Libyalılar arasında, Tarablus’taki protestoların, ABD’nin krizi çözmeye yönelik girişimine yansımaları konusunda görüş ayrılığı

Tekala ile Akile arasında beklenen görüşmeye ilişkin haberler geliyor

Massad Boulos ve Abdulhamid ed-Dibeybe, geçtiğimiz temmuz ayında başkent Trablus'ta bir görüşmede (Dibeybe’nin Ofisi)
Massad Boulos ve Abdulhamid ed-Dibeybe, geçtiğimiz temmuz ayında başkent Trablus'ta bir görüşmede (Dibeybe’nin Ofisi)
TT

Libyalılar arasında, Tarablus’taki protestoların, ABD’nin krizi çözmeye yönelik girişimine yansımaları konusunda görüş ayrılığı

Massad Boulos ve Abdulhamid ed-Dibeybe, geçtiğimiz temmuz ayında başkent Trablus'ta bir görüşmede (Dibeybe’nin Ofisi)
Massad Boulos ve Abdulhamid ed-Dibeybe, geçtiğimiz temmuz ayında başkent Trablus'ta bir görüşmede (Dibeybe’nin Ofisi)

Libya'nın başkenti Tarablus'ta halk protestoları dalgasının gerilemesine ve göreceli sükunetin geri dönmesine rağmen, ABD’nin ülkede çatışan taraflar arasında iktidarı paylaştırmayı öngören girişiminin geleceğine dair tartışma yeniden alevlendi. Bu tartışma, halk hareketliliğinin Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe'nin hesapları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesinde ve kendisinin bu sürece dahil olma konusundaki tutumuna dair görüş ayrılığının gölgesinde gerçekleşiyor.

fvbgn
Trablus sokaklarında yaşanan çatışmaların ardından kalan enkaz (AFP)

Halk hareketinin geçtiğimiz pazar günü, kötüleşen yaşam koşulları ve elektrik krizinin derinleşmesini protesto etmek amacıyla kapattığı devlet kurumlarını yeniden açtığını duyurmasının ardından, gözler son gelişmelerin ABD girişiminin seyrini etkileyip etkilemeyeceğine ya da bunun hükümet üzerindeki iç baskılarla sınırlı kalıp kalmayacağına çevrildi.

Dibeybe, hükümetinin Amerikan girişimine ilişkin tutumunu açıklamayı yaklaşan bir konuşmaya erteleme kararlılığını sürdürüyor. Temmuz ayında öne sürdüğü bir dizi şartla yetiniyor. Bu şartlar arasında sivil bir devlet inşa edilmesi, adil seçimler yapılması, anlaşmazlıkları çözmek için güce başvurulmasının reddedilmesi, askeri ve güvenlik birimlerinin ülke genelinde denetim altına alınmasının önemi vurgulanıyor. Bunun yanı sıra ‘cesur tavizler’ verilmesi gerekliliğinden de söz ediliyor.

cvfgbh
Trablus’taki caydırıcı güçlerden biri (sosyal medyadaki güvenilir hesaplar)

Bazı siyasetçiler, son halk hareketinin ABD’nin girişimi üzerinde, özellikle UBH’nin hesapları üzerinde ‘dolaylı yansımalar’ bırakabileceğini göz ardı etmiyor. Bu görüş, Şarku’l Avsat’a konuşan Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Muhammed Muazzab'ın da paylaştığı bir değerlendirme. Muazzab, Dibeybe’nin, ‘özellikle protestolar sırasında atılan bazı sloganların hükümetinin düşürülmesini talep etmesi nedeniyle, hükümetine yönelik daha fazla eleştiriden kaçınmaya özen göstermeye devam edeceğini’ belirtti. Muazzab’a göre bu durum Dibeybe’yi ‘batı bölgesindeki bazı güçlerin gösterdiği reddiye ışığında, Amerikan girişimiyle ilerleme konusunda büyük bir tereddüde’ itecek.

Aynı doğrultuda, Ulusal Kongre’nin eski başkan yardımcısı Salih el-Mahzum, Dibeybe'nin, özellikle batı bölgesindeki kentlerde, siyasi ve toplumsal tabanı içinde daha fazla çatlak oluşmasından kaçınmak amacıyla girişime ilişkin açık bir tutum açıklamaktan kaçınacağını öngördü.

sadfgthy
Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala, geçtiğimiz pazar günü başkent Trablus’ta bir araya geldi (Menfi’nin ofisi)

Şarku’l Avsat’a konuşan Mahzum, ‘protestoların, başkent ve çevresindeki kentlerde bazı bölgeleri kontrol altında tutamaması nedeniyle, UBH’nin imajını Washington nezdinde zayıflatmış olabileceğini’ belirterek, bunun, göstericilerin Zaviye’deki Mellitah petrol ve doğalgaz işleme kompleksine düzenlediği baskınla belirginleştiğini ifade etti. Mahzum, ‘Washington'ın enerji dosyasına ve bunun güvence altına alınmasına verdiği öneme’ dikkat çekti.

Ayrıca, ‘protestoların, ABD Başkanı Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos'un girişimine karşı çıkan ve bunu, hizmetlerin iyileştirilmesi veya seçimlerin yapılması konusunda açık bir vaat içermeyen tepeden inme bir iktidar paylaşımı anlaşması olarak niteleyenlerin tutumunu güçlendirebileceğini’ öngören Mahzum, ‘girişimin birçok ayrıntısının yeniden şekillendirilebileceğini, geniş kapsamlı bir siyasi diyalog aracılığıyla BM yol haritasıyla birleştirilebileceğini’ değerlendirdi.

hyj
Saddam Hafter (AFP)

Libyalı siyasi çevrelerde aylardır, ABD Başkanı Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Boulos’un öncülük ettiği ve seçimlere zemin hazırlamak amacıyla yürütme organını birleştirmeyi hedefleyen girişimden söz ediliyor. Siyasi çevrelerde, ortaya atılan önerinin Dibeybe'nin başbakan olarak kalması karşılığında, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini öngördüğü belirtiliyor.

Buna karşılık, Libya'nın batısındaki siyasi ve askeri güçlerin, geçtiğimiz ay Boulos'un Misrata ziyareti sırasında kendisine iletilen çekincelerin devam ettiği ABD’nin girişimine ilişkin tutumlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı. Saddam Hafter'e herhangi bir ileri düzey siyasi rol verilmesi reddediliyor, ‘askeri yönetimin’ yeniden üretilmesine dair endişeler sürüyor ve 2019 yılındaki Trablus Savaşı’nın sonuçları hatırlanıyor.

Ancak bazı analistler ve uzmanlar, siyasi ve güvenlik temaslarının halk hareketliliğiyle paralel şekilde sürmüş olmasından hareketle, Tarablus'taki son protestoların girişimin seyri üzerindeki etkisini önemsiz görüyor.

Libya Güvenlik ve Askeri Çalışmalar Merkezi Direktörü Eşref Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, protestoların siyasi süreci sekteye uğratmadığını, UBH temsilcileri ile LUO arasında ‘4+4’ komitesi düzenlemelerini, bunun yanı sıra Trablus ve Bingazi'ye gerçekleştirilen ve ortak askeri operasyon odası kurulmasına ilişkin bir mutabakatla sonuçlanan ve Kongre heyeti ziyaretini de kapsayan uluslararası hareketliliğin sürmesinden hareketle bu değerlendirmede bulundu. Abdullah, halk hareketinin, Abdulhamid Dibeybe'nin ‘Boulos girişimine’ ilişkin çekimser tutumunu değiştirmediğini değerlendirdi.

Abdullah ayrıca, protesto hareketinin büyük bölümünün, Caydırıcılık Gücü’nün kalesi olan Suku'l-Cuma'da yoğunlaşması, Caydırıcılık Gücü ile UBH arasında iletişimin yeniden başlaması ve güvenlik açısından yeniden konuşlanmasının ardından gerilemesi nedeniyle ‘siyasallaşmış’ olduğunu, ancak bunun hükümetin hizmet yönündeki başarısızlığının sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını vurguladı.

Siyasi analist Hüsameddin el-Abdeli de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu değerlendirmeye katılarak, ABD’nin girişiminin normal bir tempoda ilerlediğini ifade etti. Hatta Dibeybe ile Caydırıcılık Gücü arasındaki yakınlaşmanın, ABD’nin girişiminin uygulama aşamasına girmeden önceki istikrar düzenlemelerinin bir parçası olabileceğini düşündüğünü belirtti.

Abdeli, protestolar UBH’nin Trablus üzerindeki kontrolünün sınırlı olduğunu ortaya koysa da bunun, buna karşılık ‘Washington nezdinde, Dibeybe ile LUO Genel Komutanlığı'nın olası herhangi bir siyasi çözümü uygulama kapasitesine en fazla sahip iki taraf olmaya devam ettiği kanaatini pekiştirdiğini’ değerlendirdi.

Öte yandan, olası siyasi hareketliliğin Boulos’un girişimine yetişmek için zamana karşı yarışacağı görülüyor. Muazzab, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, önümüzdeki günlerde DYK Başkanı Muhammed Tekala ile Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih arasında bir görüşme yapılması ihtimalini ortaya çıkardı. Muazzab, görüşmenin, ‘iki liderin, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile birlikte yaklaşık bir buçuk ay önce üzerinde anlaşmaya vardığı yol haritasını devreye sokmasıyla sonuçlanmasını, hazırlık aşamalarını tamamlamayı’ öngördüğünü belirtti.

Muazzab, bu yol haritasının, ‘eş zamanlı cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine zemin hazırlamak amacıyla seçim yasaları üzerinde mutabakat sağlanmasını ve bunlara ilişkin anlaşmazlık noktalarının çözülmesini içerdiğini’ hatırlatarak, bunun ‘yeni ve birleşik bir yürütme organının kurulmasına yol açabileceğini’ değerlendirdi.



El-Alimi, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve silah kullanımının tekelini devlete kazandırma konusundaki kararlılığını yineledi

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi ile bir araya geldi. (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi ile bir araya geldi. (Reuters)
TT

El-Alimi, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve silah kullanımının tekelini devlete kazandırma konusundaki kararlılığını yineledi

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi ile bir araya geldi. (Reuters)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi ile bir araya geldi. (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, ülkesinin devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve silah kullanımının meşru tekelini devlete kazandırma konusundaki kararlılığını yineledi. El-Alimi ayrıca, Yemen’de adil ve kalıcı bir barışın inşa edilmesi ve ülke topraklarının komşu ülkelere ve uluslararası deniz yollarına yönelik tehditlerde kullanılmasının önlenmesi gerektiğini vurguladı. Bu açıklamalar, Husilerin ülkenin batı kıyısı, Marib, Taiz ve Hudeyde’nin güneyinde tırmandırdığı saldırıların sürdüğü bir dönemde geldi.

El-Alimi, Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi’yi kabulünde, Tokyo’nun Husilerin sivil tesisler ve limanlar ile ticari gemilere yönelik saldırılarını kınayan tutumundan Yemen’in memnuniyet duyduğunu belirtti. El-Alimi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi, darbenin sona erdirilmesi ve silah kullanımının devletin tekeline alınmasının, uygulanabilir herhangi bir siyasi çözümün temelini oluşturduğunu vurguladı.

Motegi ise Husilerin son dönemde gerçekleştirdiği saldırı dizisini şiddetle kınadı. Yemen’de barışın sağlanmasının önemine yeniden dikkat çeken Motegi, Babu’l Mendeb Boğazı’na kıyısı bulunan Yemen’in istikrarının, Ortadoğu’nun ve bir bütün olarak uluslararası toplumun istikrarı ve kalkınmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.

Resmi medyada yer alan habere göre el-Alimi, Japonya’nın Yemen hükümetine, özellikle sahil güvenlik alanında sağladığı destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. El-Alimi, bu desteğin eğitim, gözetleme, keşif ve istihbarat, arama-kurtarma, terörle mücadele, kaçakçılığın önlenmesi ve organize suçla mücadele alanlarını da kapsayacak şekilde geliştirilmesini beklediklerini ifade etti.

csdfgth
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi’yi kabulünden (SABA)

Motegi, Japonya’nın Yemen hükümetine desteğini sürdüreceğini ve deniz hukukunun uygulanması alanındaki kapasitesini güçlendirmeye devam edeceğini söyledi. Motegi, ülkesinin temmuz ayında onayladığı gıda yardımlarının yanı sıra Yemen’deki Birleşmiş Milletler (BM) Özel Temsilciliği Ofisi’ne sağlanan mali destek ve personel katkılarına da dikkat çekti.

Japonya, Yemen Deniz Güvenliği Ortaklığı’nın temel üyelerinden biri olarak öne çıkıyor. Tokyo, sahil güvenliğe yönelik desteğini, özgür ve açık bir Hint-Pasifik bölgesi vizyonuyla ilişkilendiriyor. Bu destek, Husilerin saldırıları nedeniyle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’nda uluslararası deniz taşımacılığını tehdit eden risklerin arttığı bir dönemde önem taşıyor.

El-Alimi daha önce Japonya ile deniz güvenliği, iletişim, altyapı, insan kaynaklarının geliştirilmesi ve insani güvenlik alanlarında iş birliğinin genişletilmesi çağrısında bulunmuştu. El-Alimi ayrıca, acil müdahale aşamasından toparlanmanın desteklenmesine, istihdam ve üretim imkanlarının oluşturulmasına geçilmesi gerektiğini ifade etmişti.

Hazırlıklı olmak

El-Alimi’nin açıklamaları, Yemen Ulusal Savunma Konseyi’nin el-Alimi başkanlığında gerçekleştirdiği toplantıda, ülkenin çeşitli cephelerindeki askeri ve güvenlik hazırlıklarının en üst seviyede tutulması, erken uyarı sisteminin güçlendirilmesi ve kritik tesislerle sivil unsurların korunması talimatını verdiği bir dönemde geldi.

Konsey, Marib ile Taiz vilayetinin batı kıyısındaki cephelerde Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin performansını övdü. Ordunun Husilerin tırmanan saldırılarına karşı koyma, saldırıları başarısızlığa uğratma ve örgüte personel ile askeri teçhizat bakımından kayıplar verdirmedeki kapasitesine dikkat çeken Konsey, yerinden edilmiş kişilerin kamplarının, sivil unsurların ve ekonomik tesislerin hedef alınmasının Husilere sahada herhangi bir kazanım sağlamayacağını vurguladı.

Konsey ayrıca, tehdit kaynaklarına yönelik hava ve füze caydırıcılık operasyonlarının genişletilmesi, hücreler ile kaçakçılık ve ikmal ağlarının takibi amacıyla istihbarat ve güvenlik çalışmalarının yoğunlaştırılması talimatını verdi. Bu adımlara paralel olarak hükümetin, Husi saldırılarının yol açtığı zararların giderilmesi ve yaralılar ile hayatını kaybedenlerin ailelerine destek sağlanmasına yönelik çalışmalar yürüttüğü belirtildi.

Konsey, uluslararası toplumun Husi saldırılarına yönelik kınayıcı açıklamalarını, örgütü caydıracak ve finansman ile silah kaynaklarını kurutacak daha etkili adımlara dönüştürmesi gerektiği yönündeki tutumunu da yineledi. Bu çağrı, cephelerde eş zamanlı olarak gerilimin tırmandığı bir dönemde geldi.

Husilerin gerilimi artırması

Sahadaki gelişmelere ilişkin Yemen Silahlı Kuvvetleri, üç gün içerisinde Husi örgütünün unsurları ve askeri kapasitesine yönelik yaklaşık 400 saldırı operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda çok namlulu roketatarlar, topçu birlikleri ve insansız hava araçlarının (İHA) yanı sıra temas hatlarında konuşlanan ordu birlikleri kullanıldı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonlarda, çeşitli cephelerde devam eden Husi tırmanışına karşılık olarak örgütün tehdit kaynakları ve askeri kapasitesi hedef alındı. Son saatlerde temas hatlarında çatışmaların ve sızma girişimlerinin de sürdüğü bildirildi.

cdvfghyj
Hudeyde’nin güneyindeki Hays’e yönelik Husi İHA saldırısının ardından, yaralı bir kız çocuğunu kucağında taşıyan bir Yemenli (AFP)

Taiz’in batısındaki Cebel Habeşi ilçesine bağlı el-İneyn cephesinde hükümet güçleri, Husi unsurlarının ordu mevzilerine doğru gerçekleştirdiği sızma girişimini püskürttü. Askeri birliklerin sızmaya çalışan unsurların hareketliliğini tespit etmesinin ardından Husiler geri çekilmek zorunda kaldı.

Gelişmeler, Husilerin ülkenin batı kıyısı ve Marib’te saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Örgüt daha önce askeri mevziler, sivil tesisler ve yerleşim bölgelerine yönelik füze ve İHA saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Yemen hükümeti, bu sürecin çatışmaların yeniden genişlemesi riskini beraberinde getirdiği uyarısında bulunmuştu.

Tırmanışın sonuçlarından biri olarak dün Hudeyde’nin güneyindeki Hays kırsalında bir Husi İHA’sının bir ailenin evinin içinde patlaması sonucu iki kız çocuğu yaralandı. Yerel kaynaklar, 5 yaşındaki Rüya ile 10 yaşındaki Diyala’nın şarapnel parçalarıyla yaralandığını ve durumlarının ağır olması nedeniyle Huhayha’dan el-Muha kentine sevk edilerek tedavi altına alındıklarını bildirdi.

Yerleşim bölgeleri ve sivil tesislerin yeniden hedef alınması, özellikle son haftalarda el-Muha kenti, limanı ve çevresindeki bölgelere yönelik Husi saldırılarının tekrarladığı batı kıyısında, tırmanışın siviller üzerindeki etkilerinin genişleyeceğine ilişkin endişeleri yeniden gündeme taşıdı.

Yemen hükümeti, Husi saldırılarının sürmesinin yalnızca ülke içindeki gerilimi tırmandırmakla kalmadığını, uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğine yönelik riskleri de artırdığını belirtiyor. Hükümet, özellikle örgütün faaliyetlerini ticari gemilere ve Babu’l Mendeb çevresindeki deniz yollarına genişletmesinin bu tehdidi daha da büyüttüğüne dikkat çekiyor.


Haşdi Şabi, füze ve İHA kaçakçılığı ağının sorumlusunun sorgulanmasını engelledi

Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'nin sosyal medyada dolaşımdaki bir fotoğrafı
Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'nin sosyal medyada dolaşımdaki bir fotoğrafı
TT

Haşdi Şabi, füze ve İHA kaçakçılığı ağının sorumlusunun sorgulanmasını engelledi

Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'nin sosyal medyada dolaşımdaki bir fotoğrafı
Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'nin sosyal medyada dolaşımdaki bir fotoğrafı

Iraklı yetkili kaynaklar, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) çatısı altındaki grupların ve siyasi güçlerin uyguladığı yoğun baskıların, komşu ülkelere karşı kullanılmak veya o ülkelere kaçırılmak üzere füzelerin İran'dan Irak'a taşınmasından sorumlu olduğundan şüphelenilen bir ağın yöneticisinin sorgulanmasını engellediğini açıkladı.

Kaynaklar, Irak İstihbarat Servisi'ne bağlı bir gücün pazartesi sabaha karşı adli bir karara dayanarak Zikar vilayetinde Abbas Hüseyin Ali el-Yakubi'yi tutukladığını açıkladı. Yakubi, Nuceba Hareketi’ne bağlı Haşdi Şabi 14. Tugayı'nın İstihbarat Müdürü görevini yürütüyor.

Yakubi’nin füzeleri ve insansız hava araçlarını (İHA) İran'dan Irak'a taşıyan bir ağı yönettiğine inanılıyor. Bu silahların bir kısmı geçtiğimiz dönemde komşu ülkelere karşı kullanılmıştı. Ayrıca Yakubi’nin ağı, bu tür silahları Suriye ve Lübnan'a kaçırma faaliyetleri de yürütüyor.

Kaynaklar, Başbakan Ali ez-Zeydi ve Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan'a yönelik yoğun baskıların yanı sıra tehditlerin ve eylem çağrılarının, tutuklunun Haşdi Şabi’ye teslim edilmesiyle sonuçlandığını ortaya koydu. Bu da onun sorgulanmasının engellendiği anlamına geliyor.


Rapor: Ebu ed-Zuhur saldırısı Trump ile Netanyahu arasındaki gerilimi artırdı

Kuzey Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü, dün İsrail tarafından hedef alınmasının ardından. (Reuters)
Kuzey Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü, dün İsrail tarafından hedef alınmasının ardından. (Reuters)
TT

Rapor: Ebu ed-Zuhur saldırısı Trump ile Netanyahu arasındaki gerilimi artırdı

Kuzey Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü, dün İsrail tarafından hedef alınmasının ardından. (Reuters)
Kuzey Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü, dün İsrail tarafından hedef alınmasının ardından. (Reuters)

ABD ve İsrailli yetkililer, İsrail’in İdlib’deki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne düzenlediği son saldırının, Şam’ın üsse Türk askerlerinin konuşlandırılmasını kabul etmesine yanıt olarak gerçekleştirildiğini ABD Başkanı Donald Trump yönetimine bildirdiğini söyledi. İsrail, bu konuşlandırmayı güvenliği açısından “tehdit” olarak görüyor. Ankara ise bu iddiaları reddetti.

Axios haber sitesine göre, alışılmadık nitelikteki saldırı, ABD’nin en yakın üç müttefiki olan İsrail, Suriye ve Türkiye arasındaki bölgesel gerilimi daha da artırdı. Trump yönetimi ise gerilimin daha fazla yükselmemesi için yoğun çaba harcıyor.

Trump, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik politikasını bir dış politika başarısı olarak görüyor. ABD Başkanı’nın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de yakın ilişkileri bulunuyor. İsrail ise ABD’nin yakın müttefiklerinden biri. Ancak Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkiler son aylarda ciddi gerilimlere sahne oldu.

İsrail’in bu saldırgan hamlesi Beyaz Saray ve üst düzey ABD’li yetkililer arasında rahatsızlık yarattı.

İsrail başlangıçta saldırının sorumluluğunu üstlenmedi. Resmî bir açıklama yapılmadan uzun saatler geçmesinin ardından Netanyahu’nun ofisi, Şam ve Washington’un gün içinde İsrail’i saldırıyla suçlamasının ardından, İsrail’in sorumluluğuna dolaylı biçimde işaret etti.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, “İsrail ve Suriye güvenlik konularında mevcut durumun korunması konusunda anlaşmıştı. Suriye, Halep yakınlarındaki bir hava üssüne Türk güçlerinin konuşlandırılmasını kabul ederek bu durumu ihlal etmenin eşiğine geldi” denildi.

Açıklamada, “İsrail, Suriye’yi böyle bir konuşlandırmanın İsrail’in güvenliğini tehdit edeceği konusunda defalarca uyardı. Suriye bu uyarıları görmezden gelmeyi seçti” ifadeleri kullanıldı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada, saldırıyı İsrail’in düzenlediğini doğruladı. Barrack, Trump yönetiminin “son derece kaygılı” olduğunu belirterek, saldırıyı “gereksiz bir gerilim ve bölgenin istikrarına katkı sağlamayan” bir adım olarak nitelendirdi.

Suriye ve Türkiye hükümetleri de saldırıyı kınadı

Bir Türk yetkili, “Hava üssünde herhangi bir Türk varlığı bulunmadığını” belirterek, İsrail’i “komşu ülkeleri bombalamak ve bölgenin istikrarını bozmak için bahaneler uydurmakla” suçladı.

Şarku’l Avsat’ın konu hakkında bilgi sahibi bir kaynaktan aldığı bilgiye göre, Suriye hükümeti İsrail’in üsse ilişkin endişelerinden bir süredir haberdardı. Şam’ın, pistin yakın zamanda yeniden inşa edilmesinin gerekçelerini açıklayan ve herhangi bir saldırgan niyet taşımadığını belirten mesajları İsrail tarafına ilettiği kaydedildi.

ABD’li ve İsrailli kaynaklar, Tel Aviv’in saldırı konusunda Beyaz Saray’ı önceden bilgilendirdiğini açıkladı. Kaynaklara göre saldırının temel amacı, Türkiye’yi hava üssüne gelişmiş silah sistemlerinden oluşan bir sevkiyat göndermekten caydırmak ve üssün Türkiye’nin askeri varlığını güçlendireceği bir merkeze dönüşmesini engellemekti.

Saldırıdan yaklaşık üç saat önce Trump, Erdoğan ile telefonda görüştü. Ancak görüşmede bu konunun ele alınıp alınmadığı netlik kazanmadı.

Saldırı, Washington ile Tel Aviv arasındaki yakın ittifaka rağmen, Netanyahu ile Trump arasındaki ilişkilerde ciddi gerilim yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Buna karşılık ABD’li yetkililer, Suriye hükümetinin İsrail’e karşı düşmanca adımlar atmadığını, aksine son aylarda sınırdaki gerilimi azaltmak amacıyla yeni bir güvenlik anlaşmasına ulaşmaya çalıştığını belirtiyor.

ABD’li bir yetkili, Şam’ın haftalar boyunca ABD ve İsrail ile bu tür olayları yönetmek ve gerilimi önlemek amacıyla Ürdün’de ortak bir koordinasyon merkezi kurulmasını öngören bir anlaşmanın hayata geçirilmesi için girişimlerde bulunduğunu söyledi. Ancak İsrail’in merkezin faaliyete geçirilmesini reddettiği ve buna karşılık Suriye’nin güneyindeki askeri operasyonlarını artırdığı belirtildi.

Bir başka ABD’li yetkili, “Bir noktada Suriye hükümeti tutumunu değiştirmeye başladı ve İsrail’in saldırganlığı karşısında kendisini savunması gerektiğine inandı” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump yönetiminin Suriye hükümetinden itidal göstermesini istediğini ve bu meselenin İsrail seçimlerinden sonra ele alınmasının daha kolay olacağını düşündüğünü belirtti.