İsrail cezaevlerinde 46 Suriyeli bulunuyor: Çoğu Esad sonrası Güney Suriye operasyonlarında tutuklandı

Suriye'nin güneyindeki Dera'nın batı kırsalında bulunan Yermuk Havzası'ndaki Abidin köyünde çocuklar, İsrail ordusuna ait devriyelerin köye girmesini engellemek amacıyla yolu kapatıyor. (Facebook)
Suriye'nin güneyindeki Dera'nın batı kırsalında bulunan Yermuk Havzası'ndaki Abidin köyünde çocuklar, İsrail ordusuna ait devriyelerin köye girmesini engellemek amacıyla yolu kapatıyor. (Facebook)
TT

İsrail cezaevlerinde 46 Suriyeli bulunuyor: Çoğu Esad sonrası Güney Suriye operasyonlarında tutuklandı

Suriye'nin güneyindeki Dera'nın batı kırsalında bulunan Yermuk Havzası'ndaki Abidin köyünde çocuklar, İsrail ordusuna ait devriyelerin köye girmesini engellemek amacıyla yolu kapatıyor. (Facebook)
Suriye'nin güneyindeki Dera'nın batı kırsalında bulunan Yermuk Havzası'ndaki Abidin köyünde çocuklar, İsrail ordusuna ait devriyelerin köye girmesini engellemek amacıyla yolu kapatıyor. (Facebook)

İsrail'in geçen temmuz ayında iki ayrı grup halinde dört Suriyeli tutukluyu serbest bırakmasının ardından, İsrail hapishanelerinde hâlen 46 Suriyeli tutuklu bulunuyor. Bu kişilerin büyük bölümü, eski Esad rejiminin devrilmesinden sonra İsrail ordusunun Suriye'nin güneyine düzenlediği kara operasyonları sırasında gözaltına alındı.

İsrail Cezaevi İdaresi, geçen ayın 29'unda Şam'ın güneybatısındaki Beyt Cin beldesinden Hüsam Muhammed es-Safedi ile 7 Temmuz 2025'te henüz 17 yaşındayken Kuneytra kırsalındaki Suveyse, Devvaye el-Kebira ve Ayn ez-Zeytun köylerine düzenlenen İsrail baskınında gözaltına alınan Mervan el-Karyan'ı bir yıldan uzun süren tutukluluğun ardından serbest bıraktı. Bu tahliyeler, aynı ayın 23'ünde iki Suriyelinin daha serbest bırakılmasının ardından gerçekleşti.

Yakın zamanda serbest bırakılan kişilerle doğrudan iletişim kurulamazken, Şarku'l Avsat onların yakınlarına ulaştı. Yakınlarının aktardığına göre serbest bırakılanlardan biri, çok sayıda tutuklunun neden gözaltına alındığını bilmediğini ve tutukluluk süresi boyunca herhangi bir sorgudan geçirilmediğini söyledi.

dfvgthyj
İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nde görev yapan Birleşmiş Milletler Ateşkesi Gözlem Gücü (UNDOF) personeli. (Arşiv - AFP)

Aynı kaynak, tutukluların fiziksel şiddete maruz kalmadığını, kendilerine günde üç öğün yemek verildiğini ve iç çamaşırlarının üç günde bir değiştirildiğini aktardı.

İsrail'in Güney Suriye'deki operasyonları

Beşşar Esad rejiminin düştüğü ilk günden itibaren İsrail, 1974 Ateşkes Anlaşması'nı fiilen sona erdirdi ve Kuneytra ile Dera vilayetlerinde, tampon bölge içinde ve ateşkesi ayıran hattın Suriye tarafındaki kasaba ve köylere askeri operasyonlar başlattı. İsrail bölgede yaklaşık 10 ileri askeri üs kurdu.

Operasyonlar zamanla tampon bölgenin dışına taşarak Şam kırsalına bağlı Şeyh Dağı'nın doğu eteklerindeki köylere kadar ulaştı.

scdfergthy
İsrail askerleri, Golan Tepeleri'nde İsrail ve Suriye güçleri arasındaki tampon bölgede görev yapıyor. (Arşiv - AFP)

İsrail askerleri bu operasyonlar sırasında ev baskınları, sivillere yönelik gözaltı ve kontrol noktaları kurarak bölgede hakimiyetini sağlamaya çalışıyor. İsrail'in Suriye'deki faaliyetlerini belgeleyen "Sicil" adlı izleme kuruluşuna göre son bir buçuk yılda en az 187 kişi gözaltına alındı. Bunların büyük bölümü birkaç gün içinde serbest bırakıldı.

"Zorla Kaybedilmiş Kişiler" olarak değerlendiriliyorlar

Almanya'da yaşayan Suriyeli avukat Ahmed el-Musa, İsrail hapishanelerindeki Suriyeli tutukluların isimlerini Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ile BM Zorla Kaybetmeler Çalışma Grubu'na bildirmek için çalışmalar yürütüyor.

El-Musa, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, uluslararası hukuka göre bu kişilerin "zorla kaybedilmiş kişiler" statüsünde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Avukata göre son beş ayda 11 kişinin serbest bırakılmasına rağmen İsrail hapishanelerinde hâlen zorla kaybedilmiş durumda olan 46 Suriyeli bulunuyor.

"İsimsiz ihbarlar nedeniyle tutuklandım"

Kuneytra kırsalındaki Han Arnaba beldesinden Muhammed Mahmud es-Seyyid, oğlu ve kardeşiyle birlikte 15 Kasım 2025'te İsrail güçleri tarafından gözaltına alındı.

Oğlu ertesi gün serbest bırakılırken, kendisi ile kardeşi İsrail'in Necef bölgesindeki Sde Teiman Cezaevi'nde tutuldu ve 19 Ocak 2026'da serbest bırakıldı.

Seyyid, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada gözaltına alınmasının nedeninin İsrail adına çalışan muhbirlerin hazırladığı gerçeği yansıtmayan ihbar raporları olduğunu söyledi.

jukı
Kuneytra'nın kuzey kırsalındaki Cebata el-Haşeb beldesinden Saddam el-Ahmed'e ait kimlik kartı. El-Ahmed, 25 Nisan 2024'te henüz çocuk yaşta gözaltına alındı. (Şarku'l Avsat)

Bir kez sorguya alındığını belirten Seyyid, sorgunun ardından bilgilerin yanlış olduğunun ortaya çıktığını ve bunun üzerine kendisiyle kardeşinin serbest bırakıldığını ifade etti.

Tutukluluğu boyunca kötü muamele görmediğini belirten Seyyid, yaklaşık 16 kişinin bulunduğu koğuşta namazlarını kıldığını ve Kur'an okuduğunu söyledi.

"Terör" suçlamasıyla mahkûm edilenler var

İsrail ordusu, Güney Suriye'deki gözaltıları söz konusu kişilerin İsrail güvenliğini tehdit eden silahlı gruplarla bağlantılı olduğu şüphesiyle gerçekleştirdiğini öne sürüyor.

İsrail Cezaevi İdaresi, soruşturma aşamasındaki tutukluları Sde Teiman Cezaevi'nde, hakkında dava açılan veya hüküm verilenleri ise Batı Şeria'daki Ofer Cezaevi'nde tutuyor.

Seyyid'in aktardığına göre yaklaşık 25 Suriyeli "terör" suçlamasıyla mahkûm edildi ve Ofer Cezaevi'ne nakledildi. Ancak bu kişilere verilen cezaların süresi bilinmiyor.

Dört çocuk hâlen israil hapishanelerinde

Avukat Ahmed el-Musa, Esad rejiminin devrilmesinden önce İsrail hapishanelerinde zorla kaybedilen dört Suriyeliden birinin çocuk olduğunu, rejimin düşmesinden sonra gözaltına alınanlar arasında ise dört çocuğun bulunduğunu söyledi.

Bu çocuklardan biri de Kuneytra'nın kuzeyindeki Cebata el-Haşeb beldesinden Saddam el-Ahmed.

25 Nisan 2024'te henüz 16 yaşındayken işgal altındaki Golan Tepeleri yakınındaki tarım arazilerinde koyun otlatırken İsrail askerleri tarafından gözaltına alındı. BM tarafından verilen ve tampon bölgeye giriş izni sağlayan kimlik kartına sahip olmasına rağmen tutuklandı.

Babası Hasan el-Ahmed, oğlunun eğitimini savaş nedeniyle tamamlayamadığını, okuma yazma bilmediğini ve tutuklanmadan bir ay önce kendisine yeni bir cep telefonu aldığını anlattı.

dthyju
Kuneytra'nın kuzey kırsalındaki Cebata el-Haşeb beldesinden Saddam el-Ahmed'e ait kimlik kartı. El-Ahmed, 25 Nisan 2024'te henüz çocuk yaşta gözaltına alındı. (Şarku'l Avsat)

Babasına göre Saddam fotoğraf çekmeyi çok seviyordu. İsrail askerleri gözaltı sırasında telefondaki fotoğrafları kime ait olduğunu sorduğunda, "Bunlar bizim toprağımızın fotoğrafları" cevabını verdi.

"Yasa dışı savaşçı" suçlaması

Hasan el-Ahmed, oğlunun durumunu bildirmek için Şam'daki Uluslararası Kızılhaç Komitesi ofisine başvurduğunu ve kendisine Batı Şeria'daki birim aracılığıyla avukat tayin etmesinin önerildiğini söyledi.

Avukat Nadia Ebu Ukle, dört ay sonra Ofer Cezaevi'nde Saddam'ı ziyaret ettiğini ve kendisine herhangi bir suçlama yöneltilmeden idari tutukluluk kapsamında tutulduğunu bildirdi.

Daha sonra dosyayı devralan Batı Şeria'daki avukat Halid Muhacine ise Saddam'ın serbest bırakılması için girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı. Muhacine, basına yaptığı açıklamalarda Saddam'a "yasa dışı savaşçı" suçlaması yöneltildiğini ifade etti.

Yakın zamanda serbest bırakılan Suriyeli tutuklulardan Mervan Şadi Karyan ile görüşen baba Hasan el-Ahmed, oğlunun durumunu sorduğunu, Karyan'ın ise Filistinli tutuklulardan Saddam hakkında bilgi duyduğunu ve kendisinin henüz hüküm giymediğini söylediğini aktardı.

Esad rejiminin hapishanelerinde beş kardeşini kaybeden Hasan el-Ahmed, Suriye hükümetine çağrıda bulunarak oğlunun ve İsrail hapishanelerindeki tüm Suriyeli tutukluların serbest bırakılması için girişimlerde bulunmasını istedi.

Avukat Ahmed el-Musa ise idari tutukluluğun "hukukun dışında uygulanan bir gözaltı yöntemi" olduğunu belirterek, ilk üç ayın ardından altışar aylık sürelerle sürekli uzatılabildiğini söyledi.

El-Musa, "Yasa dışı savaşçı" suçlamasının ise belirli bir üst ceza sınırının bulunmadığını, sürenin tamamen İsrail'in güvenlik değerlendirmelerine bağlı olarak uzatılabildiğini ifade etti.



Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”


Gazze’de İsrail için muhbirlik yapan kişi, uyuşturucu yüzünden yakalandı

Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
TT

Gazze’de İsrail için muhbirlik yapan kişi, uyuşturucu yüzünden yakalandı

Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)

Gazze’de yaşayan N. adlı genç, uyuşturucu madde kullanmasının kendisinde yol açtığı halüsinasyonların, bir yıldan uzun süredir sakladığı bir sırrı ortaya çıkaracağını bilmiyordu. Genç, Filistinli grupların askeri kanatlarında faaliyet gösteren bazı kişileri takip etmek amacıyla kendisini güvenlik görevlerinde kullanmak üzere işe alan İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet’e bilgi aktarıyordu.

O karanlık gecede N., uyuşturucu madde kullandı. Bundan kısa süre önce ise kendisini yöneten İsrailli istihbarat görevlisinden bir telefon almış ve Filistinli gruplardan önde gelen ve aktif bir grubun mensubu bir kişinin sığındığı yere ilişkin fotoğrafları Facebook’un Messenger uygulaması üzerinden göndermesi istenmişti. Ancak uyuşturucu maddeyi aldıktan sonra bilincini kaybeden muhbir, fotoğrafları yöneticisine göndermek yerine kendi Facebook hesabının duvarında paylaştı.

xcdfgth
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısında suikasta kurban giden Kassam Tugayları lideri Nail Ebu Ubeyd’in cenazesini taşıyan Filistinliler, 16 Eylül 2026 (AP)

Gerçek bir hikâye

Bu ayrıntılar basit bir kurgu hikâyesinden ibaret değildi. Aksine, çarpıcı olarak nitelendirilebilecek olaylar zinciri, muhbirin yakınlarından birinin Facebook’ta paylaştıklarını görmesinin ardından yakalanmasına yol açtı. Yakını, vakit kaybetmeden fotoğraflarda görülen yerin sahibi olan kişiyi arayarak yaşananları anlattı. Bu sırada bazı kişiler de yanlışlıkla paylaşıldığını düşündükleri fotoğraflar konusunda muhbiri uyarmaya çalıştı. Bunun üzerine muhbir fotoğrafları sildi, ancak ilgili kişinin durumdan haberdar olduğunu bilmiyordu.

rgthy
Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında çadır kuran Filistinliler (Arşiv – AP)

Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, muhbiri yakalamak amacıyla pusu kurulduğunu belirtti. Kaynağa göre muhbir, kendisini yöneten İsrailli istihbarat görevlisinden yakalanması için hazırlık yapıldığını öğrenmesinin ardından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Sarı Hat’a doğru kaçmaya çalıştı. Ancak daha sonra, Filistinli gruplardan birine mensup söz konusu aktivistin bulunduğu yere küçük bir dinleme cihazı yerleştirdiği ortaya çıktı. Muhbir, sorgusu sırasında bunu kendisi de itiraf etti.

Kaynak, hızlı hareket edilmesi sayesinde muhbirin kaçmadan önce yakalandığını belirterek, gözaltına alınması, sorgulanması ve kısa sürede itiraflarda bulunmasının, işe alınmasından itibaren bir yıl boyunca Filistinli grupların 12 aktivistinin öldürülmesindeki rolünü ortaya çıkardığını ifade etti.

Koşulları istismar etmek

Kaynak, çok sayıda muhbirin para ihtiyacı nedeniyle İsrail istihbaratı adına muhbirlik yapmaya sürüklendiğine işaret etti. Ancak bunların büyük bölümünün uyuşturucu madde kullanması nedeniyle bu duruma düştüğünü belirten kaynak, bazı kişilerin ise diğer muhbirler veya istihbarat görevlileri tarafından hedef alındığını ifade etti. Buna göre söz konusu kişiler, yaşam koşulları ve sosyal durumlarının yanı sıra yasak ilişkilerinin istismar edilmesi yoluyla muhbir olarak kullanılmak üzere devşirildi.

Kaynak, güvenlik koşullarının zorlu olmasına ve İsrail’in Filistinli grupların aktivistleri ile polis ve güvenlik güçleri mensuplarını sürekli takip etmesine rağmen, muhbirlerin yanı sıra silahlı çetelerle iş birliği yapan veya bu çetelerde çalışan kişilere yönelik operasyonların da sürdüğünü vurguladı.

Daha önceki idamlar

Hamas, birkaç hafta önce, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın genel komutanı İzzeddin el-Haddad’ın öldürülmesine neden olduğunu itiraf eden bir muhbiri idam etti. Haddad, geçtiğimiz mayıs ayının ortalarında Gazze kentinde kullandığı aracın hedef alınması sonucu öldürülmüştü.

Söz konusu muhbir, Haddad’ın öldürülmesinden yalnızca bir gün sonra gözaltına alınmıştı. Muhbirin, Şifa Hastanesi yerleşkesi içinde dolaşarak hayatını kaybedenler ve yaralananların isimlerine ilişkin bilgi toplamaya çalıştığı, ayrıca Haddad’ın öldürüldüğü yerde ve belirli noktalarda birden fazla kez görüldüğü belirtildi.

Savaş boyunca ve ateşkesin ardından, farklı koşullarda ortaya çıkarılan ve Filistinli grupların liderleri ile aktivistlerinin öldürülmesine neden oldukları belirlenen çok sayıda Gazzeli muhbir hakkında idam cezaları infaz edildi.

fgthyju
Gazze şehrinde İsrail’in bombardımanı sonucu hasar görerek çöken bir konut binasının enkazı arasında bir şeyler arayan Filistinli, 17 Eylül 2026 (Arşiv – Reuters)

Bir başka güvenlik kaynağı da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, muhbirlerin çoğunun Filistinli grupların dışından kişiler olduğunu belirtti. Kaynak, bunlardan bazılarının hedef alınan kişiyle akrabalık, komşuluk veya belirli bir sosyal çevre üzerinden ilişkisinin bulunduğunu, bazılarının ise hedef kişiyle hiçbir bağlantısının olmadığını ifade etti. Kaynak, İzzeddin el-Haddad ile öldürülmesine neden olan muhbir arasındaki durumun da bu şekilde olduğunu kaydetti.

Kurbanlar ve devam eden gerilim

Öte yandan Gazze Şeridi’nde dün, İsrail’in bölgenin farklı noktalarına düzenlediği hava saldırılarında 4 Filistinlinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ölenler arasında, dün öğle saatlerinde Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde açılan ateş sonucu ağır yaralanan ve yaralarına yenik düşen bir kız çocuğunun da bulunduğu belirtildi.

Hayatını kaybedenler arasında, dün öğleden hemen önce Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde aracının hedef alınması sonucu öldürülen bir genç de bulunuyor. Aynı saldırıda 7 kişinin yaralandığı, yaralılardan birinin durumunun ağır olduğu belirtildi. Öte yandan, Gazze Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Münir el-Berş’in oğlu Basir el-Berş’in, Cibaliye Mülteci Kampı’nın batısında bir insansız hava aracından (İHA) atılan tek füzeyle hedef alınarak öldürüldüğü aktarıldı. Bir başka genç de Şucaiyye mahallesindeki Meşteha Caddesi’ne düzenlenen benzer bir hava saldırısında hayatını kaybetti. Söz konusu bölgenin daha sonra savaş uçakları tarafından bombalandığı belirtildi.

ry6jk
Gazze şehrinde daha önce İsrail’in bombardımanı sonucu hasar görmüş bir binanın çökmesinin ardından kurtarma çalışmaları devam ediyor. (Reuters)

İsrail topçusu, çeşitli bölgelere yönelik bombardımanlarını sürdürürken, askeri araçlar ve İHA’lar da birden fazla kez ateş açtı. Özellikle Sarı Hat yakınlarında bazı Filistinlilerin yaralandığı bildirildi. Saldırılar sırasında Gazze Şeridi’nin farklı noktalarında yoğun yıkım operasyonları da gerçekleştirildi.

İsrail’e ait çok sayıda askeri araç, Gazze Şeridi’nin orta kesiminin doğusundaki el-Masdar beldesi ile el-Meğazi Mülteci Kampı arasındaki bölgeye girdi. Bölgede buldozerlerle yıkım ve aralıklarla ateş açılması devam ederken, bir genç ile bir kadın yaralandı. Durumu ağır olan kadının hayatını kurtarmak için Aksa Şehitleri Hastanesi’nde doktorların müdahale ettiği belirtildi.

Cuma günü düzenlenen bir dizi hava saldırısı ve ateş açma eyleminde 5 Filistinli hayatını kaybetmişti. Ölenler arasında Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın iki mensubu da bulunuyordu. Bu kişiler akşam saatlerinde düzenlenen iki ayrı saldırıda öldürüldü. Ölenlerden biri olan Muhammed er-Rifai’nin, ailesinin diğer tüm fertlerinin savaş sırasında daha önce düzenlenen iki ayrı saldırıda İsrail tarafından öldürülmesinin ardından hayatta kalan tek kişi olduğu belirtildi. Rifai’nin anne ve babası ile erkek ve kız kardeşleri, bulundukları ev ve sığınma merkezine düzenlenen iki ayrı bombardımanda hayatını kaybetmişti.

Binalarda kısmi çökme

Öte yandan Sivil Savunma Müdürlüğü dün Gazze kentinde iki ailenin evlerinin kısmen çökmesinin ardından kurtarıldığını açıkladı. Ekiplerin ayrıca Gazze kentinin güneyindeki ez-Zeytun mahallesinde, hasar gören aile evinin çatısının üzerine düşmesi sonucu enkaz altında kalan bir genci de kurtardığı belirtildi.

Müdürlük, cuma günü de Gazze kentinin güneyindeki Sabra mahallesinde yaşadığı evin hasar görmesi üzerine başka bir ailenin kurtarıldığını duyurmuştu.

Sabra bölgesinde 6 katlı bir binanın çökmesi sonucu 21 Filistinli hayatını kaybetmiş, onlarca kişi ise kurtarılmıştı.


Husiler, Taiz’in batı cepheleri ile Babülmendep’in doğusunda kan kaybediyor

Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
TT

Husiler, Taiz’in batı cepheleri ile Babülmendep’in doğusunda kan kaybediyor

Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)

Husiler, yaklaşık bir haftadır devam eden çatışmalarda can ve mal kayıpları verdi. Çatışmalar, Taiz’in batısı ile Babülmendeb Boğazı’na hâkim yüksek kesimlerde yoğunlaşırken, Marib’de de hava ve kara saldırıları düzenlendi.

Şarku’l Avsat’ın askeri kaynaklardan edindiği bilgiye göre dün, Babülmendeb’e bakan Mudâribe ilçesindeki Kahbub Dağları ile Taiz’in batısındaki el-Vaziiyye cephelerinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Husiler, yakın zamanda ele geçirdikleri bölgeleri korumak ve ikmal ile güneye doğru hareket hatlarını güvence altına almak amacıyla stratejik dağlık mevzilere ilerlemeye çalıştı.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, Taiz’in güneyindeki Mudâribe ilçesine bağlı el-Ağbere kesimindeki bir sızma girişimini püskürttü. Buna karşılık Amâlika güçleri, Kahbub’da Husi unsurların ve araçlarının toplandığı bölgeleri hava saldırıları, insansız hava araçları (İHA), topçu ve füze atışlarıyla hedef aldı. Bu saldırılarda general rütbesindeki bir Husi komutan ile altı korumasının öldürüldüğü bildirildi.

Marib’de ise Yemen hükümet güçleri hava ve kara operasyonlarını sürdürdü. Ummu Riş Kampı ve Melaa Geçidi’ndeki Husi unsurlar ile araçların hedef alındığı operasyonlarda üç sızma girişiminin engellendiği açıklandı. Askeri medya ise Husi saldırısının püskürtüldüğünü ve grubun 12 mensubunun öldürüldüğünü bildirdi.

Öte yandan Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü dün yaptığı açıklamada, acil durumlarda halkı uyarmak amacıyla erken uyarı sirenlerinin devreye alınmasının ardından 10 kent ve bölgede tehlikenin ortadan kalktığını duyurdu. Açıklamada Riyad, el-Harç, Hamis Muşayt, Cidde, Taif, Yanbu, Ula, Cizan, Farasan ve Abha yer aldı.