Lübnan’ın güneyi Hizbullah'ın silahlarının ötesinde ejderhanın ağzında

Nebatiye ve Sur bildirileri, ağır bedelden bağımsız zafer denklemleri kurmanın artık mümkün olmadığına işaret etti

Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye kentine dönerken, yıkılmış binaların önünde arabalarıyla geçen yerinden edilmiş kişiler, 18 Nisan 2026 (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye kentine dönerken, yıkılmış binaların önünde arabalarıyla geçen yerinden edilmiş kişiler, 18 Nisan 2026 (AFP)
TT

Lübnan’ın güneyi Hizbullah'ın silahlarının ötesinde ejderhanın ağzında

Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye kentine dönerken, yıkılmış binaların önünde arabalarıyla geçen yerinden edilmiş kişiler, 18 Nisan 2026 (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye kentine dönerken, yıkılmış binaların önünde arabalarıyla geçen yerinden edilmiş kişiler, 18 Nisan 2026 (AFP)

Elie el-Kuseyfi

Lübnan, pazartesi günü Hizbullah ile İsrail arasında ilan edilen muğlak ateşkesle ABD Başkanı Donald Trump'ın doğrudan ilgi alanına girmiş oldu. Bu gelişmenin başta güney halkı olmak üzere yurtlarından edilmiş Lübnanlıları iyimserliğe mi, karamsarlığa mı, yoksa belirsizliğe mi sürükleyeceği sorusu halen cevap bekliyor. Ancak Trump'ın Lübnan'a ilişkin sosyal medya paylaşımını okuduğumuzda akla önce “Lübnan dosyasına eğilmesi, tıpkı İran dosyasına dair attığı her tweette yaşandığı gibi, şifrelerini çözmek için ekstra çaba mı gerektirecek?” sorusu geliyor. Bu sürecin ipuçları zaten pazartesi günü, Lübnan paylaşımını yayımlar yayımlamaz geri almasıyla kendini gösterdi. Bununla birlikte ihtimaller arasında en ağır basanı, Lübnan'a duyduğu ilgi, İran’a duyduğunun gölgesinde kalacak ve zamanla o dosyadan da uzaklaşarak Latin Amerika, Batı ya da Doğu Avrupa ya da Güney Çin Denizi gibi dünyanın başka köşesindeki yeni bir gündem maddesine yönelecek olması bulunuyor.

Tarihi bir ironi olarak Trump'ın Lübnan ateşkesine ilişkin paylaşımının, ABD merkezli haber sitesi Axios'un pazartesi günü Lübnan'daki İsrail geriliminin arka planında gerçekleşen Trump-Netanyahu telefon görüşmesinin ayrıntılarını yayımlamasıyla, medya ve siyaset gündeminde geri plana düştüğünü belirtmek gerekiyor. Trump bu görüşmede Netanyahu için ‘tam bir deli’ ifadesini kullandı.

Bu durum, Ağustos 1982'de İsrail'in Batı Beyrut'u yoğun bombardıman altına aldığı günlerde yaşanan bir telefon görüşmesini hatırlattı. Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan, dönemin İsrail Başbakanı Menahem Begin'i arayarak, “Menahem, bu bir soykırım” demişti. Begin ise alaycı bir tonla ‘Holokost’ sözcüğünün anlamını iyi bildiğini belirtmiş, ancak kısa süre sonra bombardımanı durdurma emrini vermişti.

Hizbullah'ın ya da İran'ın zafer ya da zafer vaadi gibi sunmaya çalıştığı denklemler, bu felaketin boyutlarının çok gerisinde kalan kırılgan hesaplardır

Bu çerçevede, Lübnan'daki ateşkesle ilgili temel soru, ateşkesin sağlanmasında hangi tarafların ne ölçüde rol oynadığı; bu rollerin Lübnan, Arap ülkeleri, İran ve ABD arasında ya da Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Meclis Başkanı Nebih Berri arasında nasıl paylaştırılacağı değildir. Asıl soru, ateşkesin Güney Lübnan'ı da kapsayıp kapsamayacağıdır. Bir diğer ifadeyle, ateşkes yalnızca Beyrut ve güney banliyölerini hedef alan saldırıların durdurulmasına mı dayanacak, yani "güney banliyöler karşılığında kuzey yerleşimleri" denklemine mi geri dönülecek? Bu durum, Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın ortaya koyduğu ve "Beyrut'a karşılık Tel Aviv" şeklinde özetlenen denklemden dramatik bir geri adım anlamına gelecektir.

Ancak bugün, savaşın yol açtığı yıkımın büyüklüğü karşısında bu tartışma artık eski ya da anlamını yitirmiş görünebilir. Çünkü savaşın Güney Lübnan'ın tamamında her gün, her saat ve her dakika sebep olduğu yıkım, can kayıpları ve zorunlu göç, felaketin boyutlarını sürekli artırmaktadır.

Böylesine büyük bir insani ve maddi yıkım karşısında, Hizbullah'ın veya İran'ın zafer ya da zafer vaadi olarak sunmaya çalıştığı denklemler, felaketin büyüklüğü yanında son derece kırılgan ve yetersiz kalmaktadır.

eergthy
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Sur kenti yakınlarında düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 27 Mayıs 2026 (AFP)

Gerçek şu ki, Lübnan’ın güneyi bu yeni-eski denklemin dışında kaldığı sürece Lübnan'da gerçek bir ateşkesten söz etmek mümkün değil. Bu denklem, İran'ın Hatemu'l-Enbiya Karargâhı aracılığıyla pazartesi günü pekiştirdiği bir formül. Söz konusu yapı, güney banliyösüne yönelik herhangi bir saldırı halinde İsrail'in kuzeyini hedef alacağı tehdidinde bulundu. Ancak bu denklem Beyrut'u çatışmanın dışında tutsa da güneyi İsrail'in öldürme makinesi karşısında çok daha savunmasız kılıyor. Öte yandan Lübnan'ı kapsayan bir ABD anlaşması olmaz formülünü yeniden üretmeye çalışan İran'ın tutumunu da gözler önüne seriyor. Bununla birlikte bu formülün geçtiğimiz nisan ayı başlarında İran ile yapılan ateşkesle birlikte gündeme geldiği andan bu yana İsrail, Güney Lübnan'da onlarca kilometre ilerleyerek 68 kent ve köyü yerle bir etti, binlerce Lübnanlıyı öldürdü ve yaraladı. İsrail şimdi de güneye yönelik bombardımanını sürdürürken, İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, Nebatiye halkına kenti terk etmeleri uyarısında bulundu.

ABD Başkanı, gerçek bir ateşkesi sağlayabilecek ve İsrail'i buna uymaya zorlayabilecek tek kişi

Hizbullah'ı savaşın tüm dehşetinden tek başına sorumlu tutmak elbette mümkün değil. Sanki İsrail, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney suikastının intikamını almak için fırlattığı altı rokete orantılı ve sınırlı bir karşılık vermekle yetinmiş gibi davranamayız. Öte yandan güney felaketi, Hizbullah'ın silahının ve kendi tarzındaki direniş anlayışının ne işe yaradığı sorusunun önünü ardına kadar açtı. Üstelik güney tarihinde, 1982 istilası döneminde bile görülmemiş bu emsalsiz felaketin boyutları karşısında hiç kapanmayacak. Hizbullah'ın milletvekilleri ya da politikacılarından herhangi birini dinlemek yeterli; Lübnan'ın alışıldık tartışmalarına ve dil oyunlarına alışmış bu isimler felaket karşısında ne denli yetersiz kaldıklarını ne denli eski bir dile ve söyleme hapsolduklarını ortaya koyuyor. Bu, argümanın çözülmeye başladığının işaretidir. Nebatiye ve Sur sakinlerinin iki ayrı bildirgede Lübnan ordusunun bölgeye girmesini ve Hizbullah militanlarının çekilmesini talep ederek, kentlerinin çatışmadan muaf tutulması çağrısında bulunması da tam bunu açıklıyor. Bu, güney Lübnanlıların Hizbullah'la ilişkisinde belirleyici bir kırılmaydı ve Hizbullah'ın bunu görmezden gelmesi mümkün değil. Lübnan’daki diğer siyasi güçler ise bu felaketteki sorumluluğu daha sınırlı olsa da söylemleri yine de durumun gerisinde kaldı. Bu durum, Lübnan'ın siyasi ve ulusal krizinin gerçek yüzünü gözler önüne seriyor.

vbth
Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye kentine dönerken, yerinden edilmiş kişiler araçlarıyla Hizbullah liderlerinin resminin bulunduğu duvarın önünden geçiyor, 18 Nisan 2026 (AFP)

Meclis Başkanı Nebih Berri, tüm bu ağır felaketin yanıtının özünü dile getirerek, gerçek bir ateşkesi sağlayabilecek ve İsrail'i buna bağlayabilecek tek ismin ABD Başkanı olduğunu söyledi.

Mevcut ihtiyacın bir ateşkes sağlamak olduğunu, bunun İran'la bağlantılı ya da ayrı bir anlaşma olup olmadığından bağımsız olarak geçerli olduğunu vurgulayan Berri, Tel Aviv'in bombalamayı sürdürürken müzakere etmek istediğini, bu durumun Lübnan'a ağır bir bedel ödettirdiğini kaydetti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Berri'nin açıklamaları, üstü kapalı olarak bir felaket itirafı niteliği taşımasından dolayı büyük önem taşıyor. Trump'a çağrıda bulunmak zorunda kalması ve daha da önemlisi anlaşmanın İran'la ilişkili olup olmadığının artık önem taşımadığını, asıl olanın savaşı durdurmak olduğunu söylemesi de her türlü siyasi hesabı bir kenara bıraktığını gösteriyor.

Keşke savaşın kalıcı olarak durması mümkün olsaydı. Oysa şu an için ulaşılabilir hedef, savaşın derinleşmemesi ve yoğunlaşmamasıdır; Beyrut ve Dahiye'yi vuracak boyuta gelmemesidir. Ne var ki 8 Nisan’da İsrail, yalnızca on dakika içinde 100 hedefi bombaladı. Bu saldırıda yüzlerce kişi hayatını kaybetti ya da yaralandı. Bu, açık bir savaş suçuydu.

Berri'nin konuşmasındaki kilit nokta, Lübnan'ın savaş nedeniyle ödediği ağır bedel oldu. Bu da Hizbullah'ın güney felaketi ortasında oluşturmaya çalıştığı denklemlerin kırılganlığının dolaylı bir kabulü niteliği taşıyor.

İsrail ordusu kayıp verse de yıpratma savaşından çekinse de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu önümüzdeki Ekim'de en zorlu siyasi sınavlarına hazırlanıyor olsa da bunların hiçbiri Lübnan güneyinin ödediği ağır bedele denk düşmez. Nebatiye ve Sur'dan yükselen ses de bunu açıkça ortaya koydu: Lübnan'ın uğradığı kayıpları göz ardı eden bu tür denklemleri üretmek artık kabul edilemez.

İsrail'in Lübnan güneyini yeniden işgal etmesi -ve bunun muhtemelen 2000 öncesini de aşan bir boyuta ulaşması- Hizbullah'ın, İsrail'in Lübnan topraklarındaki herhangi bir askeri ilerlemeyi caydırma ve durdurma kapasitesine ilişkin soruyu fiilen yanıtlamış oldu.

Ancak şunu da belirtmek gerekir: Yaşanan gelişmeler bizzat Hizbullah'ın öngördüklerini de aştı. Örgütün kendisi de İsrail'in bu denli ileri gideceğini hesaplamamıştı; sanki daha sınırlı bir sızma için hazırlanmış, daha küçük çaplı bir senaryoya göre konumlanmıştı. İsrail'in ilerleyişi bu ‘sınırları’ aşıp Şakif Kalesi'ni (Beaufort Kalesi) yeniden işgal ettiği anda Hizbullah, hem kendi öz algısında hem de tabanına ve kamuoyuna sunduğu imgede, silahının ve direniş kimliğinin meşruiyet zeminini tümüyle yitirdi. Her halükârda İsrail'in ilerlediği boyut, şu soruyu yeniden gündeme taşıyor. “Hizbullah geçtiğimiz yıl mart ayı başlarında o roketleri fırlatmasaydı ve 2024 Kasım’ında ateşkes anlaşmasının öngördüğü biçimde -ki Hizbullah bu anlaşmayı kendisi kabul etmişti- silahlarını Lübnan devletine teslim etmiş olsaydı, İsrail yine de Lübnan güneyine saldırır mıydı?” sorusunun kesin bir yanıtı yok. Özellikle İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonunun Suriye, Gazze ve Batı Şeria'daki operasyonlarla eş zamanlı yürütüldüğü düşünüldüğünde Tel Aviv'in öne sürdüğü güvenlik gerekçelerini genişlemeci emellerinden ayırt etmek giderek güçleşiyor.

jı78k
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Sur kentine düzenlediği hava saldırısı sonrasında bir binadan yükselen devasa alev, 28 Mayıs 2026 (AFP)

Ancak bu soruya yeterli bir yanıt bulunamasa bile, artık bu sorunun sorulması gerekiyor. Daha da önemlisi, Hizbullah bu sorunun sorulmasını artık engelleyecek konumda değil. Ne var ki Hizbullah'ın İsrail meselesindeki tekeline son vermek, bu dosyanın tüm Lübnan'a ait bir meseleye dönüştürülmesini gerektiriyor. Yalnızca güneyin ya da Şiilerin sorunu olmaktan çıkıp ulusal bir mesele hâline gelmesi şart. Zira Lübnan'ın olumlu, ilerici değerler taşıyan bir siyasi gelecek inşa etmesini düşünmek; her sokakta, her üniversitede yankı bulan, dünya genelinde değer skalasını yeniden biçimlendiren İsrail meselesini Lübnan'ın ulusal gündemine taşımadan nasıl mümkün olabilir? Üstelik Lübnan güneyi İsrail işgali altındayken ve ülke, şiddeti yücelten, neredeyse bunu bir amaç olarak ilan eden aşırı sağa doğru korkunç bir kayış yaşayan İsrail ile doğrudan komşuyken... Tüm bunlar, bilhassa bu sürecin, Lübnan'ın iç siyasi dinamikleriyle eş zamanlı yürütüldüğü ve hem devlet hem toplum düzeyinde Lübnan'ın siyasi ve ulusal krizini derinleştirdiği göz önüne alındığında, Hizbullah'ın İsrail karşısında inşa ettiği bütün sürecin yeniden sorgulanması gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Hizbullah'ın tüm sürecinin yeniden değerlendirilmesi, belki de İsrail'in 2000 yılında güneyden çekildiği andan başlamalıdır. O çekilme gerçekleştiğinde Hizbullah, bunu yalnızca İsrail ordusunun aldığı ağır darbeler ve güneyde tutunamaz hâle gelmesi sonucunda yaşanmış bir geri çekilme olarak sundu. Oysa İsrail'in iç siyasi dinamikleri bu çekilme tercihini güçlendiren asıl etkenlerdi. Bu durum Şam'ı öfkelendirdi ve şaşkına çevirdi. Çünkü İsrail, Suriye'nin elindeki önemli pazarlık kozu olan kartı almış oluyordu. Bunun üzerine Suriye, Hizbullah'ın silahına meşruiyet zemini sağlamak ve Lübnan güneyini bölgesel nüfuz mücadelesinin alanı olarak canlı tutmak amacıyla Şeba Çiftlikleri bahanesini devreye soktu.

Bugün ise İsrail'in Lübnan güneyini yeniden işgal etmesi -ve bunun muhtemelen 2000 öncesini de aşan bir boyuta ulaşması- Hizbullah'ın İsrail'in Lübnan topraklarındaki herhangi bir askeri ilerlemeyi caydırma ve durdurma kapasitesine dair soruyu fiilen yanıtlamış oldu. Bu aynı zamanda Hizbullah'ın geçmişteki zafer iddialarının geniş çaplı bir değerlendirmeye tabi tutulmasını zorunlu kılıyor. Bu iddialar gerçek bir stratejik başarıyı mı yansıtıyordu, yoksa kesin askeri sonuçlardan ziyade güvenlik vesayeti altında şekillenmiş siyasi söylem hâkimiyetinin bir ürünü müydü? Bunun ötesinde, güney halkının ödediği bedeller pahasına zafer denklemleri kurmanın artık mümkün olmaması gerekiyor.

İsrail'in Lübnan güneyindeki ilerleyişini, Suriye'nin güneyindeki harekâtından ya da Gazze savaşından bağımsız değerlendirmek, tabloyu eksik okumaya yol açar.

Olayların Hizbullah'ı da aştığı meselesine dönecek olursak: İsrail ordusunun Şakif Kalesi'ni işgal etmesinin, taşıdığı sembolik ve askeri-stratejik ağırlıkla birlikte, Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta ‘belirleyici bir dönüm noktası’ oluşturduğu doğruysa -ki Netanyahu bunu böyle tanımladı- şunu da belirtmek gerekiyor. Bu ‘belirleyici dönüm noktası’ yalnızca İsrail'in güneydeki işgalini genişletme kapasitesiyle değil, bu işgale verilen tepkilerle de ölçülmeli.

Bu bağlamda Tel Aviv'in Lübnan’ın güneyindeki işgalini genişletmesine karşı Arap dünyası ve uluslararası toplumdan toplu kınama açıklamaları gelmesi dikkati çekti. Bu noktada Suudi Arabistan’ın savaşın başından bu yana bir ilk olma özelliği taşıyan tutumu öne çıktı. Bu gelişme, Lübnan'daki savaşın bölgesel bir meseleye dönüştüğüne ve İsrail'in bölgesel yayılmacı politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğuna işaret ediyor.

Netanyahu'nun Suriye, Lübnan ve Gazze cephelerinde eş zamanlı operasyon yürüttüklerinden söz ettiği son konuşması, İsrail'in bu sahaları tek bir bölgesel savaşın parçası olarak gördüğü stratejik bir vizyonu yansıtıyor. Hizbullah'ı zayıflatmak ya da askeri kapasitesini tasfiye etmek İsrail'in birincil hedefi olmakla birlikte, bu hedef İsrail’in; birincisi, İran'ın bölgesel nüfuzunu kısmak, ikincisi, bölgedeki nüfuz alanlarını yeniden biçimlendirerek İsrail'e yeni bölgesel düzende ağırlıklı bir konum kazandırmak olmak üzere iki temel eksen üzerine kurulu daha büyük bir stratejisinin parçası.

Dolayısıyla İsrail'in Lübnan güneyindeki ilerleyişini, Suriye'nin güneyindeki harekâtından ya da Gazze savaşından bağımsız değerlendirmek tabloyu eksik okumaya yol açar. Bu süreçte İsrail, başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere önde gelen Arap ülkeleri ve Türkiye için İran kadar önemli bir bölgesel soruna dönüşüyor. Dahası, İsrail meselesi İran meselesini gölgede bırakmaya başladı. İran şu an nasıl bir özalgı içinde olursa olsun, görece de olsa bir çevreleme sürecine girmiş durumda. İsrail meselesi ise yayılmacılığının zirvesinde.

Lübnan ve özellikle güneyi, bu iki kutup arasında ejderin ağzına düşmüş hâlde. Büyük sorun yalnızca insan ve maddi kayıplardan ibaret değil. Güneyin yaşadığı emsalsiz yerinden edilmenin Lübnan'ın demografik yapısına siyasi ve ekonomik boyutlarıyla yansımalarında gizli. İsrail'in imha dinamikleri geniş çaplı nüfus göçünü de kapsıyor. Gazze'de de tam olarak bu yaşanıyor. Netanyahu'nun Gazze'nin yüzde yetmişini işgal tehdidinin, bölge halkını sürgüne zorlamayı amaçladığına dair tahminler mevcut. Daha dar ölçekte, Suriye’nin güneyinde de benzer bir tablo söz konusu. Demografik ve coğrafi kartların yeniden karılması, yaklaşan dönemin işaretlerini taşıyor.

 *Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Husilerin artırdığı gerilim Taiz ve Batı Sahili’nde kendilerine karşı dönüyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağı (Askeri medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağı (Askeri medya)
TT

Husilerin artırdığı gerilim Taiz ve Batı Sahili’nde kendilerine karşı dönüyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağı (Askeri medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağı (Askeri medya)

Husilerin Batı Sahili, Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısındaki cephelere yönelik saldırısı, geniş çaplı kara çatışmalarının üçüncü gününde örgütün aleyhine dönmeye başladı. Yemen hükümetine bağlı güçler karşı saldırıya geçerek birden fazla cephede sahada ilerleme sağlarken, savaş uçakları ve insansız hava araçları (İHA) da çatışmalara dahil oldu. Hava unsurları, Husilere ait mevzileri, takviye birliklerini ve ikmal hatlarını hedef aldı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, Cera hi, Hayfan ve Cebel Habşi cephelerinde ilerleme kaydetti; sahada stratejik öneme sahip bazı mevziler ve tepelerin kontrolünü ele geçirdi. Güçler ayrıca sızma girişimleri ile bazı saldırıları da püskürttü. Bu sırada Yemen Deniz Kuvvetleri, Kızıldeniz’de Hudeyde’nin güneyindeki Huha açıklarında iki bomba yüklü teknenin imha edildiğini açıkladı.

Bu değişim, Husilerin Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısındaki cephelerde gedik açmaya çalıştığı geniş çaplı saldırının ardından yaşandı. Saldırılarda örgütün ağır can ve mal kayıpları verdiğine ilişkin bilgiler geldi.

Çatışmaların ardından yaşananlar, örgüt içinde giderek derinleşen bir insan gücü krizine işaret ediyor. Sana’daki sağlık kaynakları, hastaneler, morglar ve yoğun bakım ünitelerinin daha önce görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Husiler ise ölü ve yaralı sayıları konusunda sıkı bir gizlilik politikası uyguluyor.

Öte yandan örgüt, insan gücü kayıplarını telafi etmek amacıyla okullardaki asker toplama faaliyetlerini genişletiyor ve lise öğrencilerini çeşitli etkinlikler ile eğitim programları aracılığıyla örgüte çekmeye çalışıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Yemen hükümetine bağlı güçler, karşı saldırıdan yararlanarak Taiz’i ve kentin Muha’ya uzanan bağlantısını korumayı, ayrıca Babülmendeb’e giden yolu güvence altına almayı hedefliyor.


Hizbullah, İran'ın onayı ile Ali el-Tahir'i tahliye etti...

İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)
İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)
TT

Hizbullah, İran'ın onayı ile Ali el-Tahir'i tahliye etti...

İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)
İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)

Hizbullah, İsrail ordusunun eline geçmesine izin verecek şekilde "Ali el-Tahir" tepelerini boşaltarak Lübnan siyasi kulislerini şaşırttı. Oysa Hizbullah'ın, Lübnan müzakere heyetinin elini güçlendirmek amacıyla bu tepeleri orduya teslim etmesi tavsiye edilmişti. Heyet, Washington’un eylül ayının ikinci yarısında belirlemesi beklenen tarihi bekleyerek, askıda kalan sekizinci tura hazırlanıyordu.

Müzakerelerle ilgili yetkili bir kaynağın Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamaya göre Hizbullah'ın bu adımı, "İran'ın görüşü ne?" sorusu başta olmak üzere birçok soruyu beraberinde getirdi. Kaynağa göre Hizbullah’ın Tahran’a danışmadan tek başına böyle bir karar alması mümkün görünmüyor. Her ne kadar İranlı yetkiler sahada somut bir destek vermekten kaçınsa da daha önce tesisi savunmak için müdahale edeceklerini tehdit etmişlerdi. Bu nedenle kimse "Tepelerin" boşaltılmasının İran yönetimiyle görüşülmeden alınmış tek taraflı bir karar olduğuna inanmıyor.

İran mutabakatının sonucu

Aynı kaynak, tepelerin boşaltılmasının Tahran'ın da katıldığı bir uzlaşmanın sonucu olup olmadığını sorguladı. İddialara göre çok uluslu arabulucular, askeri tesiste bulunan İran Devrim Muhafızları üyesi askeri uzmanların güvenli bir şekilde tahliyesini sağladı. Oysa İranlı yetkililer daha önce içeridekilerle temas halinde olduklarını belirterek, İsrail'in tesisi tamamen ele geçirmesini önlemek için müdahale tehdidinde bulunmuştu.

Kaynak, "İran’ın Hizbullah’a destek amacıyla müdahale etme tehdidinin, tıpkı eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın suikastına verilen yanıt gibi kâğıt üzerinde kaldığını ve eyleme dökülmediğini" vurgulayarak, Tahran’ın Hizbullah’a çekilme için yeşil ışık yaktığını belirtti.

“Lübnan’ın güneyindeki Meyfdun köyünü hedef alan ve İsrail ordusu tarafından cumartesi akşamı düzenlenen hava saldırısının ardından bölge sakinleri yıkımın izlerini inceliyor. (AFP)”
“Lübnan’ın güneyindeki Meyfadun köyünü hedef alan ve İsrail ordusu tarafından cumartesi akşamı düzenlenen hava saldırısının ardından bölge sakinleri yıkımın izlerini inceliyor. (AFP)”

Silahı elde tutmak için bir gerekçe

Hizbullah’ın tepeleri Lübnan ordusuna teslim etmeme konusundaki ısrarına dikkat çeken kaynak, yönetimin bu tavsiyeleri reddetmesinin nedenini sorguladı. Kaynağa göre sebep, İsrail'in bölgeyi ele geçirme korkusu değil; zira ordunun buraya konuşlanması, Hizbullah’ın Litani Nehri'nin kuzeyinde savaşçı bulundurma imkanını tamamen kaybetmesi anlamına gelecekti.

Kaynak, İsrail ordusunun Nebatiye el-Fevka, Kefr Tebnit ve Kefr Rumman bölgelerindeki girişleri tutarak tepeleri kuşatmasının ardından Hizbullah’ın çekilmeyi tercih ettiğini belirtti. Hizbullah’ın tepelerden çekilmesinin savaşçıların Litani’nin kuzeyinden çıktığı anlamına gelmediğini, bu adımın İsrail’e direnme bahanesiyle silah tutmayı meşrulaştıran bir "yeniden konuşlanma" olduğunu vurguladı.

"Lübnan resmi makamlarının elinde, İsrail ordusunun tepeleri tamamen kontrol altına alıp almadığına dair bir bilgi yok mu?" diye soran kaynak, şunları belirtti:

"Hizbullah’ın, İsrail kontrolünü bir emrivakiye dönüştürmek yerine tepeleri Lübnan ordusuna teslim ederek müzakere heyetini güçlendirmesi gerekirdi. Bu durum, ay ortasında Paris'te düzenlenecek uluslararası orduya destek konferansı öncesinde sekizinci turun ana gündemi haline geldi." Kaynağın edindiği bilgilere göre, güç dengesizliği nedeniyle Hizbullah ile İsrail arasında tepelerin boşaltılmasını gerektirecek doğrudan bir çatışma yaşanmadı; Hizbullah kalan savaşçılarını çektikten sonra alanı boşalttı.

“Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir ormanlık alanına yönelik bombardıman sonucu yükselen duman sütunları. (Ulusal Haber Ajansı)”
“Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir ormanlık alanına yönelik bombardıman sonucu yükselen duman sütunları. (Ulusal Haber Ajansı)”

Hizbullah’ın, Litani’nin kuzeyindeki silah varlığını korumak adına "Ali el-Tahir" tepelerini orduya teslim etmeyi reddetmesi şaşkınlıkla karşılanıyor. Sanılır ki siyasi varlığı, herhangi bir siyasi karşılık almadan silahı elinde tutmasına bağlı. Kaynak, Hizbullah’ın siyasi parti turlarında beklediği desteği bulamadığını, zira silahın sadece devlet elinde olması konusunda genel bir Lübnan uzlaşısı olduğunu ifade etti.

Lübnan'ın, ABD-İran "mutabakat muhtırasına" bağlı kalmasının faydasını sorgulayan kaynak; Lübnan'ın atılan adımlara rağmen ateşkes, esir takası, yıkılan beldelerin imarı ve İsrail'in çekilmesi yönündeki tutumunu koruduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın talimatları doğrultusunda hareket eden müzakere heyetinin de bu ilkelere bağlı olduğunu belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın herhangi bir karşılık almadan tepeleri boşaltmışken ve destek yükünü hükümete yüklerken, silahını elinde tutmasının artık bir gerekçesi kalmadığını vurguladı.

“Hüseyin Ayyaş (33), İsrail ordusu tarafından alıkonulmuştu. Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye ilçesine bağlı Haruf beldesinde ailesiyle yeniden bir araya geldi. (Reuters)”
“Hüseyin Ayyaş (33), İsrail ordusu tarafından alıkonulmuştu. Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye ilçesine bağlı Haruf beldesinde ailesiyle yeniden bir araya geldi. (Reuters)”

Kalıntılara karşılık esirler

Bunun yanı sıra kaynak, ABD Beyrut Büyükelçisi Michel Issa'nın girişimleriyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan alınan onay sonucu 5 Lübnanlı tutuklunun serbest bırakılmasını, esir konusunun yeniden gündeme gelmesi için bir fırsat olarak değerlendirdi. Ancak Tel Aviv, Lübnan İç Savaşı sırasında ölen Lübnanlı Yahudilerin ceset kalıntılarının iadesini şart koşuyor.

Şarku'l Avsat'ın müzakerelerle ilgili bakanlık kaynaklarından edindiği bilgiye göre Netanyahu, Issa'ya Yahudilerin gömülü olduğuna inanılan yerlerin haritasını teslim etti. Lübnan makamları ellerindeki listelere göre arama çalışmalarını tamamlasa da henüz bir kalıntıya ulaşamadı. Zorluklara rağmen Lübnanlı güvenlik birimleri ile Beyrut Sinagogu yetkilileri arasındaki iş birliğinin sürdüğü belirtildi.


Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
TT

Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail ordusunun Lübnan'daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı duyurusu, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor. Bu arada, İsrailliler Hizbullah'ın altyapısına yönelik saldırıları yoğunlaştırmaya devam etme ve Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılana kadar Lübnan'dan çekilmeme yönünde tehditlerde ve açıklamalarda bulunmayı sürdürüyorlar.

Duyuru, özellikle İran'ın İsrail'in Ali Tahir'i hedef alması durumunda sert bir karşılık vereceği tehdidinden ve İsrail tarafından tutuklanan beş Lübnanlı esirin serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasından sadece saatler sonra gelmesi nedeniyle İsrail çevrelerinde şaşkınlık ve hayret uyandırdı. Bu durum şu soruyu gündeme getirdi: İsrail'i bu sorunu kökünden çözmek için Ali Tahir tepelerinde planladığı operasyonu gerçekleştirmeye iten neydi?

Şu ana kadar, İranlı subayların ve Devrim Muhafızları unsurlarının varlığına ilişkin haberler çelişkili. Dış haberlerin aksine, İsrail bölgede hiçbir İranlı unsurun bulunmadığını ve Hizbullah militanlarının sayısının az olduğunu ısrarla belirtiyor. Bu, siyasi ve askeri kurumların bir aydan fazla süredir pazarladığı bir bilgi. Eski güvenlik yetkilileri de bunun, ordunun başarılarını ve Hizbullah'ı ortadan kaldırma gücünü sergilemeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyor; zira İsrail'de ciddi bir krizden bahsediliyor ve Ali Tahir dosyası İsrailliler için büyük bir ikilem oluşturuyor.

 Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)
Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)

Çıkmazdan çıkış yolu

Öte yandan, Ali Tahir meselesinin kesin bir şekilde çözümüne ilişkin açıklamalar, bazı tarafların herhangi bir operasyonun, tünellere giren İsrail askerlerinin Hizbullah militanlarıyla doğrudan çatışmaya girmesine ve can kaybına yol açabileceği uyarısının ardından, İsrail'in bu konudaki çıkmazından kurtulmasının önünü açıyor. Askerler arasındaki can kayıpları, özellikle seçimlerden önce bir zafer arayışında olan Başbakan Binyamin Netanyahu başta olmak üzere karar vericiler için ciddi ve olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Bir güvenlik yetkilisine göre, ordunun harekete geçmesine neden olan, İranlı yetkililerin Ali Tahir Tepeleri'ne yönelik herhangi bir İsrail saldırısına misillemede bulunmakla tehdit ettiğini ve bölgede Devrim Muhafızları'ndan iki subay da dahil olmak üzere İranlıların bulunduğunu belirten Reuters haberiydi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu açıklama, İsrail'in beklediği fırsattı ve hemen Netanyahu, ardından Savunma Bakanı Yisrael Katz, sorunu tamamen çözmekten ve Ali Tahir'in kontrolünü ele geçirmekten bahsetmeye başladı. Ancak ordunun açıkladığı detaylar, tam bir kontrolün söz konusu olmadığını ve sadece bölgedeki diğer tünellere açılan iki koridorun ele geçirildiğini gösteriyor.

Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)
Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)

Tünellere bağlı iki koridorun kontrolü

İsrail ordusu, özel kuvvetlerin, Hizbullah militanlarına yönelik pusu kurma ve tünel girişlerini ateşli silahlar, el bombaları, insansız hava araçları ve diğer silahlarla hedef alma da dahil olmak üzere taarruz operasyonları gerçekleştirdiğini ve iki koridoru kontrol altına aldığını duyurdu. Bu açıklama, ordunun en az bir ay öncesinden beri geniş, kapsamlı ve yaygın bir tünel ağının varlığını doğrulayan raporlarının ardından geldi.

Zafer tablosunu tamamlamak için yeraltında militanların çatışmaları yönetmelerine ve uzun süre orada kalmalarına olanak sağlayacak komuta ve kontrol odaları, silah ve jeneratör odaları, yaşam alanları, banyolar ve bir mutfak keşfedildiği belirtildi. Yirmi yılı aşkın bir sürede inşa edilen bu stratejik altyapı, ordu tarafından başarıyla ele geçirildi.

36. Tümen Komutanı Yiftach Norkin, tünellerden birinin önünde durarak, Ali Tahir Tepeleri'ni ele geçirene kadar bu bölgede yorulmadan savaşan birliklerin kahramanlıklarından bahsetti:”Tam da burada, son haftalarda ele geçirmeye çalıştığımız yeraltındaki iki koridordan biri bulunuyor ve aslında Ali Tahir Tepeleri'ndeki tünellerin temizlenmesi ve güvenliğinin sağlanması için burayı tamamen temizledik.” İsraillilere hitaben şunları da söyledi: “Bunlar, Hizbullah'ın son savaşı komuta etmek için kullandığı tesisler olduğu gibi, daha önce de kullandığı ve kuzeydeki beldelerimizi, güneyde faaliyet gösteren ordu güçlerini, Şakif Tepeleri ve Nebatiye bölgesini ele geçiren birlikleri hedef aldığı tesislerdir.”

Norkin, “Aslında hem yer üstünde hem de tünellerin içinde operasyonel kontrol sağlandı ve operasyonlarımızı tamamlamaya kararlıyız” dedi. Katz da bu açıklamayı destekleyerek, operasyonu güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinde tam kontrolün sağlanması sürecinin doruk noktası olarak değerlendirdi.

“Ali Tahir tünelleri, güçlerimize ve Celile bölgesine yönelik saldırılar için bir komuta merkezi görevi görüyordu. Aynı zamanda, Hizbullah için çok önemli bir bölge olan Nebatiye bölgesini savunmak için son komuta merkezi olarak da kullanılıyordu, bu nedenle stratejik önemi büyüktü. Görev, karmaşık ve sistematik bir operasyonla tamamlandı ve tüneller militanlardan temizlendi. Şimdi, İsrail Savunma Kuvvetleri, tünellerin tamamen etkisiz hale getirilmesini tamamlayacak ve bu dağ sırasını kontrol altına almak, düşmanın bölgeye yeniden yerleşmesini önlemek için uygun taktiksel şekilde konuşlanacaktır” diye ebelirtti. İsraillilerin Katz'dan beklediği gibi, ordunun Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılmadan Lübnan'dan çekilmeyeceğini de yineledi.

Netanyahu, Katz'dan önce açıklamalarda bulunarak “Ali Tahir” operasyonunun başarısından bahsetti: “Ordumuz, Şakif Kalesi'nin uzantısı olarak inşa edilen ve Hizbullah’ın Kiryat Şmona ile Metula'yı taciz etmekle kalmayıp Celile'yi işgal etmekle tehdit ettiği stratejik bir konum olan Ali Tahir Tepeleri’ni temizledi. Savaşçılarımız silahları ve bilgisayarları ele geçirdi ve bunlar artık bizim elimizde. Bugün bundan bahsedebiliriz. Ali Tahir Tepeleri artık bizim için tehdit değil.”

Ne Netanyahu ne de Katz, İsraillileri sakinleştirmeyi başaramadı

Ne Netanyahu'nun ne de Katz'ın açıklamaları, özellikle kuzey sakinlerini sakinleştirmeyi başaramadı; zira açıklamalarından saatler sonra, ordunun güney Lübnan'a düzenleyeceği yoğun saldırıların ardından patlama sesleri duyulabileceği konusunda uyarılar aldılar. Bu uyarılarla İsraillilerin zihninde Lübnan'daki durum sanki hiçbir başarı elde edilmemiş gibi yeniden canlandı.

İsrail ordusu ise bölgede halen konuşlanmış bulunduğunu, kontrolünün devam ettiğini ve tünellerin etkisiz hale getirilmesinin hedeflerinin merkezinde olduğunu açıkladı. Hizbullah’ın altyapısını yok etmeye ve üyelerini etkisiz hale getirmeye dair hazırlıklarına gelince, Katz'ın da doğruladığı gibi, tepelerde kontrolü sağlamak ve Hizbullah'ın bölgede yeniden var olmasını engellemek için uygun taktiksel şekilde hareket edecek.

Bir İsrail haberi olayı özetleyerek, İsrail’in faaliyetlerinden endişe duyan Hizbullah'ın yardım ve müdahale için İran'a yöneldiğini belirtti. Güvenlik kuruluşlarının değerlendirmelerine göre, örgüt son iki yılda zarar gören Şii eksenini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu arada, ABD ve İran arasındaki karşılıklı saldırılar ve rejime uygulanan ağır ekonomik baskı ortamında Tahran, İsrail'in operasyonlarına devam etmesi halinde müdahale tehdidinde bulundu.

İsrail'de, bu faaliyetlerin gerilimi artırmaya ve çatışmaya neden olması ihtimaline karşı hazırlıklar sürüyor. Bu çatışma kuzey bölgesiyle sınırlı kalabilir veya günlerce sürebilir, ancak bu düşük bir olasılık olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda İsrail ordusu halen yüksek alarm düzeyinde ve Amerikalılarla yakın bir diyalog içinde bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."