Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

15 kasaba için tahliye uyarısı verildi... Sur’daki bir hastane hasar gördü

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
TT

Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)

Hizbullah, son günlerde İsrail toprakları içindeki Demir Kubbe hava savunma sistemi platformlarına yönelik saldırılarını artırdı. Uzmanlara göre bu hamle, İsrail ordusunun maddi kayıplarının maliyetini yükseltme ve gerek Lübnan içinde gerekse İran’da savaşın yeniden başlaması ihtimaline karşı ön hazırlık yapma girişimi olarak değerlendiriliyor. Bu durumun, füzelerin İsrail’in iç kesimlerine ulaşmasını kolaylaştırmayı amaçladığı belirtiliyor.

Demir Kubbe platformlarının hedef alınmasına odaklanılması, askeri çatışmanın seyrinde dikkat çekici bir değişim olarak görülüyor. Zira Hizbullah, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana geçen bir aylık süreçte İsrail’e ait hava savunma sistemlerine yalnızca bir saldırı düzenlemişti. Buna karşılık örgüt, son dört gün içinde İsrail sınırındaki askeri noktalarda bulunan Demir Kubbe platformlarına yönelik 6 saldırı gerçekleştirdiğini duyurdu. Hizbullah, söz konusu saldırılarda ‘kamikaze İHA’lar’ kullandığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı üç ayrı açıklamada, Lübnan sınırındaki Branit Kışlası ile Ramim Kışlası’nda bulunan 4 hava savunma sistemi platformunu hedef aldığını duyurdu. Branit Kışlası, İsrail’in kuzey sınırının doğu kısmının güvenliğinden sorumlu 91. Tümen’in (Celile Tümeni) ana komuta merkezi olarak biliniyor. Lübnan sınırındaki Ayta eş-Şaab beldesinin karşısında yer alan üs, sınır hattındaki en büyük ileri askeri karargâhlardan biri olması nedeniyle stratejik önem taşıyor ve Lübnan sınırındaki askeri operasyonların bir bölümünü yönetiyor. Hizbullah ayrıca, geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, el-Celil Ormanları Kampı’ndaki Demir Kubbe sistemini kamikaze İHA ile hedef aldığını bildirmişti.

Siyasi, askeri ve stratejik nedenler

Emekli Tuğgeneral Said el-Kazah, söz konusu saldırıların yoğunlaşmasını siyasi, askeri ve stratejik nedenlere bağladı. Kazah’a göre Hizbullah, Lübnan devletinin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakerelerden kaynaklanan hiçbir düzenlemeyi tanımadığı için askeri operasyonlarını sürdürmeye devam ediyor. Kazah, Hizbullah’ın özellikle ateşkes anlaşmasının uygulanmasına ilişkin süreci kabul etmediğini belirterek, örgütün müzakere kartının Lübnan devletinin değil İran’ın elinde olmasını istediğini ifade etti. Kazah, Hizbullah’ın daha önce 2006 müzakerelerinde, deniz sınırlarının belirlenmesi sürecinde ve 2024’teki çatışmaların durdurulması anlaşmasında olduğu gibi elinde tuttuğu pazarlık gücünü kaybettiğini söyledi.

xc sdvdf
Hizbullah tarafından yayınlanan ve Lübnan sınırına yakın bir askeri üste bulunan Demir Kubbe bataryasına yönelik saldırıyı gösterdiği iddia edilen bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Siyasi olmayan nedenlere de değinen Kazah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın “Demir Kubbe sistemleri, tanklar, zırhlı araçlar ya da personel gibi vurabildiği her hedefi hedef almaya çalıştığını” söyledi. Kazah, örgütün şu anda başlıca saldırı aracı olarak fiber optik İHA’ları kullandığını belirterek, “Bu araçlar pistleri geçici olarak devre dışı bırakabiliyor ancak tamamen yok edemiyor. Buna karşılık Demir Kubbe sistemlerinin hedef alınmasından doğan zarar çok daha büyük oluyor… Demir Kubbe füzelerinin vurulması patlamalarına yol açarken, radar sistemlerinin vurulması ise tamamen imha edilmeleri anlamına geliyor” ifadelerini kullandı. Kazah, Hizbullah’ın, İsrail ordusuna verdiği zararın maliyetini artırmaya ve özellikle hava savunma sistemlerini devre dışı bırakarak askeri, maddi ve stratejik açıdan önemli kayıplar verdirmeye çalıştığını kaydetti.

Kazah, Demir Kubbe sistemlerine yönelik saldırıların yoğunlaşmasının arkasında başka nedenlerin de bulunduğunu belirterek, bunların başında ‘İran’da savaşın yeniden başlaması ya da Lübnan’daki savaşın genişlemesi ihtimali karşısında bu sistemleri işlevsiz hale getirme girişiminin’ geldiğini söyledi. “Her iki cephede savaşın yeniden başlaması halinde füze saldırılarının tekrar başlaması beklenir” diyen Kazah, Hizbullah’ın bu nedenle hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirerek kendi füzelerinin ya da İran füzelerinin İsrail içlerine ulaşmasını sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Kazah, İran’da savaşın yeniden başlamasının ‘Hizbullah’ın da çatışmalara dahil olması anlamına geleceğini’ savunarak, Tahran’ın ‘Hizbullah, Husiler ve Iraklı milisler dahil tüm unsurlarını İsrail’e, Arap ülkelerine ve bölgedeki yabancı çıkarlara yönelik saldırıları yoğunlaştırmak için kullanacağını’ öne sürdü. Kazah ayrıca, İran’ın üçüncü dalga saldırıların ‘sert ve yıkıcı olacağını’ bildiğini, bu saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmayıp ekonomik tesisler ile altyapıyı da kapsayabileceğini düşündüğünü söyledi.

Fiber optik İHA’lar

Hizbullah, tespit edilmesi zor ve diğer kablosuz İHA’larda olduğu gibi elektronik karıştırma ya da savunma sistemleriyle etkisiz hale getirilmesi neredeyse imkânsız olan fiber optik İHA’ların kullanımını artırıyor. Bu durumun, söz konusu İHA’ların hedeflerine diğer modellere kıyasla daha kolay ulaşmasını sağladığı belirtiliyor. Kazah, bu tür İHA’ların 3 ila 5 kilogram arasında patlayıcı taşıma kapasitesine sahip olduğunu belirterek, “Toplu hedeflere yönelik saldırılarda can kayıplarına yol açabiliyorlar. Ayrıca tank ve zırhlı araçlarda optik nişangâh ya da gözetleme sistemlerini hedef aldıklarında ciddi hasar verebiliyorlar” dedi. Kazah, bu tür İHA’lara karşı henüz etkili bir çözüm bulunamadığını ifade ederek, “Ne Rusya-Ukrayna savaşında ne de Lübnan cephesinde bu sistemlere karşı kesin sonuç veren bir yöntem geliştirilebildi” değerlendirmesinde bulundu.

sxd
Güney Lübnan’daki el-Abbasiye kasabasında İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgede incelemelerde bulunan sivil savunma personeli (AFP)

Öte yandan İsrail, tahliye uyarılarının kapsamını Sayda yakınlarındaki Cezzin bölgesine kadar genişletti. Sınır hattından yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki bölgeyi de kapsayan uyarılar, Güney Lübnan’daki Güney ve Nebatiye vilayetlerinde bulunan 15 kasaba ve köyü içine alan en geniş tahliye dalgası oldu. Bu gelişme, İsrail’in gece saatlerinde düzenlediği hava saldırılarında Güney Lübnan’ın Sur kentindeki bir hastanenin zarar görmesinin ardından yaşandı.

Dün yoğun hava saldırıları devam ederken, Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ‘Sur çevresindeki Cel el-Bahr bölgesine şiddetli bir hava saldırısı düzenlendiğini’ bildirdi. Güney Lübnan’daki farklı noktalara yönelik saldırıların sürdüğü belirtilirken, bunlardan birinin Bazuriye beldesindeki narenciye bahçelerinden birini hedef aldığı, saldırıda burada çalışan çok sayıda Suriyeli işçinin yaralandığı aktarıldı.

Sur uyarıları

İsrail ordusu, cuma gününü cumartesiye bağlayan gece yarısı saatlerinde, Sur bölgesindeki iki bina ve çevresinin tahliye edilmesi yönünde uyarı yayımlamış, söz konusu binaların Hizbullah’a ait hedefler olduğu gerekçesiyle vurulacağını açıklamıştı. NNA, tehdit edilen binalardan birinin Sur kentindeki Hiram Hastanesi yakınında bulunduğunu bildirdi. Haberde, İsrail’in saldırı tehdidini gerçekleştirmesinin ardından binada ağır hasar meydana geldiği belirtildi.

dsvdsv
Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde İsrail’in düzenlediği saldırının yol açtığı hasarı inceleyen yerel halk (Reuters)

NNA, saldırının Hiram Hastanesi’nde, ameliyathanelerde, polikliniklerde, elektrik şebekelerinde ve hastane binasının camlarında ağır hasara yol açtığını bildirdi. Hastane Yönetim Kurulu Başkanı Selman Aydibi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Hastaları daha güvenli bölgelere naklettik” dedi. Aydibi, hastalardan hiçbirinin zarar görmediğini ancak yaklaşık 30 hastane çalışanının hafif şekilde yaralandığını belirtti. Hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Aydibi, acil servis bölümünün kısa süreliğine hizmet dışı kalmasına rağmen hastanenin mevcut koşullarda faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.

Aydibi ayrıca, İsrail ile Hizbullah arasında 2 Mart’ta başlayan savaşın ardından İsrail saldırılarının hastane çevresini ikinci kez hedef aldığını kaydetti. Yıkılan iki binanın, İsrail’in neredeyse her gün saldırı düzenlediği kentteki yerleşim bölgelerinde bulunduğu belirtildi. İsrail’in tahliye uyarısının ardından sivil savunma ekipleri ve belediye polisi, hoparlörler aracılığıyla halka bölgeyi terk etmeleri çağrısında bulundu. Uyarı sonrası çok sayıda kişinin evlerini terk etmeye çalışması nedeniyle sokaklarda yoğun trafik oluştu.

İsrail ordusu ise dün yaptığı açıklamada, gece saatlerinde ‘Sur bölgesinde Hizbullah’a ait altyapı hedeflerini’ vurduğunu duyurdu. Açıklamada ayrıca, Lübnan’ın doğusundaki Bekaa bölgesinde Hizbullah tarafından ‘silah üretiminde kullanıldığı’ öne sürülen yer altı tesislerinin de hava saldırılarında hedef alındığı belirtildi.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.