Mısır Evkaf Bakanlığı, kamuoyunda ‘Kimliği Belirsiz Emir Vakfı Krizi’ olarak anılan soruna kısa süre içinde köklü ve kesin bir çözüm bulunacağını açıkladı. Kriz, Osmanlı döneminde yaşamış Mustafa Abdulmennan adlı bir emirin ülkenin toplam tarım arazilerinin yüzde 7’sinden fazlasına sahip olduğunu gösteren resmî belgelerin gündeme gelmesiyle ortaya çıkmış ve Mısır’da geniş çaplı tartışmalara yol açmıştı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Bakanlık, pazartesi akşamı Mısır Temsilciler Meclisi Anayasa ve Yasama İşleri Komisyonu’nda düzenlenen oturumda, Bakan Usame el-Ezheri ile çeşitli yetkililerin, birçok vilayete yayılan Mustafa Abdulmennan Vakfı’na ilişkin yürütülen çalışmaları ele aldığını duyurdu.
‘Abdulmennan krizi’ olarak anılan dosya, geçtiğimiz mayıs ayında sosyal medya platformlarında bir Osmanlı emirinin binlerce dönümü aşan geniş tarım arazilerine sahip olduğu yönündeki iddiaların yayılmasıyla gündeme gelmişti. Söz konusu iddialar, hukuki ve toplumsal tartışmaları beraberinde getirirken, yetkilileri Mısır vakıf tarihinin en büyük ve en karmaşık dosyalarından biri olarak değerlendirilen konuya müdahale etmeye sevk etmişti.
‘Mısırlıların hakları ihlal edilmeyecek’
Mısır Evkaf Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Bakan Usame el-Ezheri, pazartesi günü Anayasa ve Yasama İşleri Komisyonu’nun daveti üzerine Temsilciler Meclisi’ne giderek, birçok vilayete yayılan Mustafa Abdulmennan Vakfı’na ilişkin yürütülen çalışmaları görüştü. Komisyon oturumunda, söz konusu vakıfla ilgili alınan tedbirler, buna ilişkin hukuki ve şer’i dayanaklar ile vakfa dair belgeler ve yayımlar ele alındı.
El-Ezheri, bakanlığın vatandaşların haklarını korumak ile vakıf mallarının muhafazası ve geliştirilmesi arasında denge sağlamaya çalıştığını vurguladı. Mısır devletinin bu dosyayı hızlı bir şekilde ele alarak, uzlaşma süreçleri ve tapu işlemlerine ilişkin tüm konulara kalıcı ve acil bir çözüm üretmeyi hedeflediğini belirten el-Ezheri, bunun vatandaşların mağduriyetini gidermeyi amaçladığını ifade etti.

El-Ezheri, Mısır vatandaşlarının çıkarlarının korunmasının Evkaf Bakanlığı’nın temel amacı olduğunu belirterek, kurumun hiçbir vatandaş için zarar veya kısıtlama oluşturacak bir yaklaşımı benimsemediğini söyledi. Evkaf Bakanlığı’nın, vakıf mallarını koruma ve geliştirme görevini yerine getirirken, vatandaşların haklarına ve çıkarlarına zarar vermeden hareket ettiğini vurgulayan el-Ezheri, tüm uygulamaların anayasa çerçevesinde yürütüldüğünü ifade etti.
Komisyon üyeleri ise vakıfların korunmasına yönelik devlet çalışmalarının güçlendirilmesi, vakıf varlıklarının daha verimli kullanılması ve gelirlerinin toplum yararına geliştirilmesi için bakanlık ile parlamento arasındaki koordinasyon ve iş birliğinin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Ayrıca vatandaşların haklarının ve yerleşik hukuki durumlarının gözetilmesi gerektiğini vurguladılar.
Abdulmennan hakkında ne biliyoruz?
Geçtiğimiz mayıs ayında, ‘Osmanlı Emiri Mustafa Abdulmennan Vakfı’ davası Mısır’da yeniden kamuoyunun gündemine oturdu. Dört yüzyılı aşkın geçmişe sahip tarihi bir belgenin, binlerce vatandaşın durumunu ve Nil Deltası’ndaki geniş tarım arazilerinin geleceğini etkileyebilecek hukuki ve toplumsal sonuçlar doğurabileceği gerekçesiyle ülkenin en tartışmalı dosyalarından biri hâline geldiği belirtildi.
Dosyanın kökleri 16. yüzyılın sonlarına uzanıyor. Osmanlı Devleti’nde ‘sancak beyi’ rütbesini taşıyan Mustafa Abdulmennan’ın, Hicri 1008 (Miladi yaklaşık 1599–1600) yılında hayır amaçlı bir vakıf senedi düzenlediği ifade ediliyor. Söz konusu vakfiyede, geniş tarım arazilerinin vakıf statüsüne alınarak gelirlerinin hayır işlerine ve ihtiyaç sahiplerine aktarılmasının, dönemin vakıf sistemi çerçevesinde hükme bağlandığı kaydediliyor.
Ancak bu tarihî belge uzun yıllar arşivlerde saklı kaldıktan sonra, geçtiğimiz mayıs ayında yeniden gündeme geldi. Mısır Tapu Sicil Dairesi’nin yayımladığı teknik bir genelgeyle, söz konusu vakfın kapsamına girdiği düşünülen taşınmazlara ilişkin tüm tescil ve tasarruf işlemlerinin, envanter, inceleme ve belge doğrulama çalışmaları tamamlanıncaya kadar durdurulması kararlaştırıldı. Bu karar, yalnızca idari bir tedbir olmanın ötesinde, onlarca yıldır süren hukuki ihtilafları fiilen askıya alan bir nitelik taşıdı. Söz konusu vakfın yaklaşık 420 bin dönüm araziyi kapsadığı, bunun Nil Deltası’nda üç ile yayıldığı belirtildi: Kefr eş-Şeyh’te yaklaşık 256 bin dönüm, Dekahliye’de 74 bin dönüm ve Dimyat’ta 89 bin dönüm.
Karar, yüzyıllar boyunca söz konusu araziler üzerinde ardışık satışların yapıldığı, mülkiyetin miras yoluyla el değiştirdiği, çok sayıda parselin resmî olarak tescil edildiği ve bazı alanlara çeşitli yapılar inşa edildiği gerekçesiyle geniş bir tartışma yarattı. Bu durum, birçok vatandaşın tasarruf işlemlerinin dondurulmasının hukuki statülerini ve günlük yaşamlarını olumsuz etkileyeceği yönünde endişelerini dile getirmesine yol açtı.
Tartışmalar bununla da sınırlı kalmadı. Birçok aile, Osmanlı emiriyle akraba olduklarını iddia ederek bu ‘efsanevi servetten’ pay talep ediyor.
Mısır Evkaf Bakanlığı, vakfiyenin orijinal ve geçerli olduğunu, resmî kurumlar nezdinde örneklerinin bulunduğunu ve bunlar arasında Vakıflar Kurumu ile Devlet Arşivleri’nin yer aldığını belirterek, alınan tedbirlerin amacının vatandaşların mülkiyetinin doğrudan ellerinden alınması olmadığını vurguladı. Asıl hedefin, vakfa konu taşınmazların hukuki durumunun netleştirilmesi ve yapılan inceleme ile envanter çalışmalarının sonuçlarına göre farklı durumların ayrıştırılması olduğu ifade edildi. Öte yandan etkilenen vatandaşlar ve avukatlar, işlemlerin belirli bir zaman çerçevesi olmadan durdurulmasının zarar doğurduğu gerekçesiyle idare mahkemesine başvurarak karara itiraz etti. Özellikle uzun yıllardır miras yoluyla veya resmî sözleşmelerle mülkiyet edinen kişiler açısından bu durumun ciddi mağduriyetler yarattığı belirtildi.
Son haftalarda dava, mahkeme kararları beklenirken açık uçlu bir süreç olarak gündemde kalmaya devam etti. Tartışma yalnızca mülkiyet ihtilafıyla sınırlı olmayıp, tarihî vakıf belgelerinin modern ve yerleşik mülkiyet hakları karşısındaki bağlayıcılığı ile vakıf mallarının kamu niteliği ile vatandaşların kazanılmış hakları arasındaki dengeye ilişkin daha derin soruları da beraberinde getiriyor.


