90 günlük Sudan ateşkesi ve ardından yapılacak müzakerelere ilişkin bir ABD belgesi

Sivil hükümet, birleşik ordu, çatışmanın iki tarafının ilk onayı ve çekilme maddesi konusunda anlaşmazlık

(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
TT

90 günlük Sudan ateşkesi ve ardından yapılacak müzakerelere ilişkin bir ABD belgesi

(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)

ABD yönetimi ile Sudan hükümeti arasında karşılıklı olarak paylaşılan belgelerin sızdırılması, Sudanlılar arasında sivillerin yaşadığı insani krizin bir kısmını hafifletebilecek bir ateşkese ulaşılabileceğine dair umutları yeniden canlandırdı. Ancak söz konusu belgeler, ülkenin savaşı sona erdirmeye gerçekten yaklaşıp yaklaşmadığı ya da yeni girişimin önceki barış çabalarıyla aynı akıbete uğrayıp uğramayacağı konusunda geniş çaplı tartışmaları da beraberinde getirdi.

Reuters’ın, üst düzey Sudanlı yetkililere dayandırdığı haberine göre, yetkililer sızdırılan belgelerin içeriğini doğruladı. Belgeler, tarafların girişimin genel ilkeleri üzerinde büyük ölçüde uzlaştığını, ancak şehirlerde konuşlu bulunan Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) geleceği konusunda temel bir anlaşmazlık yaşandığını ortaya koydu. Belgelerin sızmasının ardından tarafların tutumları farklılık gösterdi. Sudan hükümeti ateşkes fikrine şartlı destek verirken, ABD’den gelen açıklamalar çelişkili bir görünüm sergiledi. Washington önce Hartum’un öneriyi reddettiğini belirtirken, daha sonra hükümetin teklifi kabul ettiğini açıkladı. Buna rağmen tarafların ateşkes konusunda nihai bir anlaşmaya varması halen uzak bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ABD, insani yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak, sivillerin korunmasını güçlendirecek ve kalıcı ateşkese yönelik müzakerelerin önünü açacak 90 günlük acil bir insani ateşkes ilan edilmesini önerdi. Plan, kalıcı ateşkesin ardından sivil otoritenin öncülüğünde bir siyasi geçiş süreci başlatılmasını ve bunun seçimlerle sonuçlanmasını öngörüyor.

dfvgthyju
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Sudan hükümeti ise sızdırılan belgeye göre, öneriye onay vermesini, ABD planında öngörülen sınırlı çekilmeler yerine HDK’nin 11 Mayıs 2023’ten bu yana kontrol altına aldığı tüm kentlerden tamamen çekilmesi şartına bağladı.

25 Haziran tarihini taşıyan ve Sudan hükümetine atfedilen belgede, ABD girişiminin birçok temel ilkesiyle mutabakat sağlandığı görüldü. Bunlar arasında çatışmanın askerî yöntemlerle çözülemeyeceğinin kabul edilmesi, ülke genelinde ateşkes ilan edilmesi, ABD başkanlığında; Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB) ve Arap Birliği’nin üyeliğinde bir koordinasyon komitesi kurulması ile anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek, insani yardımların ulaştırılmasını ve sivillerin korunmasını güvence altına alacak BM gözetim mekanizmasının oluşturulması yer alıyor.

Bununla birlikte Sudan’ın yanıtında temel şart olarak, HDK’nin kontrol altına aldığı tüm kentlerden çekilmesi öne çıktı. Belgeye göre sonraki güvenlik düzenlemeleri kapsamında bu güçlerin geri çekilmesi, terhis edilmesi, silahsızlandırılması ve unsurlarının BM gözetiminde yeniden topluma kazandırılması öngörülüyor. Aynı zamanda Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin ülkenin tek ulusal ordusu olarak korunması ve diğer silahlı oluşumların bu yapı bünyesine entegre edilmesi talep ediliyor.

Sızdırılan belgeler, taraflar arasındaki anlaşmazlığın görünürde tek bir maddeyle sınırlı olmasına rağmen girişimin özünü ilgilendirdiğini ortaya koyuyor. ABD önerisi, derhal ateşkes ilan edilmesini, ardından özellikle Kuzey Darfur ve Kuzey Kordofan eyaletlerinde insani yardımların ulaştırılmasını sağlayacak sınırlı çekilmeler ve kuvvetlerin yeniden konuşlandırılmasını öngörüyor. Kalıcı ateşkes anlaşması çerçevesindeki askerî düzenlemelerin ise daha sonraki müzakerelerde ele alınması planlanıyor. Buna karşılık Sudan hükümeti, ateşkesin uygulanmasının ön koşulu olarak HDK’nin kentlerden tamamen çekilmesini ve sahadaki askerî kontrol haritasının değiştirilmesini şart koşuyor.

aWFEWGF
Beşli Mekanizma’nın Sudan üzerine yakın zamanda düzenlenen Berlin Konferansı’na katılan üyeleri (X)

Görüş ayrılığı yalnızca askerî çekilmelerle sınırlı değil. ABD’nin önerisi, bağımsız ve seçimle iş başına gelmiş sivil bir hükümete karşı hesap verebilir tek bir ulusal ordunun kurulmasını öngörürken, Sudan’ın yanıtında silahlı kuvvetlerin mevcut Sudan hükümetine bağlı kalması esas alınıyor.

Reuters’ın aktardığına göre ABD önerisi, Müslüman Kardeşler ile ağır insan hakları ihlalleriyle suçlanan milis unsurlarının süreç dışında tutulmasını da içeriyor. Buna karşılık Sudan’ın sunduğu belgede, belirli grup ya da örgütlerin adı verilmeden daha genel bir ifadeyle ‘şiddet yanlısı aşırılıkçı gruplar’ tanımı kullanılıyor.

26 Haziran’da düzenlenen BM Güvenlik Konseyi oturumunda, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Sudan Egemenlik Konseyi’nin ateşkes önerisinin son versiyonunu reddettiğini açıklamıştı. Ancak BM Sudan Özel Temsilcisi’nin, Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın çekilmelere ilişkin bir takvim ve barış planı içeren resmi yanıt gönderdiğini belirtmesinin ardından Boulos, Burhan’ın girişimi kabul etmesini memnuniyetle karşıladığını söyledi. Boulos, “Burhan’ın son barış önerisini reddetmek yerine kabul ettiğini duymaktan memnuniyet duyuyorum” ifadesini kullanırken, girişimin Sudan Dışişleri Bakanı ve Egemenlik Konseyi üyeleriyle istişare içinde, Mısır’la koordinasyon halinde hazırlandığını ve Suudi Arabistan tarafından da memnuniyetle karşılandığını belirtti.

Bu yaklaşım farklılığı, tarafların ‘kabul’ kavramını farklı yorumlamasından kaynaklanıyor. Hartum yönetimi, genel çerçeveyi benimseyip HDK’nin çekilmesini şart koşmasını önerinin şartlı kabulü olarak değerlendirirken, Washington bu şartın, ön koşulsuz ve derhal ateşkes öngören girişimin temelini değiştirdiği görüşünü savunuyor. Bu nedenle taraflar, ortak bir nihai metin üzerinde uzlaşmaktan halen uzak görünüyor.

Burhan da cuma günü Omdurman’da yaptığı son açıklamada, girişime ilişkin tutumunu netleştirmedi. Burhan, hükümetinin verdiği yanıtın içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmazken, Sudan Silahlı Kuvvetleri'nin kendisine dayatılan ya da Sudan halkının güvenlik ve barışını sağlamayan hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceğini söyledi. Burhan, ‘saldırganlar ve isyancılar’ olarak nitelediği unsurlar etkisiz hale getirilinceye kadar askerî operasyonların süreceğini vurguladı.

Belgelerin sızdırılması, Egemenlik Konseyi üyesi Şemseddin Kebaşi ile Boulos arasında Kahire’de yapıldığı öne sürülen ve kamuoyuna açıklanmayan görüşmeye ilişkin tartışmalarla aynı döneme denk geldi. Siyasi çevrelerde görüşmeye ilişkin iki farklı iddia öne çıktı. İlk iddiaya göre Kebaşi, Burhan’ın bilgisi dışında Boulos ile görüştü ve toplantının ayrıntılarını kendisiyle paylaşmadı. Buna karşılık Al Arabiya televizyonunun Kebaşi’ye yakın kaynaklara dayandırdığı haberde, görüşmenin Boulos’un talebi üzerine, Burhan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği ve toplantının içeriği hakkında Burhan’a bilgi verildiği belirtildi. Sudan veya ABD tarafından söz konusu iddiaları doğrulayan ya da yalanlayan resmî bir açıklama yapılmadı.

Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Dörtlü Mekanizma tarafından sunulan yol haritasının ‘bugüne kadarki en önemli, en kapsamlı ve en sağlam girişim’ olduğunu söyledi. Yusuf, ateşkes sürecini engelleyen tarafa yönelik uluslararası baskı artmadığı sürece yakın dönemde kayda değer bir ilerleme sağlanmasının zor olduğunu ifade etti.

HDK için koşullar

Buna karşılık HDK, ABD’nin ateşkes girişimi ya da orduya atfedilen yanıt hakkında resmî bir açıklama yapmadı. Ancak kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir HDK yetkilisi, Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD’nin önerisinin kendilerine ulaştığını, girişimi memnuniyetle karşıladıklarını ve yazılı bir yanıt sunduklarını söyledi. Yetkili, yanıtın içeriği ile çekilme şartına ilişkin tutumlarına dair ayrıntı vermedi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir başka üst düzey HDK kaynağı ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, kontrol ettikleri kentlerden çekilmelerinin ‘müzakere konusu olmadığını’ belirtti. Kaynak, herhangi bir ateşkesin tarafların mevcut mevzilerini koruması esasına dayanması gerektiğini, yeniden konuşlanma ve silahsızlanma gibi konuların ise kalıcı ateşkes müzakereleri kapsamında ele alınması gerektiğini ifade etti.

Siyasi analist Muhammed Latif’e göre, ABD ve bölge ülkelerinden gelen baskılar, giderek ağırlaşan insani kriz, tarafları destekleyen bölgesel aktörlerin askerî zafer elde etmenin güç olduğuna kanaat getirmesi, sivil güçlerin taleplerinin artması ile Sudan’ın bölünmesi ve devlet kurumlarının çökmesi yönündeki endişelerin büyümesi, ateşkese ulaşılması ihtimalini güçlendiren başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte Latif, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, tarafların müzakere masasında avantaj sağlamak amacıyla stratejik öneme sahip bölgelerde çatışmaları sürdürmesinin ve ateşkesin yeniden silahlanma, yeni savaşçıların saflara katılması ya da askerî yeniden konuşlanma için kullanılmasını önleyecek denetim mekanizmaları üzerindeki anlaşmazlıkların girişimin başarısını sekteye uğratabileceği uyarısında bulundu.

Latif ayrıca, silahlı unsurların geniş bir coğrafyaya yayılmış olmasının, her iki tarafın liderliğinin tüm savaşçı gruplar üzerinde tam kontrol kurmasını zorlaştırdığını belirtti. Bu durumun, küçük bir grubun ateşkesi ihlal etmesi ya da sınırlı bir çatışmanın yaşanması halinde anlaşmanın tamamen çökmesine yol açabileceğini ifade eden Latif, savaşın sürmesinden çıkar sağlayan iç ve dış aktörlerin de çıkarlarına aykırı görmeleri durumunda herhangi bir ateşkesi başarısızlığa uğratabilecek kapasiteye sahip olduklarını söyledi.

FRGTHY
Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)

Mevcut veriler, Sudan’ın artık yazılı öneriler, resmî yanıtlar, kesintisiz siyasi temaslar ve artan uluslararası baskılarla şekillenen bir müzakere sürecine girdiğini gösteriyor. Ancak bu durum, savaşın sona ermesinin yakın olduğu anlamına gelmiyor. Sudan ordusu, HDK’nin kentlerden çekilmesini ateşkesin temel ön koşulu olarak görmeyi sürdürürken, HDK bu şart konusunda henüz resmî bir tutum açıklamadı. Buna karşın, resmî olmayan açıklamalar grubun bu talebe sıcak bakmadığına işaret ediyor.

Bu çerçevede Sudan, nihai bir ateşkes anlaşmasına ulaşmaktan ziyade, önceki girişimlere kıyasla daha ciddi bir müzakere turuna yaklaşmış görünüyor. Sürecin başarısı ise arabulucuların çekilmelere ilişkin geçiş niteliğinde bir uzlaşı formülü geliştirebilmesine, uygulanabilir denetim ve güvence mekanizmaları oluşturmasına ve her iki tarafı da hiçbirine önceden askerî ya da siyasi avantaj sağlamayacak bir ateşkesi kabul etmeye ikna edebilmesine bağlı olacak.



Husi savaşının ortaya çıkardığı dört gerçek… İran’ın doğrudan rolü ne?

Fotoğraf: Reuters/Al Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al Majalla
TT

Husi savaşının ortaya çıkardığı dört gerçek… İran’ın doğrudan rolü ne?

Fotoğraf: Reuters/Al Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al Majalla

Enver el-Ansi

Yemen’de Husilerin kontrolündeki bölgelere komşu vilayetler ve başkent Sana çevresi de dahil olmak üzere tüm temas hatlarında çatışmalar şiddetleniyor. Karşılaşma; mezhepsel ve bölgesel nitelikli seferberlik çabalarıyla siyaset ve medya alanlarına da taşınıyor.

İran ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yönlendirdiği bu tırmanış, çoğu vilayetteki tüm sınırları ve Suudi Arabistan ile olan komşuluk sınırlarını aşarak Suudi Arabistan ile diğer Körfez ülkelerini daha geniş kapsamlı ve daha yüksek maliyetli bir bölgesel savaşa çekme amacını taşıyor.

Buna rağmen söz konusu tırmanış, Husiler adına henüz kesin bir sonuç vermedi. Grubun unsurlarının Kızıldeniz’deki Yemen adalarına ve Babu’l Mendeb Boğazı çevresine ulaşması, DMO uzmanlarının, füze ve teknik kapasitelerinin doğrudan desteğiyle gerçekleşti. Bu durum, grubun kendi öz gücünden ziyade İran müdahalesinin boyutunu ortaya koyuyor.

Milislerin bu noktalarda kurduğu mevziler ise kırılganlığını koruyor. Boğaza bakan yüksek bölgelerdeki tüneller, siperler ve radarlar, hükümet güçlerinin hava üstünlüğü altında günün her saati gözetim altında tutuluyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre unsurlarının Babu’l Mendeb çevresine ulaşmasının ardından Husiler, boğazın ABD veya İsrail gemilerine saldırmak için kullanılmayacağını taahhüt etti. Ancak Washington ve Tel Aviv’in bu taahhüdü inandırıcı bulmaması, ilan edilen bu ‘başarıyı’ içeriğinden yoksun bırakıyor.

ABD basınında yer alan haberlere göre, Başkan Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini keserek Washington’a dönmesi ve kendisine Husilerin Batı Sahili ile Babu’l Mendeb arasındaki mevzilerini hedef alacak hava saldırısı seçeneklerinin sunulmasının ardından, bölgede ani bir tırmanışın yaşanma ihtimali yüksek görülüyor.

Hiçbir faydası olmayan büyük bir masraf

Gruba yakın çevreler, ‘gerilimi tırmandırma savaşında’ ve Marib’e doğru ilerleme girişimlerinde büyük kayıplar verildiğini kabul ediyor. Söz konusu çevrelerde son iki gündür, Marib yakınlarındaki Doğu Balk Dağı cephesi ile Taiz ve Lahic vilayetleri arasında yer alan ve Babu’l Mendeb’e bakan Kehbub Dağları cephesinde iki tugayın tamamen kuşatıldığına, ayrıca asker toplama ve seferberlik faaliyetleriyle tanınan saha komutanlarının öldürüldüğüne dair henüz doğrulanmamış bilgiler dolaşıyor.

dwefr
Lübnan ile İsrail arasında ateşkes yürürlüğe girdikten sonra Lübnan’la dayanışmalarını ifade etmek amacıyla düzenlenen bir gösteride Husi destekçileri İran bayrağının etrafında oturuyorlar… Sana, Yemen, 17 Nisan 2026 (Reuters)

Bu çevreler, söz konusu tırmanışın sonunda grubun nereye varacağını ve henüz en önemli perdeleri açılmamış bir savaşta, İran’ı memnun etmek ve ona kendi sınırlarından uzakta bir zafer hissi yaşatmak adına ödenen ağır bedeli sorguluyor.

Aynı zamanda Yemenliler, cephelerdeki çatışan tarafların karşılıklı olarak sergilediği öldürme, esir alma ve aşağılama görüntülerine büyük bir acıyla bakıyor ve tüm bunların nedenini sorguluyor. Ancak asıl önemli soru varlığını koruyor: Husileri bir aile, grup veya mezhep olarak kendi toplumsal yapılarından ve ulusal kimliklerinden uzaklaşmaya iten şey neydi?

Husi örgütü, 2004’teki ilk Saada savaşlarından bu yana devlete ve topluma karşı sürdürdüğü uzun yıllara dayanan silahlı isyan boyunca, İran gündemine olan bağlılığının Yemen’in egemenliğine dair her türlü unsurun önünde geldiğini ve imzaladığı hiçbir taahhüde güvenilemeyeceğini kanıtlamış bulunuyor.

Grup, sıkıştığı anlarda taahhütlerde bulunmayı ve fırsat bulduğu ilk anda bu taahhütlerden geri adım atmayı alışkanlık haline getirdi:

- 2014 yılında Ulusal Diyalog Konferansı sonuçları temelinde, Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde Husiler ile siyasi aktörler arasında imzalanan Barış ve Ortaklık Anlaşması bunlardan biri. Söz konusu anlaşmanın imzası, milislerin Sana’yı işgal etmesiyle eş zamanlı gerçekleşti ve grup bu anlaşmayla bir Yemen bileşeni olarak tanındı.

- Ardından eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile kurulan ittifak geliyor. Bu ittifak, Salih’in ortaklığı sonlandırdığını duyurması ve Yemen halkına Husilere karşı ayaklanma çağrısı yapmasından iki gün sonra, 4 Aralık 2017’de öldürülmesiyle son buldu.

- Son olarak ise 2018 sonlarında imzalanan Stockholm Anlaşması’nın etrafından dolanılması yer alıyor. Kapsamlı bir çözüme yaklaşılacağını düşünen uluslararası toplumun müdahalesi sayesinde Hudeyde’de eli kulağında olan bir çatışmadan kurtulan grup, imzalanan metnin mürekkebi kurumadan taahhütlerini ihlal etti.

sdcfgthy
Uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti güçlerine mensup askerler, 9 Eylül 2026 tarihinde Yemen’in el-Hazm kenti yakınlarında olduğu belirtilen bir bölgede, Husi milisleriyle yaşadıkları çatışmalar sırasında tank mermileri ateşliyor. (Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Ofisi / Reuters)

Hükümet yanlısı güçler, Hudeyde Uluslararası Havalimanı sınırlarına kadar güneyden ilerlemiş ve Hudeyde ile Sana’yı birbirine bağlayan hat üzerindeki 16. Kilometre noktasına kadar doğuya doğru çekilmişti. Ancak bu ilerleyiş, insani gerekçelere dayanan uluslararası baskılar nedeniyle durdurulmuştu.

Husiler, farkında olarak ya da olmayarak, çatışmanın tüm kritik dönemeçlerinde kendilerinden çok daha büyük karşıt gündemlerin uygulama aracı haline geliyor. Bir tarafta İran ile ihtiyatlı duruşlarıyla Rusya ve Çin, diğer tarafta ise ABD ve Avrupa merkezli Batı yer alırken; ödenen bedel ise nihayetinde çatışmanın her iki tarafındaki Yemenlilerin kanı oluyor.

Ancak son iki haftadaki savaş süreci birçok hususu ortaya koydu.

Bunlardan birincisi, DMO uzmanlarının, füze kapasitesi, insansız hava araçları (İHA), teknik ve lojistik imkanlarıyla Taiz vilayetindeki ve Batı Sahili’ndeki askeri operasyonların yönetiminde doğrudan yer almasıdır. Milisler bu imkanlar olmadan mevcut noktaya ulaşamazdı; zira kendilerine ait tek şey, savaşçılarının hayatını riske atmaktan ibaret.

İkincisi, çatışmanın her iki tarafındaki geniş Yemenli kesimin değerlendirmesine göre bu savaş onların savaşı değil: Ne İran’ın yanında yer almakta ne de bölgesel hesaplara dahil olmaktadırlar. Bu çevreler, Riyad’ın Yemenlilerin devletlerini yeniden kurma haklarını desteklemeye ve çektikleri acıları hafifletmeye çalıştığı görüşünde.

Üçüncüsü, Husilerin ülkenin kuzeybatısındaki kendi kontrolleri altında bulunan bölgelerde otoritelerini pekiştirmekten vazgeçip Babu’l Mendeb’e doğru yönelmeleri, Hürmüz Boğazı’nda DMO üzerindeki baskıyı hafifletmek adına vekalet savaşı yürüttükleri ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, bazı gözlemcilerin ifadesiyle onları, ülke içinde yaptıklarını örtbas etmek amacıyla ablukayı kaldırma ve hakları geri alma söylemlerini kullanan birer ‘kiralık katil’ haline getiriyor.

Dördüncüsü ise, siyasi ve askeri olarak çatışmanın dizginlerini kendileri ele almadıkları sürece başka bir tarafa güvenilemeyeceğine dair pek çok Yemenlide kanaatin giderek pekişmesi. Bu durum, daha önce gruba sempati duyan ancak Tahran’ın askerileşmenin ötesine geçen bir projeye sahip olmadığını görmeye başlayan bazı kesimler için de geçerlilik taşıyor.

Askeri değişkenler

Grup üzerine çalışmalar yürüten araştırmacılar; Batı Sahili’nde yüzlerce kilometrelik bir hatta, Marib, el-Cevf, el-Beyda, Taiz, ed-Dali ve Lahic cephelerinde savaşan Husilerin artık Saada vilayetinin Marran Dağları’nda tanınan, sayı ve teçhizat bakımından sınırlı o mezhepsel ve kabilevi milis yapısında olmadığını değerlendiriyor.

Aksine, onun imkanlarına ulaşamasalar da örgütlenme ve silahlanma açısından DMO modelini taklit eden yarı düzenli bir yapıya dönüştükleri ifade ediliyor. Bu durum, söz konusu araştırmacıların değerlendirmelerine göre, özellikle Yemen'in ulusal çıkarlarıyla çelişen bölgesel bir projeye bağımlı hale gelmesinin ardından grubun dizginlenmesini ulusal, ahlaki ve insani bir zorunluluk haline getiriyor.

fgthyju
Kızıldeniz kıyısı bölgelerinde Husi milisleri ile hükümet güçleri arasında çıkan çatışmalardan kaçan kadınlar ve çocuklar, 19 Eylül 2026 tarihinde Yemen’in Aden kenti yakınlarındaki bir mülteci kampında yürüyorlar. (Reuters)

Artık kaçamak ifadelere yer kalmadı. Meşru hükümet, ordu ve müttefik siyasi güçlerin tanımladığı şekliyle Yemenlilerin Husilerle olan anlaşmazlığı, kolayca köprü kurulamayacak kadar derinleşmiş, yalnızca silahla çözülemeyecek kadar karmaşıklaşmış ve sadece tavizlerle halledilebilecek bir siyasi anlaşmazlık olmaktan çıkmıştır.

Husiler ya kendi halkını kabul edip savaşın yaralarına rağmen onlarla bir arada yaşayacak ve halk da onları kabul edecek; ya da doğdukları ve topraklarında yaşadıkları vatana dönüş yollarını tamamen tıkamış olacaklar. Zira siyasi anlaşmazlıklar, meseleler ve öncelikler üzerindeki görüş ayrılıkları sınırları dahilinde kabul edilebilir; ancak aynı toprağı ve tarihi paylaştıkları insanlara karşı, ulusal çıkarlar pahasına başka bir ulusun çıkarlarına hizmet etme hırsı, kimse için sürdürülebilir bir durum değildir ve savaş ile çatışmanın kalıcı hale gelmesi anlamına gelmektedir.


İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.