Almanya’nın Yemen Büyükelçisi Thomas Schneider, Marib’ten ayrılmasına saatler kala, ilk kez ziyaret ettiği kentte geçirdiği birkaç güne ilişkin izlenimlerini anlattı. Yerinden edilmiş kişilerin kamplarını, insani yardım projelerini, yerel yetkililer ve aşiret liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeleri anlatan Schneider, ziyaretinin her aşamasında kendisine eşlik eden ortak unsurun ‘gülümseme’ olduğunu söyledi.
Alman diplomat, milyonlarca yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan ve yıllar boyunca savaşın ön cephesinde yer alan Marib’te çatışmalar ve insani krizlere ilişkin manşetlerin çizdiği tablodan farklı bir manzarayla karşılaştığını ifade etti. Schneider, kentte zorlu koşulların, iyimserlik ve hayata tutunma iradesiyle iç içe geçtiğini gözlemlediğini belirtti.
1980’li yıllarda Marib kent merkezinde Sebe mimarisiyle inşa edilen Belkıs Otel’de Şarku’l Avsat’a konuşan Schneider, görünürde insani yardım ve kalkınma odaklı olan ziyaretin, aynı zamanda Yemen’in geleceği açısından önemli gördüğü siyasi ve toplumsal boyutları da ortaya koyduğunu dile getirdi.
Schneider, ziyaretinin amacının, ülkenin içinde bulunduğu zorlu koşullar karşısında Marib halkı ve genel olarak Yemenlilerle dayanışma mesajı vermek olduğunu söyledi. Alman heyetinin, halkın ihtiyaçlarını yerinde gözlemlemek ve Almanya ile uluslararası ortaklarının desteklediği programların etkisini değerlendirmek amacıyla çeşitli insani yardım projelerini, yerinden edilmiş kişilerin kamplarını ve mülteci yerleşimlerini ziyaret ettiğini kaydetti.
Schneider’in ziyaret sırasında dikkatini en fazla çeken unsur ise Marib’te yerel yönetimler ile uluslararası kuruluşlar ve Birleşmiş Milletler (BM) ajansları arasında kurulan iş birliği olmuş.
Alman büyükelçi, “Yemen hükümeti ile bağışçı ülkeler arasında olumlu bir iş birliği modeli gördük. Daha da önemlisi, vilayetteki yerel yönetimlerle BM’ye bağlı kurumlar ve uluslararası kuruluşlar arasında yakın bir koordinasyonun bulunduğuna tanık olduk” dedi.
Schneider, söz konusu deneyimin öneminin yalnızca hayata geçirilen projelerin büyüklüğünden kaynaklanmadığını, aynı zamanda sahada faaliyet gösteren farklı taraflar arasında gerçek bir ortaklık oluşturabilme kapasitesinden ileri geldiğini vurguladı. Bu yönüyle Marib’in, diğer bölgelerde de yararlanılabilecek bir model sunduğunu ifade etti.
“Bu ortaklık son derece önemli bir unsur” diyen Schneider, “Marib deneyiminin, insani yardım ve kalkınma alanında faaliyet gösteren tüm taraflar için örnek alınabilecek başarılı bir model oluşturduğunu gözlemledik” ifadesini kullandı.

Yıllar süren savaş boyunca Marib, Yemen’de yerinden edilmiş kişilerin kabul edildiği en büyük merkez haline geldi. Çatışma bölgelerinden kaçan ailelerin ardı ardına gelen göç dalgalarına ev sahipliği yapan kentin bu süreçte sergilediği tutumun, Yemen’in savaş yıllarındaki en önemli başarı hikâyelerinden biri olduğunu değerlendiren Schneider, yerel halkın yaklaşımına övgüde bulundu.
“Marib, Yemen’in farklı bölgelerinden gelen çok sayıda yerinden edilmiş kişiyi kabul etti. Ayrıca başka ülkelerden gelen mültecilere de kapılarını açtı. Bu durum, kent halkının cömertliğini ve insani değerlerini yansıtıyor. Bu zorluklarla nasıl başa çıkıldığına dair son derece olumlu örnekler gördük” diyen Schneider, bölgedeki dayanışma ruhuna dikkat çekti.
Ziyaret kapsamında Alman heyeti, çok sayıda yerinden edilmiş kişiyle görüşerek onların hikâyelerini ve ihtiyaçlarını dinledi. Heyet ayrıca BM temsilcileri ve yerel yetkililerle de bir araya geldi. Bu temasların, karmaşık insani sorunlarla mücadelede koordinasyon ve sürekli iletişimin en önemli unsur olduğu yönündeki kanaatini güçlendirdiğini belirten Schneider, farklı taraflar arasındaki iş birliğinin kritik önem taşıdığını vurguladı.
Ziyaretin en dikkat çekici duraklarından biri ise Marib’teki aşiret liderleriyle gerçekleştirilen görüşmeler oldu. Yemen’de aşiret yapılarının çoğu zaman güvenlik veya geleneksel toplumsal yapı çerçevesinde değerlendirildiğini belirten Schneider, bu görüşmeler sonucunda farklı bir izlenim edindiğini söyledi. Alman diplomat, Yemen aşiretlerini yalnızca yerel gelenekleri temsil eden yapılar olarak değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı ve istikrarı destekleyen, ülkenin geleceğinde önemli rol oynayan geniş bir sosyal ağ olarak gördüğünü ifade etti.
Schneider, aşiret liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmenin ziyaretin en önemli deneyimlerinden biri olduğunu belirterek, “Aşiret şeyhleriyle bir araya gelmek son derece önemliydi. Onların yalnızca toplumsal bir rol üstlenmediklerini, aynı zamanda Yemen’in karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin güçlü bir siyasi farkındalığa sahip olduklarını gördüm” dedi.
Görüşmeler sırasında yapılan değerlendirmelerin ülkenin geleceğine ilişkin önemli fikir ve perspektifler ortaya koyduğunu ifade eden Schneider, aşiretlerin barışın tesisine yönelik her ciddi siyasi sürecin temel aktörlerinden biri olacağına inandığını söyledi.
“Yemen'de barışa giden herhangi bir süreçte aşiretlerin merkezi bir rol oynayacağını düşünüyorum” diyen Schneider, “Bu ziyaretin ardından, aşiretlerin gerçek bir ulusal değer ve istikrarın güçlendirilmesi için üzerine inşa edilebilecek önemli bir unsur olduğu yönündeki kanaatim daha da pekişti” ifadesini kullandı.
Siyasi ve insani mesajların öne çıktığı ziyaret boyunca Alman büyükelçi üzerinde en güçlü etkiyi bırakan unsur ise Marib halkının tutumu oldu. Yıllardır süren savaşın, ekonomik sıkıntıların ve yerinden edilmenin getirdiği ağır yükümlülüklere rağmen kentte umut ve iyimserliğin hâkim olduğunu belirten Schneider, halkın geleceğe olumlu baktığını gözlemlediğini söyledi.
“Marib’te bulunduğum her yerde, insanların içinde yaşadığı zorlu koşullara rağmen gülümsemelerine tanık oldum” diyen Schneider, “Bu iyimser ruh ve sıcak misafirperverlik, ziyaretimi benim için son derece anlamlı ve değerli bir deneyime dönüştürdü” değerlendirmesinde bulundu.
Schneider, Marib’te edindiği izlenimleri çocuklarına, ailesine, Berlin’deki bakanlığına ve Avrupa Birliği (AB) ile uluslararası kuruluşlardaki ortaklarına da aktaracağını belirterek, kentte gördüklerinin zorluklar karşısında ayakta kalabilme ve krizleri aşabilme konusunda önemli dersler içerdiğini söyledi.
Röportajın sonunda, büyükelçiden Marib’i yalnızca üç kelimeyle tanımlaması istendi. Kısa bir duraksamanın ardından gülümseyen Schneider, yanıtını şu sözlerle verdi: “Gülümseme... kahve... misafirperverlik.”
Bu üç kelime, savaşın gölgesinde yaşamını sürdüren ancak misafirlerini gülümseyerek karşılamaktan, kahve ikram etmekten ve Yemen’in geleceğinin daha iyi olabileceğine inanmaktan vazgeçmeyen Marib’in hikâyesini özetleyen bir tablo ortaya koydu.





