İran ve Yemen: Ateşle oynamanın bedeli

“Bu sadece bir uçuş değil, tam anlamıyla egemen ve bölgesel bir mesajdı”

Yemen'in Sana kentinde Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen hava saldırılarının protesto edildiği gösteri sırasında tüfek taşıyan bir Husi destekçisi, 13 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen hava saldırılarının protesto edildiği gösteri sırasında tüfek taşıyan bir Husi destekçisi, 13 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

İran ve Yemen: Ateşle oynamanın bedeli

Yemen'in Sana kentinde Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen hava saldırılarının protesto edildiği gösteri sırasında tüfek taşıyan bir Husi destekçisi, 13 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen hava saldırılarının protesto edildiği gösteri sırasında tüfek taşıyan bir Husi destekçisi, 13 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

İran, müttefiki olan Husileri, İsrail'in açık beka tehdidine yönelik olarak öldürdüğünü öne sürdüğü Dini Lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılmaları için İran’a taşımak ve daha sonra geri götürmek amacıyla sivil bir uçak göndererek, Yemen'in egemenliğini üst üste iki kez açık bir şekilde ihlal etti.

İran, ABD ile varılan mutabakat muhtırasının ardından oluşan göreceli sakinlikten yararlanarak, Hamaney için Şii dünyasında eşi- benzeri görülmemiş nitelikte bir cenaze töreni düzenlemek istedi. Böylece ABD'ye, İsrail'e ve genel olarak Batı'ya birden fazla mesaj göndermeyi amaçlamıştı. Bu mesajların tümü, Dini Lideri’nin İsrail tarafından öldürülmesinin acısı karşısında mümkün olan en büyük dayanışmayı sergileme noktasında birleşiyordu.

İran'ın, Hamaney'in cenaze törenini istediği gibi düzenleme hakkı var, ancak bunun, Birleşmiş Milletler'e (BM) üye bir ülke olan Yemen'in egemenliğini ihlal etmenin uygunsuz bir yoluna dönüştürülmesi kabul edilemez. Bütün bunlar, bölgeye "Biz buradayız ve istediğimiz zaman, istediğimiz araç ve yöntemlerle, seçtiğimiz anlarda egemenliğinizi ihlal edebiliriz” mesajını iletmek amacıyla yapılıyor.

Bu gelişme, Tahran'ın kendi topraklarından gerçekleştiğini iddia ettiği ABD saldırılarına karşılık verme bahanesiyle bölgedeki çoğu ülkeye saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde yaşandı. Bu iddia, tüm bu ülkeler tarafından siyasi ve hukuki mantığın en basit ilkeleriyle reddedildi. Bunların en önemlisi Yemen tarafından “İran'a coğrafi ve mezhepsel açıdan uzak olan Yemen'in, İran ile ABD ve İsrail arasındaki çatışmayla ve bu iki ülkenin bölgedeki çıkarlarının hedef alınmasıyla hiçbir ilgisi yoktur; bu mesele Yemen'i ne yakından ne de uzaktan ilgilendirmemektedir” şekilde dile getirildi.

Yemenli insan hakları savunucusu Huda Lokman: Yaşanan gelişme sadece bir uçuş değil, tam anlamıyla egemen ve bölgesel bir mesajdı. Resmi uyarıları göz ardı etmede ve açıkça dile getirilen itirazlara rağmen inişte ısrar etmek, sahadaki tedbirlere yönelik bir meydan okumadan öte, Yemen egemenliğinin sınırlarını sınamaya yönelik bir teste dönüştü.

İran’ın Yemen’in egemenliğine yönelik son ihlali, Yemenlilerin belleğinden hiçbir zaman silinmeyen ve silinmeyecek uzun saldırılar tarihinde ne ilkti ne de sonuncusu olacak. Bu olay yalnızca İran'ın Yemen'e yönelik düşmanca bakış açısının bir örneğini teşkil ediyor.

İran'ın Yemen hava sahasını ihlal etmesi, Yemen'deki Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu’nun gerçekleştirdiği bir askeri harekâtla eş zamanlı yaşandı. Husilerin anlatısına göre bu harekâtla, daha önce uçakla Tahran'a götürülen kişilerin geri getirilmesi amacıyla uçağın yeniden inişini engellemek için Sana Havalimanı'nın kalkış ve iniş pistleri hedef alındı. Ancak öyle görünüyor ki, uçağın ülkenin batısındaki Hudeyde Havalimanı'na inmesine göz yumuldu. Öte yandan Husler, Suudi Arabistan'ın güney sınırına doğru birkaç füze fırlattı. Koalisyon tarafından yapılan açıklamalara göre bu füzelere hızla müdahale edildi.

Bir video kaydından alınan bu karede, Sanaa Havalimanı'nı hedef alan hava saldırıları görülüyor, 13 Temmuz 2026 (AFP)Bir video kaydından alınan bu karede, Sanaa Havalimanı'nı hedef alan hava saldırıları görülüyor, 13 Temmuz 2026 (AFP)

Tepkiler

Yemenli insan hakları savunucusu Huda Lokman'ın da belirttiği gibi, farklı aidiyet ve tutumlara sahip Yemenlilerin büyük çoğunluğunun görüşleri, yaşananların ‘sadece bir uçuş değil, tam anlamıyla egemen ve bölgesel bir mesaj olduğu’ noktasında birleşti. Lokman, resmi makamlarca yapılan uyarıları göz ardı etmede ve açıkça dile getirilen itirazlara rağmen inişte ısrar etmenin, sahadaki tedbirlere yönelik bir meydan okumadan öte, Yemen egemenliğinin sınırlarını sınayan ve Yemen'in içini aşıp bütün bölgeye uzanan bir mesaj olduğunu belirtti.

Husilerin kontrolündeki bölgelere ve bu bölgelerden yapılan uçuşlarda sorunlar yaşanıyor. Askeri gerilim yaşanmasını önlemek amacıyla ister aşamalı ister nihai nitelikte kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşılması acil bir ihtiyaç haline geldi.

Amaç ne?

İran'ın gerçekleştirdiği ihlalin amacı ister Yemen'deki Meşru yönetimi Destekleyen Koalisyonun sabrını sınamak, ister bölgenin tamamının nabzını yoklamak, isterse bölgede yeni bir çatışma alanı açmak olsun nihayetinde bölgenin kaldıramayacağı yeni bir gerilimden başka bir şey değil. Hatta bu, aldığı tüm yaralar ve yıkım karşısında İran'ın kendisinin dahi kaldıramayacağı sonuçlar doğurabilecek nitelikte.

BM, Yemen'deki gelişmeleri görüşmek üzere düzenlenen olağanüstü BM Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Yemen'deki son gelişmeler, Yemenlilerin öncülük ettiği kapsamlı siyasi sürece alternatif olmadığını hatırlatıyor” ifadelerini kullandı. Açıklamada, BM himayesinde diyalog yoluyla varılacak müzakere edilmiş bir siyasi çözümün, çatışmaya kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm sunabileceği vurgulandı.

BMGK’nın olağanüstü toplantısında bir brifing veren BM Siyasi ve Barışı Koruma İşleri Daireleri bünyesinde Ortadoğu, Asya ve Pasifik Ülkeleri'nden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Halid Hayari, ‘Yemen'in ve daha geniş bölgenin yeni bir gerilim dalgasını kaldıramayacağını’ vurguladı. Bütün tarafları BM himayesindeki müzakerelere yapıcı bir şekilde katılmaya çağıran Hayari, bunun ‘gerilimi azaltmak, güvenli, öngörülebilir ve sürdürülebilir sivil hava erişimini güçlendirmek ve diğer öncelikleri gerçekleştirmek açısından zorunlu’ olduğunu belirtti.

Yemen’in Sana şehrinde İsrail saldırılarında hayatını kaybeden bazı önde gelen İranlı din alimlerinin posterlerinin önünde yürüyen Husi destekçileri, 13 Temmuz 2026 (AP)Yemen’in Sana şehrinde İsrail saldırılarında hayatını kaybeden bazı önde gelen İranlı din alimlerinin posterlerinin önünde yürüyen Husi destekçileri, 13 Temmuz 2026 (AP)

Husilerin kontrolündeki bölgelerle yapılan hava taşımacılığı işlemlerinde gerçekten sorunlar bulunduğu ve askeri gerilimi, bunun sonucunda geriye kalan altyapının yıkımını önlemek ve ‘sivillerin hareketliliği, esirler dosyası ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalar başta olmak üzere kırılgan son insani koridorları’ korumak amacıyla kapsamlı, ister aşamalı ister nihai nitelikte bir siyasi çözüme ulaşılmasına acil ihtiyaç duyulduğu doğru olsa da tüm bölgesel ve uluslararası çabaların bunun bir faydası olmadığını kanıtladığı noktada buna nasıl ulaşılabilir? Zira Husiler, ne içeriden ne de dışarıdan taraflarla yaptıkları hiçbir anlaşmaya bağlı kalmadı.

Sorun ne?

Meseledeki ikilem, bu grubun kararının ister savaş için ister siyasi manevralar için olsun, gerekli tüm askeri veya lojistik araçlarla silahlandırma, eğitim ve tedarik konusunda taahhütte bulunan İranlı finansörün kararına bağlı olan bir milis olarak ortaya çıktığı andan itibaren belirgindi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunca yıl ve deneyimin ardından bu durumun kanıtlanmasına artık ihtiyaç kalmadı.

Husilerin oluşturduğu tehlikeden kurtulmak için ya Yemen ordusu ulusal bir doktrin ve temeller üzerine yeniden inşa edilerek dürüstlük ve şeffaflıkla ülkenin tamamındaki bütün ipleri elinde tutabilmesi sağlanacak ya da Tahran ile ‘tarihi’ bir anlaşmaya varılacak. Bu iki seçeneğin üçüncüsü yok.

Yemen hükümetinin, İran uçağının Sana Havalimanı'na ikinci kez inmesini engellemek amacıyla Yemen’deki Meşruiyeti Destekleyen Koalisyona başvurma kararının önemi, Husilerin önümüzdeki döneme yönelik ‘gerilim stratejisinin’ ilk girişimini boşa çıkarmasında yatıyor. Husiler, son günlerde Suudi Arabistan'ı tehdit ederek taleplerinin çıtasını abartılı bir şekilde yükseltmesinin ve Sana-Tahran hattının sürdürüleceğini, bunun cenazeye giden Husi heyetiyle sınırlı kalmayacağıyla tehdit etmesinin ardından, Sana Havalimanı pistlerinin bombalanmasına ve hedef alınıp devre dışı bırakılmasına şaşırmış olmalı. Zira bu durumu beklemiyorlardı.

Sana Havalimanı'nın yeniden açılması

Meşru Yemen hükümetinin açıklamalarından, ilke olarak Yemen'e ve Yemen'den yapılan uçuşların, resmi ulusal taşıyıcı Yemenia Havayolları aracılığıyla Sana Havalimanı üzerinden, koordineli programlar ve mutabık kalınan güvenlik düzenlemeleri çerçevesinde yeniden başlatılmasına karşı çıkmadığı anlaşılıyor. Ancak sorun, Husi meselelerini yakından takip eden bazı siyasi ve askeri araştırmacılara göre Husilerin havalimanının açılmasının İran Havayolları üzerinden ve Sana-Tahran hattı üzerinden olması yönündeki ısrarında yatıyor.

Adnan el-Cebrani, Husilerin Yemen’in başkenti Sana’daki uluslararası havalimanının yeniden açılması için gerilimi tırmandırmasının, tehdit ve gözdağının tek bir cümlede özetlenebileceğini değerlendirdi. Cebrani’ye göre en önemli sır Husilerin hedefinin havalimanını açmak, vatandaşların seyahatini kolaylaştırmak, hatta yol haritasının gereklerini yerine getirmek değil, artık bunun bölgede yeni denklemler dayatmak için uygun an olduğuna inanmaları olduğunu belirtti.

Çözüm ne?

Husilerin oluşturduğu tehlikeden kurtulmak için ya Yemen ordusu ulusal bir doktrin ve temeller üzerine yeniden inşa edilerek dürüstlük ve şeffaflıkla ülkenin tamamındaki bütün ipleri elinde tutabilmesi sağlanacak ya da Tahran ile, ABD Başkanı Donald Trump'ın ifadesiyle bir ‘büyük anlaşma’ niteliğinde ‘tarihi’ bir mutabakata varılacak. Bu iki seçeneğin üçüncüsü yok. Muhtemelen her iki seçenek de gerekli ve önemli, ancak her ikisi de artık herhangi bir mucize hayal edemeyecek bir çağda mucizeye ihtiyaç duyuyor.

* "Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir." 



İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısında biri çocuk 6 Filistinli öldü

Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)
Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)
TT

İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısında biri çocuk 6 Filistinli öldü

Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)
Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)

Filistin’in Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü, yaptığı açıklamada, Gazze kentinin batısına düzenlenen İsrail saldırısında aralarında bir çocuğun da bulunduğu 6 kişinin hayatını kaybettiğini, 13 kişinin yaralandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre İsrail ordusu ise saldırıda, Gazze Şeridi’ndeki güçlerine yönelik saldırılar planladığını öne sürdüğü Hamas “liderlerini” hedef aldığını açıkladı.

Gazze Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Gazze Limanı’ndaki yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan İsrail saldırısında aralarında bir çocuğun da bulunduğu en az 6 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı” dedi.

Şifa Tıp Kompleksi de saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazelerinin yanı sıra yaralanan 13 kişinin hastaneye getirildiğini doğruladı.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, “Şati bölgesinde, güçlerimize yönelik terör planları hazırlayan Hamas terör örgütünün liderlerine saldırı düzenlendiğini” bildirdi. Açıklamada, söz konusu kişilerin orduya karşı “terör eylemleri gerçekleştirmeyi planladığı” ve “tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla havadan hedef alındıkları” ileri sürüldü.

Saldırının görgü tanıklarından Muhammed el-Gul, “İşgal güçlerine ait uçaklar bir anda Gazze kentinin batısında balıkçı limanındaki bir kafeye iki füze fırlattı” dedi. El-Gul, “Çok sayıda kişi hayatını kaybetti ve yaralandı. Limanda da bazı insanlar enkaz altında kaldı ve onları çıkarmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

Liman bölgesinde, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’in güneyine düzenlediği saldırının ardından başlayan İsrail-Hamas savaşı nedeniyle yerlerinden edilen binlerce kişinin kaldığı çadırlar bulunuyor.

Dünkü saldırı, Hamas Sözcüsü’nün, ABD’nin desteklediği Gazze anlaşmasına bağlı olduklarını açıkladığı gün gerçekleşti. Açıklama, ABD’li özel temsilci Jared Kushner ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Hamas’a silah bırakması yönünde baskı yapmak amacıyla gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından geldi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, “Hamas, üzerinde anlaşmaya varılan bu sürece bağlıdır” dedi. Kasım ayrıca, “İşgal güçlerinin şu ana kadar arabuluculara yol haritasını kabul ettiğine ilişkin açık bir onay vermediği ortada” ifadelerini kullandı.

Kushner, pazar günü Mısır’da Hamas yöneticileriyle görüştükten sonra İsrail’e geçerek Netanyahu ile bir araya geldi. Netanyahu, kısa süre önce plana karşı olduğunu açıklamıştı.

İsrail Başbakanı, Hamas’ın tamamen silahsızlandırılmasını talep ediyor.

İsrailli bir yetkiliye göre taraflar Kushner ile yaptıkları görüşmede, silahların teslim edilmesini denetleme görevini Amerikalı bir subayın üstlenmesi konusunda anlaşmaya vardı.

Anlaşmanın uygulanmasından sorumlu olan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi” de Netanyahu’ya, ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması kapsamında Hamas tamamen silahsızlandırılmadan İsrail’in Gazze’den çekilmeye başlamasının gerekmediğini bildirdi. Ateşkes anlaşması 10 Ekim 2025’ten bu yana yürürlükte.


Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinden İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ihlaline sert kınama

İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)
İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)
TT

Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinden İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ihlaline sert kınama

İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)
İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)

Suudi Arabistan, İsrail işgal güçlerinin Suriye’nin İdlib ilindeki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan hava saldırılarını, uluslararası hukukun ve Suriye’nin egemenliğinin “açık bir ihlali” olarak nitelendirerek en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, söz konusu saldırının kesin bir şekilde reddedildiği belirtilerek uluslararası topluma İsrail’in uluslararası hukuk ve teamülleri ihlal etmesine son vermesi çağrısı yinelendi. Açıklamada ayrıca Suriye ile dayanışma içinde olunduğu ve ülkenin egemenliğini koruyacak, toprak bütünlüğünü ve birliğini güvence altına alacak, Suriye halkının güvenlik ve istikrarını sağlayacak her türlü çabanın desteklendiği vurgulandı.

Körfez ülkelerinin yanı sıra Arap ve İslam ülkeleri de İdlib’deki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan İsrail saldırılarını kınadı. Saldırının Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün “açık bir ihlali” ve uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler Şartı’nın hükümlerine aykırı olduğu ifade edildi. Açıklamalarda Suriye ile dayanışma mesajı verilirken, ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik bütün çabaların desteklendiği belirtildi.

Körfez ve Arap ülkelerinden dayanışma

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in bölge ülkelerinin egemenliğini cezasız olarak ihlal etmeyi sürdürmesinin, güç kullanarak yeni fiili durum dayatmaya yönelik “tehlikeli bir yaklaşımı” ve uluslararası meşruiyeti sistematik biçimde hiçe saymayı ortaya koyduğu belirtildi.

Açıklamada, İsrail’in çevresinde yeni bir fiili durum oluşturmaya çalışması halinde, uluslararası toplumun buna kararlı bir şekilde karşılık vermesi gerektiği vurgulandı. İsrail’in, uluslararası hukukun üzerinde hareket ettiği bir ortamın oluştuğu ve uluslararası toplumun bu ihlalleri engellemekte sessiz ve yetersiz kaldığı ifade edilerek, uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yapıldı.

Katar Dışişleri Bakanlığı ayrıca hesap verebilirlik ve caydırıcılığın olmamasının İsrail’i ihlallerini sürdürmeye teşvik ettiği, bunun ise güvenlik ve istikrarı tehdit ederek bölgeyi daha geniş bir gerilim döngüsüne sürüklediği uyarısında bulundu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırılarını durdurma ve uluslararası hukuk ile BM Şartı’nın kurallarına uyulmasını sağlama sorumluluklarını yerine getirme çağrısında bulundu.

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, İsrail’in Suriye topraklarındaki ihlallerinin sürmesini tamamen reddettiğini belirtti. Açıklamada, bu saldırıların Suriye ve bölgedeki istikrar çabalarını sekteye uğratabilecek, bölgesel güvenlik ve barışı tehdit eden “tehlikeli bir tırmanış” olduğu ifade edildi.

Mısır, uluslararası toplumun İsrail’in tekrarlanan ihlallerine son verilmesi ve güç kullanarak fiili durum dayatma politikasının durdurulması için sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Bunun, bölgede yaşanan peş peşe gerilim döngülerinin kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Fuad el-Mecali de Suriye’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan tüm tekrarlanan İsrail saldırıları ve uygulamalarının durdurulması gerektiğini söyledi. Mecali, uluslararası topluma hukuki ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme, İsrail’i Suriye’ye yönelik yasa dışı ve provokatif saldırılarını durdurmaya ve Suriye topraklarının bir bölümündeki işgaline son vermeye zorlama çağrısında bulundu. İsrail’in uluslararası hukuk kurallarına, uluslararası meşruiyet kararlarına, devletlerin egemenliğine ve iç işlerine müdahale etmeme ilkesine uyması gerektiğini belirtti.

Körfez İşbirliği Konseyi de İsrail işgal güçlerinin düzenlediği saldırıları en sert ifadelerle kınadı. Konsey Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, İsrail’in Suriye topraklarını hedef almasının, ülkenin egemenliğine ve topraklarının dokunulmazlığına yönelik kabul edilemez bir saldırı olduğunu söyledi.

Budeyvi, saldırıların devletlerin egemenliğine yönelik müdahaleyi yasaklayan uluslararası kural ve teamüllere aykırı olduğunu belirterek, bu uygulamaların sürmesinin gerilimi ve tırmanmayı artırabileceği, bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik bölgesel ve uluslararası çabaları baltalayabileceği uyarısında bulundu.

Konsey Genel Sekreteri uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirme ve bu ihlallere karşı kararlı bir tutum alma çağrısı yaparak, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik saldırılarının durdurulmasını ve Suriye’nin güvenlik ve istikrarının korunmasını istedi. Ayrıca Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin Suriye Cumhuriyeti, egemenliği ve toprak bütünlüğüyle dayanışma içinde olduğunu yineledi.

Gerilimden İsrail sorumlu tutuldu

Suriye devlet medyası daha önce Suriyeli bir askeri kaynağa dayandırdığı haberinde, “İsrail işgal güçlerine ait savaş uçaklarının dün şafak vakti İdlib’in doğu kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü pistini sekiz hava saldırısıyla hedef aldığını” bildirmişti. Saldırının can kaybına yol açmadığı, ancak hava üssünün altyapısında maddi hasar meydana geldiği belirtildi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı da İsrail’in hava saldırılarını en sert ifadelerle kınayarak bunları “haksız bir saldırı, egemenliğin açık bir ihlali ve bölgenin güvenliğini tehdit eden tehlikeli bir gerilim” olarak nitelendirdi.

Bakanlığın açıklamasında, İsrail’in 8 Aralık 2024’ten bu yana düzenlediği saldırıların, Suriye’nin itidal politikası izlediği, istikrarı güçlendirmeye ve gerilimden kaçınmaya çalıştığı bir dönemde sürdüğüne dikkat çekildi. Açıklamada, bu durumun İsrail işgalinin söz konusu çabaları baltalama ve bölgeyi daha fazla gerilim ve istikrarsızlığa sürükleme girişimlerini bir kez daha ortaya koyduğu belirtildi.

Suriye, tırmanıştan İsrail’i sorumlu tutarak uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne saldırıyı açıkça kınama ve İsrail’in Suriye’nin egemenliğine yönelik tekrarlanan ihlallerine karşı kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu.

Şam ayrıca, “uluslararası hukuk ve teamüller tarafından güvence altına alınan meşru yollarla haklarını ve ulusal çıkarlarını savunmayı sürdüreceğini” bildirdi.


Suriye, İsrail’i İdlib’teki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nı bombalamakla suçladı

2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.
2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.
TT

Suriye, İsrail’i İdlib’teki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nı bombalamakla suçladı

2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.
2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.

Suriye, İsrail’i ülkenin kuzeybatısında bulunan ve yıllardır hizmet dışı olan Ebu’z Zuhur Askeri Havalimanı’na sekiz hava saldırısı düzenlemekle suçladı. Suriye resmi medyası, saldırılara ilişkin bilgiyi bir askeri kaynağa dayandırdı.

Kaynak, “İsrail işgal güçlerine ait savaş uçakları bugün şafak vakti İdlib’in doğu kırsalındaki Ebu’z Zuhur Askeri Havalimanı’nın pistini sekiz saldırıyla hedef aldı” dedi. Kaynak, saldırının ‘havalimanının altyapısında maddi hasara yol açtığını, herhangi bir yaralanma olmadığını’ belirtti.

AFP’ye konuşan güvenlik kaynaklarına göre, 2012’den bu yana hizmet dışı olan havalimanında Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı koruma birlikleri bulunuyor.

İsrail güçleri, Suriye’deki önceki yönetimin 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından, ‘askeri hedefler’ olarak nitelendirdiği noktalara yüzlerce saldırı düzenledi.

Öte yandan Washington öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçleri de Suriye’de hava saldırıları düzenliyor. Bu saldırılar çoğunlukla DEAŞ’ın önde gelen isimlerini hedef alıyor.

Suriye’deki yeni yönetim, çatışma yılları boyunca ağır hasar gören havalimanında iktidara gelmesinin ardından kontrolü sağladı.

Eski rejim güçleri, İdlib vilayetinin büyük bölümünün muhalif grupların kontrolüne geçmesinin ardından Eylül 2015’te kaybettiği havalimanının kontrolünü 2018’in sonlarında yeniden ele geçirmişti.