Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Uzmanlar, savaş çıkma ihtimalini dışlasa da gerginliğin artmasının Afrika Boynuzu’nun istikrarına olası etkilerine karşı uyarıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
TT

Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)

Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkiler, silahlı gruplara destek verilmesi ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlenmesi yönündeki karşılıklı suçlamaların ardından benzeri görülmemiş bir gerilim sürecine girdi. Ortak sınır hattında yaşanan askeri hareketlilik ise krizin bölgesel çapta açık bir çatışmaya dönüşebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.

Bu gerilim, Sudan’ın, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında süren savaş nedeniyle son derece karmaşık bir iç krizden geçtiği dönemde yaşanıyor. Söz konusu durum, Hartum yönetiminin yeni bir dış krizle başa çıkma kapasitesine ilişkin soru işaretlerini gündeme getirirken, karşılıklı suçlamaların siyasi ve güvenlik boyutunda mı kalacağı yoksa doğrudan askeri çatışmaya mı dönüşeceği tartışılıyor.

Gözler, Afrika Boynuzu uzmanı Cameron Hudson’ın değerlendirmelerine çevrilmiş durumda. Hudson, Sudan ile Etiyopya arasındaki diplomatik ilişkilerin kötüleştiğine ve Hartum’un ortak sınır yakınında askeri güç yığınağı yaptığına dikkat çekti. Bu değerlendirme, Sudan ordusunun birkaç gün önce Addis Ababa yönetimini Sudan’a yönelik düşmanca faaliyetlere karışmakla suçlamasının ardından geldi. Sudan ordusu ayrıca, Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’nın, HDK’ye ait İHA’ların kalkış noktası olarak kullanılmasına izin verildiğini öne sürdü.

Hudson, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Sudan’ın ‘Etiyopya ile diplomatik ilişkilerini kestiğini ve sınır bölgesine yeni askeri birlikler sevk ettiğini’ öne sürdü. Hudson, iki ülke arasındaki tarihsel gerilimin daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme ihtimalinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Sudan’ın 2023’ten bu yana devam eden iç savaş nedeniyle son derece hassas bir süreçten geçtiğine dikkat çekti. Sudan tarafından diplomatik ilişkilerin tamamen kesildiğine dair resmî bir açıklama yapılmamış olsa da Hartum yönetimi Etiyopya Büyükelçisi’ni geri çağırdı. Bu adım, Sudan ordusunun Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE), Hartum Havalimanı ve diğer noktaları hedef alan İHA saldırılarına karışmakla suçlamasının ardından geldi.

Sudan ordusu geçen hafta yaptığı açıklamada, son saldırıların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan başlatıldığını öne sürerken, Addis Ababa yönetimi bu suçlamaları kesin bir dille reddederek ‘hiçbir temele dayanmadığını’ savundu.

Bu gelişmeler, Reuters tarafından aylar önce yayımlanan bir araştırma dosyasının ardından gündeme geldi. Söz konusu haberde, Etiyopya’nın Sudan sınırındaki Benishangul-Gumuz bölgesinde, HDK mensubu binlerce savaşçının eğitildiği gizli bir kamp bulunduğu iddia edilmişti. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bu bilgiler saha kaynakları ve uydu görüntülerinden elde edildi.

Haberde ayrıca bu kampın, Sudan’daki savaşın bölgesel boyuta taşındığının göstergesi olduğu değerlendirmesi yapılırken, Etiyopya makamları konuya ilişkin resmî bir açıklama yapmadı. Aynı bağlamda, Yale Üniversitesi bünyesindeki İnsani Araştırmalar Laboratuvarı tarafından yayımlanan bir raporda da,geçtiğimiz nisan ayında Asosa kentindeki bir askeri üste HDK lehine Etiyopya kaynaklı askeri destek işaretlerinin tespit edildiği belirtildi.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)

Etiyopya ise suçlamalara karşılık vererek, Sudan’ın Tigray bölgesindeki hükümet karşıtı grupları desteklediğini ve Etiyopya’nın toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini öne sürdü. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ayrıca Hartum yönetimini, HDK ile yürütülen savaşta bazı Tigraylı isyancıları kullanmakla suçladı. Bakanlık, iki ülke arasındaki ilişkileri koruma amacıyla bu iddiaları daha önce kamuoyuna açıklamaktan kaçındığını belirtti.

Mevcut gerilim, iki ülke arasında uzun yıllardır süregelen karşılıklı güvensizlik ve örtülü çatışma geçmişine dayanıyor. Etiyopya, farklı dönemlerde Sudanlı muhalif gruplara ev sahipliği yaparken, özellikle Sudan Halk Kurtuluş Hareketi lideri John Garang ile Sudanlı taraflar arasındaki arabuluculuk süreçlerinde de siyasi rol üstlendi. Sudan’daki mevcut savaşın başlamasının ardından Addis Ababa yönetimi, Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki HDK heyetini ağırlarken, eski Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk öncülüğündeki Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) da dahil olmak üzere Sudanlı sivil muhalif grupların toplantılarına ev sahipliği yaptı.

Öte yandan Sudan da geçmişte Etiyopya’nın iç çatışmalarında etkili roller üstlendi. Sudanlı İslamcı lider Hasan et-Turabi, geçmişte verdiği röportajlarda Etiyopyalı isyancıların Addis Ababa’ya Etiyopyalılar tarafından kullanılan Sudan tanklarıyla girdiklerini söylemişti. Sudan Ulusal Güvenlik Eski Danışmanı el-Fatih Urve ise 1991 yılında Mengistu Haile Mariam rejiminin devrilmesinin ardından, Etiyopya eski Devlet Başkanı Meles Zenawi’yi Hartum’dan Addis Ababa’ya taşıyan uçağı kendisinin kullandığını açıklamıştı.

Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler, 1995 yılında dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e yönelik Addis Ababa’daki suikast girişiminin ardından ciddi bir gerilim sürecine girdi. Mübarek, o dönemde Afrika Birliği (AfB) zirvesine katılmak üzere Etiyopya’da bulunuyordu. Etiyopya ve Mısır, Sudan eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimini ve Ulusal İslam Cephesi hareketini saldırıya karışmakla suçlamış, Hartum yönetimi ise bu iddiaları reddetmişti. İki ülke arasındaki gerilimin önemli başlıklarından biri de Sudan’ın doğusundaki el-Faşka sınır bölgesi olmaya devam etti. Sudan ordusu, 2020 yılının sonunda bölgede yeniden konuşlanarak uzun yıllardır Etiyopyalı grupların kontrolünde bulunan bazı alanları geri aldı. Addis Ababa yönetimi ise bu hamleyi, Etiyopya’nın Tigray bölgesindeki savaşla meşgul olmasının fırsata çevrilmesi olarak değerlendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)

Mevcut gerilim ortamında temel sorulardan biri, karşılıklı suçlamaların doğrudan bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği olarak öne çıkıyor. Askeri uzmanlar, taraflar açısından siyasi, askeri ve ekonomik maliyetlerin yüksek olması nedeniyle kapsamlı bir savaş ihtimalinin halen sınırlı olduğu görüşünde birleşiyor. Uzmanlara göre Sudan ordusu zaten Nisan 2023’ten bu yana HDK ile geniş çaplı bir savaş yürütürken, Etiyopya da çeşitli bölgelerde iç karışıklıklar ve karmaşık güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Sudanlı askeri uzman Dr. Cemal eş-Şehid, Sudan ile Etiyopya arasındaki gerilimin artık geleneksel diplomatik anlaşmazlıkların ötesine geçtiğini, stratejik mesajlar ve güvenlik baskılarının karşılıklı olarak verildiği bir aşamaya ulaştığını söyledi. Ancak eş-Şehid, mevcut koşullarda taraflar arasında kapsamlı bir askeri çatışma çıkmasını düşük ihtimal olarak değerlendirdi. Gerilimin özellikle el-Faşka bölgesi, Nahda (Hedasi) Barajı ve silahlı gruplara destek verildiği yönündeki karşılıklı suçlamalar nedeniyle sınırlı sınır çatışmalarına dönüşebileceğini belirten eş-Şehid, Sudan’ın şu anda önceliğinin iç savaşı sonuçlandırmak ve ülke içinde istikrarı yeniden sağlamak olduğunu, bu nedenle dış cephede bir savaşın son derece maliyetli olacağını ifade etti.

Öte yandan emekli pilot yarbay et-Tayyib el-Malekabi, mevcut gerilimin yalnızca siyasi söylem düzeyinde kalmadığını ve bölgesel bir çatışmanın yaklaşmakta olduğuna işaret edebileceğini savundu. Bununla birlikte el-Malekabi, Sudan ordusunun Etiyopya ile açık bir savaşa girecek düzeyde fiili askeri hazırlığa sahip olmadığını düşündüğünü söyledi. El-Malekabi ayrıca dış tehdit söyleminin, iç savaşın yarattığı baskıları hafifletmeye yönelik bir araç olarak da kullanılıyor olabileceğini dile getirdi.

Diplomatik gerilim, askeri hareketlilik, sınır anlaşmazlıkları ve karşılıklı müdahale suçlamalarının gölgesinde, Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin son derece hassas bir sınavdan geçtiği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre güvenlik kırılganlığının ve çok katmanlı çatışmaların hâkim olduğu Afrika Boynuzu’nda olası bir doğrudan çatışma, yalnızca iki ülke için değil, bölgenin tamamının istikrarı açısından yeni bir tehdit oluşturabilir.



İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Michael Harari

İsrail’in Suriye’nin kuzeyine düzenlediği son saldırı, Kudüs ile Ankara arasındaki gerilimin ciddi şekilde tırmanmasına yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, son üç yılda belirgin biçimde kötüleşirken, derin görüş ayrılıklarının merkezinde, en azından Suriye’de Esed rejiminin devrilmesine kadar, Filistin meselesi ve Gazze savaşı yer aldı. Bugün ise Şam’daki yeni yönetimle birlikte Suriye, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın bir başka cephesine dönüşmüş durumda. Bu durum, ağustos ayının ortalarında İsrail’in düzenlediği saldırının da gösterdiği üzere, tarafları tehlikeli biçimde doğrudan bir çatışmaya yaklaştırabilir. İki ülkenin kasıtlı ya da istemeden doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için öncelikle her iki tarafın çıkarlarının ortaya konulması ve sınırlarının net biçimde belirlenmesi gerekiyor.

hjg
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 17 Nisan 2026’da Antalya’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaki bir oturumda konuşma yapıyor. (Reuters)

İsrail, son dönemde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarına rağmen Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında değil. Ancak olası bir İran senaryosuna karşı Suriye hava sahasında hareket serbestisini korumak istiyor. Bununla birlikte İsrail, Şera hükümetine yönelik derin şüphelerini sürdürüyor. Barrack da yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kaygıları dikkat çekici bir ayrıntı düzeyi ve kayda değer bir tarafsızlıkla açıkladı.

İsrail ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun genişlemesini veya aşırı ölçüde kalıcı hale gelmesini engellemek istiyor. Daha somut ifadeyle İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki mevcut askeri varlığını genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Tüm bu hesaplamaların arka planında ise 7 Ekim’in yarattığı sonuçlar ve sonrasında İsrail’de ortaya çıkan yeni zihniyet bulunuyor. Bu zihniyet, kontrol altına alma politikasına dayanan yaklaşımları sert ve zaman zaman aşırı bir biçimde reddediyor.

Türkiye ise İsrail’le doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak Ankara, İsrail’in bölgedeki çeşitli cephelerde yürüttüğü ve giderek ‘yoğunlaşan İsrail faaliyetleri’ olarak değerlendirdiği girişimlerden duyduğu endişeyi artırıyor ve bunları bölgede ‘İsrail hegemonyası’ kurma çabası olarak görüyor.

Ankara, özellikle Suriye’de Şera hükümetini, başta Kürt meselesi olmak üzere hayati çıkarlarını korumasına ve aynı zamanda Suriye’de ve ötesinde nüfuzunu genişletmesine yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu daha geniş hedefin son dönemdeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.

Suriye ise kendisini iki tarafın arasında sıkışmış halde buluyor. Bir yandan İsrail’in saldırısı siyasi açıdan Şam’ın işine geliyor. Saldırı, Şam’ın ‘İsrail’in saldırgan niyetleri’ ve Suriye’nin egemenliğinin ihlal edildiğine ilişkin söylemini güçlendirirken, İsrail’in faaliyetlerini sınırlandırması yönündeki uluslararası baskının artmasına da katkı sağlayabilir. Öte yandan Suriye’nin giderek tırmanan bir İsrail-Türkiye karşılaşmasının sahasına dönüşmesi, Şera’nın ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirme ve ağır ekonomik sorunlarla mücadele etme çabalarını doğrudan zayıflatıyor. Bölgedeki pek çok dosyada olduğu gibi çözümün anahtarı Washington’da bulunuyor. ABD, yakın bölgesel ortakları olan İsrail ve Türkiye ile, siyasi açıdan büyük yatırım yaptığı Suriye hükümeti arasında denge kurmaya çalışırken, stratejik odağını İran üzerinde tutmak istiyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Barrack’ın son açıklamaları İsrail’i açıkça sorumlu tutan bir nitelik taşıdı. Barrack, ABD’nin Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınan havaalanında askeri varlık kurma yönündeki iddia edilen planlarına ilişkin İsrail istihbaratını incelediğini ve bu bilgilerin doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi. İsrail’de yaklaşan seçimlere yaptığı gönderme ise daha da dikkat çekiciydi. Başkan Trump bu açıklamalara doğrudan yanıt vermedi ve Barrack’ın tutumunu destekleyip desteklemeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, adil bir değerlendirme açısından Barrack’ın Ankara’ya olan açık yakınlığının da göz önünde bulundurulması gerekiyor.

scfv
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan fotoğrafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’nun beşinci oturumunun açılış töreninde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile tokalaştığı görülüyor. (AFP)

İsrail ile Türkiye’nin bugün Suriye’de birbirlerinin ‘kırmızı çizgilerini’ test ettiği görülüyor. Taraflar, Suriye hükümeti ve merkezi yönetimin ülkenin tamamında kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştığı bir dönemde, kendi çıkarlarını koruma ve nüfuzlarını genişletme konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini anlamaya çalışıyor.

Türkiye, Ankara ile yakın ilişkiler içinde olan, güçlü ve kararlı bir merkezi hükümetin Şam’da yönetimi elinde tutmasını ve kendisine Suriye’de geniş bir nüfuz alanı açmasını tercih ediyor. İsrail ise mevcut Suriye hükümetine ne ölçüde güvenebileceği konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun daha fazla genişlemesini veya kalıcı hale gelmesini açıkça istemiyor. Bununla birlikte iki tarafın ortak bir temel çıkarı bulunuyor: İran’ı Suriye’nin dışında tutmak. İlginç olan ise tarafların bu ortak paydanın öneminin henüz tam anlamıyla farkında görünmemesi.

Önümüzdeki haftalar, özellikle her iki taraftaki iç siyasi hesaplar nedeniyle kritik olacak. Bu durum, özellikle 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken daha da önem kazanıyor. Bu nedenle, aralarındaki gerilim ve düşmanlık giderek artan iki tarafın yanlış hesaplamalar yaparak daha büyük bir çatışmaya yol açmasını önlemek için ABD’nin daha kararlı biçimde devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 2015’te bir Rus uçağını düşürmesi ve Suriye hava savunmasının 2018’de Lazkiye üzerinde başka bir Rus uçağını düşürmesi, ilgili tarafların aslında tırmanmayı istemediği durumlarda bile krizlerin ne kadar hızlı biçimde daha geniş çaplı çatışmalara dönüşebileceğini hatırlatmalı.

Bu nedenle İsrail ile Türkiye’nin, kamuoyundan uzak ve üst düzey doğrudan bir iletişim kanalı açması gerekiyor. Böylece taraflar hayati çıkarlarını ortaya koyabilir ve bir şekilde kendi kırmızı çizgileri üzerinde müzakere yürütebilir. Böyle bir kanal, yanlış anlamaların ve bunların sonucunda hesaplanmamış bir çatışmanın ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir. Ayrıca iki taraf üzerinde ABD baskısına acilen ihtiyaç var. ABD, bu aşamada özel ve acil bir sorumluluk taşıyor. Washington’ın rolü, İsrail ile Türkiye’nin her ikisinin de istemediği bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek açısından belirleyici.


Ali Tahir’in İsrail’e bırakılmasında İran’ın olası rolü

Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)
Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)
TT

Ali Tahir’in İsrail’e bırakılmasında İran’ın olası rolü

Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)
Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)

Şarku’l Avsat'ın konuya yakın bir kaynaktan edindiği bilgilere göre Hizbullah, güneydeki Ali Tahir mevzisinden siyasi herhangi bir karşılık almadan çekilerek mevziyi İsrail ordusuna bırakmayı, Lübnan ordusuna teslim etmeye tercih etti. Kaynağa göre bunun amacı, Litani Nehri’nin kuzeyinde silahlarını korumasına ve işgalle mücadele ettiği gerekçesiyle silahlı varlığını sürdürmesine imkân sağlamak.

Kaynak, “İran’ın Hizbullah’a destek amacıyla müdahale edeceği yönündeki tehdidin kâğıt üzerinde kaldığını” belirterek, “Tahran’ın Hizbullah’a Ali Tahir’den çekilmesi için yeşil ışık yaktığını” ifade etti.

Hizbullah, tepelerin İsrail’in kontrolüne geçmesiyle ilgili henüz herhangi bir açıklama yapmazken, yayımladığı bir bildiride Lübnan hükümetini hedef aldı ve destek savaşlarından hükümeti sorumlu tuttu. Açıklamada hükümetin “yanlış tercihleri, tavizkâr ve teslimiyetçi yaklaşımı” eleştirildi.

Hizbullah, hükümetin bu politikasının yalnızca “işgali pekiştirmeye ve düşmanın saldırılarını sürdürmesine” yol açtığını savundu.


El-Alimi: Yemen’de devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesinden geri dönüş yok

Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, (Saba)
Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, (Saba)
TT

El-Alimi: Yemen’de devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesinden geri dönüş yok

Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, (Saba)
Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, (Saba)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, kararlılığını ve caydırıcılığını ortaya koyan silahlı kuvvetlerin, ülke topraklarının tamamını kurtarabilecek kapasitede olduğunu ve vatandaşlarını ve ülkenin yüksek çıkarlarını savunma yönündeki anayasal görevini sürdürebileceğini belirtti. El-Alimi, ağır bedeller ödenmesi gerekse dahi devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesini ulusal hedef olarak gördüklerini ve bu hedefin geri dönüşü olmayan bir tercih olduğunu vurguladı.

El-Alimi, askeri ve saha komutanlarıyla gerçekleştirdiği telefon görüşmelerinde, silahlı kuvvetlerin ve cephelerde konuşlanan bütün birliklerin Taiz ve Hudeyde cephelerinde elde ettiği önemli zafer ve saha kazanımlarını takdir etti. Ulusal Direniş, Amalika Tugayları (Devler Tugayları) ve Tihame birliklerinin Hays ilçesinin kurtarılması ve güvenliğinin sağlanmasını tamamlamasını övdü. Hayfan’daki birliklere ve kara kuvvetlerine destek veren, operasyon sahalarının farklı bölgelerindeki tehditlerle etkin biçimde mücadele eden hava kuvvetlerinin rolüne de dikkat çekti.

El-Alimi, “Husiler bu macerayı seçti ve Yemen’in en çetin cephelerinden birinde devleti ve silahlı kuvvetlerini sınamaya kalktı. Bunun bütün sonuçlarına katlanacaklar. Şimdi yanlış hesaplarının kendileri için topyekûn çöküşün kapılarını açacağını anlamaları gerekiyor” dedi.

El-Alimi ayrıca, “Taiz, milislerin destekçilerinin projeleri ve gündemleri için güvenli bir geçiş noktası olmayacak. Silahlı kuvvetler onların saldırısını püskürttü ve sahadaki inisiyatifi ele geçirdi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Yemen resmi haber ajansından aktardığına göre Cumhurbaşkanı, operasyonların son durumu, sahada elde edilen kazanımlar, birliklerin muharebe hazırlık seviyesi, kurtarılan bölgelerin güvenliğinin sağlanmasına yönelik önlemler ve milislerin sızdığı diğer bölgelerin temizlenmesi konusunda bilgi aldı. El-Alimi, “askeri görevlerin sorumluluk ve etkinlikle sürdürülmesi, inisiyatifin korunması ve operasyon sahasında farklı birlikler arasındaki koordinasyonun artırılması” talimatını verdi.

El-Alimi ayrıca bütün komutan ve askeri birliklere, “uluslararası insancıl hukukun hükümlerine ve angajman kurallarına sıkı biçimde uyulması, sivillerin ve kamu ile özel mülklerin korunması, insani yardımların ulaştırılmasının ve yerinden edilmiş kişilere yardım edilmesinin kolaylaştırılması, tutuklulara iyi muamele edilmesi ve onların onur ve haklarının korunması” talimatını verdi.

El-Alimi, “Cumhuriyeti savunmak için silah taşıyan el, aynı zamanda devletin ve hukukun üstünlüğünün eli olarak kalmalıdır” dedi.

El-Alimi, silahlı kuvvetler ve askeri birliklerin mensuplarının fedakârlıklarının “devlet ve halk tarafından her zaman saygı ve minnetle anılacağını” belirterek, “şehitlerin temiz kanlarının Yemenlilerin devletlerini, özgürlüklerini ve onurlarını yeniden kazanma yolunu bugün inşa ettiğini” söyledi.

El-Alimi, ilgili kurumlara yaralıların gerekli tedavi ve bakımının sağlanması, şehit aileleriyle ilgilenilmesi ve hak ve ödeneklerinin eksiksiz verilmesi talimatını verdi. Bunun “ihmal veya gecikmeye tahammülü olmayan ulusal ve ahlaki bir görev” olduğunu vurguladı.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, Husileri gerilimi tırmandırmaları sırasında işlenen ihlallerden tamamen sorumlu tuttu. El-Alimi, yerleşim bölgelerinin ve kamu yollarının bombardıman, keskin nişancı ateşi ve insansız hava araçlarıyla hedef alınması sonucunda sivillerin hayatını kaybettiğini, insanların kaçırıldığını ve yüzlerce ailenin yerinden edildiğini belirtti.

El-Alimi, “Bu suçlar zaman aşımına uğramayacak. Silahlı kuvvetlerin ilerleyişi, vatandaşların can ve güvenliğinin korunmasına yönelik azami hassasiyetle birlikte sürdürülecek” dedi.

El-Alimi ayrıca tüm siyasi ve toplumsal güçlere, düşünce ve kamuoyu platformlarına ve medya kuruluşlarına “ulusal safların birleştirilmesi, silahlı kuvvetlere ve bütün askeri birliklere duyulan güvenin güçlendirilmesi, şüphe ve ihanet suçlamalarıyla yürütülen kampanyalara, siyasi çekişmelere ve yalnızca terörist milislere hizmet eden düşmanlığa sürüklenilmemesi” çağrısını yineledi.

El-Alimi, Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan kabile mensuplarına ve “yanıltılarak” örgüte katılan kişilere de çağrıda bulunarak, “Yemenlilerin çıkarlarıyla hiçbir ilgisi olmayan bir projeye hizmet eden savaşa çocuklarını sürüklememelerini” istedi.

Hâlen milis saflarında bulunanlara ise “doğru yola dönmeleri ve sınır ötesi yıkım projelerine bel bağlamayı seçen liderler uğruna hayatlarını feda etmemeleri” çağrısında bulundu.