1992 yılında siyasi hayata girmesinden bu yana Hizbullah, yıllar içinde sınırlı etkisi olan bir parlamento aktöründen Lübnan’daki yönetim denkleminde temel taraflardan birine dönüştü. Önce yasama faaliyetlerine katılan örgüt, hükümetlere ise doğrudan ancak 2005 yılında, eski Başbakan Refik Hariri’nin suikasta uğraması ve Suriye ordusunun Lübnan’dan çekilmesinin ardından girdi.
O tarihten itibaren Hizbullah, ardı ardına kurulan hükümetler üzerinde kontrol ve nüfuz kurmaya çalıştı; bazılarını işlevsiz hale getirdi, bazılarını ise düşürdü. Bunu da “engelleyici üçte birlik blok” kavramını ve karar alma süreçlerinde uzlaşı zorunluluğunu gündeme getirerek yaptı. Ayrıca kendisi ve müttefiki Emel Hareketi, Şii bakanlık kotasının tamamını kontrol ederek bunu hükümetleri düşürmek ya da çalışmalarını engellemek için bir koz olarak kullandı.
Bu nedenle, Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım’ın “Halkın sokaklara çıkıp hükümeti ve Amerikan-İsrail projesini düşürme hakkı vardır” yönündeki açıklaması, örgütün hükümet kurma ve düşürme süreçlerindeki performansını yakından takip edenler açısından şaşırtıcı görülmüyor. Benzer şekilde Hizbullah Siyasi Konseyi üyesi ve eski Bakan Mahmud Kamati’nin, “Cumhurbaşkanı veya hükümet çoğunluğu bu dönemde direnişi hedef almak istiyorsa bilsin ki onlar gelip geçici bir taraftır; biz ise bu ülkeye kök salmış durumdayız” sözleri de dikkat çekiyor.
Hükümetleri kuşatma süreci
Hizbullah’ın hükümeti düşürme amacıyla ilk kuşatma girişimi 2006 yılına dayanıyor. Örgüt ve Emel Hareketi, Refik Hariri suikastı zanlılarını yargılamak için uluslararası mahkeme kurulmasına yönelik oylamayı protesto ederek Fuad Sinyora hükümetindeki bakanlarını çekmişti.
“Şii ikilisi” ile Özgür Yurtsever Hareketi, hükümetin “meşru temsil niteliğini taşımadığı” gerekçesiyle Beyrut merkezinde uzun süreli oturma eylemi düzenledi. Ancak hükümet çalışmalarını sürdürdü. Ta ki Mayıs 2008’de Hizbullah’ın, hükümetin kendi iletişim ağına ilişkin aldığı kararlara karşı Beyrut ve Lübnan Dağı’nın bazı bölgelerinde askeri harekete girişmesine kadar.

Bu gelişmeler, Lübnanlı tarafların Katar’da bir araya gelmesine yol açtı ve ortaya “Doha Anlaşması” olarak bilinen mutabakat çıktı. Hizbullah bu anlaşmayla “engelleyici üçte birlik blok” hakkını elde etti. Bu da kendisi ve müttefiklerinin bakanların üçte birine sahip olması ve böylece hükümeti düşürebilmesi anlamına geliyordu.
Nitekim 2011 yılında Hizbullah ve müttefikleri, Saad Hariri hükümetinden bakanlarını çekerek hükümetin düşmesine neden oldu.
Selam hükümetinin “özgürleşmesi”
Bunun ardından, Hizbullah ve müttefiklerinin engelleyici üçte birlik bloka sahip olduğu hükümetler kuruldu. Bu durum, ardı ardına gelen Bakanlar Kurullarının kararlarını ve kaderini kontrol etmelerine imkân sağladı. 2011’den bu yana toplam 6 hükümet kuruldu ve süreç, bugün Nevaf Selam başkanlığındaki mevcut hükümete kadar uzandı.

Mevcut hükümet, 2008’den bu yana Hizbullah’ın “engelleyici üçte birlik blok” baskısından kurtulan ilk hükümet olarak görülüyor. Bu nedenle Hizbullah, silahın yalnızca devletin elinde olması yönündeki kararların alınmasını, askeri kanadının gayrimeşru sayılmasını ve karşı çıktığı diğer kararların çıkarılmasını engelleyemedi.
Ardı ardına gelen hükümetlere şantaj
Siyasi yazar ve Cenubiye internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali el-Emin’e göre Hizbullah, Doha Anlaşması’ndan bu yana kurulan hükümetlere “garantör üçte birlik blok”, uzlaşı ve “meşruiyet” gibi kavramlarla baskı yapmaya çalıştı.
El-Emin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Son dönemde, özellikle mevcut hükümetle birlikte dengeler tamamen değişti. Hükümet, yeni siyasi dengeleri yansıtan farklı kurallar temelinde kuruldu” dedi.
El-Emin’e göre Hizbullah, mevcut hükümeti sokak hareketleriyle düşürmenin mümkün olduğunu düşünse bile, kendi şartlarıyla yeni bir hükümet kurmanın artık mümkün olmadığını biliyor. Bu nedenle bugün hükümeti düşürme yönündeki tehditleri “gözdağı verme ve bağırıp çağırmaktan öteye geçmiyor.”
El-Emin ayrıca, “Şeyh Naim Kasım’ın çelişkili söylemleri de partinin içinde bulunduğu çıkmazı yansıtıyor. Buna ek olarak Meclis Başkanı Nebih Berri’nin de Hizbullah’a bu adımda eşlik etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla partinin hükümeti düşürme ya da şikâyet ettiği politikaları değiştirme şansı bulunmuyor” ifadelerini kullandı.


