Sudan'ın siyasi güçleri ve savaş döneminde alt üst olan öncelikler

Krizin ortakları

Çad'ın Vadi Fira eyaletindeki Tin Geçiş Kampı’na doğru yola çıkmadan önce Çad-Sudan sınırında bekleyen mülteciler, 4 Mayıs 2025 (AP)
Çad'ın Vadi Fira eyaletindeki Tin Geçiş Kampı’na doğru yola çıkmadan önce Çad-Sudan sınırında bekleyen mülteciler, 4 Mayıs 2025 (AP)
TT

Sudan'ın siyasi güçleri ve savaş döneminde alt üst olan öncelikler

Çad'ın Vadi Fira eyaletindeki Tin Geçiş Kampı’na doğru yola çıkmadan önce Çad-Sudan sınırında bekleyen mülteciler, 4 Mayıs 2025 (AP)
Çad'ın Vadi Fira eyaletindeki Tin Geçiş Kampı’na doğru yola çıkmadan önce Çad-Sudan sınırında bekleyen mülteciler, 4 Mayıs 2025 (AP)

Emced Ferid et-Tayyib

Sudan'da 2023 yılının nisan ayında ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında savaşın patlak vermesinden bu yana bazı siyasi güçlerin, ülkede yaşananları tanımlama ve buna yaklaşmada belirgin bir kararsızlık sergilediği göze çarpıyor. Bu güçler savaşın ilk günlerinden itibaren yaşananları, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin), siyasal İslam ve devrim karşıtı güçlere karşı yürütülen ideolojik nitelikli bir iktidar mücadelesi olarak sınıflandırmaya çalıştı. Bu anlatı aslında HDK’nın savaşını meşrulaştırmak için benimsediği söylemin ta kendisiydi. Bu çerçevede sergilenen siyasi tutumlar, söz konusu güçleri HDK ve onu destekleyen bölgesel güçlerle örtüşür hale getirdi. Bu güçlerin milislere destek, ağırlama ve siyasi araçsallaştırma aracılığıyla kurdukları ilişkiyi zaten gizlemedikleri biliniyordu.

Bu güçler daha da ileri giderek HDK ile ilk andan itibaren aynı çizgide olduğunu açıkça ortaya koyan kişilerle ve gruplarla açıkça siyasi ittifaklar kurdu. Bu kişilerin arasında HDK’nın savaşına siyasi bir vizyon üretmek amacıyla 2023 yılının temmuz ayında Togo’da düzenlenen toplantıya katılan Muhammed Hasan el-Teayişi yer alıyor. Süleyman Sandal ise toplantıdan kısa bir süre önce Genelkurmay Başkanlığı’na yapılan ilk saldırı anından itibaren HDK ile koordinasyon içinde olduğunu açıkladı. Taha İshak ve diğerlerinin de HDK liderliğinden isimler tarafından (İzzet Yusuf) HDK'nın komutan yardımcısının ofisinde görev yaptıkları teyit edildi. Tüm bunlara karşın bu güçler söz konusu isimleri saflarına katmakta ısrar etti ve onları dünyaya tarafsız taraflar olarak sunarak ‘Takaddum İttifakı’ bünyesinde onlarla bir araya geldi. Bir süre sonra bir kısmı ayrılarak Sudan Kurucu İttifakı (Tesis) koalisyonunu oluşturdu. Geri kalanlar ise Sumud İttifakı içinde bir nevi cezalandırılmış halde yer aldı. Ancak sorun yalnızca söylem ve ittifaklarla sınırlı değildi; daha da derininde, gerçeklerin kendisiyle yüzleşme biçiminde düğümleniyor.

HDK yalnızca orduya ya da hükümete karşı savaşmadı. Genelkurmay Başkanlığı'nı kuşatmasının hemen ardından vatandaşların evlerini işgal etmeye, özel mülkleri yağmalamaya ve sivilleri sindirmeye yöneldi. Bunu yaparken de ‘bunlar siyasal İslamcı akımı destekleyenlerin evleri’ ya da ‘Hartum’daki ordu ve Sudan dokusunun Arap unsuru’ gibi sığ ideolojik gerekçelere sarıldı. Sanki bu sınıflandırma, özel mülklere el koymaya ve insanları aşağılamaya meşruiyet zemini oluşturuyormuş gibi. Daha da tehlikeli olanı, bazı siyasi ve medya figürlerinin bu uygulamaları kınamak yerine çerçevelemeye ve sürdürülmesini meşrulaştırmaya soyunmasıydı. Öyle ki Sudanlıların evlerinin boşaltılması meselesi, Cidde Anlaşması görüşmelerinde bir müzakere ve pazarlık konusuna dönüştü.

Ardından mesele iç savaşın sınırlarını da aştı. HDK, Afrika'dan Kolombiya'ya kadar dünyanın dört bir yanından paralı asker devşirdi. Bunu sağlayan dış finansman ve destek, gizlenme ihtiyacı duymadan alenen sürdürüldü. Bu noktada konu, hükümetle yaşanan silahlı siyasi bir çatışmanın çok ötesine geçerek Sudan devletinin bütün temel unsurlarına, halkına, topraklarına ve yönetimine yönelik doğrudan bir saldırıya dönüştü.

HDK yalnızca orduya ya da hükümete karşı savaşmadı. Genelkurmay Başkanlığı’nı kuşatmasının hemen ardından vatandaşların evlerini işgal etmeye, özel mülkleri yağmalamaya ve sivilleri sindirmeye yöneldi ve bunu yaparken de sığ ideolojik gerekçelere sarıldı.

Buna karşın bazı siyasi güçler bu gerçekleri, yeniden iktidara erişimlerini düzenleyecek siyasi bir denklem uğruna göz ardı edilebilecek ayrıntılar olarak değerlendirmekte ısrar etti.

Bu süreç, Abdullah Hamduk ve bir kısım siyasi liderin HDK'nın El Cezire'yi işgal ettiği ve bölge halkına en ağır ihlalleri uyguladığı sırada HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu (Hâmidetî) ile ‘Addis Ababa Anlaşması’nı imzalamalarıyla zirveye ulaştı. Bu güçler söz konusu adımı Sudan hükümetiyle koordinasyon içinde attıklarını öne sürerek meşrulaştırmaya çalıştı. Ancak gerçekler bu iddiayı desteklemedi. Anlaşmanın maddeleri hükümet tarafıyla önceden koordinasyon yapıldığı fikri ile mantıksal olarak örtüşmüyor. Zamanlaması ise görmezden gelinemeyecek sorular doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre anlaşma, Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD), Cibuti'de açıkladığı olası bir ateşkesi görüşmek amacıyla planlanan Sudan Ordusu Komutanı ve Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah eş-Burhan ile Hâmidetî arasında doğrudan bir görüşme yapılmasının önünü kesmek gibi bir işlev gördü. Hâmidetî, görüşmeden yalnızca bir gün önce teknik gerekçeler öne sürerek toplantıya katılamayacağını bildirdi. Ertesi gün ise Addis Ababa'da Hamduk ve grubuyla birlikte görüntülendi. Bu gelişme, siyasi açıdan görmezden gelinmesi güç bir kanıt niteliği taşıyordu.

dfvfr
Sudan ordusu askerleri, HDK’dan geri alındıktan iki gün sonra, Hartum'un güneyindeki Omdurman şehri Saliha ilçesinde devriye gezerken görülüyor, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Tüm bunlarda bazı siyasi güçlerin, Sudanlıların ödeyeceği bedeli yeterince gözetmeksizin yüksek maliyetli bir iktidar serüvenine göz kırptığına tanık olundu. Savaş patlak vermeden önce, hatta çok daha öncesinde, HDK ne varsayımsal ne de mahiyeti belirsiz bir tehlikeydi. Geçmişi, yapısı ve pratikleriyle HDK, Sudanlıların güvenliğine, geçimine, onuruna ve canına yönelik en büyük tehdidi temsil ediyordu. Milli görev bu tehlikeye direnmekti. Onunla bir arada yaşama formülleri aramak, onu meşru bir aktör olarak tutmaya siyasi gerekçeler üretmek ya da açık ya da örtük biçimde onunla ittifak kurmak değil.

Bu yüzden savaşın niteliğini çarpıtmaya, tarafları eşitlemeye ya da gerçeği örtmek amacıyla ‘ilk kurşunu kim attı’ gibi tartışmaların içinde hakikati boğmaya çalışmak salt bir siyasi yanılgı değil, meselenin özünden sapma. Savaş silahların patladığı anda başlamadı; milis birlikleri, günler öncesinden bir askeri üssü kuşatmak için harekete geçerek zorla askeri ve siyasi olgular dayatmaya başladığında fiilen başladı. Üstelik ne kadar tartışmalı olursa olsun içeride bir Sudan meselesine bölgesel ülkelerin müdahalesini savunmak ulusal egemenliğin sırtına saplanmış bir hançer oldu. Tıpkı Sudan devriminin sloganlarını silahlı bir milis projesinin hizmetine koşulması gibi.

Sapla samanın bir birine girdiği bir diğer tehlikeli karıştırma ise mantıksal sonucu yalnızca HDK’nın askeri varlığının barışçıl yollarla tasfiyesi olabilecek askeri müzakere ile hukukun üstünlüğüne dayalı sivil demokratik bir yönetim inşasını hedefleyen siyasi süreç birbirine karıştırılmasıydı. Bu karıştırma ne barış üretti ne demokratik geçişi sağladı. Aksine demokratik dönüşüm söyleminin savaşı meşrulaştırmak için araçsallaştırıldığı koşullarda her iki süreci de içinden çıkılmaz hale getirdi.

Yukarıdakiler soyut teorik okumalar değil, bilakis açıkça yaşanmış ve Sudanlıların ile dünyanın gözü önünde gelişmeye devam eden gerçeklerin aktarımıdır. Bu siyasi güçlere yakışan, ulusal önceliklerini yeniden düzenlemek ve dar iktidar hesapların bedelini ödemeye devam eden bir halkın canını, yurdunu ve geleceğini ortaya koyduğu bu süreçte milislerin ihlalleri karşısında Sudanlıların yanında açıkça yer almaktır.

sdvfr
Hartum yakınlarında yer alan Omdurman'da kurşun ve şarapnel izleri görülen ve Sudan bayrağı tutan kişilerin resmedil bir duvar, Sudan, 23 Nisan 2026 (AP)

Bu çıkmazdan kurtuluş imkânsız değil ve hâlâ mümkün. Ancak başlangıç noktası, günaha sarılmaktan vazgeçmek ve geçmiş tutumların açık bir muhasebesini yapıyor. Devletle ve kurumlarıyla ilişkinin yeniden ele alınması, devletin kimin yönettiği konusundaki anlaşmazlık gerekçesiyle yıkılmaması gereken ulusal bir çerçeve olarak görülmesi, Sudanlıların kendi toprakları üzerindeki egemenliğinin her türlü dış saldırıya karşı tanınması, yönetim biçimi, devleti kimin ve nasıl yöneteceği konusundaki görüş ayrılıklarının ise tamamen meşru olduğunun kabul edilmesi.

Bunlar aşırı talepler değil. Siyasi kampın kendisini içine sürüklediği sapkınlık girdabından uyanışı temsil ediyor. Ancak bu, kaybolmuş elitlerin mutlak hakikate sahip olduklarını iddia etme kibrinden vazgeçmesini ve gerçekleri kendi tercih ettikleri anlatıya uydurmak için bükmekten vazgeçmesini gerektiriyor. Devrimin sloganlarını gerçekle çelişen biçimde savaşı meşrulaştırmak için araçsallaştırarak etrafında sahte bir uzlaşı yanılsaması yaratma girişimleri ne gerçekler ne de zaman karşısında ayakta durabilir.



Irak'ın Erbil kentindeki ABD konsolosluğu yakınlarında bir SİHA düşürüldü

Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)
Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)
TT

Irak'ın Erbil kentindeki ABD konsolosluğu yakınlarında bir SİHA düşürüldü

Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)
Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)

Güvenlik kaynakları, Reuters haber ajansına yaptıkları açıklamada, Irak'ın Erbil kentinde patlayıcı yüklü bir insansız hava aracının (SİHA) hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirildiğini bildirdi.

Kaynaklar, SİHA'nın ABD Başkonsolosluğu yakınlarına düştüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Erbil'deki ABD Başkonsolosluğu çevresinde patlama sesleri duyuldu.

Haberde, daha önce de roket ve İHA saldırılarının hedefi olan konsolosluk çevresindeki hava savunma sistemlerinin devreye girdiği ifade edildi.

Erbil semalarında uçan İHA'ların hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu, patlama seslerinin duyulduğu ve bölgeden dumanların yükseldiği görüldü.

Saldırıları henüz herhangi bir grup üstlenmedi. Olay, Irak'ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin Washington ziyaretiyle eş zamanlı olarak gerçekleşti. Ez-Zeydi, salı günü ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmişti.

ABD askerlerinin konuşlu bulunduğu Irak Kürt Bölgesel Yönetimi toprakları, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana sık sık hedef alınıyor. Bu saldırıların büyük bölümünden İran'a yakın Iraklı silahlı gruplar sorumlu tutuluyor.

Söz konusu grupların bugüne kadar Irak'taki ABD tesislerine 600'den fazla saldırı düzenlediği belirtiliyor. İran da çatışmalar süresince ve nisan ayında yürürlüğe giren kırılgan ateşkes sonrasında, Irak Kürt Bölgesi'nde konuşlu İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik saldırılar gerçekleştirdi.


Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.