İran ve Yemen: Ateşle oynamanın bedeli

“Bu sadece bir uçuş değil, tam anlamıyla egemen ve bölgesel bir mesajdı”

Yemen'in Sana kentinde Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen hava saldırılarının protesto edildiği gösteri sırasında tüfek taşıyan bir Husi destekçisi, 13 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen hava saldırılarının protesto edildiği gösteri sırasında tüfek taşıyan bir Husi destekçisi, 13 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

İran ve Yemen: Ateşle oynamanın bedeli

Yemen'in Sana kentinde Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen hava saldırılarının protesto edildiği gösteri sırasında tüfek taşıyan bir Husi destekçisi, 13 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen hava saldırılarının protesto edildiği gösteri sırasında tüfek taşıyan bir Husi destekçisi, 13 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

İran, müttefiki olan Husileri, İsrail'in açık beka tehdidine yönelik olarak öldürdüğünü öne sürdüğü Dini Lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılmaları için İran’a taşımak ve daha sonra geri götürmek amacıyla sivil bir uçak göndererek, Yemen'in egemenliğini üst üste iki kez açık bir şekilde ihlal etti.

İran, ABD ile varılan mutabakat muhtırasının ardından oluşan göreceli sakinlikten yararlanarak, Hamaney için Şii dünyasında eşi- benzeri görülmemiş nitelikte bir cenaze töreni düzenlemek istedi. Böylece ABD'ye, İsrail'e ve genel olarak Batı'ya birden fazla mesaj göndermeyi amaçlamıştı. Bu mesajların tümü, Dini Lideri’nin İsrail tarafından öldürülmesinin acısı karşısında mümkün olan en büyük dayanışmayı sergileme noktasında birleşiyordu.

İran'ın, Hamaney'in cenaze törenini istediği gibi düzenleme hakkı var, ancak bunun, Birleşmiş Milletler'e (BM) üye bir ülke olan Yemen'in egemenliğini ihlal etmenin uygunsuz bir yoluna dönüştürülmesi kabul edilemez. Bütün bunlar, bölgeye "Biz buradayız ve istediğimiz zaman, istediğimiz araç ve yöntemlerle, seçtiğimiz anlarda egemenliğinizi ihlal edebiliriz” mesajını iletmek amacıyla yapılıyor.

Bu gelişme, Tahran'ın kendi topraklarından gerçekleştiğini iddia ettiği ABD saldırılarına karşılık verme bahanesiyle bölgedeki çoğu ülkeye saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde yaşandı. Bu iddia, tüm bu ülkeler tarafından siyasi ve hukuki mantığın en basit ilkeleriyle reddedildi. Bunların en önemlisi Yemen tarafından “İran'a coğrafi ve mezhepsel açıdan uzak olan Yemen'in, İran ile ABD ve İsrail arasındaki çatışmayla ve bu iki ülkenin bölgedeki çıkarlarının hedef alınmasıyla hiçbir ilgisi yoktur; bu mesele Yemen'i ne yakından ne de uzaktan ilgilendirmemektedir” şekilde dile getirildi.

Yemenli insan hakları savunucusu Huda Lokman: Yaşanan gelişme sadece bir uçuş değil, tam anlamıyla egemen ve bölgesel bir mesajdı. Resmi uyarıları göz ardı etmede ve açıkça dile getirilen itirazlara rağmen inişte ısrar etmek, sahadaki tedbirlere yönelik bir meydan okumadan öte, Yemen egemenliğinin sınırlarını sınamaya yönelik bir teste dönüştü.

İran’ın Yemen’in egemenliğine yönelik son ihlali, Yemenlilerin belleğinden hiçbir zaman silinmeyen ve silinmeyecek uzun saldırılar tarihinde ne ilkti ne de sonuncusu olacak. Bu olay yalnızca İran'ın Yemen'e yönelik düşmanca bakış açısının bir örneğini teşkil ediyor.

İran'ın Yemen hava sahasını ihlal etmesi, Yemen'deki Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu’nun gerçekleştirdiği bir askeri harekâtla eş zamanlı yaşandı. Husilerin anlatısına göre bu harekâtla, daha önce uçakla Tahran'a götürülen kişilerin geri getirilmesi amacıyla uçağın yeniden inişini engellemek için Sana Havalimanı'nın kalkış ve iniş pistleri hedef alındı. Ancak öyle görünüyor ki, uçağın ülkenin batısındaki Hudeyde Havalimanı'na inmesine göz yumuldu. Öte yandan Husler, Suudi Arabistan'ın güney sınırına doğru birkaç füze fırlattı. Koalisyon tarafından yapılan açıklamalara göre bu füzelere hızla müdahale edildi.

Bir video kaydından alınan bu karede, Sanaa Havalimanı'nı hedef alan hava saldırıları görülüyor, 13 Temmuz 2026 (AFP)Bir video kaydından alınan bu karede, Sanaa Havalimanı'nı hedef alan hava saldırıları görülüyor, 13 Temmuz 2026 (AFP)

Tepkiler

Yemenli insan hakları savunucusu Huda Lokman'ın da belirttiği gibi, farklı aidiyet ve tutumlara sahip Yemenlilerin büyük çoğunluğunun görüşleri, yaşananların ‘sadece bir uçuş değil, tam anlamıyla egemen ve bölgesel bir mesaj olduğu’ noktasında birleşti. Lokman, resmi makamlarca yapılan uyarıları göz ardı etmede ve açıkça dile getirilen itirazlara rağmen inişte ısrar etmenin, sahadaki tedbirlere yönelik bir meydan okumadan öte, Yemen egemenliğinin sınırlarını sınayan ve Yemen'in içini aşıp bütün bölgeye uzanan bir mesaj olduğunu belirtti.

Husilerin kontrolündeki bölgelere ve bu bölgelerden yapılan uçuşlarda sorunlar yaşanıyor. Askeri gerilim yaşanmasını önlemek amacıyla ister aşamalı ister nihai nitelikte kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşılması acil bir ihtiyaç haline geldi.

Amaç ne?

İran'ın gerçekleştirdiği ihlalin amacı ister Yemen'deki Meşru yönetimi Destekleyen Koalisyonun sabrını sınamak, ister bölgenin tamamının nabzını yoklamak, isterse bölgede yeni bir çatışma alanı açmak olsun nihayetinde bölgenin kaldıramayacağı yeni bir gerilimden başka bir şey değil. Hatta bu, aldığı tüm yaralar ve yıkım karşısında İran'ın kendisinin dahi kaldıramayacağı sonuçlar doğurabilecek nitelikte.

BM, Yemen'deki gelişmeleri görüşmek üzere düzenlenen olağanüstü BM Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Yemen'deki son gelişmeler, Yemenlilerin öncülük ettiği kapsamlı siyasi sürece alternatif olmadığını hatırlatıyor” ifadelerini kullandı. Açıklamada, BM himayesinde diyalog yoluyla varılacak müzakere edilmiş bir siyasi çözümün, çatışmaya kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm sunabileceği vurgulandı.

BMGK’nın olağanüstü toplantısında bir brifing veren BM Siyasi ve Barışı Koruma İşleri Daireleri bünyesinde Ortadoğu, Asya ve Pasifik Ülkeleri'nden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Halid Hayari, ‘Yemen'in ve daha geniş bölgenin yeni bir gerilim dalgasını kaldıramayacağını’ vurguladı. Bütün tarafları BM himayesindeki müzakerelere yapıcı bir şekilde katılmaya çağıran Hayari, bunun ‘gerilimi azaltmak, güvenli, öngörülebilir ve sürdürülebilir sivil hava erişimini güçlendirmek ve diğer öncelikleri gerçekleştirmek açısından zorunlu’ olduğunu belirtti.

Yemen’in Sana şehrinde İsrail saldırılarında hayatını kaybeden bazı önde gelen İranlı din alimlerinin posterlerinin önünde yürüyen Husi destekçileri, 13 Temmuz 2026 (AP)Yemen’in Sana şehrinde İsrail saldırılarında hayatını kaybeden bazı önde gelen İranlı din alimlerinin posterlerinin önünde yürüyen Husi destekçileri, 13 Temmuz 2026 (AP)

Husilerin kontrolündeki bölgelerle yapılan hava taşımacılığı işlemlerinde gerçekten sorunlar bulunduğu ve askeri gerilimi, bunun sonucunda geriye kalan altyapının yıkımını önlemek ve ‘sivillerin hareketliliği, esirler dosyası ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalar başta olmak üzere kırılgan son insani koridorları’ korumak amacıyla kapsamlı, ister aşamalı ister nihai nitelikte bir siyasi çözüme ulaşılmasına acil ihtiyaç duyulduğu doğru olsa da tüm bölgesel ve uluslararası çabaların bunun bir faydası olmadığını kanıtladığı noktada buna nasıl ulaşılabilir? Zira Husiler, ne içeriden ne de dışarıdan taraflarla yaptıkları hiçbir anlaşmaya bağlı kalmadı.

Sorun ne?

Meseledeki ikilem, bu grubun kararının ister savaş için ister siyasi manevralar için olsun, gerekli tüm askeri veya lojistik araçlarla silahlandırma, eğitim ve tedarik konusunda taahhütte bulunan İranlı finansörün kararına bağlı olan bir milis olarak ortaya çıktığı andan itibaren belirgindi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunca yıl ve deneyimin ardından bu durumun kanıtlanmasına artık ihtiyaç kalmadı.

Husilerin oluşturduğu tehlikeden kurtulmak için ya Yemen ordusu ulusal bir doktrin ve temeller üzerine yeniden inşa edilerek dürüstlük ve şeffaflıkla ülkenin tamamındaki bütün ipleri elinde tutabilmesi sağlanacak ya da Tahran ile ‘tarihi’ bir anlaşmaya varılacak. Bu iki seçeneğin üçüncüsü yok.

Yemen hükümetinin, İran uçağının Sana Havalimanı'na ikinci kez inmesini engellemek amacıyla Yemen’deki Meşruiyeti Destekleyen Koalisyona başvurma kararının önemi, Husilerin önümüzdeki döneme yönelik ‘gerilim stratejisinin’ ilk girişimini boşa çıkarmasında yatıyor. Husiler, son günlerde Suudi Arabistan'ı tehdit ederek taleplerinin çıtasını abartılı bir şekilde yükseltmesinin ve Sana-Tahran hattının sürdürüleceğini, bunun cenazeye giden Husi heyetiyle sınırlı kalmayacağıyla tehdit etmesinin ardından, Sana Havalimanı pistlerinin bombalanmasına ve hedef alınıp devre dışı bırakılmasına şaşırmış olmalı. Zira bu durumu beklemiyorlardı.

Sana Havalimanı'nın yeniden açılması

Meşru Yemen hükümetinin açıklamalarından, ilke olarak Yemen'e ve Yemen'den yapılan uçuşların, resmi ulusal taşıyıcı Yemenia Havayolları aracılığıyla Sana Havalimanı üzerinden, koordineli programlar ve mutabık kalınan güvenlik düzenlemeleri çerçevesinde yeniden başlatılmasına karşı çıkmadığı anlaşılıyor. Ancak sorun, Husi meselelerini yakından takip eden bazı siyasi ve askeri araştırmacılara göre Husilerin havalimanının açılmasının İran Havayolları üzerinden ve Sana-Tahran hattı üzerinden olması yönündeki ısrarında yatıyor.

Adnan el-Cebrani, Husilerin Yemen’in başkenti Sana’daki uluslararası havalimanının yeniden açılması için gerilimi tırmandırmasının, tehdit ve gözdağının tek bir cümlede özetlenebileceğini değerlendirdi. Cebrani’ye göre en önemli sır Husilerin hedefinin havalimanını açmak, vatandaşların seyahatini kolaylaştırmak, hatta yol haritasının gereklerini yerine getirmek değil, artık bunun bölgede yeni denklemler dayatmak için uygun an olduğuna inanmaları olduğunu belirtti.

Çözüm ne?

Husilerin oluşturduğu tehlikeden kurtulmak için ya Yemen ordusu ulusal bir doktrin ve temeller üzerine yeniden inşa edilerek dürüstlük ve şeffaflıkla ülkenin tamamındaki bütün ipleri elinde tutabilmesi sağlanacak ya da Tahran ile, ABD Başkanı Donald Trump'ın ifadesiyle bir ‘büyük anlaşma’ niteliğinde ‘tarihi’ bir mutabakata varılacak. Bu iki seçeneğin üçüncüsü yok. Muhtemelen her iki seçenek de gerekli ve önemli, ancak her ikisi de artık herhangi bir mucize hayal edemeyecek bir çağda mucizeye ihtiyaç duyuyor.

* "Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir." 



Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.


İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC