Somaliland, Etiyopya’ya deniz yolunu yeniden açıyor... Mogadişu ile gerginlik artıyor

Ayrılıkçı bölge, Addis Ababa’nın taleplerini görüşmeye hazır olduğunu vurguluyor

Somali Cumhurbaşkanı ile Etiyopya Başbakanı arasında daha önce yapılan görüşmeden (Etiyopya Haber Ajansı)
Somali Cumhurbaşkanı ile Etiyopya Başbakanı arasında daha önce yapılan görüşmeden (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Somaliland, Etiyopya’ya deniz yolunu yeniden açıyor... Mogadişu ile gerginlik artıyor

Somali Cumhurbaşkanı ile Etiyopya Başbakanı arasında daha önce yapılan görüşmeden (Etiyopya Haber Ajansı)
Somali Cumhurbaşkanı ile Etiyopya Başbakanı arasında daha önce yapılan görüşmeden (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopya’nın denize açılma talebi konusunda ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle vardığı ön mutabakat nedeniyle Somali ile yaşadığı krizin üzerinden yaklaşık iki yıl geçerken, ayrılıkçı yönetim İsrail’den tanınma elde etmesinin ardından aynı öneriyi yeniden gündeme taşıdı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Somali ve Afrika uzmanı bir isim, bu girişimin özellikle Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki gerilimi yeniden artıracağını belirtti. Uzman, Addis Ababa’nın teklife olumlu yaklaşması halinde Arap ülkeleri ve bölgesel aktörlerden güçlü bir ret tavrının ortaya çıkacağı öngörüsünde bulundu.

Ayrılıkçı bölge, Aden Körfezi boyunca uzanan 740 kilometrelik kıyı şeridine sahip bulunuyor. Afrika Boynuzu’nda Hint Okyanusu ile Kızıldeniz’in kesişim noktasında stratejik bir konumda yer alan bölge, 1991 yılında Somali Federal Cumhuriyeti’nden ayrıldığını ilan etmesine rağmen uluslararası toplum tarafından tanınmıyor. Ancak İsrail, Aralık 2025’te Somaliland’ı tanıyan ilk ülke oldu. Bölgenin stratejik öneme sahip Berbera Limanı ise uzun süredir bölgesel ve uluslararası nüfuz mücadelesinin merkezinde yer alıyor.

Somaliland Dışişleri Bakanı Abdurrahman Tahir Adam dün Etiyopya merkezli The Reporter gazetesine verdiği röportajda, “Etiyopya’nın denize erişim hakkı vardır” dedi.

Adam, “Etiyopya’nın denize erişiminin öneminin farkındayız. Etiyopya hükümetinin liman veya deniz koridoruna ilişkin ihtiyaçlarını görüşmeye hazırız. Onların ihtiyaçlarını anlıyoruz; onlar bizim kardeşlerimiz. Yardımcı olabileceğimiz bir yol varsa buna tamamen hazırız” ifadelerini kullandı.

Gazetenin aktardığına göre Etiyopya ile ayrılıkçı Somaliland yönetimi, 1 Ocak 2024’te bir mutabakat zaptı imzaladı. Söz konusu anlaşma, denize kıyısı bulunmayan Etiyopya’ya bir deniz çıkışı sağlanmasını öngörürken, karşılığında Somaliland’ın egemenliğinin tanınması ihtimalini içeriyordu. Anlaşma kapsamında Etiyopya’nın 20 kilometrelik kıyı şeridini kiralaması ve burada bir deniz üssü kurması planlanıyordu.

Somali ve Arap ülkelerinin karşı çıktığı anlaşmanın ardından Türkiye’nin yürüttüğü diplomatik girişimler sonucunda Aralık 2024’te Ankara Bildirisi imzalandı. Bildiri, Somali’nin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde denize erişim konusundaki teknik görüşmelerin sürdürülmesini öngörüyordu. Ancak gazetenin değerlendirmesine göre, bu görüşmeler bugüne kadar kayda değer bir ilerleme sağlayamadı.

Türkiye’nin arabuluculuğunda varılan anlaşma, Şubat 2025 sonuna kadar teknik müzakerelerin başlatılmasını ve dört ay içinde nihai bir anlaşmaya ulaşılmasını öngörüyordu. Ancak aradan geçen süreye rağmen bu konuda herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

Adam, verdiği röportajda Türkiye’nin arabuluculuğunda yürütülen süreçte bir durgunluk yaşandığını doğrulayarak, “Herhangi bir değişiklik olmadı” dedi. Adam, Berbera Limanı’nın Etiyopya tarafından kullanılmaya hazır olduğunu belirterek, “Etiyopya limanı istediği zaman kullanabilir. Limandan tam anlamıyla yararlanmak isterse buna da hiçbir itirazımız yok” ifadesini kullandı. Etiyopya ile imzalanan mutabakat zaptının halen yürürlükte olup olmadığı ya da iptal edilip edilmediği yönündeki soruya ise doğrudan yanıt vermekten kaçınan Adam, “Mutabakat zaptı her şey demek değildir” değerlendirmesinde bulundu.

Somalili siyaset analist ve Afrika uzmanı Abdülveli Cami Berri’ye göre, Somaliland’ın Etiyopya’ya deniz çıkışı sağlama fikrini yeniden gündeme getirmesinin temel nedeni, Addis Ababa ile ilişkileri stratejik bir koz olarak görmesi. Berri, ayrılıkçı yönetimin bu ilişki üzerinden etkili bölgesel güçlerle ortaklıklar kurarak uluslararası tanınma elde etmeyi, aynı zamanda Berbera Limanı ve buna bağlı yatırımlardan ekonomik kazanç sağlamayı hedeflediğini ifade etti.

Berri, Türkiye’nin arabuluculuğunun krizi tırmanma aşamasından diyalog sürecine taşımayı başardığını belirterek, Etiyopya’nın geniş çaplı bir bölgesel çatışmaya girmek istemediğini, Somali’nin de savaşa sürüklenmekten kaçındığını söyledi. Ancak taraflar arasındaki anlaşmazlığın temel nedenlerinin ortadan kalkmadığını vurgulayan Berri, son dönemde yeniden gündeme gelen açıklamaların gerilimi tekrar artırabileceği uyarısında bulundu.

Mogadişu yönetimi ise Somaliland’ın attığı bütün adımlara karşı çıkmayı sürdürüyor. Somali hükümeti, Somaliland’ı ülke topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görmeye devam ederken, ayrılıkçı bölgenin izlediği siyasi çizgiye yönelik birçok kez ret ve tepki açıklamasında bulundu.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Somali Haber Ajansı)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Somali Haber Ajansı)

Etiyopya’nın Somaliland ile anlaşma imzalamasının ardından Mogadişu yönetimi bir dizi karşı adım attı. Bu kapsamda dönemin Somali Savunma Bakanı Abdulkadir Muhammed Nur, Kasım 2024’te yaptığı açıklamada, Etiyopya’nın Somali’nin egemenliği ve bağımsızlığını ‘açık biçimde ihlal ettiği’ gerekçesiyle yaklaşık 4 bin Etiyopyalı askerin yeni barış gücü misyonunda yer almayacağını duyurdu. Nur, bir ay sonra ise Etiyopya birliklerinin ülkeden ayrılmasını talep ederek, aksi halde varlıklarının ‘işgal’ olarak değerlendirileceğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud Şubat 2025’te verdiği röportajda, ABD Başkanı Donald Trump’a yakın bazı isimlerin Somaliland’ın resmen tanınması yönünde baskı yaptığını öne sürdü. Mahmud, böyle bir adımın Afrika kıtasındaki mevcut sınırların değişmesine yol açabilecek tehlikeli bir emsal oluşturabileceği uyarısında bulunmuştu.

İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardından Somali’den bu sürece karşı çıkan açıklamalar peş peşe geldi.

Afrika uzmanlarına göre Mogadişu yönetimi, bundan sonra da benzer girişimlere karşı çıkmayı sürdürecek. Somali hükümeti, limanlar, askeri üsler veya deniz çıkışlarıyla ilgili yabancı devletlerle yürütülecek her türlü müzakerenin yalnızca federal hükümetin yetkisinde olduğunu savunuyor. Bu nedenle Somaliland’ın attığı adımları ulusal egemenliğe yönelik bir ihlal olarak değerlendiriyor. Buna karşılık ayrılıkçı yönetim ise dış ilişkilerine dair kararları alma yetkisinin kendisinde olduğunu öne sürüyor. Uzmanlar, bu görüş ayrılığının İsrail’in tanıma kararının ardından ortaya çıkan krize ilave olarak yeni bir siyasi gerilim başlığı oluşturacağını belirtiyor.

Uzmanlara göre Etiyopya’nın Berbera Limanı konusunda atacağı herhangi bir resmî adım, krizi daha güçlü biçimde yeniden alevlendirebilir. Özellikle Addis Ababa yönetiminin denize çıkış elde etme hedefinden vazgeçmemesi nedeniyle gerilimin yeniden yükselme ihtimali bulunduğu ifade ediliyor. Ayrıca Arap ülkelerinden de sert tepkiler gelmesi bekleniyor. Uzmanlar, özellikle Mısır’ın bu dosyadaki gelişmeleri yakından takip ettiği ve Etiyopya gibi Kızıldeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin denizde varlık göstermesini sağlayacak düzenlemelere karşı çıktığını vurguladı.



Fatima ez-Zehra Mansuri... Marakeş Belediye Başkanlığı’ndan Fas Başbakanlığına

2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu
2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu
TT

Fatima ez-Zehra Mansuri... Marakeş Belediye Başkanlığı’ndan Fas Başbakanlığına

2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu
2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu

Fas’ın başkenti Rabat’taki Kraliyet Sarayı’nın sakin mermer koridorlarında yaşananlar, sıradan bir siyasi protokol töreninden çok daha fazlasını ifade ediyordu. Fatima ez-Zehra Mansuri, Fas Kralı 6. Muhammed’in huzurunda yasal yemini ederken, attığı her adım Fas kadın hareketinin onlarca yıllık mücadelesini simgeliyor ve ülke siyasetinde daha önce görülmemiş yeni bir dönemin kapısını aralıyordu.

Siyasi ve medya çevrelerinde “Demir Kadın” olarak anılan Mansuri, Fas Krallığı tarihinde hükümet başkanlığı görevine getirilen ilk kadın oldu. Mansuri, partisi Asalet ve Çağdaşlık Partisi’ni (PAM) seçimlerde öne taşıyarak parlamentoda önemli bir başarı elde etti ve ülkedeki siyasi dengelerin yeniden şekillenmesine katkıda bulundu.

Hukuk ve insan hakları alanındaki geçmişiyle öne çıkan Mansuri’nin yükselişi, tesadüfi bir gelişmenin ya da geçici siyasi düzenlemelerin sonucu olmadı. Bu süreç; zorlu seçim mücadeleleri, büyük yerel krizlerin yönetimi ve siyasi literatürde çoğunlukla erkeklerin hâkim olduğu kabul edilen bir alanda denge kurma ve müzakere etme becerisiyle şekillendi.

Avukatlık cübbesinden Marakeş Belediye Başkanlığına, oradan parti liderliğine ve nihayet yürütmenin başına uzanan kariyeri, Mansuri’yi Fas’ın yeni siyasi elitinin dikkat çekici isimlerinden biri haline getirdi.

Eğitim ve hukuk kariyeri

Fatima ez-Zehra Mansuri, 3 Ocak 1976’da Marakeş’te, kökleri Rahamena bölgesine uzanan köklü bir ailede dünyaya geldi. Babası merhum Abdurrahman Mansuri, Fas devlet yapısında etkili bir isimdi. Uzun yıllar Marakeş’te vali olarak görev yapan Abdurrahman Mansuri, daha sonra Fas’ın Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçiliği görevini üstlendi.

Mansuri, siyaset ve diplomasiyle iç içe bir ortamda büyüdü. Babasının çevresinde devlet yönetimi, kamu hizmeti ve siyasi karar alma süreçlerine ilişkin ilk deneyimlerini edindi.

İlk ve orta öğrenimini Marakeş’teki Fransız okullarında, özellikle köklü Victor Hugo Lisesi’nde tamamladı. Ardından hukuk eğitimi aldı. Fransa’da Montpellier Üniversitesinde ticari sözleşmeler hukuku alanında lisansüstü eğitim gören Mansuri, Rabat’taki 5. Muhammed Üniversitesinden özel hukuk diploması aldı. Daha sonra ABD’ye giderek New York’taki Pace Üniversitesinde Anglo-Sakson hukuk sistemi üzerine eğitim gördü.

Farklı hukuk sistemlerini kapsayan bu akademik geçmişin ardından Fas’a dönen Mansuri, 22 Mart 2005’te ticaret ve gayrimenkul hukuku alanında uzmanlaşan kendi hukuk bürosunu kurdu.

Mansuri iki çocuk annesidir. İş hayatındaki yoğun kariyeriyle aile sorumluluklarını birlikte yürütürken, özel hayat ile kamu görevlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini çeşitli açıklamalarında dile getirdi.

2014 yılında Forbes dergisi tarafından Afrika kıtasının en etkili 20 genç kadını arasında gösterilen Mansuri, aynı yıl genç küresel liderler listesinde de yer aldı. Halen Frankofon Belediye Başkanları Uluslararası Birliğinin üyesi ve Fas Belediye Meclisleri Başkanları Birliğinin başkan yardımcısıdır.

İlk siyasi dönüm noktası

Mansuri’nin siyasi kariyerindeki ilk önemli dönüm noktası 2009’daki yerel seçimler oldu. O dönemde yeni kurulmuş olan Asalet ve Çağdaşlık Partisi’nden aday olan Mansuri, yıllardır Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel siyasi çevrelere karşı yarıştı.

Genç avukat, deneyimli Belediye Başkanı Ömer el-Cezuli’yi geride bırakarak 33 yaşında Marakeş Belediye Başkanı seçildi ve Fas’ın büyük kentlerinden birinin belediye başkanlığı görevine gelen ilk kadın oldu.

Belediye yönetimi döneminde güçlü siyasi ve hukuki muhalefetle karşılaşan Mansuri, turizm açısından uluslararası öneme sahip ve yapısal sorunları bulunan Marakeş’in yönetim kapasitesi konusunda eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

İlk görev döneminde belediye maliyesi, temizlik, ulaşım ve aydınlatma hizmetlerine ilişkin imtiyaz sözleşmeleri ile arazi yönetimi gibi tartışmalı dosyaları gündeme aldı. Bu süreç, kendisine yerel siyasi çekişmeleri yönetme ve merkezi yönetimle müzakere konusunda deneyim kazandırdı.

Parti yönetiminden bakanlığa

Mansuri, Marakeş Belediye Başkanlığı görevine paralel olarak PAM içindeki konumunu da güçlendirdi. Partinin Ulusal Konsey Başkanlığı görevini üstlenerek, ulusal kongrenin ardından partinin ikinci önemli karar organının başına geçti. Bu dönemde parti içindeki farklı siyasi eğilimler arasındaki dengelerin korunmasında rol oynadı.

2021’deki genel ve yerel seçimlerin ardından Mansuri ikinci kez Marakeş Belediye Başkanı seçildi. Aynı dönemde Aziz Ahnuş hükümetinde Ulusal Arazi Planlama, Şehircilik, Konut ve Şehir Politikası Bakanı olarak görevlendirildi.

Bakanlığı döneminde kırsal bölgelerde yapılaşma prosedürlerinin kolaylaştırılması, şehircilik ve konut alanında ulusal diyalog sürecinin başlatılması ve doğrudan konut desteğinin hayata geçirilmesi gibi reformlara odaklandı. Bu süreçte bürokratik engeller, kurumlar arasındaki yetki karmaşası ve seçilmiş yerel yönetimlerle koordinasyon gibi sorunlarla karşılaştı.

Parti kongresi ve kolektif liderlik modeli

PAM, Şubat 2024’te parti içindeki bazı önde gelen isimleri etkileyen siyasi ve adli gelişmelerin ardından ciddi bir örgütsel kriz yaşadı.

Bouznika’da düzenlenen 5. Ulusal Kongre sırasında Mansuri, partinin bölünmesini önleyebilecek uzlaşmacı figür olarak öne çıktı. Kongrede parti genel başkanlığı sisteminin kaldırılması ve bunun yerine üç üyeden oluşan kolektif bir genel sekreterlik yapısının oluşturulmasını içeren yeni bir örgütlenme modeli benimsendi.

Mansuri, bu kolektif yapının “ulusal koordinatörü” olarak partinin sözcülüğünü ve siyasi ile seçim stratejisinin yönetimini üstlendi. Bu modelin ardından partide istikrarın yeniden sağlandığı ve sonraki seçimlere hazırlık sürecinin güçlendirildiği belirtildi.

Önündeki temel sınamalar

Fatima ez-Zehra Mansuri’nin 2031’e kadar sürmesi öngörülen yeni hükümetin başına geçmesi, ekonomik ve sosyal açıdan ağır bir gündemi beraberinde getiriyor.

Öncelikli dosyalar arasında sosyal devlet politikalarının tamamlanması bulunuyor. Bunların başında kapsamlı sağlık sigortasının yaygınlaştırılması ve düşük gelirli ailelere yönelik doğrudan sosyal yardım sisteminin geliştirilmesi geliyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu projeler, kamu maliyesinin sıkı yönetilmesini ve kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla idari reformların yapılmasını gerektiriyor.

Sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu da hükümetin önündeki önemli başlıklardan biri. Her iki sektörde de uzun süredir devam eden yapısal sorunlar ve dönemsel çalışan protestoları bulunuyor.

Bunun yanı sıra, ülkenin yıllardır karşı karşıya olduğu kuraklık ve artan su sıkıntısı da hükümet açısından önemli bir sınama oluşturuyor. Deniz suyunun arıtılması tesislerinin ve su transferi projelerinin hızlandırılması, ayrıca kırsal ve kentsel gençler için sürdürülebilir istihdam yaratacak yatırımların teşvik edilmesi gündemin diğer başlıkları arasında.

Hükümetin önündeki en büyük lojistik ve altyapı projelerinden biri ise Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapması için yürütülen hazırlıklar. Proje; altyapı, ulaşım, konaklama ve iletişim alanlarında büyük yatırımlar yapılmasını gerektiriyor. Hükümetin, kamu bütçesinde dengesizlik yaratmadan bu yatırımları finanse etmesi ve makroekonomik dengeleri koruması bekleniyor.

Fas siyasetinde kadınların yükselişi

Fas’ın 1956’da bağımsızlığını kazanmasından bu yana hükümet başkanlığı görevini erkekler yürüttü. Ülkenin ilk hükümet başkanı Mbarek Bekkay el-Lehbîl’den Ahmed Balafrej, Abdullah İbrahim, Ahmed Bahnini, Muhammed Benhima, Ahmed Laraki, Muhammed Karim Lamrani, Ahmed Osman, Maati Buabid, İzzeddin Irakî ve Abdullatif Filali’ye kadar uzanan siyasi çizgide kadınlar yürütmenin en üst makamında yer almadı.

1990’ların sonlarında Fas’ın siyasi açılım ve uzlaşma dönemine girmesiyle birlikte Abderrahman el-Yusufi kurumsallaşma ve siyasi uzlaşmaya dayalı bir hükümet deneyimine öncülük etti. Onu teknokrat yönetim anlayışı ve büyük ekonomik projeleriyle öne çıkan İris Jetu ve ardından Abbas el-Fasi izledi.

Sonraki dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hükümetleriyle Abdülilah Benkiran ve Saadeddin el-Osmani başbakanlık görevini üstlendi. Son hükümet döneminde ise Aziz Ahnuş yatırım, ekonomik büyüme ve büyük ölçekli projelere odaklanan bir yönetim anlayışı izledi.

Mansuri’nin başbakanlık görevine getirilmesi, Fas’ın bağımsızlık sonrası siyasi tarihinde yürütmenin başına ilk kez bir kadının gereçekleştiriyor.


Taiz kentinin batısındaki Husi saldırıları püskürtüldü

Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)
Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)
TT

Taiz kentinin batısındaki Husi saldırıları püskürtüldü

Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)
Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Taiz kentinin batı cephesinde Husiler tarafından eş zamanlı düzenlenen yeni saldırı dalgasını püskürttü. Saha ve askeri kaynaklara göre saatler süren çatışmaların ardından saldırganlar Cebel Han, Hadran, Medarat, Eski Havaalanı bölgelerinde geri çekilmek zorunda kaldı.

Hükümet güçleri, 24 saat içinde 257 hedefe yönelik operasyon gerçekleştirdiğini açıkladı. Operasyonlarda en az 700 Husinin öldürüldüğü, 170 askeri araç ve kapasitenin imha edildiği veya kullanılamaz hale getirildiği belirtildi.

Bu sırada Yemen güçleri, Sana’daki balistik füze fırlatma noktaları ile Sada’daki diğer Husi askeri mevzilerine yönelik hava operasyonları düzenledi.


Yemen ordusu, Sana ve Sada’daki Husilere ait hedefleri vurduğunu açıkladı

Yemen ordusu, Taiz ve Lahic’in batısındaki cephe hatları boyunca Husilere karşı şiddetli çatışmalara giriyor. (Askeri medya)
Yemen ordusu, Taiz ve Lahic’in batısındaki cephe hatları boyunca Husilere karşı şiddetli çatışmalara giriyor. (Askeri medya)
TT

Yemen ordusu, Sana ve Sada’daki Husilere ait hedefleri vurduğunu açıkladı

Yemen ordusu, Taiz ve Lahic’in batısındaki cephe hatları boyunca Husilere karşı şiddetli çatışmalara giriyor. (Askeri medya)
Yemen ordusu, Taiz ve Lahic’in batısındaki cephe hatları boyunca Husilere karşı şiddetli çatışmalara giriyor. (Askeri medya)

Yemen ordusu, bugün sabaha karşı yaptığı açıklamada, Sana ve Sada vilayetlerinde Husilere ait stratejik hedeflere yönelik saldırılar düzenlediğini duyurdu. Ordu, “Husilerin kapasitesinin hükümet güçlerinin ateşinden güvende olmayacağını” vurguladı.

Silahlı Kuvvetler Sözcüsü Macid en-Nüzeyli, güçlerin “Sana ve Sada’da Husilere ait stratejik hedeflere ağır darbeler indirdiğini” belirtti. Nüzeyli ayrıca, “Husi milislerinin kapasitesi silahlı kuvvetlerimizin ateşinden güvende olmayacak; onları yok edeceğiz” ifadelerini kullandı.