Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
TT

Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)

Mısırlı asker Muhammed Salah’ın sınırı geçerek üç İsrail askerini öldürdüğü saldırının üzerinden üç yıl geçerken, İsrail basınında yer alan haberler, olayın ardından İsrail ordusunun sınır güvenliği yaklaşımında köklü değişikliklere gittiğini ortaya koyuyor. Mısırlı eski askerî yetkililer ise saldırının günlük güvenlik düzenlemelerinde bazı değişikliklere yol açmış olabileceğini, ancak iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerini belirleyen barış anlaşmasının temel kurallarını değiştirmediğini belirtiyor.

İsrail haber platformu Makor Rishon, pazar günü yayımladığı haberde, İsrail ordusunun geçtiğimiz hafta 3 Haziran 2023’te meydana gelen sınır saldırısının üçüncü yıl dönümünü andığını bildirdi.

Olay sırasında Muhammed Salah, Avca (Nitzana) Sınır Kapısı yakınlarında askerlik görevini yürütüyordu. Salah’ın sınırı geçerek İsrail askerleriyle girdiği çatışmada üç İsrail askeri hayatını kaybetmiş, Salah ise daha sonra diğer İsrail birlikleriyle yaşanan silahlı çatışmada öldürülmüştü.

Güvenlik kaygısı

Mısır eski Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı ve eski Keşif Dairesi Başkanı Korgeneral Ahmed Kamil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail medyasının Mısır sınırının güvenliğini artırmaya yönelik gelişmiş önlemleri sık sık gündeme getirdiğini söyledi.

Kamil, Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan başlayarak güneydeki Taba bölgesine kadar uzanan hatta İsrail’in güvenlik tedbirlerini artırdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu bölgede güvenlikten İsrail’in D Bölgesi’ndeki birlikleri sorumlu. Karşı tarafta ise C Bölgesi’nde Mısır sivil polisi bulunuyor. Gazze sınırına bitişik kesimde ise 2005 anlaşması uyarınca Mısır sınır muhafızları görev yapıyor.”

dvfgthyju
Mısır–İsrail sınır hattında bir güvenlik noktası (Reuters)

Kamil’e göre, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırıların ardından İsrail’in güvenlik endişeleri daha da arttı. Bunun sonucunda sınır boyunca devriyeler yoğunlaştırıldı, elektronik gözetleme sistemleri kuruldu, araç engelleri ve güvenlik yolları oluşturuldu. Ayrıca iz takip ekipleri, kara radarları ve insansız hava araçları da devreye sokuldu.

Mısır tarafında ise sivil polis güçleri ile çeşitli gözetleme ve güvenlik sistemleri bulunuyor.

Kamil, Mısır’ın sınır güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla daha gelişmiş radar ve teknik ekipman kullanımına yönelik taleplerde bulunduğunu, ancak İsrail’in Mısır polis güçlerinin kapasitesini artırmaya yönelik bu talepleri onaylama konusunda isteksiz davrandığını ileri sürdü.

Dönüm noktası

Makor Rishon’un haberine göre, İsrail ordusunun Güney Komutanlığı saldırıdan önemli dersler çıkardı ve bu durum operasyonel anlayışta derin değişikliklere ve hazırlık seviyesinde ciddi iyileştirmelere yol açtı.

Haberde saldırının bir “dönüm noktası” olarak değerlendirildiği belirtilirken, Güney Komutanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine yer verildi:

“İsrail, sınırların sakin kalması ve komşu ülkelerle iyi ilişkilerin sürdürülmesi için elinden geleni yapıyor. Ancak hiçbir konuda yanılsamaya kapılmıyor ve tehditlerin her yönden gelebileceğinin farkında.”

Günlük güvenlik düzenlemelerinde değişiklik

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdülvahid ise olayın ardından güvenlik uygulamalarında bazı değişikliklerin yaşandığını söyledi.

Abdülvahid, “Resmî bir açıklama yapılmamış olsa da olayın sınırdaki gözetleme faaliyetleri, devriye sistemleri ve güvenlik denetimlerinde değişikliklere yol açtığı kesin. Ayrıca asker seçiminde psikolojik değerlendirmelere daha fazla önem verilmiş ve siyasi eğilimlerin dikkate alınmasına özen gösterilmiş olabilir” dedi.

Bununla birlikte Abdülvahid, saldırının iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerinin temelini oluşturan barış anlaşması ve ilgili protokolleri değiştirmediğini vurguladı.

Saldırı sonrasında İsrailli bir güvenlik heyetinin Mısır’ı ziyaret ettiğini hatırlatan Abdülvahid, olayın münferit bir vaka olarak değerlendirildiğini ve sınırdaki güçlerin genel politikasını yansıtmadığının teyit edildiğini belirtti.

frgthyujı
Mısır Genelkurmay Başkanı, Rafah şehrindeki bir dizi güvenlik kontrol noktasını denetledi

Gazze savaşının başlamasıyla birlikte iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonunun arttığını ifade eden Abdülvahid, bu iş birliğinin özellikle Mısır-Filistin sınırı ve Philadelphia Koridoru’nun kontrolüne odaklandığını söyledi.

Ona göre saldırı, her iki tarafta da alarm seviyesinin yükselmesine neden oldu ve askerlerin birbirlerine belirli mesafelerden fazla yaklaşmamalarını öngören yeni uygulamalar getirildi. Ancak bunlar günlük güvenlik prosedürleri kapsamında değerlendiriliyor ve iki ülke arasındaki güvenlik düzenlemelerinde köklü bir değişikliğe işaret etmiyor.

Sorun üretme çabası

Son iki yılda bazı İsrailli çevreler, Mısır’ın sınır bölgesinde askerî kapasitesini artırdığını ve bunun gelecekte bir tehdit oluşturabileceğini öne sürerek, 1979 tarihli barış anlaşmasının ihlal edildiğini savunmuştu.

Ancak Ahmed Kamil, İsrail’in zaman zaman sınırla ilgili çeşitli sorunları gündeme getirerek Mısır üzerinde daha fazla güvenlik önlemi alması yönünde baskı kurmaya çalıştığını söyledi.

Muhammed Abdülvahid de benzer bir değerlendirmede bulunarak şunları kaydetti:

“İsrail, her zamanki gibi bu olayı kendi güvenlik tehditlerini öne çıkarmak için kullanıyor. Uluslararası kamuoyuna, sınırdaki ihlallerinin tamamını kendini koruma amacıyla gerçekleştirdiği mesajını vermeye çalışıyor. Ancak Mısır bu yaklaşımın farkında ve gelişmeleri dikkatle takip ediyor.”



Libya açıklarında göçmen teknesi battı: En az 50 kişi öldü veya kayboldu

Libya sahil güvenlik ekipleri Akdeniz'de, Libya kıyıları açıklarında, bir lastik botta bulunan göçmenleri kurtarmak için olay yerine gelirken (Reuters- Arşiv)
Libya sahil güvenlik ekipleri Akdeniz'de, Libya kıyıları açıklarında, bir lastik botta bulunan göçmenleri kurtarmak için olay yerine gelirken (Reuters- Arşiv)
TT

Libya açıklarında göçmen teknesi battı: En az 50 kişi öldü veya kayboldu

Libya sahil güvenlik ekipleri Akdeniz'de, Libya kıyıları açıklarında, bir lastik botta bulunan göçmenleri kurtarmak için olay yerine gelirken (Reuters- Arşiv)
Libya sahil güvenlik ekipleri Akdeniz'de, Libya kıyıları açıklarında, bir lastik botta bulunan göçmenleri kurtarmak için olay yerine gelirken (Reuters- Arşiv)

Avrupa kıyılarına ulaşmaya çalışan, aralarında kadınlar ve çocukların da bulunduğu yaklaşık 60 göçmeni taşıyan bir tekne, Libya'nın doğu kıyıları açıklarında battı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre olayda en az 50 kişinin hayatını kaybettiği veya kaybolduğu bildirildi.

Doğu Libya Sahil Güvenlik yetkilileri, kazanın salı günü kıyı kenti Tobruk açıklarındaki el-Burda Adası yakınlarında meydana geldiğini belirtti. Yetkililer, 10 kişinin yüzerek adaya ulaştığını ve kurtulduğunu, kayıp kişileri arama çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.

Bu olay, Akdeniz'i geçerek Avrupa kıyılarına ulaşmaya çalışan göçmenlerin başlıca çıkış noktalarından biri olan Libya açıklarında yaşanan son deniz faciası oldu. Geçtiğimiz ay da Libya'nın doğu kıyıları açıklarında bir teknenin batması sonucu 51 göçmen hayatını kaybetmiş veya kaybolmuştu.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), bu yıl 1 Ocak ile 16 Mayıs tarihleri arasında Orta Akdeniz rotasında 800'den fazla göçmenin öldüğünü veya kaybolduğunu açıkladı. Örgüt, geçen yıl aynı güzergahta ölen veya kaybolan göçmen sayısının bin 300'den fazla olduğunu bildirdi.


Irak'ın Erbil kentindeki ABD konsolosluğu yakınlarında bir SİHA düşürüldü

Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)
Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)
TT

Irak'ın Erbil kentindeki ABD konsolosluğu yakınlarında bir SİHA düşürüldü

Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)
Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)

Güvenlik kaynakları, Reuters haber ajansına yaptıkları açıklamada, Irak'ın Erbil kentinde patlayıcı yüklü bir insansız hava aracının (SİHA) hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirildiğini bildirdi.

Kaynaklar, SİHA'nın ABD Başkonsolosluğu yakınlarına düştüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Erbil'deki ABD Başkonsolosluğu çevresinde patlama sesleri duyuldu.

Haberde, daha önce de roket ve İHA saldırılarının hedefi olan konsolosluk çevresindeki hava savunma sistemlerinin devreye girdiği ifade edildi.

Erbil semalarında uçan İHA'ların hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu, patlama seslerinin duyulduğu ve bölgeden dumanların yükseldiği görüldü.

Saldırıları henüz herhangi bir grup üstlenmedi. Olay, Irak'ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin Washington ziyaretiyle eş zamanlı olarak gerçekleşti. Ez-Zeydi, salı günü ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmişti.

ABD askerlerinin konuşlu bulunduğu Irak Kürt Bölgesel Yönetimi toprakları, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana sık sık hedef alınıyor. Bu saldırıların büyük bölümünden İran'a yakın Iraklı silahlı gruplar sorumlu tutuluyor.

Söz konusu grupların bugüne kadar Irak'taki ABD tesislerine 600'den fazla saldırı düzenlediği belirtiliyor. İran da çatışmalar süresince ve nisan ayında yürürlüğe giren kırılgan ateşkes sonrasında, Irak Kürt Bölgesi'nde konuşlu İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik saldırılar gerçekleştirdi.


Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.