umudunu kaybetmeye başladığını ifade eden Caca, mevcut koşulların gençlerin geleceğe dair beklentilerini tükettiğini dile getirdi.

Devletin meşruiyeti ve birden fazla otoritenin yokluğu

Caca, devlet kurumlarının meşruiyetinin, kaos ortamı ya da çoklu otorite yapısından çok daha iyi olduğunu söyledi. Caca, hakkında eleştiriler bulunsa bile meşru bir sistemin en azından asgari düzeyde istikrar sağlayarak devleti yönetme kapasitesine sahip olduğunu ifade etti.

Lübnan’daki temel sorunun, meşruiyet krizine kalıcı çözüm bulunamaması olduğunu belirten Caca, devletin tek karar ve egemenlik merkezi haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Farklı güç odaklarına açık bir ülke yapısının istikrarlı bir devlet oluşturamayacağını savunan Caca, bunun Lübnan’ı sürekli kriz ve çatışmalara açık halde bıraktığını söyledi.

Caca ayrıca, Lübnan’da güçlü bir devlet inşa etmenin cesaret ve fedakârlık gerektirdiğini ifade etti. Lübnanlılara dışarıdan hazır bir devlet sunulmayacağını belirten Caca, ülkenin geleceğinin ancak Lübnanlıların kendi iradesiyle şekillenebileceğini kaydetti. Hâlâ bir fırsat bulunduğunu söyleyen Caca, bunun değerlendirilmesi ve sonuna kadar sürdürülmesi gerektiğini belirterek, yalnızca kriz yönetimiyle yetinmenin ya da dış müdahalelerden çözüm beklemenin yeterli olmayacağını ifade etti.

İç savaş tehlikesi yok

Caca, Lübnan’daki iç durum ve ülkeye dayatılan savaşın yol açtığı bölünmelere ilişkin değerlendirmesinde, ülkede ortak bir tutum bulunmadığını ve gerilimin zaman zaman iç savaş dönemine dair anıları yeniden gündeme getirdiğini söyledi. Buna rağmen Caca, Lübnan’da bir iç savaş tehlikesine dair somut işaretler görmediğini belirtti. Hizbullah ile ilgili farklı hesaplar olsa da Caca, bugün daha önemli olan unsurun devlet kurumlarının ve ‘derin devlet’ olarak tanımladığı yapıların, iç gerilimleri kontrol altına almak için hızlı şekilde devreye girmesi olduğunu söyledi. Caca, Beyrut’un güney banliyösünde bir savaşçının cenazesi sırasında yaşanan silahlı olayları hatırlatarak, güvenlik birimlerinin müdahalesi ve olayın kontrol altına alınmasını, kaosa sürüklenmenin engellenmesi açısından önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. Devletin Lübnan topraklarının tamamında henüz tam otorite kuramadığını kabul eden Caca, buna rağmen sürecin iç çatışmaya dönüşmesine izin verilmeyeceğini düşündüğünü ifade etti. Caca, devletin olası her türlü gerginlikte devreye girerek mezhep çatışmasına ya da iç savaşa yol açabilecek gelişmeleri engelleyeceğini belirtti.



Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
TT

Kararlı Azim Irak’tan ayrıldı

Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)
Irak güvenlik güçlerinden iki unsur, ABD askerlerinin çekilmesi vesilesiyle dün Bağdat’ta zafer işareti yapıyor. (EPA)

Uluslararası Koalisyon, Bağdat hükümetinin DEAŞ’la mücadelede yardım talep etmesinin ardından yıllardır yürüttüğü “Kararlı Azim” misyonunu Irak’ta sona erdirdi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD ve koalisyon ortaklarının “Kararlı Azim” operasyonunu tamamladığını ve operasyonun Ürdün’e taşındığını, Iraklı ortaklara istihbarat desteğinin ise sürdürüleceğini açıkladı.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, “Uluslararası Koalisyon’un görevinin sona ermesi, terörle mücadelemizin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine bu, Irak’ın güvenliğin sorumluluğunu tamamen üstleneceği yeni bir aşamaya geçiştir” dedi. Kontrolsüz silahlanma konusunda ise Zeydi, “Hukukun çatısı dışında silah, devlet kurumları dışında güç olmayacak; anayasanın gereği budur” ifadelerini kullandı.

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani de dün, Uluslararası Koalisyon güçlerinin görevlerinin sona ermesinin ardından bölgenin tehdit altında olmadığı konusunda halkına güvence verdi.

Washington’da ise uzmanlar, ABD’nin çekilmenin ardından mevcut aşamada milisleri dağıtmaya ve İran’ın nüfuzunu izole etmeye odaklandığını belirtti.

İran ve müttefiklerinin, son ABD askerlerinin — esas olarak Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil’de bulunan bir hava üssünden — çekilmesini “zafer” olarak nitelendirerek kutlaması dikkat çekti. Bu gelişme, Iraklıların bir bölümünün jeopolitik meydan okumalara ilişkin endişeler taşıdığı bir dönemde yaşandı.


Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
TT

Suriye’de kampsız hayat planı… 10 bin ailenin dönüşü ve 157 kampın kapatılması

Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)
Kuzey Suriye’deki Münbiç bölgesinde bulunan Resim Kampı'ndan, yerinden edilenleri kendi memleketlerine götüren konvoy yola çıktı. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte Suriye hükümetinin “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu hayata geçirme planı hız kazanıyor. Geçen hafta 500’den fazla yerinden edilmiş aile Halep, İdlib, Hama ve Deyrizor illerindeki memleketlerine dönerken, Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih de iki hafta önce konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşıdı. Salih, uluslararası destek sağlanarak meselenin “yerinden edilmenin finansmanından çözümlerin finansmanına” taşınmasını hedefliyor.

Mart ayında 59 sayılı kararname uyarınca yıkılmış bölgelerde altyapının hazırlanması amacıyla Yüksek Komite’nin kurulmasından ağustos ayı sonuna kadar, kuzey Suriye’deki kamplardan 10 binden fazla aile memleketlerine döndü. Acil Durumlar Bakanlığı Medya ve İletişim İdaresi yetkilileri tarafından “Şarku’l Avsat”a yapılan açıklamada, yaklaşık 157 kampın kapatıldığı, 220 kampın daha kapatılması için hazırlık yapıldığı bildirildi.

İdare, yalnızca 3 bin 344 bölgenin 120’sindeki altyapının yeniden inşası, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi ve dönen aileler için konut çözümleri sağlanması için gereken finansman ihtiyacının 2 milyar doları aştığını belirtti.

Bu rakam, dönüş bölgelerindeki ihtiyaçların boyutunu ortaya koyuyor. Söz konusu bölgelerin “büyük ölçüde zarar gördüğü ve su, elektrik, kanalizasyon, sağlık, eğitim, belediye hizmetleri ve konut alanlarında kapsamlı yatırımlara ihtiyaç duyduğu” ifade edildi.

En azından kendi toprağımızdayız

Ümmü Muhammed, Hama kırsalındaki Latamne beldesine dönen kafilede yer alan ailelerden biriydi. Aileye dönüşü kolaylaştırmak amacıyla mutfak malzemeleri, battaniyeler ve ulaşım desteği sağlandı.

Ümmü Muhammed, kamptaki çadırdan, yıkılmış evinin yanına kurduğu başka bir çadıra taşındığını anlatıyor. Alternatif bir konut bulunmadığını belirten Ümmü Muhammed, buna rağmen kampta kalmaktan daha iyi olduğunu düşünüyor:

“En azından kendi toprağımızda ve kendi insanlarımızın arasındayız. İşlerimizi yoluna koyup evimizi yeniden inşa edene kadar burada kalabiliriz.”

rgthyu7
Hama kırsalındaki Latamne beldesinde “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu kapsamında evleri inceleyen ekip. (Latamne Belediyesi)

Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden bu yana memleketlerine dönen ailelerin sayısının 170 bini aştığı tahmin ediliyor. Bu sayı, kuzey Suriye’deki kamplarda yaşayan nüfusun yaklaşık yüzde 64’üne tekabül ediyor. Ancak savaş yıllarında bölgelerin büyük ölçüde tahrip olması nedeniyle dönüş yapılan yerlerin ezici çoğunluğunda hâlâ temel hizmetler bulunmuyor.

Dönenlerin verdiği bilgilere göre aileler mevcut alternatif imkânlarla hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Yerel ve uluslararası kuruluşların sınırlı desteğiyle, yıkılmış evlerin yanına çadır kurulması, kanalizasyon için fosseptik çukurları açılması, su temini amacıyla kuyu kazılması veya yakındaki bir kaynaktan su getirilmesi ve elektrik ihtiyacı için güneş enerjisinden yararlanılması gibi yöntemlere başvuruluyor.

BM’den daha fazla destek talebi

Suriye hükümeti, erken toparlanma ve yeniden rehabilitasyon projelerine Birleşmiş Milletler ve uluslararası ortakların katkısını artırmayı, finansman açığının kapatılmasına destek sağlamayı ve böylece dönüş bölgelerinin hazırlanmasını hızlandırarak güvenli ve sürdürülebilir dönüş için uygun koşulları oluşturmayı hedefliyor. Planın hükümet öncülüğünde, ulusal ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde uygulanması öngörülüyor.

Acil Durumlar Bakanlığı’nın çalışmalarının ana finansörü hâlâ Suriye hükümeti. BM kuruluşları ile uluslararası ve yerel kuruluşlardan da destek geliyor, ancak Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre bu destek “ihtiyacın boyutuyla kıyaslandığında sınırlı”.

Acil Durumlar Bakanı Raid es-Salih, kısa süre önce New York’ta BM Genel Kurulu toplantılarına katılan Suriye heyetinde yer aldığı sırada, bakanlığının “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonunu Eylül 2027’ye kadar hayata geçirmek için hazırladığı rakam, istatistik ve çalışmaları sundu.

Genel Kurul toplantıları çerçevesinde düzenlenen bir etkinlikte konuşan Salih, planın amacının altyapı, okullar, sağlık merkezleri, su ve kanalizasyon sistemlerini yeniden inşa etmenin yanı sıra istihdam imkânları sağlayarak “kamplara duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmak” olduğunu söyledi.

Plan kamplar dışındaki yerinden edilmişleri de kapsıyor

Bakanlığın Medya ve İletişim İdaresi’ne göre “Kamplar Olmadan Suriye” vizyonu, kampların dışında yaşayan yerinden edilmiş aileleri de kapsıyor. Buna kiralık evlerde veya akrabalarının yanında yaşayanlar ile ülke dışında bulunan ve gönüllü olarak memleketlerine dönmek isteyen Suriyeliler de dahil.

cdfvgb
Kuzey Suriye’deki kamplardan yerinden edilmişlerin eşyaları, memleketlerine dönüş için yükleniyor. (Acil Durumlar Bakanlığı)

Ancak bu kişilerin dönüşü için altyapının rehabilite edilmesi, temel hizmetlerin yeniden işler hale getirilmesi, risklerin ortadan kaldırılması ve geçim kaynaklarına erişim imkânlarının güçlendirilmesi gerekiyor.

Kamplar girişimin mevcut aşamadaki başlangıç noktası ve önceliği olmayı sürdürürken, elde edilecek sonuçların yıllardır şartlar nedeniyle dönemeyen bütün Suriyeliler için dönüşü teşvik eden bir ortam oluşturması bekleniyor.

Halep, İdlib ve Hama’da projeler

Halep, İdlib ve Hama valilikleri bu ay “Kamplar Olmadan Suriye” kapsamında bir dizi kalkınma ve hizmet projesi başlattı. Projelerin değeri Halep’te yaklaşık 9,25 milyon dolar, İdlib’de 8,2 milyon dolar ve Hama’da 7,5 milyon dolar olarak açıklandı.

Bu çalışmalar, hükümetin enkaz kaldırma projesiyle eş zamanlı yürütülüyor. Yıl başından bu yana 3 milyon metreküp enkaz kaldırılırken, yıl sonuna kadar 3 milyon metreküp daha enkazın kaldırılmasına yönelik projelerin kısa süre içinde başlatılması planlanıyor.

Acil Durumlar Bakanlığına göre Şam kırsalındaki Duma ve Deraya kentlerinde enkaz kaldırma ve yönetimi projesi de yürütülüyor. Suudi Arabistan tarafından Kral Selman İnsani Yardım ve Yardım Çalışmaları Merkezi aracılığıyla finanse edilen proje kapsamında yaklaşık 85 bin metreküp enkazın kaldırılması ve geri dönüştürülebilir yaklaşık 30 bin metreküp molozun bu amaçla kurulan uzman birim aracılığıyla geri dönüştürülmesi hedefleniyor.

Projenin, kaynakların yeniden kullanılmasına, çevresel etkinin azaltılmasına ve erken toparlanma sürecinin desteklenmesine katkı sağlaması amaçlanıyor.

Suriye genelinde hâlen yaklaşık 50 milyon metreküp enkaz ve moloz bulunduğu tahmin ediliyor.


Yüzlerce İsrailli, Batı Şeria’nın kuzeyinde yeniden açılan iki yerleşime dönüşlerini “gösterişli bir şekilde” kutladı

İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)
İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)
TT

Yüzlerce İsrailli, Batı Şeria’nın kuzeyinde yeniden açılan iki yerleşime dönüşlerini “gösterişli bir şekilde” kutladı

İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)
İsrailli aileler, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katıldı. (AFP)

Yüzlerce İsrailli, dün işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde yakın zamanda yeniden açılan iki yerleşim arasında, Yahudi bayramı dolayısıyla düzenlenen yürüyüşe katıldı. Etkinlik, yakın zamana kadar büyük ölçüde Filistinlilerin yaşadığı bir bölgeye gelişin sembolik gösterisine dönüştü.

Her yaştan katılımcı, bir hafta boyunca kutlanan Sukot Bayramı kapsamında kullanılan geleneksel meyve ve dallardan oluşan demetler taşıdı. Tepede düzenlenen etkinlikte oyunlar ve palyaçolar da Filistin yerleşimlerine bakan bölgeye bayram havası kattı.

Yürüyüş, Cenin kenti yakınlarındaki Ganim yerleşiminden Kadim yerleşimine kadar uzandı. Her iki yerleşim de 2005 yılında dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un uygulamaya koyduğu tek taraflı “ayrılma planı” kapsamında boşaltılmaları nedeniyle İsrail yerleşim hareketi açısından güçlü semboller taşıyor. Yerleşimler, bu yıl yerleşim yanlısı Başbakan Binyamin Netanyahu döneminde yeniden inşa edildi.

İki yerleşimi birbirine bağlayan toprak yolun iki yanında, yerleşimlere yer açmak amacıyla Filistinlilere ait topraklardan İsrailli makamlar tarafından sökülen onlarca zeytin ağacı görüldü.

Oslo’nun yenilgisi

Yerleşim hareketinin önde gelen isimlerinden Yossi Dagan, kalabalığa hitaben, “İsrail’deki harika halkımız Oslo’yu yendi” dedi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Dagan, bu sözlerle 1990’larda Filistinlilerle yürütülen barış sürecine atıfta bulundu.

Dagan, “21 yıl önce dört yerleşimi söktüklerinde, topraklardan ayrılma girişimi aslında bir fikirden, Siyonizm’den ayrılma girişimiydi” ifadelerini kullandı.

İsrailli aileler, işgal altındaki Batı Şeria’da bugün Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katılıyor. (AFP)
İsrailli aileler, işgal altındaki Batı Şeria’da bugün Cenin kenti yakınlarında, Ganim ve Kadim yerleşimleri arasındaki yolda düzenlenen yürüyüşe katılıyor. (AFP)

Ardından, bölgenin Kitab-ı Mukaddes’teki adını kullanarak, “Birlikte yüz binlerce Yahudiyi Kuzey Samiriye’ye getireceğiz” dedi.

İsrail bayraklarıyla donatılan Kadim’de, ordu yerleşimcileri korumak üzere konuşlandırıldı. Bu durum, tepenin aşağısında bulunan Filistin kenti Cenin’le belirgin bir tezat oluşturdu. İsrail güçleri geçen yıl kentte düzenlediği bir askerî operasyon sırasında çok sayıda Filistinliyi öldürmüştü.

İsrail’e giden yol üzerinde ise yerleşimleri genişletmek ve bölgedeki İsrail kontrolünü pekiştirmek amacıyla kurulmayı bekleyen onlarca prefabrik ev bulunuyordu.

35 yaşındaki Yishai Gerstel, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Tam da burada ve Sukot Bayramı’nda bulunmak sevincimi katlıyor” dedi.

Gerstel, eşi ve üç çocuğuyla İsrail içindeki bir kentten geldi. Ancak Batı Şeria’nın kuzeyindeki bir yerleşimde büyüyen Gerstel, gençlik yıllarında Ganim’in 2004’te kapatılmasına karşı düzenlenen protestolara katılmıştı.

Gerstel, “Çocuklarımla geri dönmek, onlara geride bıraktığımız yeri ve şimdi nereye döndüğümüzü göstermek inanılmaz” diye konuştu.

Netanyahu’nun 2023’te İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden birinin başında yeniden iktidara gelmesinden sonra Batı Şeria’da 104 yeni yerleşimin kurulmasına onay verildi.

İsrail yerleşimcisi, bugün işgal altındaki Batı Şeria’da Cenin kenti yakınlarındaki Ganim yerleşiminde Filistinlilere ait bir su deposuna giriyor. (AFP)
İsrail yerleşimcisi, bugün işgal altındaki Batı Şeria’da Cenin kenti yakınlarındaki Ganim yerleşiminde Filistinlilere ait bir su deposuna giriyor. (AFP)

İsrail’in 27 Ekim’de yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde yerleşimlere verilen onayların hızı arttı. Netanyahu’nun rakipleriyle rekabetin kızıştığı seçimlerde toplumsal tabanını güçlendirmeyi umduğu belirtiliyor.

Batı Şeria’da son aylarda şiddet olaylarında da keskin bir artış yaşandı. Yerleşimciler neredeyse her gün Filistinlilere veya onların mülklerine yönelik saldırılar düzenlerken, kısa süre önce bir Filistinlinin silahlı saldırısında bir yerleşimci de öldürüldü.

Doğu Kudüs hariç, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Batı Şeria’da yaklaşık 3 milyon Filistinli yaşıyor. Bunun yanı sıra uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşimlerde 500 binden fazla İsrailli yaşıyor.