Husiler son kartlarını yakıyor: Yemen'de kesin sonuç savaşı yaklaştı mı?

Yemen'in başkenti Sanaa’da, bir ateş ocağının önünde nöbet tutan bir Husi, 26 Haziran 2022 (AFP)
Yemen'in başkenti Sanaa’da, bir ateş ocağının önünde nöbet tutan bir Husi, 26 Haziran 2022 (AFP)
TT

Husiler son kartlarını yakıyor: Yemen'de kesin sonuç savaşı yaklaştı mı?

Yemen'in başkenti Sanaa’da, bir ateş ocağının önünde nöbet tutan bir Husi, 26 Haziran 2022 (AFP)
Yemen'in başkenti Sanaa’da, bir ateş ocağının önünde nöbet tutan bir Husi, 26 Haziran 2022 (AFP)

Enver el-Ansi

Yemen'deki, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Suudi Arabistan'ın desteği ve gözetiminde tesis edilen kırılgan ateşkesin üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçmesinin ardından, uluslararası kabul gören Yemen hükümeti ile İran'a bağlı ve İran ile ittifak içindeki Husiler arasındaki çatışma, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat muhtırasının başarısızlığa uğramasıyla uzun uzun açıklamalara ihtiyaç duymayan bir nedenle eski haline dönmenin eşiğine geldi.

Yemen sahnesindeki en son gelişmede, Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Ortak Güçleri Komutanlığı, pazartesi akşamı, uluslararası hukuka ve 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne uygun şekilde, ticari gemileri korumak amacıyla gerekli tüm ‘operasyonel’ prosedürlerin uygulanmaya başlandığını açıkladı. Açıklamada, stratejik boğazda deniz taşımacılığının güvenliğini ve emniyetini sağlama konusundaki kararlılık vurgulandı.

Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki tarafından yapılan açıklamada, Husilerin ‘abluka’ olarak nitelendirdiği durum ve Yemen limanları ile havalimanlarının kapatıldığı iddialarını çürütildü. Maliki, bu iddiaları, ABD ile İran arasındaki tırmanış bağlamında, Husilerin Yemen hükümeti ve komşu ülkelere karşı gerginliği tırmandırması çerçevesinde ortaya atılan ‘yanlış bilgiler’ olarak nitelendirdi ve grubun kontrolündeki bölgelere abluka uygulandığı anlatısını yaymaya yönelik bir girişim olarak değerlendirdi. Açıklamada, ‘2026 yılının ilk yarısında 300'den fazla ticari geminin gıda maddeleri, mal, akaryakıt ve inşaat malzemeleri yüklü olarak Hudeyde, Salif ve Ras İsa limanlarına giriş yaptığını’ belirten Maliki, bunun söz konusu limanlara abluka uygulandığı iddialarını çürüttüğünü değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Bölgede ve dünyada birçok kişinin görüşüne göre Husiler, Sanaa Havalimanı'nın hedef alınmasına yol açan nedenlerin ve Yemenia Havayolları uçaklarını kendilerinin tahrip etmesinin, havalimanına yönelik uçuşların yeniden başlatılmasını amaçlayan girişimleri reddetme konusundaki inatçı tutumlarının sorumluluğunu taşıyor.

Husi tırmanışı

Görünüşe göre bir intihar girişimi, ya da doğrudan intihar niteliğinde bir adımla, Yemen'deki Husi hareketinin (Ensarullah) lideri Abdülmelik el-Husi, birkaç gün önce yayımlanan coşkulu televizyon konuşmasında son kartlarını da yaktı. Tahran'daki müttefikleri adına sürdürdüğü tırmanış ateşinde ‘Yemen halkının hakları’ olarak nitelendirdiği, ancak birçok kişiye göre bunları ilk çiğneyenin kendisi olduğu değerleri geri kazanma iddiasıyla dünyayı belirleyici bir savaşla tehdit etti. Bu ‘haklar’ Yemenlilerin görülmemiş bir mutabakatla seçtiği ve dünyanın sınırsız destek vererek tanıdığı ‘meşru’ hükümetten geri alınma iddiasıyla dile getiriliyordu.

Husi lideri, konuşmasının büyük bölümünde ülke içindeki asıl rakiplerinin ötesine geçerek, muhtemel siyasi ve askeri intiharını veya mücadelesini bölgesel komşulara ihraç etti; Suudi Arabistan'a tehditler savurarak "Savaş, abluka, düşmanlık ve kibirle Yemen'de bir geleceğiniz yok. Bölgesel ve dünya kamuoyuna sesleniyorum: bu Yemen, insanıyla büyük, imanı, ahlakı, mürüvveti ve yiğitliğiyle azametli bir Yemen'dir. Komşusundan haksız yere bir saldırı ve abluka görmüştür” ifadelerini kullandı.

Yemenlilerin Husilere duyduğu nefret, ayyuka çıktı. Korku, baskı ve zulüm altında onunla birlikte savaşanlar da dahil olmak üzere bazıları bunu açıkça dile getiremese de bu durum böyle.

Birçok kişi Husi lider Abdulmelik el-Husi’nin konuşmasında ne bir siyasi ne de rasyonel bir dil gördü. Aksine bu konuşmayı çok sayıda eleştirinin bir araya gelmesi olarak değerlendirdi. Zira Husi lideri, herhangi bir anayasal yetkiye sahip olmadan, Yemen ulusal görüşü ve halk ruh halinin artık yalnızca kardeş bir komşu olarak gördüğü, Yemen'in birliğini ve toprakları üzerindeki egemenliğini korumak için tüm imkanlarıyla destek veren, mali kriz ve sıkıntılarının çoğunda Yemen ekonomisini kurtarmak için hiçbir çaba ve maddi desteği esirgemeyen bir devleti hedef alıyor. Öte yandan Yemenliler, İran'ın tüm bu süreçlerde, Yemen toplumunu mezhepsel fitnelerle, köken kaynaklı hurafe ve batıl inançlarla kışkırtmak, kontrolsüz silahları, mühimmatı ve mayınlarıyla yıkım ve tahribat yaratmak dışında anılmaya değer herhangi bir şey yaptığını hatırlamıyor. Bu silahlar, hiçbir zaman Husilerin ‘iddia ettikleri’ herhangi bir mağduriyeti giderme amacı taşımadı. Aksine hem Yemen'in içinde hem de üç milyondan fazla Yemenli gurbetçinin yaşayıp çalıştığı, özellikle İran'ın ülkelerinde ateşlediği savaş döneminde ailelerinin geçimini üstlenen Suudi Arabistan ve Körfez komşuluğunda mümkün olan en büyük zararı vermeyi amaçladı.

Bununla birlikte Husi lider, Riyad'ı eleştirirken İran'ı savundu. Bu söylem, yıkıcılığı bakımından herhangi bir dengeli veya sorumlu siyasi düşünceyle çelişiyor. Ancak bunun ardındaki nedenler, konuşmayı dinleyen çoğu kişi için açıktı ve bu kişilere, adamın, ailesinin, grubunun ve milislerinin, çemberin her geçen gün giderek daha da daraldığının bilincinde olduklarını kanıtladı.

fgthy
Yemen'in Babu’l-Mendeb sahilinde yürüyen bir Yemen askeri, 2 Nisan 2026 (Reuters)

Abdulmelik el-Husi, komşu Suudi Arabistan'ı tehdit ederken kullandığı bu belirsiz ifadelerle ve İran ile ABD-İsrail arasındaki şiddetli savaşa hiç değinmemesiyle, bazı kişilere göre bu durum, kendisinin sadece Tahran'ın istediği zaman açıp kapadığı bir İran ‘makinesi’ olduğunun ve İran'ın müdahaleleriyle yakından veya uzaktan hiçbir ilgisi olmayan, yaralı ve felaketzede Yemen ile hiçbir bağının bulunmadığının ‘son itirafı’ niteliğini taşıyor.

Yankılar ve görüşler

Husi konuşmasına yönelik tepkiler, sadece siyasi muhaliflerinden değil, sıradan Yemen vatandaşlarından da beklenenin çok üzerinde gerçekleşti. Bu durum, "Yemenlilerin Husilere duyduğu nefretin" en üst noktasına ulaştığını, korku, baskı ve zulüm altında onunla birlikte savaşanlar da dahil olmak üzere bazılarının bunu açıkça dile getirememesine rağmen bu durumun geçerli olduğunu doğruluyor. Avrupa'da mülteci olarak yaşayan Sa'de kökenli bir Yemenli, bana, merhum Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih rejimiyle yaşanan ilk altı savaş sırasında oğlunun Husi isyancılarla birlikte savaşmasını reddedenlerin, ailesinin gözü önünde infaz edildiğini ve oğullarının cepheye götürüldüğünü anlattı.

Sana Havalimanı: sorun mu, bahane mi?

Bu havalimanının, Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan yaklaşık yedi milyon Yemenli için güvenli, egemen bir çıkış kapısı olması gerekiyor. Ancak Husi hareketinin, silahlı unsurlarının 2014 yılında başkent Sanaa'yı ele geçirmesinin ardından bu hava limanını kötüye kullanması, örgütün havalimanının çeşitli varış noktalarına yönelik uçuşlara yeniden açılması talebinin arkasındaki niyetlere dair şüpheleri artırıyor. Bu grubun havalimanının kontrolünü ele geçirdiği ilk günlerde, sadece Tahran-Sanaa arasında 25'ten fazla uçuş düzenlenmesine izin verildi. Bu durum kuşku uyandırıcıydı, zira Yemen'in bu denli yoğun bir uçuş hacmini gerektirecek ticari ilişkileri veya büyük bir cemaati bulunmuyordu.

On iki yıl süren savaş ve mücadelenin ardından Husilerle kesin sonuç savaşının tüm şart ve gerekliliklerinin tamamlandığından kimsenin şüphesi yok.

Yurtdışına çıkması gereken ya da ülkesi dönmek zorunda olan Yemenlilerin, bu nedenle ülkenin güneyindeki diğer havalimanlarına gitmek için büyük miktarda para, çaba ve zaman harcamak zorunda kaldığı biliniyor. Ancak Husilerin hakimiyetindeki bölgelerde yaşayanlar da dahil olmak üzere çoğu Yemenli, Sana Havalimanı'nın işletilmesinin Husiler açısından insani, sivil veya ekonomik bir hedef taşımadığını, aksine milislerin bunu ‘abluka kırma ve sahalar birliğinin etkinliği’ adı altında İran'ın uçaklarının Sanaa'ya ulaşmasına fırsat tanımak amacıyla yeni bir tırmanışın büyük bir başlığı olarak kullanmaya çalıştığını değerlendiriyor.

Çatışma kuralları değişti mi?

Mevcut siyasi ve askeri durumun değerlendirilmesindeki isabetiyle güvenilir birçok gözlemci, Husi liderin bölgeyi kapsamlı bir savaşa sürükleme tehditlerinin ne kendi savaşı ne de Yemenlileri ilgilendiren bir mesele olduğunu, bunun bir ‘bir bardak suda fırtına koparma’ niteliği taşıdığını değerlendiriyor. Bu gözlemcilere göre, oyunun kuralları bugün yıllar öncekinden farklılaştı. İran'ın kendisine sağladığı ‘füze ve insansız hava aracı (İHA) hurdaları’ artık yeniden yapılandırılan, modernize edilen ve kadrosu eğitilen tanınmış meşru hükümete bağlı güçlerin askeri kapasitesi karşısında hiçbir anlam taşımıyor. Bu kuralların aşıldığı yeni bir ‘macera’, İran'ın ve kendisine bağlı Husi grubunun lehine olmaz. Çünkü iç, bölgesel ve uluslararası tutum, bu duruma karşı istikrarla dik durma konusunda artık ‘birleşmiş’ durumda.

ghyju
Ulusal Savunma Konseyi toplantısında, kurtarma çabalarını desteklemek ve petrol ihracatını yeniden başlatmak amacıyla bir dizi önlem kabul edildi (@presidentrashad)

Yemen sahnesinde önemli bazı unsurlar ya Güney Geçiş Konseyi (GGK) gibi görece ortadan kayboldu ya da Husilere karşı halk direnişi şeklinde bir değişim geçirdi. Ancak gerçekten yeni olan husus, Yemenlilerin çektiği sıkıntının, hayatın tüm alanlarındaki koşulların kötüleşmesi ve gerilemesi nedeniyle zirveye ulaşmasıdır. Bu durum, hakimiyet altındaki bölgelerde grubun ‘terörüne’ maruz kalan vatandaşları bile herhangi bir anda gruba karşı ayaklanmaya itebilir.

Hata nerede?

On iki yıl süren savaş, kayıplar (350 bin ölü, yüz binlerce yaralı ve mağdur), ülke içinde yerinden edilme ve beş milyondan fazla vatandaşın sığınmacı hale gelmesi, sefalet ve acı, maaşların kesilmesi, binlerce mahkum, tutuklu ve zorla kaybedilen kişi göz önüne alındığında, artık kimsenin Husilerle kesin sonuç savaşının tüm şart ve gerekliliklerinin tamamlandığına şüphesi yok. Buna karşın ‘bölünmüş’ Yemen'in karşı karşıya olduğu şeyin, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin karmaşık yapısı nedeniyle bir liderlik krizi olduğunu ve tüm arabuluculuk ile barışçıl siyasi çözüm girişimlerinin sonuç vermediği Husiler gibi silahlı bir gruba karşı belirleyici bir savaşa gidilmesini engelleyen şeyin, muhtemelen bölgesel dengeler nedeniyle kesin bir siyasi karar eksikliği olduğunu düşünenler de bulunuyor.

İran'ın Husi milislerine karşı Yemen'de kesin bir çatışma için tüm tarafların hazırlıkları zirveye ulaşmış durumda, ancak sonuçları henüz tam olarak hesaplanmış görünmüyor.

Husiler, Yemen'deki aşırılıkçılara, ülkenin 26 Eylül 1962'de kuzeydeki İmamet'e karşı ve 14 Ekim 1963'te güneyi işgal eden İngilizlere karşı gerçekleştirdiği devrimlerinden bu yana geçirdiği çok kapsamlı kültürel ve toplumsal değişimleri göz ardı ederek, Zeydi çoğunluklu Yemen’in kuzeyi üzerindeki iktidarı kendilerine geri kazandıracağı izlenimini yaratmaya çalışıyor. Kuzeyde ve güneyde Haşimi cemaatine mensup birçok kişi artık Husilerin kendi varlıkları ve çocuklarının geleceği için oluşturduğu tehlikenin farkında; cumhuriyetin kendilerine sağladığı fayda olmasaydı, başkalarıyla barış ve güvenlik içinde bir arada yaşamalarının ve en uygun eşitlik ile adalet ölçütleriyle en iyi eğitim ile iş fırsatlarına ulaşmalarının mümkün olmayacağını kabul ediyorlar.

Kesin sonuç savaşı

Yemen'de ve bölgede birçok siyasi ve askeri gözlemci, bu savaşın artık kesinleştiğini ve buna ilişkin Yemen kararının, Yemen hükümeti tereddüt etse bile halk, toplum ve aşiret düzeyinde artık kesinleşmiş olduğunu değerlendiriyor. Görünüşe göre bu, Husilerin son tehditlerinin ardından bölge için de mecburi bir seçenek haline geldi. ABD ve Batı'nın bu seçeneği desteklemesi de artık uzak bir ihtimal olarak görülmüyor.

Yemenli yazar ve siyasi araştırmacı Abdüsselam Muhammed şöyle diyor:

“Bu kez Husilere karşı birleşen sadece bu saldırgan gruba karşı intikam duygularıyla yüklü, birleşmiş Yemen halkı değil; coğrafya ve demografi de bu birlikteliğe katılıyor. Husi destekçilerinin dolaştığı çöl, evlerine dönmeye hazırlanan aşiretler için bir eğitim sahasına dönüştü; sarp dağlardan artık açlık ve intikam çığlıkları duyuluyor; kalabalık kentler ezilenlerin öfkesiyle kaynıyor. Ovalar ve kıyılar ise gürleyen denizin taşmasını bekliyor."

cfvghy
Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde limanındaki yükleme rıhtımları, 28 Mayıs 2022 (AFP)

Geçtiğimiz hafta Yemen hükümeti, bakımları tamamlanarak yeniden hizmete sokulan bir filo F-16 savaş uçağının video görüntüsünü yayımladı; bu, açıklanmayan diğer hususların yanı sıra, muharebe hazırlık şartlarının tamamlandığına dair göstergelerden biri oldu. Ancak kesin olan şu ki, İran'ın Husi milislerine karşı Yemen'de kesin bir çatışma için tüm tarafların hazırlıkları zirveye ulaşmış durumda; ancak sonuçları henüz tam olarak hesaplanmış görünmüyor. Herkesin nihayetinde talep ettiği şey, Husileri ezmek değil, onları İran yörüngesinden çıkarıp Yemen ve Arap yörüngesine dönmeye zorluyor. Bu da silahsızlandırılmalarını ve çatışmaya barışçıl bir çözüm sağlayacak, kendilerini silahsız, ittifaksız ve İran ile veli-i fakih otoritesine mezhepsel bağlılığı olmayan sivil bir Yemen siyasi bileşenine dönüştürecek bir siyasi süreç gerekliliklerine tabi olmalarını kabul etmelerini sağlayan bir siyasi çözümün kabul edilmesini gerektiriyor.

Cevf'teki aşiret toplanmaları

Son günlerde dikkat çeken bir gelişme, Yemen’deki çoğu aşiretin ‘Nekef’ çağrısına verdiği yanıt oldu. Bu yanıt, merhum Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in kızı olduğunu iddia eden ve Husilere yakın kişilerin, mülklerine el koyduğunu öne süren bir kadın adına hukuki bir davayı üstlenen Şeyh Hamd bin Fedgam'a destek amacıyla bir dayanışmayla ortaya çıktı. Ancak bu tepkiler, en azından şimdilik, örgütlü bir eylem veya Husilere karşı ciddi niyetlerden ziyade, bu tür koşullarda alışılagelen aşiret geleneğini yansıtıyor. Bu durum, 2014 yılında bir tür ‘halk direnişi’ oluşturarak, Husilerin 2022 yılında Marib eyaleti merkezine yönelik başarısız ilerleme girişimi karşısında Yemen ulusal ordusu ve Arap koalisyonuna destek veren Marib toplanmalarıyla kıyaslanamaz.

İran'ın kendisine sağladığı cömert desteğin kesilmesi ve halk hoşnutsuzluğunun derinleşmesinin ardından Husi hareketi son günlerini yaşıyor olabilir.

Bugün Husi liderin son konuşmasından yola çıkarak bazı çevreler, milislerle kesin bir çatışmanın patlak vermesi ihtimali olup olmadığını soruyor. Bu sorunun yanıtı, "evet". Ancak bu kaçınılmaz değil. Bunun birkaç nedeni bulunuyor. Bunlardan biri, Amerikalılar ve İsraillilerle yaptığı savaşta ağır kayıplar verdikten sonra dünyaya karşı bir mücadele yürütmeye çalışan İran'ın zayıflamış ve gücünü yitirmiş olmasıdır; ancak İran, bazı Arap taraflarla savaşmakta, bunların İsrail'e yakın coğrafyalarını temas bölgeleri olarak kullanmakta ve bazılarının Hürmüz Boğazı veya Babu’l-Mendeb'e yakınlığını Washington ve Tel Aviv ile mücadelesinde son bir koz olarak kullanmakta hiçbir sakınca görmüyor. Ancak İran, nihayetinde, tüm güvenlik ve stratejik ekonomik çıkarlarıyla Arap bölgesinin sonsuza dek kendisine hizmet eden bir koz olarak kullanılamayacağını unutuyor. Bir başka neden ise, İran'ın kendisine sağladığı cömert desteğin kesilmesi ve halk hoşnutsuzluğunun derinleşmesinin ardından Husiler son günlerini yaşıyor olabileceğidir. Belki de bugün, kendi soyunun herkesten üstün olması gerektiğine inanan bir grupla kalıcı, adil bir barış veya toplumsal barışın siyasi olarak mümkün olmadığına dair kendiliğinden alınmış bir Yemen ulusal kararı bulunuyor. Ne var ki meşru hükümetin Kültür Bakanı Muti Deac, Yemenlilerin ‘toprak bütünlüğü, cumhuriyet düzeni ve devletin ulusal niteliği’ lehine her ne pahasına olursa olsun zafer kazanmaktan başka bir seçeneği olmadığını düşünüyor.