İran savaşı Mısır ve Türkiye arasındaki askeri iş birliğini hızlandırıyor... İsrail endişeli

Kahire ve Ankara arasında "güvenlik platformu" görüşmeleri sürerken çeşitli ortaklıklar kuruluyor

Mısır ve Türkiye, Erdoğan'ın geçen şubat ayında Kahire'ye yaptığı ziyaret sırasında askeri işbirliği anlaşması imzaladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve Türkiye, Erdoğan'ın geçen şubat ayında Kahire'ye yaptığı ziyaret sırasında askeri işbirliği anlaşması imzaladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran savaşı Mısır ve Türkiye arasındaki askeri iş birliğini hızlandırıyor... İsrail endişeli

Mısır ve Türkiye, Erdoğan'ın geçen şubat ayında Kahire'ye yaptığı ziyaret sırasında askeri işbirliği anlaşması imzaladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve Türkiye, Erdoğan'ın geçen şubat ayında Kahire'ye yaptığı ziyaret sırasında askeri işbirliği anlaşması imzaladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Hişam el-Meyani

Mısır ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın, özellikle İran savaşı ve bölgede yaşanan istikrarsızlıkların gölgesinde askeri iş birliği alanında giderek güçlendiği değerlendiriliyor. Bu durum, İsrail'de de dikkatle izlenirken, bazı İsrailli çevreler Kahire ile Ankara arasındaki artan askeri koordinasyonun "bölgedeki güç dengelerini değiştirebilecek silah anlaşmalarını da kapsayabileceği" yönünde uyarılarda bulunuyor.

Mısırlı uzmanlar ve emekli askerî yetkililer ise iki ülke arasındaki iş birliğinin saldırı amaçlı değil, savunma odaklı olduğunu ve İran savaşı sonrasında ortaya çıkan bölgesel değişimlere karşı güç dengelerini korumayı hedeflediğini belirtiyor.

İsrail'in Maariv gazetesi, ABD istihbaratının, Mısır ve Türkiye'nin geniş kapsamlı bir askerî iş birliğini sessiz şekilde geliştirdiğine dair olağan dışı faaliyetler tespit ettiğini öne sürdü. Gazetenin pazar günü yayımladığı haberde, bu iş birliğinin bölgedeki güç dengelerini etkileyebilecek silah anlaşmalarını içerebileceği ifade edildi.

Haberde, İsrail'in en büyük endişelerinden birinin Mısır Sahil Güvenliği veya Türk hava savunma sistemleriyle ilgili bir güvenlik anlaşmasının hayata geçirilmesi olduğu belirtilirken, bu konuda ileri düzey görüşmeler yürütüldüğünü doğrulayan resmi bir açıklamanın bulunmadığı vurgulandı.

Birkaç ay önce Mısır ve Türkiye arasında yapılan ortak askeri tatbikatlardan, (Mısır askeri sözcüsü)Birkaç ay önce Mısır ve Türkiye arasında yapılan ortak askeri tatbikatlardan, (Mısır askeri sözcüsü)

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Emekli Tümgeneral Muhammed Abdülvahid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır ile Türkiye arasında birçok alanda yakınlaşma yaşandığını belirterek şunları söyledi:

"İki ülke arasında bir tür ortaklık söz konusu. Askerî alanda özellikle Türk insansız hava araçları (İHA), ortak eğitim faaliyetleri ve savunma sanayii iş birliği öne çıkıyor. Ayrıca yerli ihtiyaçları karşılamak ve bölgesel pazarlara yönelik satış yapmak amacıyla ortak askerî ürün geliştirme yönünde de bir eğilim bulunuyor."

Abdülvahid, iki ülke arasındaki savunma amaçlı askerî anlaşmaların bölgesel güç dengelerini korumaya yönelik olduğunu belirterek, "Özellikle İran savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni koşullarda, ABD'nin Ortadoğu'daki güç dengesini İsrail lehine şekillendirme çabalarına karşı bir denge oluşturulmak isteniyor" dedi.

Mısır ile Türkiye arasındaki askerî iş birliği, 2023 yılında diplomatik ilişkilerin tam anlamıyla yeniden tesis edilmesi ve karşılıklı devlet başkanı ziyaretlerinin ardından belirgin şekilde ivme kazandı. Bu süreçte savunma sanayii alanındaki iş birliği de gelişti; iki ülke "Dostluk Denizi" ortak tatbikatlarını yeniden başlatırken, İHA’ların ortak üretimi konusunda anlaşmaya vardı. Ayrıca Mısır, Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı projesi KAAN'a katıldı.

Türk savunma sanayiinin önde gelen ürünlerinden Bayraktar İHA'larının modelleri, Kahire'de düzenlenen IDEX 2025 Savunma Sanayii Fuarı'nda sergilenirken, araç ve mühimmatların üzerinde Mısır bayrağı yer aldı.

Mısır ve Türkiye arasında ilk üst düzey askeri görüşme geçen yıl Ankara'da gerçekleştirildi (Türkiye Savunma Bakanlığı)Mısır ve Türkiye arasında ilk üst düzey askeri görüşme geçen yıl Ankara'da gerçekleştirildi (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Geçen yıl Ankara'da iki ülke arasında ilk üst düzey askerî toplantı gerçekleştirilirken, ağustos ayında Mısır ve Türkiye dikey iniş-kalkış yapabilen İHA’ların ortak üretimine ilişkin bir anlaşma imzaladı. Ayrıca Türk savunma şirketi HAVELSAN ile Mısır'ın Kadir Fabrikası arasındaki iş birliği kapsamında insansız kara araçlarının (İKA) üretimine başlandı.

Mısırlı uluslararası ilişkiler uzmanı ve akademisyen Beşir Abdülfettah da iki ülke arasındaki savunma iş birliğinin stratejik ortaklığı güçlendirmeyi amaçladığını belirterek, "Her iki ülke de gelişmiş silah sistemlerine erişimde çeşitli kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyor" dedi.

Abdülfettah, "Mısır ve Türkiye, uluslararası baskılara karşı savunma sanayiinde yerli üretime yönelmek istiyor. Ortak askerî tatbikatlar da aynı hedefe hizmet ediyor" değerlendirmesinde bulundu.

Şubat ayında Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Kahire'de bir araya geldiği ziyarette iki ülke arasında askerî iş birliği anlaşması imzalanmıştı.

Öte yandan İsrail basınında yer alan bazı haberlerde, Mısır-Türkiye iş birliğinin gelecekte başka ülkelerin de katılımıyla bir "Arap-İslam askerî ittifakına" dönüşebileceği yönündeki kaygılara dikkat çekildi.

Türkiye'nin mayıs ayı sonunda ortaya attığı bölgesel istikrar platformu önerisi de bu tartışmaların devamı olarak değerlendiriliyor. Ankara'nın önerdiği yapıda Türkiye'nin yanı sıra Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Körfez ülkelerinin yer alması, belirli şartlar altında İran ve İsrail'in de platforma katılabilmesi öngörülüyor.

Mısır Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz şubat ayında Türk mevkidaşını kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)Mısır Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz şubat ayında Türk mevkidaşını kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Dönemin açıklamalarında Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, tüm bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü, egemenlik ve karşılıklı güvenlik ilkelerine bağlı kalacağı daha geniş kapsamlı bir "bölgesel istikrar vizyonuna" ihtiyaç olduğunu vurgulamıştı.

Ulusal güvenlik uzmanı Abdülvahid, Mısır'ın böyle bir girişime olumlu yaklaşacağını ve aktif rol üstlenebileceğini belirterek, "Fiilen bu yapı zaten mevcut. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan arasında düzenli olarak toplanan dörtlü mekanizma bulunuyor. Bu mekanizma, bölgesel barışın güçlendirilmesi ve son dönemde ABD ile İran arasındaki müzakerelerin ilerletilmesi gibi konularda rol oynuyor" ifadelerini kullandı.

Beşir Abdülfettah ise bölgesel platform fikrinin son derece önemli olduğunu belirterek, "Avrupa ve Asya'da bölgesel güvenlik ve iş birliği mekanizmaları bulunurken, Ortadoğu'da benzer bir yapının eksikliği hissediliyor" dedi.

Abdülfettah, İran savaşı sonrasında bölgenin önemli jeopolitik ve stratejik dönüşümler yaşayacağını belirterek, "Bu nedenle böyle bir platformun gündeme gelmesi son derece gerekli. Ancak yapının siyasi koordinasyonla mı sınırlı kalacağı, askerî iş birliğini de kapsayıp kapsamayacağı ve ortak bir bölgesel güç oluşturup oluşturmayacağı gibi birçok sorunun netleştirilmesi gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.

Uzman, söz konusu girişimin ABD ve İsrail'in Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme çabalarına karşı bir tepki niteliği taşıdığını belirtirken, şu ana kadar Mısır ve diğer bölge ülkelerinden öneriye ilişkin resmi bir tutum açıklanmadığını da ifade etti.



Florida’daki Lübnan-İsrail görüşmesine ilişkin şüpheler artıyor

Lübnan-İsrail müzakerelerinde ABD’li yetkililer (Arşiv-AP)
Lübnan-İsrail müzakerelerinde ABD’li yetkililer (Arşiv-AP)
TT

Florida’daki Lübnan-İsrail görüşmesine ilişkin şüpheler artıyor

Lübnan-İsrail müzakerelerinde ABD’li yetkililer (Arşiv-AP)
Lübnan-İsrail müzakerelerinde ABD’li yetkililer (Arşiv-AP)

BD’deki ara seçimler öncesinde Lübnan ile İsrail arasında Florida’da yapılması planlanan askerî müzakere turunun gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğine ilişkin şüpheler artıyor. Müzakereler hakkında doğrudan bilgi sahibi olan bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’nın toplantı tarihinin kesinleştirilmesine ilişkin şu ana kadar herhangi bir yeni bilgi getirmediğini söyledi.

Toplantının 20-22 Ekim tarihleri arasında yapılması planlanıyordu. Ancak Lübnan tarafına henüz görüşmenin kesin tarihine ilişkin bir teyit ulaşmadı. Beyrut yönetimi, ABD’yi toplantıya ev sahipliği yapmayı İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak Knesset seçimlerinden ve daha sonra 3 Kasım’da düzenlenecek ABD ara seçimlerinden önce kesinleştirmeye ikna etmeyi umuyor.

Lübnanlı bir kaynak ise müzakerelerin söz konusu iki seçim sürecinin tamamlanmasının sonrasına ertelenmesinin Lübnan’ın çıkarına olmadığını ifade etti.


Fas Kralı, gençlik meselelerinin kamu politikalarının öncelikleri arasına alınması gerektiğini vurguladı

Fas Kralı, yeni yasama ve hükümet döneminin, Fas’ın yükselen bir ekonomik güç olma hedefini sürdürmesi açısından dönüm noktası oluşturması çağrısında bulundu (MAP)
Fas Kralı, yeni yasama ve hükümet döneminin, Fas’ın yükselen bir ekonomik güç olma hedefini sürdürmesi açısından dönüm noktası oluşturması çağrısında bulundu (MAP)
TT

Fas Kralı, gençlik meselelerinin kamu politikalarının öncelikleri arasına alınması gerektiğini vurguladı

Fas Kralı, yeni yasama ve hükümet döneminin, Fas’ın yükselen bir ekonomik güç olma hedefini sürdürmesi açısından dönüm noktası oluşturması çağrısında bulundu (MAP)
Fas Kralı, yeni yasama ve hükümet döneminin, Fas’ın yükselen bir ekonomik güç olma hedefini sürdürmesi açısından dönüm noktası oluşturması çağrısında bulundu (MAP)

Fas Kralı 6. Muhammed, yeni yasama ve hükümet döneminin ülkenin yükselen ve güvenilir ekonomik güç olma hedefini sürdürmesi açısından gerçek bir dönüm noktası oluşturması gerektiğini belirterek, ekonomik büyüme ile sosyal ve bölgesel adaletin güçlendirilmesi arasında denge ve uyum sağlanması çağrısında bulundu. Kral, gençlerin meselelerinin kamu politikalarının öncelikleri arasına alınması gerektiğini vurguladı.

Kral 6. Muhammed Rabat’ta 12. yasama döneminin ilk yılının ilk oturumunun açılışında dün yaptığı konuşmada, yeni dönemin çeşitli alanlardaki kazanımları sürdürmek için belki de bir daha tekrarlanmayacak fırsatlarla dolu olağanüstü bir süreçte başladığını söyledi. Kral, seçmenlerin güvenini kazanan Temsilciler Meclisi üyelerini tebrik etti.

Gençlere ilişkin değerlendirmelerinde Kral 6. Muhammed, yönetişim kurumlarının gençlerin meselelerini öncelikli gündemlerine almaları gerektiğini belirtti. Bunun için fırsat eşitliğini güvence altına alan; eğitim, mesleki yeterliliklerin geliştirilmesi ve ekonomik hayata katılımı kapsayan bütüncül bir yaklaşım benimsenmesi çağrısında bulundu.

Kraliyet konuşmasında, bu yaklaşımın gençlerin toplumsal yükseliş potansiyellerine, ülkelerinin kurumlarına ve özgürlük, onur ve istikrar içinde daha iyi bir gelecek kurmalarını sağlayacak fırsatlara duydukları güveni artırmayı amaçladığı ifade edildi.

Bölgesel yönetim ve yerinden yönetim reformu

Kral, bölgesel yönetim konusunda gelecek dönemin asıl sınavının sahada yürütülecek çalışmalar olduğunu belirtti. Her bölgenin gerçek sorunlarının yerinde tespit edilmesi ve bunlara uygulanabilir çözümler geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Bütünleşik kalkınmanın ilerletilmesi, kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi ve üretken yatırımların teşvik edilmesinin, ileri bölgeselleşme süreci ve idari yetkilerin merkezden taşraya devredilmesiyle yakından bağlantılı olduğunu kaydetti. Ademi merkeziyetçilik ve idari yetki devri uygulamalarını aksatan gecikme ve aksaklıkların ekonomik ve sosyal kalkınma programlarını olumsuz etkilediği, vatandaşların gerçek ihtiyaçlarına cevap verilmesini zorlaştırdığı uyarısında bulundu.

Kral 6. Muhammed, bu kapsamda, idari yetki devrine ilişkin şartların tam olarak uygulanmasında artık hiçbir gecikmenin kabul edilemeyeceğini belirtti. Bunun, gerekli yetkilerin yanı sıra insan kaynağı ve mali kaynakların merkezî yönetimden vilayetlere ve bölgelere aktarılmasını gerektirdiğini söyledi.

Kral ayrıca, bölgesel yönetim kurumlarının çalışmalarını engelleyen sorunların giderilmesi çağrısında bulundu. Bu doğrultuda görev ve yetkilerin daha açık biçimde tanımlanmasını, insan kaynağı ve maddi imkânların artırılmasını, devlet ile bölgeler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini ve bölgesel yönetimlerin karar alıp projeleri uygulayabilmesini sağlayacak koordinasyon ve sözleşme mekanizmalarının oluşturulmasını istedi.

Ekonomik kalkınma ve stratejik yatırımlar

Ekonomi alanında ise altyapı projelerinin hızlandırılması ve özellikle su, enerji ve gıda güvenliği; sanayinin geliştirilmesi, dijital ekonomi ve yapay zekâ alanlarında yeni nesil büyük ölçekli stratejilerin hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

Kral ayrıca kaynakların verimli kullanılmasının, ülkenin stratejik rezerv oluşturma kapasitesinin geliştirilmesinin ve temel ihtiyaç maddelerinin tedarik güvenliğinin sağlanmasının önemini vurguladı. Ulusal özel sektörün kalkınma dönüşümünde stratejik aktör hâline gelmesi gerektiğini belirterek, şirketleri daha fazla inisiyatif almaya, yenilikçi olmaya, istihdam yaratmaya, yatırım yapmaya ve ihracat kapasitelerini artırmaya çağırdı.

İspanya ile göç iş birliği

Göç meselesi ve İspanya ile yaşanan kriz hakkında konuşan Kral 6. Muhammed, Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Fas’ın göç olgusunu yönetirken benimsediği dengeli yaklaşımın somut sonuçlar verdiğini söyledi. Ancak tekrarlayan krizlerin, bu alandaki mevcut iş birliği modelinin artık güncelliğini yitirdiğini gösterdiğini belirtti.

Kral, İspanya ile ortaklığın düzensiz göçle mücadele dâhil birçok alanda önemli ilerleme kaydettiğini, ancak güncelliğini yitirmiş bazı hukuki düzenlemeler ve gerçeklerden uzak yargı kararları nedeniyle ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Söz konusu düzenleme ve kararların, reşit olmayan çocukların ve sığınmacı statüsünü gerçeğe aykırı biçimde beyan eden kişilerin geri gönderilmesini engellediğini, bunun da suç şebekelerinin istismarına zemin hazırladığını söyledi.

Bazı siyasi ve medya çevrelerinden gelen sorumsuz açıklamalara da değinen Kral 6. Muhammed, ortaklığın siyasi bir tercih ve gönüllü bir taahhüt olduğunu vurguladı. Fas’ın hiçbir baskı, tehdit veya şantaja boyun eğmeyeceğini belirten Kral, ortak kalkınmayı ve ekonomik rekabet gücünü artıracak yeni bir ortaklık anlayışına temel oluşturmak üzere ortaklarına açık ve uygulanabilir bir strateji belgesi sunacağını belirtti.

Parlamenterlere sorumluluk çağrısı

Kral 6. Muhammed, parlamenterlere hitaben yaptığı konuşmada milletvekilliğinin vatandaşlarla parlamenterler arasında bir emanet, siyasi sorumluluk ve ahlaki taahhüt olduğunu belirtti.

Parlamento üyelerini ulusal sorumluluklarını yerine getirmeye çağıran Kral, “Allah’ın koruması üzerinizde olsun, üstlendiğiniz bu ulusal sorumluluğun; Allah’a, vatandaşlara ve tarihe karşı gereğini yerine getirin” ifadelerini kullandı.

Kral 6. Muhammed’e konuşması sırasında Veliaht Prens Mevlay Hasan, Prens Mevlay Reşid ve Prens Mevlay Ahmed hazır bulundu.


Yemen’den BM Güvenlik Konseyi’ne: Husilerin ihlalleri, İran’ın bölgedeki çıkarlarına hizmet ediyor

Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi (SABA)
Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi (SABA)
TT

Yemen’den BM Güvenlik Konseyi’ne: Husilerin ihlalleri, İran’ın bölgedeki çıkarlarına hizmet ediyor

Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi (SABA)
Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi (SABA)

Yemen’in Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Abdullah es-Saadi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını genişleterek havalimanlarını, tesisleri ve sivil ve ekonomik varlıkları hedef aldığını söyledi.

Es-Saadi, dün BM Güvenlik Konseyi’nin Yemen’deki durumu ele almak üzere düzenlediği açık oturumda ülkesinin açıklamasını sunarken, “Bu suçlar, Husilerin sivilleri ve hayati öneme sahip kurumları hedef almaktan çekinmeyen terörist bir grup olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bunu, dengeleri değiştirmek ve yıllardır Yemen halkına karşı işledikleri ihlal ve suçlardan dikkati uzaklaştırmak amacıyla yapıyorlar. Bütün bunlar, İran’ın bölgedeki çıkarlarına hizmet ediyor” ifadelerini kullandı.

Yemen silahlı kuvvetlerinin, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun desteğiyle Kızıldeniz’i ve Babülmendeb Boğazı’nı savunduğunu belirten Es-Saadi, böylece tüm dünya ekonomisinin dayandığı hayati bir ticaret ve ulaşım hattının korunduğunu kaydetti.

Es-Saadi, “Seyrüsefer özgürlüğü ortak bir çıkarsa, bunun korunması da ortak bir sorumluluktur. Yemen halkı bu sorumluluğun maliyetini tek başına üstlenmek zorunda bırakılmamalıdır” ifadelerini kullandı.

Büyükelçi Es-Saadi, BM Güvenlik Konseyi’ne Husilerin artan gerilimden sorumlu tutulmasını sağlayacak açık bir tutum benimseme ve Konsey kararlarının, özellikle de 2216 sayılı kararın, etkin biçimde uygulanması çağrısında bulundu. Ayrıca Husilere yönelik finansman ve kaçakçılık ağlarının sınırlandırılması, silah, teknoloji, uzmanlık ve askerî amaçlı ya da çift kullanımlı bileşenlerin gruba ulaştırılmasının durdurulması için somut ve kararlı adımlar atılmasını istedi.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi, Husilere verilen desteğin arkasındaki aktörlerin, başta İran yönetimi olmak üzere, hesap vermesi gerektiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Saadi, savaşı besleyen kaçakçılık ve finansman ağlarıyla mücadele için Yemen hükümetiyle iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Es-Saadi, Suudi Arabistan’ın istikrarlı tutumunu ve devlet kurumlarıyla ulusal ekonomiye yönelik kesintisiz desteğini takdir etti. Bu desteğin, ülkenin benzeri görülmemiş ekonomik ve insani zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, bu ayın başında kamu bütçesine yönelik yeni bir mali destek diliminin sağlanmasını da kapsadığını belirtti.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi ayrıca, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in, Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine, Suudi Arabistan’da düzensiz statüde bulunan Yemen vatandaşlarının durumlarının düzenlenmesine yönelik işlemlerin başlatılması talimatını da takdirle karşıladı. Es-Saadi, bu talimatı son derece önemli bir insani girişim olarak nitelendirdi.

Büyükelçi Es-Saadi, Suudi Arabistan’ın tutumunun, uluslararası toplumun Yemen’e karşı sorumluluğunun yalnızca krizin yönetilmesiyle veya güvenlik sorunlarının sonuçlarına müdahale edilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini ortaya koyduğunu belirterek, “Bu sorumluluk, Yemen halkının korunmasını da kapsamalıdır” ifadelerini kullandı.