Beyrut ve Bağdat, İran’ın Şii Hilali projesini bir haftada nasıl sarstı?

Tahran, ileri savunma doktrininin bedelini iki kez ödedi

Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
TT

Beyrut ve Bağdat, İran’ın Şii Hilali projesini bir haftada nasıl sarstı?

Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)

Maneli Mirhan

İran İslam Cumhuriyeti yirmi yıl boyunca, gücünü Tahran'dan yönlendirebildiği Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana gibi Arap başkentlerinin sayısıyla ölçtü. Bu başkentlerden ilk düşen Şam oldu, onunla birlikte kara köprüsü de çöktü. Ardından, haziran ayının son haftasında, geriye kalan üç başkentten ikisi, İran'a nüfuzunu kazandıran milislere karşı ayaklandı. Bu, bir ABD veya İsrail saldırısıyla değil, bu ülkelerin kendi devletleri tarafından alınan bir kararla gerçekleşti.

Lübnan, 26 Haziran'da Washington'da ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile bir çerçeve anlaşması imzaladı. Anlaşma, Lübnan ordusunu devletin silah tekelini yeniden tesis etme ve İsrail ile mutabık kalınan ‘deneme bölgelerinden’ başlayarak Hizbullah'ı bölge bölge silahsızlandırmakla görevlendiriyor. 1982 yılından bu yana hiçbir Lübnan hükümeti bu denli ileri gitmeye cesaret edememişti. Anlaşma, Hizbullah'ın silah cephaneliğini egemenliğin bir güvencesi değil, önündeki bir engel olarak ele alıyor.

Bu imza, 2024 yılında patlak veren savaşın Hizbullah'a ağır bir darbe indirip Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ı öldürmesi ve Hizbullah’ın Suriye üzerinden uzanan ikmal hattını kesmesiyle başlayan bir gerileme sürecini pekiştirdi. Bu dönüşümün, eski Genelkurmay Başkanı olan bir cumhurbaşkanı, daha önce orduyu silahı devlet elinde toplama planı hazırlamakla görevlendirmiş bir hükümet ve kendi seçmediği bir savaşın enkazını taşıyan, İran'ın yeniden inşa fonlarının hiç ulaşmadığı bir Şii toplumu gibi koşulları Lübnan içinde de olgunlaşmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, anlaşmayı ‘geçersiz ve batıl’ olarak nitelendirdi ve mücadeleyi sürdürme sözü verdi. Bunu yapabilir. Ancak Kasım, artık hiç kimseyi korumayan bir cephaneliği, savaşın çürüttüğü bir caydırıcılık adına ve bunun bedelini ödeyen bir toplumun karşısında savunuyor. Artık Lübnan adına savaştığını iddia edemez.

İki gün sonra, mayıs ayından bu yana iktidarda bulunan Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi hükümeti, şafak vakti terörle mücadele birimini Yeşil Bölge'ye gönderdi ve aralarında milletvekillerinin de bulunduğu 47 yetkiliyi, yolsuzluk, silahlı grupların finansmanı ve İran petrolü ile dolarların kaçakçılığıyla ilgili bir davada gözaltına aldı.

Aynı hükümet, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grupların, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyonun Irak'taki görevinin sona ereceği 30 Eylül'e kadar silahlarını teslim etmesini emretmişti. Bu tarihin seçilmesi tesadüf değildi. Çünkü bu tarih, milislerin en eski bahanesini, yani silahlarının yabancı bir varlığa karşı bir yanıt olduğu iddiasını ellerinden alıyor.

Bu süre, silahlı unsurları terhis etmeyi amaçlayan ve silahı devlet kurumlarındaki işlerle takas eden bir programla birlikte geliyor. Program aksayabilir, ancak anlamı Bağdat’ın milislerle kurum olarak müzakere etmeyi bırakması ve onların adamlarını, devlete entegre ederek geri kazanmaya başlaması halinde de değişmeyecek.

Lübnan'ı yazılı ve imzalı bir anlaşmayla, Suriye'yi ise rejimin çöküşüyle kaybeden Tahran, kaybetmeye tahammülü olmayan tek başkente bağlılığını iki katına çıkardı. Bunu yaparken de hâlâ orada işleyen -türbeler, ziyaret ekonomisi ve ortak inanç ritüelleri gibi- az sayıdaki araca başvuruyor.

Beyrut, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) vekillerine karşı harekete geçerken Bağdat da kolları devletin en tepesinde ve hazinelerinde olan yapılara karşı harekete geçti. Bunların tümü aynı hafta içinde yaşandı.

Her iki hikayenin de kendi bağımsız ulusal boyutu olsa da yan yana konulduklarında, tek bir doktrinin yapısal başarısızlığını ortaya koyuyorlar. DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün eski komutanı Kasım Süleymani'nin bu görevi üstlenmesinden 2020 yılının ocak ayında öldürüldüğü ana kadar inşa ettiği ‘Şii Hilali’ sadece bir müttefikler grubu değildi. Bu, ileri savunma için bir yapı, İran'ın savaşlarını başkalarının topraklarında sürdürmenin bir aracıydı; İran'ın rantından finanse ediliyor ve Suriye üzerinden tek, kesintisiz bir cephe halinde birbirine bağlanıyordu.

Bu yapının tamamı, tek bir bahis üzerine kuruluydu. O da ev sahibi devletlerin, gücün tekelini talep edemeyecek kadar zayıf, bölünmüş veya korkmuş kalmaya devam etmesi. Bu bahis, bugün herkesin gözü önünde çöküyor.

Ancak bu çöküş aynı hızda ilerlemiyor ve bu fark önem taşıyor. Lübnan'da Hizbullah hâlâ savaşçıları üzerinde kontrolünü koruyor, ancak ithal ettiği savaşların yıktığı bir ülke içinde cephaneliğini savunuyor durumda. Irak'ta ise bölünme, milislerin kendi bünyesini bölüyor.

Mukteda es-Sadr, mayıs ayı sonlarında birliklerini devlet otoritesi altına soktu ve cephaneliğini orduya teslim etti; bunu yapan ilk kişi oldu. Tahran'a yakın en büyük iki gruptan da benzer bir yolu izleyeceklerine dair işaretler geldi. Yalnızca Kudüs Gücü'ne en yakın katı çekirdek, yabancı güçlerin önce ülkeyi terk etmesi gerektiği gerekçesiyle direnmeyi sürdürüyor. Bağdat ise artık bu bahaneye bir bitiş tarihi koymuş durumda.

Daha güneyde, hava saldırılarıyla yıpranan Husiler ise savaşlarını Yemen'in içine yönlendirdi. Kimse ekseni tek bir darbeyle yenemez. Eksen, her cephenin görevi pahasına kendi varlığını sürdürmeyi tercih etmesiyle parça parça dağılıyor.

gfrtbnyt
Washington'da, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun katılımıyla, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Dışişleri Bakanlığı Kurmay Başkanı Daniel Holler ve Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade çerçeve anlaşmasını imzalarken, 26 Haziran 2026 (AFP)

Tahran, aynı haritayı okudu ve verdiği yanıt cenaze oldu. 28 Şubat'ta suikasta kurban giden Ali Hamaney, temmuz ayı başlarında, iki ülkeden geçen altı gün süren bir törenle Meşhed'de toprağa verildi. Naaşı Meşhed'e ulaşmadan önce Necef ve Kerbela'dan geçti.

Rejim, ücretsiz geçişten yararlanmak üzere 1,7 milyon Iraklıyı kayıt altına aldı. Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) üyeleri, Necef'in dört bir yanına konuşlandı ve Bağdat ulusal tatil ilan etti. Hükümetinin güçleri daha birkaç gün önce Yeşil Bölge'ye baskın düzenlemiş olan Başbakan'ın kendisi de havalimanı pistinde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ülkesindeki yargı kurumlarının peşinde olduğu milis liderlerinin yanında durdu.

Lübnan'ı yazılı ve imzalı bir anlaşmayla, Suriye'yi ise rejimin çöküşüyle kaybeden Tahran, kaybetmeye tahammülü olmayan tek başkente bağlılığını iki katına çıkardı. Bunu yaparken de hâlâ orada işleyen -türbeler, ziyaret ekonomisi ve ortak inanç ritüelleri gibi- az sayıdaki araca başvuruyor.

Himayecinin silahlarına el konulup varlıkları takibe alındığında, kutsallık son nüfuz kanalına dönüşür. Hamaney’in naaşının Necef'ten geçişi, Şii Hilali’nin son savunması niteliğindeydi.

İleri savunma doktrininin bedeli; ilki bu doktrini barındıran Arap toplumları tarafından, ikincisi petrol gelirleri yabancı milisleri finanse eden İran halkı tarafından olmak üzere iki kez ödendi. Bu esnada İranlıların kendi ücretleri değer kaybetmeye devam etti.

Irak devletinin bu ikili tutumu ikiyüzlülük olarak yorumlanmaya elverişli görünebilir, ancak daha doğru bir ifadeyle bu, yarı yolda takılıp kalmış bir geçiş sürecinden ibaret. Pazartesi günü, ABD Başkanı Donald Trump ile önemli görüşmeler yapmak ve Amerikan ekonomik ve mali kurumlarıyla bazı temaslarda bulunmak üzere resmi bir ziyaret kapsamında üst düzey bir heyetin başında Washington'a giden Zeydi, ağın finansörlerini gözaltına aldıktan iki hafta sonra bu ağın himayecisinin cenazesine katıldı. Çünkü Irak, elinden geldiği yerde egemenliğini uyguluyor, elinden gelmediği yerde ise gözetim ritüellerini yerine getiriyor.

Önemli olan gözaltılardan süreye ve silah teslimine kadar etkili her adımın tek bir yönde ilerlemesi. Washington'ın eli Beyrut'ta arabuluculuk, Bağdat'ta ise baskı ve bir çekilme takvimi şeklinde olmak üzere her iki başkentte de görünür durumda. Ancak her iki durumda da belirleyici eylem ulusal nitelikteydi ve bu da geri dönüşü zorlaştırıyor.

Coğrafyanın ötesinde, liderlik de dağıldı. İleri savunma doktrini üç sac ayağı üzerine kuruluydu ve bunların tümü artık ortadan kalktı. Cepheleri tek bir dava etrafında birleştiren doktrinsel referans noktası, Hamaney ile birlikte öldü. Yerine geçen ‘tartışmalı’ halefi ise süreci DMO’nun oluşturduğu bir kordonun arkasından yönetiyor.

Operasyonel liderlik ise 2020'den bu yana yetim ve ağın uyumunu koruyan otoriteden yoksun varisler tarafından yönetiliyor. Suriye köprüsü de kapandı. Doktrin, kurucusunun ardından yaşayabilir, ancak koşullarının ortadan kalkmasının ardından yaşayamaz.

İran İslam Cumhuriyeti, tüm bunlarla, tarihinde geldiği en zayıf konumla yüzleşiyor. 7 Temmuz'da Tahran'da dolar kuru 1 milyon 754 bin İran riyaline ulaştı. İran riyali bir günde yüzde sekiz değer kaybetti. Bütçe artık kendi kurduğu ağları sürdürülebilir şekilde finanse edecek kapasiteye sahip değil.

fvgbhyju
Tahran'da düzenlenen cenaze törenlerinin ikinci gününde, İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney'in tabutunun başında kılınan cenaze namazından bir kare, 5 Temmuz 2026 (AFP)

Rejim içinde ise, İran destekli örgütlerin liderleri, örgütün kendisinin feshedilmesini açıkça tartışmaya başladı. Şii Hilali, savaşı İran'ın uzağında tutmak için tasarlanmıştı. Ancak hilal içindeki en yakın iki başkent, milisler yerine devleti tercih etti ve doktrinin ihraç etmek üzere kurulduğu savaş, şimdi içe dönmeye başladı.

Söylenmesi gereken bir başka gerçek daha var. İran rejimi bunu gizlemek için elinden geleni yapacaktır. İleri savunma doktrininin bedeli; ilki bu doktrini barındıran Arap toplumları tarafından, ikincisi petrol gelirleri yabancı milisleri finanse eden İran halkı tarafından olmak üzere iki kez ödendi. Bu esnada İranlıların kendi ücretleri değer kaybetmeye devam etti. Bugün gücün tekelini yeniden ele geçiren devletler, yorgun düşmüş toplumların, yabancı himayecinin maliyeti korkusundan daha ağır bastığında yaptığını yapıyor.

Ateş çemberi, Tahran'ın düşmanlarını uzak tutmak için inşa edilmişti. Bu çember, Batı'nın vurduğu yerde değil, Beyrut ve Bağdat'ın iki cephe olmaktansa iki devlet olmayı tercih ettiği yerde kırıldı. Bugün ise geriye İran'ın artık finanse edemediği veya sürdüremediği bir dizi yerel savaş ve artık ordunun üstlenemediği rolü üstlenen bir cenaze töreni kaldı.



İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
TT

İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)

Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’in kuzey kırsalında bugün meydana gelen patlamada, ilk belirlemelere göre 8 kişi yaralandı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bildirdiğine göre patlama, Serada kenti yakınlarındaki Burc en-Nemra bölgesinde bulunan bir silah deposunda meydana geldi.

İdlib Acil Durum ve Afet Yönetimi Müdürlüğü Operasyonlar Sorumlusu Velid Aslan, ekiplerin patlamanın hemen ardından olay yerine sevk edildiğini belirterek, ilk bulguların olayın mühimmattan kaynaklandığını gösterdiğini söyledi. Ekiplerin bölgedeki durumu değerlendirdiği, olay yerinin güvenliğini sağladığı ve olası gelişmelere müdahale etmek için gerekli önlemleri aldığı kaydedildi.

İdlib kırsalındaki Binniş beldesinde de bu ayın başında mühimmat yüklü bir aracın patlaması sonucu 5 kişi hayatını kaybetmişti. Benzer olaylar 2024 ve 2025 yıllarında da sıkça yaşanırken, vakaların çoğu İdlib vilayetinde meydana geldi.

Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).
Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).

Kasım 2025’te Kefr Taharim bölgesindeki bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamada 5 işçi hayatını kaybetmiş, 9 kişi yaralanmıştı. Ağustos 2025’te İdlib kenti çevresinde meydana gelen mühimmat patlamasında 4 kişi hayatını kaybetmiş, 5 kişi yaralanmıştı. Temmuz 2025’te ise İdlib kırsalındaki Maarat Mısrin’de Türkistan İslam Partisi’ne ait bir mühimmat deposunun patlaması sonucu 12 kişi ölmüş, 120’den fazla kişi yaralanmıştı.

Medya haberlerine göre bu tür patlamaların nedenleri arasında başta mühimmatın uygun olmayan koşullarda depolanması, güvenlik standartlarının yetersizliği ve özellikle sıcaklıkların yükseldiği dönemlerde patlayıcı maddelerin birbirinden ayrılmaması bulunuyor. Silahların taşınması ve sevkiyatında güvenlik kurallarına uyulmaması ile silah tüccarlarına ait depoların yerleşim alanlarının içinde veya yakınında bulunması da risk faktörleri arasında gösteriliyor. Bunun yanı sıra güvenlik kaynaklı nedenler de ihtimaller arasında değerlendiriliyor.


İsrail, yerleşimlere yönelik yaptırımlara misilleme olarak İngiliz konsolosluğunu kapatıyor

İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
TT

İsrail, yerleşimlere yönelik yaptırımlara misilleme olarak İngiliz konsolosluğunu kapatıyor

İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı

İsrail, İngiltere ve Fransa'dan yerleşim yerlerine karşı kararlar beklediği bir sırada, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşim yerleriyle mal ticaretine kısıtlama getirme kararlılığını teyit eden 12 ülkeli bir ittifakla karşı karşıya kaldı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, dün yaptığı açıklamada, İngiltere'nin Batı Şeria'daki yerleşim yerlerine uyguladığı yaptırımlara misilleme olarak İsrail'in Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatacağını duyurdu.

Saar'ın bu adımı, İngiltere'nin İsrail yerleşim yerleriyle ticareti yasaklama kararına yanıt olarak alınan bir dizi karşı tedbirin devamı olarak geldi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar yaptığı açıklamada, İsrail’in ayrıca İngiltere temsilcilerini Gazze’deki ateşkesi izlemekle görevli ortak askeri merkezden çıkaracağını ve İngiltere’nin Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçlerine yönelik eğitim programlarını sonlandıracağını belirtti.

Bunun yanı sıra İsrail, seçilmiş 12 İngiliz yetkilinin yanı sıra Saar’ın “Yahudi karşıtı ve İsrail karşıtı faaliyetlere karıştığını” söylediği diğer İngiliz vatandaşlarının ülkeye girişini de engelleyecek.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ise dün Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, ülkesinin "işgal altında bulunan topraklardaki yasa dışı yerleşim yerlerinden gelen ürünlerin ithalatına yasak getireceğini" belirterek, bu adımın diğer ülkelerle koordineli bir hareketin parçası olduğunu belirtti.

Miliband, yasağı duyururken İsrail hükümetini Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği "etnik temizliğe" göz yummakla suçladı. Miliband, "İngiliz hükümeti, Batı Şeria'da terörist yerleşimciler tarafından bir etnik temizlik yürütüldüğünü kabul etmektedir" ifadelerini kullandı.

Sözlerini sürdüren Miliband, "İsrail hükümeti bu duruma sıklıkla göz yumdu; daha da kötüsü, bazı üyeleri Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini desteklemeyi amaçlayan açıklamalar yaparak adımlar attı" dedi.

İngiliz hükümetinin resmi pozisyonunun "işgalin yasa dışı olduğu" yönünde olduğunu vurgulayan Miliband, "İngiliz halkının, mağazalarımızda ve tüketim merkezlerimizde yerleşim yerlerinden gelen ürünleri kabul ederek işgali desteklememizi istediğine inanmıyorum" dedi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı yerleşim birimlerinden mal ithalatına yönelik yasağı duyuruyor (AFP)
İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı yerleşim birimlerinden mal ithalatına yönelik yasağı duyuruyor (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı ise "Dışişleri Bakanı'nın, İngiliz Parlamentosu'nda yönelttiği suçlamalar kabul edilemez ve yalandır" değerlendirmesinde bulundu.

12 ülkeden geniş çaplı hamle

Tel Aviv, Londra'nın işgal altında bulunan Batı Şeria'daki İsrail yerleşim yerleriyle ticarete kısıtlama ve yaptırım getirilmesi kararına mümkün olduğunca fazla ülkeyi dahil etme çabalarına öncülük ettiğini bilse de İsrail'in tepkilerinde bir sürpriz havası hâkim oldu.

İngiltere'nin yanı sıra Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot da "Paris'in İsrail yerleşim yerleriyle ticari ilişkilerini sonlandıracağını" vurguladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İngiliz girişimine Fransa'nın yanı sıra Kanada, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç katıldı.

12 ülke tarafından yayımlanan ortak bildiride, söz konusu devletlerin "uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşim yerleriyle mal ticaretine kısıtlama getirme kararlılıklarını teyit ettikleri" ifade edildi.

İsrail hükümetinin Batı Şeria'daki eylemlerine tepki gösteren ülkeler, bu adımların "iki devletli çözüm imkanını baltaladığını" belirtti. Bildiride, "E1 bölgesindeki yerleşim projesi için ihale açılması kararı da dahil olmak üzere, emsalsiz düzeydeki yerleşimci şiddeti ve yerleşim yerlerinin genişletilmesi gölgesinde durumun hızla kötüleştiği" uyarısında bulunuldu.

Ülkeler, İsrail hükümetine "yerleşim yerlerinin genişletilmesini ve Batı Şeria'daki idari yetkilerin artırılmasını derhal durdurma, yerleşimci şiddetinden sorumlu olanların hesap vermesini sağlama ve İsrail güvenlik güçlerine yönelik iddiaları soruşturma" çağrısında bulundu.

Bildiride, bu kararın "emsalsiz düzeydeki yerleşimci şiddeti ve yerleşim yerlerinin genişlemesi" sonucunda alındığı vurgulandı.

Bu kararlar, İsrail'deki ön uyarılara rağmen geldi. İsrail, İngilizlere yalnızca Fransa ve Kanada'nın katılmasını beklerken, Kanada'nın yanı sıra geniş bir Avrupa cephesinin oluşması karşısında şaşkınlık yaşadı.

İsrail'den sert tepki

İngiltere'nin yerleşim yerlerine karşı açıklamasından önce İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, böyle bir adımın yaklaşan İsrail seçimlerine müdahale sayılacağını belirterek süreci engellemeye çalıştı.

Herzog, "Bu büyük bir hatadır, tarihin yanlış tarafında yer almaktır ve egemen bir devletin demokratik seçimlerine açık bir müdahaledir. Bu müdahale kimseye hizmet etmeyecek, aksine ne yazık ki, Filistinlilere doğrudan zarar vererek onları iş ve ticaret fırsatlarından mahrum bırakacaktır. Nihayetinde hürriyet sevdalısı ülkelerin çıkarlarına ve güvenliğine zarar verecektir" demişti.

Netanyahu ve Herzog, Hamas ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir İsrailli polis memuru için düzenlenen anma törenine katılıyor (Reuters).
Netanyahu ve Herzog, Hamas ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir İsrailli polis memuru için düzenlenen anma törenine katılıyor (Reuters).

Sözlerini sürdüren Herzog, "Yaptırımlar çözüm değildir, çözüm diyalogdur. Tüm yabancı hükümetlere diyorum ki: Durun! Yaptırımlar ve boykotlar gibi çıkmaz yollardan uzaklaşın, yapıcı diyalog ve iş birliğine yönelin" ifadelerini kullanmıştı.

İsrail medyasında, duyuru öncesinde yer alan haberlerde Fransa ve Kanada'nın katılımının beklendiği; ancak Avrupa Birliği'nin seçim öncesinde yaptırım uygulama konusunda daha az istekli olduğu, bu adımın Başbakan Binyamin Netanyahu'nun lehine işleyeceğine inandığı belirtilmişti. Ancak 12 ülkeden gelen büyük açıklamanın ardından Yedioth Ahronoth gazetesi, durumu bir "diplomatik çöküş" olarak nitelendirdi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Başbakan Binyamin Netanyahu'dan, İngiltere'nin bu hamlesine karşılık "Filistin Yönetimi adına çalışan Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatma" talebinde bulunduğunu söyledi. Ben-Gvir ayrıca İsrail'in, Arjantin'in tartışmalı Falkland Adaları üzerindeki egemenliğini tanımasını ve adaların işgali sürdüğü müddetçe İngiltere'ye yaptırım uygulamasını teklif etti. Ben-Gvir, Londra'yı adaları ve "Arjantin halkının parasını çalmakla" suçladı.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise İngiltere Büyükelçisi'nin İsrail'den sınır dışı edilmesi çağrısında bulunarak, "Yahudi karşıtı bir hükümetin paspası olmayacağız. İsrail üzerindeki İngiliz Mandası sona erdi" ifadesini kullandı.

Filistin ve Arap dünyasından memnuniyet, ABD'den mesafe

Filistin Devlet Başkanlığı yaptığı açıklamada, ticarete yaptırım uygulanması kararını memnuniyetle karşılayarak, bunu yerleşimci rejimle mücadele etmek ve İsrailli yetkililerden hesap sormak adına "önemli bir adım" olarak niteledi.

  Batı Şeria’da yeni yerleşim biriminin açılışından görüntü
  Batı Şeria’da yeni yerleşim biriminin açılışından görüntü

Mısır da İngiltere'nin kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek, Mısır Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yaptığı açıklamada, bu adımın "uluslararası hukuk kurallarına ve uluslararası meşruiyet kararlarına olan bağlılığı yansıtan önemli bir hamle olduğunu, yasa dışı yerleşim faaliyetleriyle ve işgal altındaki Batı Şeria'da (Doğu Kudüs dahil) sahada yeni bir emrivaki yaratma çabalarıyla mücadeleye katkı sağladığını" vurguladı.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 12 ülkenin kararı hakkında doğrudan yorum yapmaktan veya kararı kınamaktan kaçınarak, yalnızca Batı Şeria'da yaşanan "gerilimleri" kınamakla yetindi.

Rubio, Washington'un İngiltere öncülüğündeki Batı ülkelerinin İsrail yerleşim yerlerine yaptırım uygulama kararına katılmayacağını teyit etti. Latin Amerika ziyaretine çıkmadan önce gazetecilere konuşan Rubio, "Doğal olarak, Birleşik Krallık'ın yaptığını yapmayacağız" dedi. Rubio ayrıca, "Ancak istikrar hedefini paylaşıyoruz. Bölgede pek çok gelişme yaşanırken, şu anda Batı Şeria'da istikrarı bozacak veya gerilimi artıracak hiçbir şey görmek istemiyoruz" ifadelerini kullandı.


Lübnan-ABD temasları İsrail'in şiddetini “frenliyor”

Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)
Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)
TT

Lübnan-ABD temasları İsrail'in şiddetini “frenliyor”

Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)
Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın ABD ile gerçekleştirdiği yoğun temaslar, cumartesi gününden bu yana tırmanan İsrail askeri kampanyasının frenlenmesine katkı sağladı. Öte yandan Lübnan, Amerikan tarafının İsrail ile müzakerelerin sekizinci turunun tarihini belirlemesini bekliyor.

En az 28 kişinin ölümüne, onlarca kişinin yaralanmasına, yüzlerce kişinin Nebatiye şehri ile çevresindeki köylerden göç etmesine yol açan üç günlük hava saldırıları ve topçu bombardımanının ardından, dün Lübnan'ın güneyinde İsrail'in tırmandırma hızı düştü ve ardından geri dönüş dalgası başladı.

Diğer taraftan Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye şehrine yönelik tehlikenin artması, sivil ve siyasi aktivistlerin ordunun varlığının güçlendirilmesini ve devletin şehrin güvenliğinin sorumluluğunu üstlenmesini talep eden ‘Nebatiye 2 Çağrısı’nı yayınlamasına yol açtı.

Lübnan ordusu, halka güvence vermek amacıyla Nebatiye şehrindeki askeri devriyelerini hızla artırdı.