Petraeus, Irak’ta silahsızlanmayı sağlamak için Washington’a bir ‘uygulama belgesi’ sundu

Washington, milis liderlerini görevden almak ve ağır silahları teslim ettirmek istiyor... DMO ise plana şiddetle direniyor

Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.
Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.
TT

Petraeus, Irak’ta silahsızlanmayı sağlamak için Washington’a bir ‘uygulama belgesi’ sundu

Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.
Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.

Iraklı yetkililer, ABD’nin, Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) devlet yapısına entegrasyonu süreci için ön koşul olarak silahlı grupların silahsızlandırılmasını, lider kadrolarının görevden uzaklaştırılmasını ve altyapının başına profesyonel subayların atanmasını talep ettiğini bildirdi. Washington’ın, Halk Seferberlik Güçleri’ni Bağdat ile ilişkilerin normalleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak gördüğü ve bu adımları entegrasyon sürecinin başlangıcı olarak şart koştuğu ifade edildi.

Ancak Şii gruplar, halen tartışma aşamasında olan ‘cesur planın’ uygulanmasının, Ali ez-Zeydi hükümetini İran ve İran’a yakın gruplarla dengesiz bir karşı karşıya gelme durumuna sürükleyebileceğini savundu. Söz konusu çevreler, herhangi bir güvence mekanizmasının bulunmadığına dikkat çekerek, planın ‘iç bölünmelere ve istikrarsızlığa’ yol açabileceği uyarısında bulundu.

Petraeus Bağdat’ta ne yaptı?

Iraklı yetkililer, Halk Seferberlik Güçleri’nin geleceğine ilişkin teknik ve siyasi müzakerelere katılan isimlerin aktardığı bilgilere göre, ABD’li yetkililerin Irak’ta güvenlik yapısının geleceğine dair tartışmalarla eş zamanlı olarak eski ABD generali David Petraeus’un Bağdat’a geçtiğimiz hafta bir ziyaret gerçekleştirdiğini bildirdi. Petraeus’un, Beyaz Saray’a danışmanlık hizmeti sunan ‘bağımsız bir uzman’ sıfatıyla hareket ettiği ifade edildi.

Bağdat’tan ayrıldıktan sonra Petraeus’un 17 Mayıs 2026 tarihinde LinkedIn platformunda yaptığı paylaşımda, görüştüğü Iraklı yetkililerin Irak güvenlik güçlerinin silah kullanımı üzerindeki tekelinin sağlanmasının önemini kabul ettiğini yazdığı aktarıldı. Petraeus, Irak’tan ‘İran ile ilişkinin doğasına dair gerçekçi kalmakla birlikte duydukları konusunda iyimser’ bir izlenimle ayrıldığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre Petraeus Bağdat’ta 5 gün kaldı ve bu süre boyunca üst düzey Iraklı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi. Halk Seferberlik Güçleri mensuplarının geleceği, görüşmelerin ana gündem maddeleri arasında yer aldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Petraeus’un Bağdat ziyaretini ‘sıradan bir vatandaş olarak yaptığı bir ziyaret’ şeklinde tanımlasa da, temaslarının kapsamının bunun ötesine geçtiği ifade edildi. Görüşmelerin Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Başbakan Ali ez-Zeydi, Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi ve Terörle Mücadele Gücü Komutanı Korgeneral Kerim et-Temimi gibi üst düzey isimleri kapsadığı aktarıldı.

Iraklı bir kaynak, Petraeus’un görüşmelerinin ‘tek bir hedef etrafında yoğunlaştığını’ belirterek, bunun askeri kurumun yeniden yapılandırılması, Halk Seferberlik Güçleri’nin mevcut yapısının sona erdirilmesi ve mensuplarının güvenlik kurumlarına entegrasyonu için uygulanabilir mekanizmaların araştırılması olduğunu söyledi.

csdvfedv
General David Petraeus, Bağdat ziyaretine Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ile yaptığı görüşmeyle başladı. (DPA)

2003 sonrası Irak savaşında önemli roller üstlenen Petraeus, ABD’nin Irak işgalinde 101. Hava İndirme Tümeni’ni komuta etmiş ve ülke stratejisinde kritik görevler üstlenmişti.

Petraeus’un halihazırda küresel varlık yönetimi alanında faaliyet gösteren KKR şirketinde ortak ve operasyon sorumlusu olarak görev yaptığı, şirketin Ortadoğu’da faaliyetlerini genişlettiği ancak Irak’a dair doğrudan bir işaret bulunmadığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın sorularına KKR şirketi, Petraeus’un Bağdat ziyaretinin niteliği ve Beyaz Saray tarafından herhangi bir danışmanlık görevi verilip verilmediği konusunda yanıt vermedi.

Buna karşın üç siyasi kaynak, Petraeus’un ‘ABD’ye daha sonra özel temsilci aracılığıyla sunulacak uygulanabilir bir uygulama planı hazırlamakla görevlendirildiğini’ doğruladı.

Bağdat’taki yeni başbakana yakın kaynaklar, Ali ez-Zeydi’nin bu hassas dosyayı ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da gerçekleşmesi beklenen bir ziyaret sırasında ele alabileceğini belirtti. İsmi açıklanmayan bir Iraklı yetkili, olası ziyaret için ilk tarihin Kurban Bayramı sonrasına, Haziran 2026’ya işaret edebileceğini, ancak Washington-Tahran arasındaki müzakerelerin süreci etkileyebileceğini ifade etti.

‘Yaklaşıldığında patlayabilecek tehlikeli bir mesele’

Iraklı yetkililer, bazı Iraklı yetkililerin Amerikalı generale ABD Başkanı Donald Trump ile konuşur gibi açık bir üslupla yaklaştığını ve özellikle Halk Seferberlik Güçleri ile ilgili henüz teorik aşamadaki planların olası sonuçlarına dair endişelerini açık şekilde dile getirdiğini aktardı.

Aynı kaynaklar, bir başka yetkilinin “Amerikalı general Iraklı yetkilileri dinlemekle yetindi, çok az konuştu. Ancak Washington’ın ne istediğini net biçimde ortaya koydu: bölgesel tehdit kaynağının ortadan kaldırılması” ifadelerini kullandığını belirtti. Ancak söz konusu kaynaklara göre Petraeus, Bağdat’tan ABD’nin öngördüğü çerçevede Irak’ın sorunu çözme kapasitesine ilişkin kesin bir kanaat oluşturmadan ayrıldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen iki Batılı diplomat, ABD’nin, eski Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinin son aylarında önemli ölçüde güven kaybı yaşadığını, bunun nedeninin çatışma döneminde silahlı grupların saldırılarına karşı yeterince sert bir tutum alınmaması olarak değerlendirildiğini ifade etti. Diplomatlar, bunun yeni hükümetten daha fazla güvenlik ve siyasi garanti talep edilmesine yol açabileceğini belirtti.

Körfez ülkelerine yönelik saldırıların sürmesi ve Washington’ın önceki Irak hükümetini bu gruplara resmi koruma sağlamakla suçlamasıyla birlikte, Halk Seferberlik Güçleri ve ona bağlı silahlı yapılar giderek çözülmesi zor bir dosya haline geldi. Bir Iraklı yetkili bu durumu ‘yaklaşıldığında patlayabilecek tehlikeli bir mesele’ olarak tanımladı.

sdeferf
Şii güçler, Halk Seferberlik Güçleri’nin kaderini görüşmek üzere parlamentoya başvurmaya çalışıyor. (AP)

Washington’ın, iş insanı kimliğiyle tanınan ve siyasi çevrelerde ekonomik faaliyetlerinin siyasetle birlikte büyüdüğü konuşulan yeni Başbakan Ali ez-Zeydi’nin hükümetini İran nüfuzundan uzaklaştırmasını umduğu, silah kontrolü meselesini ise güvenin sürmesi açısından bir test olarak gördüğü ifade edildi. Ancak yakın çevresine göre bu görevin kolay olmadığı değerlendiriliyor.

Siyasi müzakereleri takip eden bir kaynak ise Petraeus’un, Halk Seferberlik Güçleri’nin dağıtılması halinde İran’a karşı yeterli bir güvenlik şemsiyesi olup olmayacağına dair Iraklı yetkililer tarafından yöneltilen sorulara yanıt vermediğini aktardı.

Bağdat zaman kazanıyor

Halk Seferberlik Güçleri, Irak’taki Şii liderlik açısından ‘kader meselesi’ ve ‘aşılamaz kırmızı çizgi’ olarak görülüyor. Şarku’l Avsat’a konuşan ve gruplara yakın yetkililere göre bu yapı, 7 Ekim 2023’teki gelişmelerin ardından derinleşen bölgesel kutuplaşmanın içine çekildi ve son savaş sürecinde ABD ile İran arasındaki gerilimin doğrudan bir parçası haline geldi.

Silahlı gruplara yakın isimlerin bazı görsel medya organlarında, ‘Halk Seferberlik Güçleri’nin entegrasyonu veya feshi yönünde adım atan herhangi bir hükümet ya da siyasi aktöre karşı sert karşılık verileceği’ yönünde uyarılarda bulunduğu ifade edildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir silahlı grup lideri, İran’ın son dönemde kendilerini, bölgedeki çıkarlarını güvence altına alan en önemli askeri güçlerden birini ortadan kaldırmayı amaçlayan Amerikan çizgisine karşı durmaları için teşvik ettiğini söyledi. Aynı kaynak, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı ve Irak’taki Şii gruplar üzerinde etkili olan bazı komutanların, Halk Seferberlik Güçleri’nin feshi yönünde bir adım atılması halinde süreci sabote edeceğini öne sürdü.

Ketaib Hizbullah’a yakın bir milletvekiline göre Halk Seferberlik Güçleri, 2016 yılında Irak Parlamentosu tarafından yasal statü kazanan bir kurum ve feshedilmesi için yeni bir meclis oylaması gerekiyor.

Şii silahlı gruplar aynı zamanda Irak parlamentosunda güçlü siyasi uzantılara sahip. Tahminlere göre bu yapılar yaklaşık 80 sandalye kontrol ediyor. İktidardaki Şii Koordinasyon Çerçevesi ise 329 sandalyeli parlamentoda yaklaşık 180 milletvekiliyle çoğunluğa sahip ve yasama sürecinde belirleyici bir etkiye sahip bulunuyor.

cfswcfd
Ketaib Hizbullah’a bağlı Haklar Hareketi’nin lideri Hüseyin Munis (solda), 14 Mayıs 2026’da Bağdat’ta gazetecilere Ali ez-Zeydi hükümetine karşı olduğunu açıkladı. (DPA)

Şarku’l Avsat’a konuşan Şii Koordinasyon Çerçevesi’nden iki üye, ittifak liderlerinin Başbakan’a grupların oluşturduğu riskler konusunda genel bir görüş birliği içinde olduklarını ancak sorunun çözümü için ulusal diyalog, teşvik temelli bir plan ve Necef’teki dini merciiyetin de dahil olduğu daha geniş kapsamlı bir strateji gerektiğini ilettiklerini aktardı.

Irak’ta görev yapan bir Batılı danışman ise Washington’ın bu tür yaklaşımları ‘zaman kazanma girişimi’ olarak değerlendirdiğini ve Halk Seferberlik Güçleri sorununun ertelenmesinin ABD açısından çok maliyetli bir durum olarak görüldüğünü söyledi.

Bir Iraklı yetkili de, Petraeus’un Bağdat’taki temasları başlamadan önce bazı ABD’li yetkililerin yerel aktörlere ‘Halk Seferberlik Güçleri sorununa kayıtsız kalmanın ciddi bedelleri olacağını’ açıkça ilettiğini belirtti.

Sesi duymazdan gelindi

Bu çerçevede Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre ABD, Halk Seferberlik Güçleri’nin entegrasyonu veya yeniden yapılandırılması ve lider kadrolarının değiştirilmesine yönelik Irak tarafından sunulan önerileri ‘şekli’ olduğu gerekçesiyle dikkate almadı.

Irak hükümeti, parlamentonun da onayladığı programında ‘Halk Seferberlik Güçleri’nin görev ve sorumluluklarının askeri ve güvenlik sistemi içinde tanımlanması’ hedefini kabul etmişti.

Başbakan Ali ez-Zeydi’nin ofisi, hükümet programında Halk Seferberlik Güçleri’ne ilişkin maddelerin nasıl uygulanacağı ve bu konuda ABD ile herhangi bir uygulama planına dahil olup olunmadığı yönündeki sorulara yanıt vermedi.

Şarku’l Avsat’a konuşan beş Iraklı ve Batılı kaynak, Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde sunulan bazı önerilerin Halk Seferberlik Güçleri ve diğer silahlı grupların yeni bir bakanlık çatısı altında toplanması ya da Başbakan’a bağlı idari bir yapı içinde yeniden düzenlenmesini hedeflediğini, ancak bu girişimlerin ABD tarafından karşılık bulmadığını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, ABD’nin, Irak’ta siyasi ve güvenlik kararlarında tam egemenliğin sağlanmasına ve Washington’ın ‘terör tehdidi’ olarak tanımladığı unsurların ortadan kaldırılmasına odaklandığını, böylece Bağdat’ın komşularıyla daha istikrarlı bir ilişki kurmasının hedeflendiğini ifade etti.

sdfe
 İki Ketaib Hizbullah mensubu, Bağdat’ta bir çevik kuvvet barikatının önünde fraksiyonun bayrağını taşıyor. (Reuters)

Bağdat’ta yaygın kanaate göre, son dönemde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yönelik saldırılar, bölgedeki DMO stratejisinin bir parçası olarak hem savaş sürecinin uzantısı hem de Halk Seferberlik Güçleri’nin nüfuzunun korunmasına yönelik bir caydırıcılık hamlesi niteliği taşıyor.

Ketaib Hizbullah’ın güvenlik sorumlusu Ebu Mücahid el-Asaf 18 Mayıs 2026’da yaptığı açıklamada, bu grubun ‘direniş liderlerine ve Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik herhangi bir saldırı durumunda ABD’ye her alanda karşılık vermeye hazır olduğunu’ söyledi.

Bağdat’ta bundan sonra ne olacak?

Buna rağmen, Şarku’l Avsat’a konuşan iki Iraklı kaynağa göre, yakın dönemde ilk aşamanın başlaması ve bu kapsamda ağır ve orta ölçekli silahların Irak hükümeti ile ABD arasında mutabık kalınacak güvenilir bir Irak güvenlik birimine teslim edilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Söz konusu aşamanın ayrıca, ABD ve bölgedeki müttefiklerine yönelik saldırılara karıştığı iddia edilen bazı isimlerin görevden uzaklaştırılmasını ve Halk Seferberlik Güçleri bünyesindeki unsurların altyapısını denetleyecek Iraklı generallerin atanmasını içerdiği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre, parlamentoda siyasi temsile sahip silahlı kanatların, silahlarını teslim etmeleri halinde Irak hükümetindeki paylarını yeniden elde etmek üzere müzakereler yürüttüğü, ancak bunun için hükümete katılımlarının engellenmeyeceğine dair kesin güvenceler talep ettikleri aktarıldı.

Öte yandan Ali ez-Zeydi hükümetinde bazı bakanlıkların Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle hâlâ boş olduğu, bazı atamaların ise İran ile bağlantılı görülen isimlere yönelik ABD vetosu nedeniyle askıya alındığı belirtildi.



İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesinde bulunan iki binanın tahliye edilmesi konusunda uyarıda bulundu

Sur meydanlarından birinde güvercinlere yem atan bir kız (EPA)
Sur meydanlarından birinde güvercinlere yem atan bir kız (EPA)
TT

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki Sur bölgesinde bulunan iki binanın tahliye edilmesi konusunda uyarıda bulundu

Sur meydanlarından birinde güvercinlere yem atan bir kız (EPA)
Sur meydanlarından birinde güvercinlere yem atan bir kız (EPA)

İsrail ordusu, dün gece yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın kullandığını” öne sürdüğü Güney Lübnan’ın Sur kentindeki iki binanın vurulması öncesinde tahliye uyarısı yayımladı.

İsrail Ordu Sözcüsü, X platformunda kırmızıyla işaretlenmiş iki binanın yer aldığı bir harita paylaşarak, bina sakinleri ile çevrede yaşayanlara yönelik “acil uyarıda” bulundu. Açıklamada, söz konusu binaların derhal boşaltılması ve en az 500 metre uzaklaşılması istendi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre sivil savunma ekipleri ve belediye polisi hoparlörlerle halka binaları ve çevresini boşaltmaları çağrısı yaptı. Yerel saatle gece yarısından kısa süre önce yapılan uyarının ardından, bölge sakinlerinin evlerini terk etmeye çalışması nedeniyle caddelerde yoğun trafik oluştu.

Öte yandan, İsrail savaş uçaklarının Beyrut ve güneyden uzak çevre bölgelerin semalarında yoğun uçuş gerçekleştirdiği bildirildi.


Sudan’da Barış Yakın mı? Savaş dördüncü yılında kritik eşikte

Kasım 2023’te Sudan-Çad sınırı yakınındaki mülteci kampına bakan bir tepenin üzerinde oturan çocuk. (Reuters)
Kasım 2023’te Sudan-Çad sınırı yakınındaki mülteci kampına bakan bir tepenin üzerinde oturan çocuk. (Reuters)
TT

Sudan’da Barış Yakın mı? Savaş dördüncü yılında kritik eşikte

Kasım 2023’te Sudan-Çad sınırı yakınındaki mülteci kampına bakan bir tepenin üzerinde oturan çocuk. (Reuters)
Kasım 2023’te Sudan-Çad sınırı yakınındaki mülteci kampına bakan bir tepenin üzerinde oturan çocuk. (Reuters)

Üç yılı aşkın süren savaşın ardından Sudan, siyasi ve insani açıdan farklı bir dönemece girmiş görünüyor. Bunun nedeni çatışmaların sona ermesi ya da taraflardan birinin askeri üstünlük sağlaması değil; savaşın sürmesinin maliyetinin artık iç, bölgesel ve uluslararası düzeyde herkesin taşıyabileceği sınırları aşmış olması.

Uluslararası baskının artması, bölgesel diplomatik hareketliliğin yoğunlaşması ve insani çöküşün derinleşmesiyle birlikte siyasi ve medya çevrelerinde aynı soru yeniden gündeme geliyor: Savaş çözüm aşamasına mı yaklaşıyor, yoksa Sudan geçmiştekilere benzer uzun süreli bir çatışmaya mı sürükleniyor?

Sudan’ın tarihi bu konuda iyimser cevaplar vermiyor. Ülkedeki büyük savaşların çoğu onlarca yıl sürdü. Güneydeki ilk iç savaş 17 yıl (1955-1972), ikinci iç savaş 22 yıl (1983-2005), Darfur savaşı ise yaklaşık 17 yıl (2003-2020) devam etti. Bu çatışmaların tamamı nihayetinde diyalog, uzlaşı ve barış anlaşmalarıyla sona erdi. Bu nedenle Sudanlılar, mevcut savaşın da uzun ve açık uçlu yeni bir çatışma dönemine dönüşmesinden endişe ediyor.

Ancak bazı çevreler mevcut savaşın önceki çatışmalardan farklı olduğu görüşünde.

Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında Nisan 2023’te başlayan çatışmalarda taraflar kısa sürede askeri zafer elde edeceklerini düşünüyordu. Ancak savaşın dördüncü yılına girmesi bu beklentinin sınırlarını açık biçimde ortaya koydu.

Hartum’dan Port Sudan’a, Darfur ve Kordofan’dan Mavi Nil bölgesine yayılan çatışmalar hiçbir tarafa kesin üstünlük sağlamadı. Buna karşın ülkeyi dünyanın en ağır insani krizlerinden biriyle karşı karşıya bıraktı.

Uluslararası baskı artıyor

Sahadaki tablo karmaşıklaştıkça uluslararası toplum da Sudan’daki savaşı yalnızca ülke sınırları içinde kalan bir kriz olarak görmemeye başladı. Kızıldeniz’de artan gerilim, Afrika Boynuzu’nda kaosun yayılma ihtimali ile göç ve düzensiz göç dalgalarının büyümesi, Batılı ve bölgesel başkentleri siyasi çözüm baskısını artırmaya yöneltti.

sacscs
Nisan ortasında Sudan'daki insani krizi görüşmek üzere Berlin'de düzenlenen konferansa katılanlar (X)

Bu çerçevede Berlin’de düzenlenen son konferans önemli bir dönüm noktası oldu. Çok sayıda ülke ve uluslararası kuruluş, Sudan krizinin “askeri yollarla çözülemeyeceği” konusunda görüş birliğine vardı ve kapsamlı müzakere sürecine destek verdi.

ABD ve Avrupa Birliği de özellikle bölgesel istikrarsızlığın büyümesinden duyulan kaygılar nedeniyle ateşkes sağlanması için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırdı.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos da “Sudan’daki çatışmanın askeri çözümü yok” diyerek uluslararası toplumun tarafları müzakere ve ateşkese zorlamak konusunda ortak görüşe sahip olduğunu söyledi. Boulos ayrıca kalıcı ateşkese zemin hazırlayacak insani ateşkesler üzerinde çalışıldığını belirtti.

Bu uluslararası yaklaşım değişikliği çözümün yakın olduğu anlamına gelmese de etkili güçlerin savaşın sürmesinin Sudan devletinin tamamen çökmesine yol açabileceğine giderek daha fazla inandığını ortaya koyuyor. Bu senaryo özellikle komşu ülkeler olmak üzere birçok bölgesel ve uluslararası aktörü endişelendiriyor.

Bölgesel diplomasi hız kazandı

Son aylarda bölgesel diplomatik hareketlilik, savaşın ilk yıllarına kıyasla belirgin şekilde arttı. İlk dönemde çatışma “unutulmuş savaş” olarak tanımlanıyordu.

Şimdi ise Doğu Afrika'daki Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Arap Birliği arasında artan bir koordinasyon dikkat çekiyor. Körfez ülkeleri, Mısır ve Afrikalı aktörler de Sudan’ın parçalanmasını ya da açık bir bölgesel çatışma alanına dönüşmesini engellemek amacıyla girişimlerde bulunuyor.

Bu aktörler, savaşın sürmesinin yalnızca Sudan’ı değil, Kızıldeniz güvenliğini, uluslararası ticaret yollarını ve komşu ülkelerin istikrarını da doğrudan tehdit ettiğinin farkında. Bu nedenle siyasi çözüm artık yalnızca Sudan’ın iç meselesi değil, bölgesel bir zorunluluk olarak görülüyor.

Burhan’dan siyasi çözüme açık mesaj

Sudan içinde ise ordu operasyonların sürdürülmesi yönündeki söylemini korusa da siyasi çözüm ihtimaline kapıyı tamamen kapatmıyor.

Abdülfettah el-Burhan son açıklamalarından birinde, “Silah bırakıp ikna olan herkes için vatanın kapısı açıktır” ifadelerini kullandı.

Gözlemciler bu açıklamayı, olası uzlaşıların önünü açma ya da Hızlı Destek Kuvvetleri içinde ayrışmaları teşvik etmeye yönelik bir mesaj olarak değerlendirdi.

Bununla birlikte Burhan, ordunun “devleti ve kurumlarını yeniden kontrol altına alma” hedefinden vazgeçmediğini de vurgulamayı sürdürüyor. Bu durum, askeri kurumun olası müzakerelerde siyasi ve askeri hedeflerinden geri adım atmak istemediğini gösteriyor.

Dolayısıyla savaşın sona erdirilmesine yönelik baskılar artsa da kapsamlı bir çözüme ulaşmanın hâlâ ciddi zorluklar içerdiği belirtiliyor.

İnsani baskı belirleyici unsur haline geldi

Ancak taraflar üzerindeki en büyük baskının artık askeri ya da siyasi değil, insani olduğu değerlendiriliyor.

Birleşmiş Milletler ve uluslararası gıda kuruluşları Sudan’ın dünyanın en büyük açlık krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunuyor.

Mayıs 2026 tarihli Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) raporuna göre yaklaşık 20 milyon Sudanlı ciddi seviyede gıda güvensizliği yaşıyor. On binlerce kişi kıtlık riski altında bulunurken birçok bölge insani felaket tehdidiyle karşı karşıya.

ddvfd
Dünya Gıda Programı Genel Direktörü Cindy McCain, Sudan'da "büyük bir insani felaket" yaşanabileceği konusunda uyardı (Reuters)

Cindy McCain, açlık ve yetersiz beslenmenin milyonlarca insanın hayatını tehdit ettiğini belirterek acil uluslararası müdahale çağrısında bulundu.

UNICEF Direktörü Catherine Russell ise sağlık merkezlerine “ağlayamayacak kadar zayıf çocukların” getirildiğini söyleyerek insani durumun trajik boyutlara ulaştığını ifade etti.

Sudan’da savaş karşıtı sesler yükseliyor

Sudan’da savaşın sona erdirilmesini isteyen sesler giderek artıyor. Ancak olası çözümün nasıl şekilleneceği konusunda ciddi görüş ayrılıkları sürüyor.

Orduya yakın bazı analistler, savaşa verilen halk desteğinin azalmasının Hızlı Destek Kuvvetleri’nin devlet içinde paralel bir güç olarak kalmasının kabul edildiği anlamına gelmediğini savunuyor. Bu nedenle olası çözümün birleşik bir askeri kurumun yeniden inşasına bağlı olduğu görüşü öne çıkıyor.

Sudan Kongre Partisi Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreteri Şerif Muhammed Osman ise “Gerçek bir sivil liderlik olmadan ne askeri çözüm mümkündür ne de barış sağlanabilir” diyerek savaşın sona ermesi için kapsamlı bir siyasi uzlaşının şart olduğunu söyledi.

Siyasi analist Muhammed Latif de uluslararası baskılar ve halkın yaşadığı ağır koşullar nedeniyle barışın “hiç olmadığı kadar yakın” olduğunu belirtiyor. Ancak yeni cephelerin açılması ve bölgesel karmaşıklıkların çatışmayı uzatmaya devam ettiğini vurguluyor.

Askeri uzman Tuğgeneral Cemal eş-Şehid ise Sudan’ın iki kritik seçenek arasında bulunduğunu ifade ediyor: Uluslararası baskılar ve askeri yıpranmanın dayattığı siyasi çözüm ya da hiçbir tarafın kesin zafer elde edemediği, devlet kurumlarının yavaş yavaş çözüldüğü uzun süreli savaş modeli.

Eş-Şehid, zamanın artık Sudan’ın lehine işlemediğini ve savaşın uzadığı her gün gelecekteki barışın maliyetini artırdığını söylüyor.

Tüm bu göstergelere rağmen temel sorular hâlâ cevapsız: Sudan’daki savaş gerçekten çözüm öncesi tükenme aşamasına mı ulaştı, yoksa ülke henüz sonu belirsiz uzun bir çatışmanın başlangıcında mı?


Lübnan’da ABD yaptırımı krizi: İki güvenlik yetkilisi görevde kalmaya devam ediyor

Halk gösterisine katılan bir kadın, Naim Kassım ile Lübnan Meclis Başkanı ve Emel Hareketi lideri Nebih Berri’nin fotoğraflarını taşıyor. (AFP)
Halk gösterisine katılan bir kadın, Naim Kassım ile Lübnan Meclis Başkanı ve Emel Hareketi lideri Nebih Berri’nin fotoğraflarını taşıyor. (AFP)
TT

Lübnan’da ABD yaptırımı krizi: İki güvenlik yetkilisi görevde kalmaya devam ediyor

Halk gösterisine katılan bir kadın, Naim Kassım ile Lübnan Meclis Başkanı ve Emel Hareketi lideri Nebih Berri’nin fotoğraflarını taşıyor. (AFP)
Halk gösterisine katılan bir kadın, Naim Kassım ile Lübnan Meclis Başkanı ve Emel Hareketi lideri Nebih Berri’nin fotoğraflarını taşıyor. (AFP)

Lübnan’da gözler, ABD’nin biri ordu diğeri Genel Güvenlik teşkilatından iki subay ile birlikte Hizbullah ve Amal Movement bağlantılı isimleri hedef alan benzeri görülmemiş yaptırımlarına devletin nasıl yaklaşacağına çevrildi.

Lübnan’ın hukuken bu karara uymak zorunda olmadığı belirtilirken, şimdiye kadar yaptırım listesine alınan iki subay hakkında doğrudan herhangi bir işlem yapılmadı. İçişleri Bakanı Ahmed al-Haccar ise Genel Güvenlik Genel Müdürü Tümgeneral Hasan Şukayr’dan olası ihlallerin araştırılmasını ve gerekli görülmesi halinde işlem yapılmasını istediğini açıkladı.

İki subay hakkında şu ana kadar işlem yapılmadı

Güvenlik kaynakları, “Dikkat çeken nokta, Lübnan ordusu ile Genel Güvenlik kurumlarına kararların resmi ve hukuki yollarla bildirilmemiş olmasıdır. Her iki kurumun yönetimi de yaptırımları yalnızca açıklamalar ve medya üzerinden öğrendi” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, “Albay Samir Hamade, Lübnan ordusu İstihbarat Müdürlüğü’nün Dahiye Şubesi Başkanı olduğuna göre sahada Dahiye’de kiminle koordinasyon kurması bekleniyor? İstihbarat birimleri başka bölgelerde diğer siyasi partilerle de koordinasyon sağlıyor. Önemli istihbarat bilgilerinin Hizbullah ile paylaşıldığı yönündeki suçlamalar ise gerçeği yansıtmıyor” ifadelerini kullandı.

İki subay hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmayacağı sorusuna ise kaynaklar, “Şu ana kadar kendileri hakkında alınmış herhangi bir önlem yok ve görevlerini sürdürmeye devam ediyorlar” yanıtını verdi.

ABD Hazine Bakanlığı, söz konusu iki subayı geçen yıl boyunca süren çatışmalar sırasında Hizbullah ile önemli istihbarat bilgileri paylaşmakla suçluyor.

“Lübnan’ın karara uyma zorunluluğu yok”

Hukuk ve anayasa uzmanı Said Malik, yaptırımların siyasi mesaj taşıdığını belirterek, “ABD Hazine Bakanlığı’nın bu adımı, uluslararası düzeyde yasaklı kabul edilen Hizbullah ile temasın artık sonuç doğuracağı yönünde bir mesajdır. Lübnan devleti ve ilgili kurumlar bu karara uymak zorunda değil. Ancak yaptırımlar, bu kişilerin maaşlarının ödenmesi, resmi işlemlerinin yürütülmesi ve yerel ya da yabancı güvenlik kurumlarıyla iş birliği yapılması açısından zorluk yaratabilir” ifadelerini kullandı.

sdgrtyj
Lübnan Silahlı Kuvvetleri mensupları, başkent Beyrut’taki bir caddede konuşlanıyor. (EPA)

Lübnan hükümetinin bu tür kararları anlayışla karşılayabileceğini söyleyen Malik, “Ancak devlet açısından bağlayıcı değildir. Çünkü bu kişilere uygulanacak yaptırımlar Lübnan yasalarına tabidir; Batılı yönetimlerin aldığı siyasi kararlar doğrudan uygulanamaz” diye konuştu.

Yaptırım listesinde kimler var?

ABD’nin son yaptırım listesinde yer alan dokuz isim arasında Hizbullah’tan dört milletvekili bulunuyor.

Bunlardan Muhammed Fneish hakkında ABD Hazine Bakanlığı, Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı olarak partinin idari ve kurumsal yapısını yeniden organize ederek silahlı varlığını sürdürmeye çalıştığını öne sürdü.

Milletvekili Hassan Fadlallah’ın ise ABD tarafından yaptırım listesinde bulunan Nur Radyosu’nun kuruluşunda yer aldığı ve ayrıca yine yaptırım kapsamındaki El Manar televizyonunda üst düzey görev yürüttüğü belirtildi.

Yaptırımlar ayrıca Hizbullah’ın eski yöneticilerinden ve medya komitesi başkanı olan milletvekili İbrahim al-Mussavi ile, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına karşı çıkan en önemli isimlerden biri olduğu belirtilen Huseyin Hac Hassan’ı da kapsadı.

Amal Hareketi’ne açık mesaj

ABD yaptırımları, Hizbullah’ın siyasi ve güvenlik müttefiki olan Amal Hareketi’nden Ahmed Esad Baalbaki ile Ali Ahmed Safavi’yi de hedef aldı.

ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında, Baalbaki’nin Amal Hareketi’nin güvenlik sorumlusu olduğu ve Hizbullah yönetimiyle koordineli şekilde siyasi rakipleri korkutmaya yönelik güç gösterileri organize ettiği öne sürüldü.

Safavi’nin ise Güney Lübnan’daki Amal milislerinin lideri olduğu, Hizbullah ile koordinasyon içinde hareket ettiği ve İsrail’e yönelik saldırılar ile ortak askeri operasyonlar konusunda talimat aldığı iddia edildi.

İran’ın Lübnan büyükelçisi de listede

Dikkat çeken bir diğer gelişme ise yaptırımların, İran’ın Lübnan’a atanan büyükelçisi Muhammed Reza Şeybani’yi de kapsaması oldu.

Lübnan Dışişleri Bakanlığı, Şeybani’yi “istenmeyen kişi” ilan etmiş, diplomatik akreditasyon onayını geri çekerek Beyrut’tan ayrılmasını istemişti.

ABD açıklamasında, Lübnan’ın bu kararı İran’ın diplomatik teamülleri ihlal ettiği ve iki ülke arasındaki iletişim yöntemlerine ilişkin gerekçelerle aldığı belirtildi.