Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Sahada gerçek anlamda yeni bir milis oluşumu bulunmuyor. Bu oluşumlar, bilinen grupların sınır ötesi saldırılar gerçekleştirmek için kullandığı isimler ve medya etiketlerinden ibaret

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
TT

Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)

Selam Zeydan

Irak, son dönemde, hükümete bağlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Kurumu şemsiyesi altında yer almayan, hükümet ve diğer resmi kurumlar tarafından belirgin veya bilinen bir liderliği bulunmayan yeni isimler taşıyan çeşitli silahlı grupların oluşumuna tanık oldu. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) doğrudan desteğiyle Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef aldı.

Bu gruplar, 9 Ekim 2023 tarihinden bu yana art arda devam eden aşamalarda ortaya çıktı. Bu yıl içinde ise, Ürdün'ü hedef alan ‘Ricalu'l-Be's eş-Şedid’ (Şiddetli Güç Adamları) ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) saldırılar düzenleyen ‘Ceyşu'l-Gadab’ (Öfke Ordusu) adlı iki yeni grup öne çıktı. Bunun yanı sıra, daah önce sınırlı bir rol oynayan ‘Saraya Evliyai'd-Dem’ (Kan Dostları Tugayı) grubu da yeniden faaliyetlerine başladı.

Bu bağlamda Saraya Evliyai'd-Dem Askeri Sözcüsü Ebu Mehdi el-Caferi yaptığı açıklamada, “Biz herhangi bir tarafa veya başka bir isme bağlı bir grup değiliz, herhangi bir tarafın cephesi değiliz ve yalnızca şer'i, ulusal ve insani sorumluluğumuzun bize dayattığı görevi yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüyle savaşmak amacıyla kurulan ve çeşitli silahlı grupları bünyesine katan hükümet kurumu Haşdi Şabi'nin merkezlerini hedef alan ABD saldırılarının ardından yaşandı. Söz konusu saldırıların ardından, İran'a atfedilen yeni bir strateji uygulamaya konuldu. Bu strateji, Irak hükümetini siyasi ve diplomatik açıdan ‘mahcup etmekten kaçınmak’ amacıyla, bilinen grupların yönettiği yeni isimler altında silahlı cepheler oluşturulmasına dayanıyor.

Grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yeni strateji, sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Zira bazı grupların siyasi ve ekonomik kanatları bulunuyor ve kendi açık isimleri altında hareket etmek, siyasi ve mali kazanımlarını tehlikeye atabilir. Bunun yanı sıra, operasyonların yeni ve yapısı belirsiz isimler altında duyurulması dikkatleri dağıtmayı amaçlıyor. Bu da ABD güçlerinin doğrudan misilleme saldırıları düzenlemesini zorlaştırıyor.

cdfv
Irak'ın orta kesimlerindeki Diyala'da düzenlenen hava saldırıları sonucu hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyelerinin cenaze töreninden, 29 Temmuz 2026 (AFP)

Önümüzdeki günlerde, Irak hükümetinin bu grupları dağıtma ve silahları devlet elinde toplama planından kaçınmak amacıyla yeni isimler altında başka gruplar ortaya çıkabilir. Bu yeni gruplar, birleşmeyi reddeden veya silahını teslim etmeyen grupların, güvenlik birimleriyle doğrudan ve açık bir çatışmaya girmeden askeri operasyonlarını serbestçe sürdürmesine imkan tanıyor. Özellikle şimdiye kadar grupların silahlarını teslim etme programının, ağır silahların gerçek anlamda teslim edilmeden yalnızca devletle bağlantı kurulmasından ibaret olması, bu unsurların hem gruplar hem de devlet içinde birlikte faaliyet gösterebilmesine olanak sağlıyor.

Bu grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor. Şu an bu yaşanıyor. ‘Irak İslami Direnişi’ adı verilen çatı örgüt, geçtiğimiz dönemde Körfez ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlediğini reddetti.

Irak devleti, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın bir Şii-Şii savaşının kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle yeni gruplarla mücadelede tamamen çaresiz kalıyor.

İran'ın yönlendirmesiyle bu yeni isimler altında faaliyet gösteren gruplar, hedef aldıkları alanı Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor. Bu hareketlilik, ABD güçlerini Irak sahnesi içinde meşgul etme politikasının bir parçası olarak, ABD-İran müzakere süreçlerinde çatışma dosyalarını çözmek için bir baskı kozuna dönüştürme amacı taşıyor. Bu çerçevede, İran'ın, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef almadığını açıklamasıyla birlikte Irak'ı resmen bu duruma soktuğu belirtiliyor. Bu süreçte, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen ABD-Suudi Arabistan saldırıları sonucunda dört İranlı danışman hayatını kaybetti.

Irak sahnesi

Al Majalla'ya özel bir açıklama yapan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey Iraklı bir yetkili, ‘İran ve ABD'nin, çatışmanın kapsamının genişletilmesinin sona ermesini hızlandırabileceği kanaatinden hareketle, Körfez ülkelerini de bu çatışmaya çekme yönünde açık bir arzu göstererek Irak'ı açık bir savaş alanına sürüklediğini’ ortaya koydu.

Yetkili, sahada gerçek anlamda yeni grupların oluşumunun bulunmadığını, bunların yalnızca bilinen grupların gerçek isimlerinden uzak durarak saldırıları üstlenmek için kullandığı isimler ve medya etiketleri olduğunu vurguladı.

fvbgyhjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da İran ile Irak arasında imzalanan mutabakat muhtırasının imza töreni sırasında, 23 Temmuz 2026 (Reuters)

Iraklı yetkili, mevcut tırmanışa görünürde katılmayan ve devlet içinde geniş nüfuza sahip bazı önde gelen grupların, içerideki hareketlilik ve gizlenme operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla kendi açık isimlerini kullandığını, operasyonlara ilişkin açıklamaların ise bu hayali cephelerin isimleriyle yayımlandığını açıkladı.

Bu çifte tutumun amacının birbiriyle bağlantılı iki yöne ayrıldığını belirten yetkiliye göre bunlardan birincisi, askeri kanatlara sahip, yıllardır siyasi çalışmaların içinde olan ve ABD ile çıkarları örtüşen etkili siyasi güçleri korumak. Bu güçler, İran'ın yönlendirmesiyle, siyasi cephelerini tehlikeye atmadan doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için yeni isimleri kullanıyor. İkincisi ise, İran'ın eski grupların olası bir isyanına veya ABD baskısının sonuçlarından korkarak görevlerini yerine getirmeyi reddetmesine karşı tedbir olarak yeni grup ve oluşumlar kurmaya yönelik fiili çabasında somutlaşıyor.

Devletin çaresizliği

Iraklı yetkili, açık bir şekilde, bu yeni grupların icat edilmesi sürecinin, Irak devleti tarafından titizlikle tespit edildiğini ve izlendiğini, ancak devletin, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın Şii-Şii bir iç savaşın kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle bunlarla mücadelede tamamen çaresiz kaldığını vurguladı.

Irak hükümetinin, ülkenin topraklarının komşu devletlerin hedef alınması için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerekiyor

Yetkili, iç siyasi güçlerin mevcut kaos durumundan geçindiğini ve yararlandığını, grupların dosyasının çözülmesinin otomatik olarak kendi siyasi ve mali etkilerinin sonu anlamına geleceğinin farkında olduklarını belirtti.

Yetkili, grupların silahlarını teslim etmesi meselesinin, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) çekilse bile artık geçmişte kalmış bir fikir haline geldiğini, İran iradesinin bu yönelimi kesinlikle reddettiğini, özellikle bu grupların komşu ülkeleri hedef alıp etkileyebilecek stratejik silahlara sahip olması nedeniyle bu durumun daha da belirginleştiğini belirtti.

Bağdat, bu ayın ortalarında, Irak'ın Körfez ülkelerini hedef alma sürecine karıştığına dair kanıtlar ve ülkenin komşularını tehdit eden bir yer haline geldiğine ilişkin bilgilendirildi. Verilere göre DMO’dan çok sayıda kişi, ‘sahalar birliği’ çerçevesinde gruplarla askeri operasyonları koordine etmek amacıyla Irak'ta bulunuyor. Hükümet ise, devlet kurumları içindeki büyük nüfuzları nedeniyle bunlarla mücadele için harekete geçmekte çaresiz kalıyor. Özellikle hükümet, gelecek 30 Eylül'den sonra grupları feshederek dosyayı kapatmayı arzuluyor.

xcdf
Irak'ın batısında, Suriye sınırında bulunan bir Haşdi Şabi merkezine düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde milis grup Irak Hizbullah'ı üyeleri, Bağdat, Irak, 2 Mart 2026 (Reuteres)

Öte yandan, İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan araştırmacı Haydar eş-Şakiri, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, bu isim çokluğunun gruplara siyasi ve güvenlik açısından esneklik kazandırdığını belirtti. Şakiri, grupların resmi olarak Haşdi Şabi bünyesinde kayıtlı bir tugay aracılığıyla faaliyet gösterip devletten kaynak alabildiğini ve kılıf olarak kullanabildiğini, aynı zamanda daha hassas veya resmi çerçevenin dışındaki faaliyetleri yürütmek için ayrı isimler altında grupları destekleyebildiğini belirtti.

Şakiri, bu faaliyetlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde bunları üstlenebildiklerini veya destekleyebildiklerini, ancak siyasi veya hukuki maliyeti arttığında bunlardan sıyrılabildiklerini, bunun da sorumluluğun ve hesap verebilirliğin belirlenmesini zorlaştırdığını ekledi. Bu örüntünün küçük gruplarla sınırlı kalmadığını, siyasi ağırlığı olan büyük güçlerde de farklı derecelerde görüldüğünü belirtti.

Mevcut dönemin son derece hassas olduğunu, zira son saldırıların hem grupları hem de bir Irak güvenlik kurumu olan Haşdi Şabi'ye ait bir merkezi, belirli grupları hedef alma çerçevesinde vurduğunu açıklayan Şakiri, Irak hükümetinin, ülkenin komşu devletleri vurmak için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerektiğini vurguladı.

Başlangıç noktası

Öte yandan güvenlik uzmanı Sermed el-Beyati, İran'ın insansız hava araçlarının (İHA) menzilinin yüksek olduğunu, özellikle Şahed türü olanların 2 bin kilometreyi aştığını, bunların İran içinden fırlatılıp Irak radarlarından kaçabilecekleri için Irak'a sokulabildiğini, ardından Körfez ülkelerine yönlendirilebildiğini belirtti.

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı.

Beyati, İHA’ların rotasından ziyade fırlatıldıkları başlangıç noktasına odaklanılması gerektiğini ekleyerek, Irak'ın çok geniş çölleri bulunduğunu, bunların da insansız hava araçları fırlatmak için kullanılabileceğini açıkladı.

İsrail güçleri, İsrail ile İran arasındaki savaş patlak vermeden önce, Irak hükümetinin bilgisi dışında, Enbar eyaletinde lojistik destek sağlamak amacıyla bir askeri üs kurmuştu. Bu nedenle Irak güçleri, İran tarafından da kullanılabilecek çöl bölgesini kontrol altında tutamıyor; nitekim Curfu's-Sahr bölgesi bir askeri üs olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik uzmanı Mahled Hazım, İran'ın Haşdi Şabi'nin bilgisi dışında Irak içinde gölge hücreler yerleştirdiğini ve bunların serbestçe hareket ettiğini, bunun da güvenlik sahnesinde karışıklığa yol açtığını belirtti. Hazım, Başbakan Ali Zeydi komşu ülkelerin Irak'a olan güvenini yeniden kazanmaya çalışsa da bu durumun Irak'ın çıkarına olmadığını vurguladı.

Dolayısıyla Iraklı gruplar dosyasının çözümü, resmi İran devlet kurumlarıyla geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla değil. Bu yaklaşım, Iraklı gruplar dosyasının tamamının münhasıran DMO’nun yönetim ve kontrolüne tabi olması gibi temel bir nedenden dolayı yetersiz ve içeriksiz kalmaya devam edecektir.



İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
TT

İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)

Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’in kuzey kırsalında bugün meydana gelen patlamada, ilk belirlemelere göre 8 kişi yaralandı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bildirdiğine göre patlama, Serada kenti yakınlarındaki Burc en-Nemra bölgesinde bulunan bir silah deposunda meydana geldi.

İdlib Acil Durum ve Afet Yönetimi Müdürlüğü Operasyonlar Sorumlusu Velid Aslan, ekiplerin patlamanın hemen ardından olay yerine sevk edildiğini belirterek, ilk bulguların olayın mühimmattan kaynaklandığını gösterdiğini söyledi. Ekiplerin bölgedeki durumu değerlendirdiği, olay yerinin güvenliğini sağladığı ve olası gelişmelere müdahale etmek için gerekli önlemleri aldığı kaydedildi.

İdlib kırsalındaki Binniş beldesinde de bu ayın başında mühimmat yüklü bir aracın patlaması sonucu 5 kişi hayatını kaybetmişti. Benzer olaylar 2024 ve 2025 yıllarında da sıkça yaşanırken, vakaların çoğu İdlib vilayetinde meydana geldi.

Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).
Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).

Kasım 2025’te Kefr Taharim bölgesindeki bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamada 5 işçi hayatını kaybetmiş, 9 kişi yaralanmıştı. Ağustos 2025’te İdlib kenti çevresinde meydana gelen mühimmat patlamasında 4 kişi hayatını kaybetmiş, 5 kişi yaralanmıştı. Temmuz 2025’te ise İdlib kırsalındaki Maarat Mısrin’de Türkistan İslam Partisi’ne ait bir mühimmat deposunun patlaması sonucu 12 kişi ölmüş, 120’den fazla kişi yaralanmıştı.

Medya haberlerine göre bu tür patlamaların nedenleri arasında başta mühimmatın uygun olmayan koşullarda depolanması, güvenlik standartlarının yetersizliği ve özellikle sıcaklıkların yükseldiği dönemlerde patlayıcı maddelerin birbirinden ayrılmaması bulunuyor. Silahların taşınması ve sevkiyatında güvenlik kurallarına uyulmaması ile silah tüccarlarına ait depoların yerleşim alanlarının içinde veya yakınında bulunması da risk faktörleri arasında gösteriliyor. Bunun yanı sıra güvenlik kaynaklı nedenler de ihtimaller arasında değerlendiriliyor.


İsrail, yerleşimlere yönelik yaptırımlara misilleme olarak İngiliz konsolosluğunu kapatıyor

İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
TT

İsrail, yerleşimlere yönelik yaptırımlara misilleme olarak İngiliz konsolosluğunu kapatıyor

İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı

İsrail, İngiltere ve Fransa'dan yerleşim yerlerine karşı kararlar beklediği bir sırada, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşim yerleriyle mal ticaretine kısıtlama getirme kararlılığını teyit eden 12 ülkeli bir ittifakla karşı karşıya kaldı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, dün yaptığı açıklamada, İngiltere'nin Batı Şeria'daki yerleşim yerlerine uyguladığı yaptırımlara misilleme olarak İsrail'in Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatacağını duyurdu.

Saar'ın bu adımı, İngiltere'nin İsrail yerleşim yerleriyle ticareti yasaklama kararına yanıt olarak alınan bir dizi karşı tedbirin devamı olarak geldi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar yaptığı açıklamada, İsrail’in ayrıca İngiltere temsilcilerini Gazze’deki ateşkesi izlemekle görevli ortak askeri merkezden çıkaracağını ve İngiltere’nin Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçlerine yönelik eğitim programlarını sonlandıracağını belirtti.

Bunun yanı sıra İsrail, seçilmiş 12 İngiliz yetkilinin yanı sıra Saar’ın “Yahudi karşıtı ve İsrail karşıtı faaliyetlere karıştığını” söylediği diğer İngiliz vatandaşlarının ülkeye girişini de engelleyecek.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ise dün Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, ülkesinin "işgal altında bulunan topraklardaki yasa dışı yerleşim yerlerinden gelen ürünlerin ithalatına yasak getireceğini" belirterek, bu adımın diğer ülkelerle koordineli bir hareketin parçası olduğunu belirtti.

Miliband, yasağı duyururken İsrail hükümetini Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği "etnik temizliğe" göz yummakla suçladı. Miliband, "İngiliz hükümeti, Batı Şeria'da terörist yerleşimciler tarafından bir etnik temizlik yürütüldüğünü kabul etmektedir" ifadelerini kullandı.

Sözlerini sürdüren Miliband, "İsrail hükümeti bu duruma sıklıkla göz yumdu; daha da kötüsü, bazı üyeleri Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini desteklemeyi amaçlayan açıklamalar yaparak adımlar attı" dedi.

İngiliz hükümetinin resmi pozisyonunun "işgalin yasa dışı olduğu" yönünde olduğunu vurgulayan Miliband, "İngiliz halkının, mağazalarımızda ve tüketim merkezlerimizde yerleşim yerlerinden gelen ürünleri kabul ederek işgali desteklememizi istediğine inanmıyorum" dedi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı yerleşim birimlerinden mal ithalatına yönelik yasağı duyuruyor (AFP)
İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı yerleşim birimlerinden mal ithalatına yönelik yasağı duyuruyor (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı ise "Dışişleri Bakanı'nın, İngiliz Parlamentosu'nda yönelttiği suçlamalar kabul edilemez ve yalandır" değerlendirmesinde bulundu.

12 ülkeden geniş çaplı hamle

Tel Aviv, Londra'nın işgal altında bulunan Batı Şeria'daki İsrail yerleşim yerleriyle ticarete kısıtlama ve yaptırım getirilmesi kararına mümkün olduğunca fazla ülkeyi dahil etme çabalarına öncülük ettiğini bilse de İsrail'in tepkilerinde bir sürpriz havası hâkim oldu.

İngiltere'nin yanı sıra Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot da "Paris'in İsrail yerleşim yerleriyle ticari ilişkilerini sonlandıracağını" vurguladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İngiliz girişimine Fransa'nın yanı sıra Kanada, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç katıldı.

12 ülke tarafından yayımlanan ortak bildiride, söz konusu devletlerin "uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşim yerleriyle mal ticaretine kısıtlama getirme kararlılıklarını teyit ettikleri" ifade edildi.

İsrail hükümetinin Batı Şeria'daki eylemlerine tepki gösteren ülkeler, bu adımların "iki devletli çözüm imkanını baltaladığını" belirtti. Bildiride, "E1 bölgesindeki yerleşim projesi için ihale açılması kararı da dahil olmak üzere, emsalsiz düzeydeki yerleşimci şiddeti ve yerleşim yerlerinin genişletilmesi gölgesinde durumun hızla kötüleştiği" uyarısında bulunuldu.

Ülkeler, İsrail hükümetine "yerleşim yerlerinin genişletilmesini ve Batı Şeria'daki idari yetkilerin artırılmasını derhal durdurma, yerleşimci şiddetinden sorumlu olanların hesap vermesini sağlama ve İsrail güvenlik güçlerine yönelik iddiaları soruşturma" çağrısında bulundu.

Bildiride, bu kararın "emsalsiz düzeydeki yerleşimci şiddeti ve yerleşim yerlerinin genişlemesi" sonucunda alındığı vurgulandı.

Bu kararlar, İsrail'deki ön uyarılara rağmen geldi. İsrail, İngilizlere yalnızca Fransa ve Kanada'nın katılmasını beklerken, Kanada'nın yanı sıra geniş bir Avrupa cephesinin oluşması karşısında şaşkınlık yaşadı.

İsrail'den sert tepki

İngiltere'nin yerleşim yerlerine karşı açıklamasından önce İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, böyle bir adımın yaklaşan İsrail seçimlerine müdahale sayılacağını belirterek süreci engellemeye çalıştı.

Herzog, "Bu büyük bir hatadır, tarihin yanlış tarafında yer almaktır ve egemen bir devletin demokratik seçimlerine açık bir müdahaledir. Bu müdahale kimseye hizmet etmeyecek, aksine ne yazık ki, Filistinlilere doğrudan zarar vererek onları iş ve ticaret fırsatlarından mahrum bırakacaktır. Nihayetinde hürriyet sevdalısı ülkelerin çıkarlarına ve güvenliğine zarar verecektir" demişti.

Netanyahu ve Herzog, Hamas ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir İsrailli polis memuru için düzenlenen anma törenine katılıyor (Reuters).
Netanyahu ve Herzog, Hamas ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir İsrailli polis memuru için düzenlenen anma törenine katılıyor (Reuters).

Sözlerini sürdüren Herzog, "Yaptırımlar çözüm değildir, çözüm diyalogdur. Tüm yabancı hükümetlere diyorum ki: Durun! Yaptırımlar ve boykotlar gibi çıkmaz yollardan uzaklaşın, yapıcı diyalog ve iş birliğine yönelin" ifadelerini kullanmıştı.

İsrail medyasında, duyuru öncesinde yer alan haberlerde Fransa ve Kanada'nın katılımının beklendiği; ancak Avrupa Birliği'nin seçim öncesinde yaptırım uygulama konusunda daha az istekli olduğu, bu adımın Başbakan Binyamin Netanyahu'nun lehine işleyeceğine inandığı belirtilmişti. Ancak 12 ülkeden gelen büyük açıklamanın ardından Yedioth Ahronoth gazetesi, durumu bir "diplomatik çöküş" olarak nitelendirdi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Başbakan Binyamin Netanyahu'dan, İngiltere'nin bu hamlesine karşılık "Filistin Yönetimi adına çalışan Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatma" talebinde bulunduğunu söyledi. Ben-Gvir ayrıca İsrail'in, Arjantin'in tartışmalı Falkland Adaları üzerindeki egemenliğini tanımasını ve adaların işgali sürdüğü müddetçe İngiltere'ye yaptırım uygulamasını teklif etti. Ben-Gvir, Londra'yı adaları ve "Arjantin halkının parasını çalmakla" suçladı.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise İngiltere Büyükelçisi'nin İsrail'den sınır dışı edilmesi çağrısında bulunarak, "Yahudi karşıtı bir hükümetin paspası olmayacağız. İsrail üzerindeki İngiliz Mandası sona erdi" ifadesini kullandı.

Filistin ve Arap dünyasından memnuniyet, ABD'den mesafe

Filistin Devlet Başkanlığı yaptığı açıklamada, ticarete yaptırım uygulanması kararını memnuniyetle karşılayarak, bunu yerleşimci rejimle mücadele etmek ve İsrailli yetkililerden hesap sormak adına "önemli bir adım" olarak niteledi.

  Batı Şeria’da yeni yerleşim biriminin açılışından görüntü
  Batı Şeria’da yeni yerleşim biriminin açılışından görüntü

Mısır da İngiltere'nin kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek, Mısır Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yaptığı açıklamada, bu adımın "uluslararası hukuk kurallarına ve uluslararası meşruiyet kararlarına olan bağlılığı yansıtan önemli bir hamle olduğunu, yasa dışı yerleşim faaliyetleriyle ve işgal altındaki Batı Şeria'da (Doğu Kudüs dahil) sahada yeni bir emrivaki yaratma çabalarıyla mücadeleye katkı sağladığını" vurguladı.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 12 ülkenin kararı hakkında doğrudan yorum yapmaktan veya kararı kınamaktan kaçınarak, yalnızca Batı Şeria'da yaşanan "gerilimleri" kınamakla yetindi.

Rubio, Washington'un İngiltere öncülüğündeki Batı ülkelerinin İsrail yerleşim yerlerine yaptırım uygulama kararına katılmayacağını teyit etti. Latin Amerika ziyaretine çıkmadan önce gazetecilere konuşan Rubio, "Doğal olarak, Birleşik Krallık'ın yaptığını yapmayacağız" dedi. Rubio ayrıca, "Ancak istikrar hedefini paylaşıyoruz. Bölgede pek çok gelişme yaşanırken, şu anda Batı Şeria'da istikrarı bozacak veya gerilimi artıracak hiçbir şey görmek istemiyoruz" ifadelerini kullandı.


Lübnan-ABD temasları İsrail'in şiddetini “frenliyor”

Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)
Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)
TT

Lübnan-ABD temasları İsrail'in şiddetini “frenliyor”

Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)
Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın ABD ile gerçekleştirdiği yoğun temaslar, cumartesi gününden bu yana tırmanan İsrail askeri kampanyasının frenlenmesine katkı sağladı. Öte yandan Lübnan, Amerikan tarafının İsrail ile müzakerelerin sekizinci turunun tarihini belirlemesini bekliyor.

En az 28 kişinin ölümüne, onlarca kişinin yaralanmasına, yüzlerce kişinin Nebatiye şehri ile çevresindeki köylerden göç etmesine yol açan üç günlük hava saldırıları ve topçu bombardımanının ardından, dün Lübnan'ın güneyinde İsrail'in tırmandırma hızı düştü ve ardından geri dönüş dalgası başladı.

Diğer taraftan Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye şehrine yönelik tehlikenin artması, sivil ve siyasi aktivistlerin ordunun varlığının güçlendirilmesini ve devletin şehrin güvenliğinin sorumluluğunu üstlenmesini talep eden ‘Nebatiye 2 Çağrısı’nı yayınlamasına yol açtı.

Lübnan ordusu, halka güvence vermek amacıyla Nebatiye şehrindeki askeri devriyelerini hızla artırdı.