Batı Şeria’daki durum, Hristiyanları göç etmek ile göçü düşünmek arasında seçim yapmaya zorluyor

 İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinin kuzeydoğusunda bulunan Hristiyan kasabası et-Taybe’deki Latin Manastırı’nda bir ayin sırasında dua eden Katolik rahibe (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinin kuzeydoğusunda bulunan Hristiyan kasabası et-Taybe’deki Latin Manastırı’nda bir ayin sırasında dua eden Katolik rahibe (AFP)
TT

Batı Şeria’daki durum, Hristiyanları göç etmek ile göçü düşünmek arasında seçim yapmaya zorluyor

 İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinin kuzeydoğusunda bulunan Hristiyan kasabası et-Taybe’deki Latin Manastırı’nda bir ayin sırasında dua eden Katolik rahibe (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinin kuzeydoğusunda bulunan Hristiyan kasabası et-Taybe’deki Latin Manastırı’nda bir ayin sırasında dua eden Katolik rahibe (AFP)

Filistinli Hristiyanlar iki bin yılı aşkın süredir bu topraklara olan bağlılıklarıyla gurur duyarken, Rahip Mitri Raheb, işgal altındaki Batı Şeria’da kötüleşen ekonomik koşullar, İsrail askeri önlemleri ve tırmanan yerleşimci şiddeti dâhil mevcut şartların, onları giderek daha fazla göçe zorladığını ve bu durumun varlıklarını tehdit ettiğini belirtti.

Beytüllahim’deki Dar al-Kalima Üniversitesi’nin kurucusu ve rektörü olan Raheb, AFP’ye yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde savaşın patlak vermesinden bu yana Batı Şeria’dan 200’den fazla Filistinli Hristiyan ailenin göç ettiğini bildirdi. Raheb, “Mevcut koşullar devam ederse, 2050 yılında bölgede hiçbir Filistinli Hristiyan kalmayacak” ifadesini kullandı.

Batı Şeria, Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlamasından bu yana şiddet olaylarının tırmanışına sahne oluyor. Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları neredeyse günlük hale gelirken, İsrail ordusu da operasyonlarını, askeri varlığını ve kontrol noktalarını artırdı.

Kilise liderleri, gençler arasında göçün hızla arttığını ve birçoğunun yakın gelecekte bölgeden ayrılmayı planladığını ifade ediyor.

Ramallah’ta bir reklam ve pazarlama girişimi kurup yöneten ve işini büyütme hayali kuran 31 yaşındaki İsa Kassis de bu kişilerden biri. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre kötüleşen ekonomi ve güvenlik koşulları nedeniyle ABD’ye göç etmeyi düşündüğünü belirten Kassis, “Yaklaşık bir yıl önce bu konuyu ciddi şekilde düşünmeye başladım” diyerek, mevcut durumun kendisinde hayal kırıklığı ve umutsuzluk yarattığını, iş hayatında attığı her bir ileri adıma karşılık üç adım geriye gittiğini dile getirdi.

31 yaşındaki Filistinli Hristiyan iş adamı İsa Kassis, işgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde AFP’ye verdiği röportaj sırasında (AFP)
31 yaşındaki Filistinli Hristiyan iş adamı İsa Kassis, işgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde AFP’ye verdiği röportaj sırasında (AFP)

Kassis, savaşın etkileri ve gelirindeki düşüşün kendisini ‘başka bir sığınak’ aramaya yönelttiğini vurgulayarak, işini olumsuz etkileyen ve günlük hayatı zorlaştıran ‘bir yerden başka bir yere ulaşım güçlüğü ve kontrol noktalarında 3-4 saati bulan bekleyişler’ gibi sıkıntıları sıraladı. Savaş öncesinde göç fikrine karşı çıkan annesinin yaklaşımına da değinen Kassis, “Artık bana ‘Kendi çıkarını bilirsin, hayatını yaşamak istiyorsun’ demeye başladı” ifadesini kullandı. Kassis, üzüntüsünü, “Ailelerin çocuklarına burada kalmaları yönünde baskı yapmak yerine onları göçe teşvik eder hale gelmesi son derece yaralayıcı” sözleriyle dile getirdi.

Dünyadaki politika bu şekilde

Göç etmek veya buna yönelik plan yapmak yalnızca Hristiyanlarla sınırlı kalmazken, Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan’a göre bazı faktörler onlara diğer gruplara kıyasla daha fazla kolaylık sağlıyor. Yurt dışında akrabalarının bulunması, iş bulmalarını ve sosyal açıdan uyum sağlamalarını kolaylaştırabiliyor.

 Ağabekyan, “Bir Hristiyan’ın yurt dışında gördüğü ve akrabalarının kendisine anlattığı fırsatlar var; üstelik Batılı ülkeler de onları daha hızlı kabul edebiliyor... Dünyadaki politika bu şekilde. Bu nedenle bir Hristiyan’ın ayrılmasına yardımcı olan faktörler, toplumun geri kalanına kıyasla daha fazla” ifadelerini kullandı.

Batı Şeria, 18. yüzyıldan bu yana Hristiyanların ardı arkası kesilmeyen göç dalgalarına sahne oldu. Günümüzde Amerika kıtasında büyük Filistinli Hristiyan toplulukları bulunuyor; sadece Şili’de 40 binden fazla kişi yaşıyor.

İsrail’in söz konusu toprakları işgal ettiği 1967 yılında toplam nüfusun yüzde 6’sını oluşturan Batı Şeria’daki Hristiyanların sayısı, günümüzde 40 bin ila 45 bin arasında seyrediyor ve toplam nüfusun yüzde 1’inden biraz fazlasına tekabül ediyor.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinin kuzeydoğusunda bulunan Hristiyan kasabası et-Taybe (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinin kuzeydoğusunda bulunan Hristiyan kasabası et-Taybe (AFP)

Doğu Kudüs hariç tutulduğunda Batı Şeria’da yaklaşık 3 milyon Filistinli ile uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşim yerlerinde ikamet eden 500 binden fazla İsrailli yaşıyor.

Ağabekyan, Doğu Kudüs de dâhil olmak üzere Batı Şeria’daki Hristiyan nüfusun azalmasının ‘Hristiyan dünyası için çok büyük bir tehlike olduğu’ uyarısında bulundu.

Durum daha da kötüleşti

Filistinli Hristiyanlar, bu topraklardaki tarihi varlıklarına atıfta bulunmak amacıyla kendilerini ‘yaşayan taşlar’ olarak adlandırıyor. Nüfus; en kutsal dini mekanlarının yer aldığı Doğu Kudüs ve Beytüllahim’in yanı sıra Ramallah ile çeşitli köy ve kasabalarda yoğunlaşıyor.

Ramallah’ın doğusunda yer alan, Hz. İsa’nın Kudüs’ten gelerek sığındığına inanılan ve Batı Şeria’da nüfusunun tamamı Hristiyanlardan oluşan son kasaba konumundaki et-Taybe’de, kilise kayıtlarına göre Ekim 2023’ten bu yana 15’ten fazla aile göç etti.

Kasabadaki Latin Kilisesi Başrahibi Beşar Favadile’nin aktardığına göre, söz konusu tarihten itibaren yerleşimcilerin hedefi haline gelen kasabada arazi ve mülklerin yanı sıra kutsal mekanlar da saldırıya uğradı. Bu saldırılar kapsamında, 5. yüzyıldan kalma tarihi Aziz George Kilisesi’nin çevresi de ateşe verildi.

Kudüs’teki Latin Patrikhanesi’ne bağlı Filistinli Katolik rahip Beşar Favadile röportaj verirken (AFP) (AFP)
Kudüs’teki Latin Patrikhanesi’ne bağlı Filistinli Katolik rahip Beşar Favadile röportaj verirken (AFP) (AFP)

 Favadile, yerleşimci saldırılarından kaynaklanan ‘güvenlik eksikliğinin yarattığı günlük acılar’ ile ekonomik koşulların kasaba sakinlerini ‘kendi gelecekleri ve çocuklarının geleceği hakkında düşünmeye, dolayısıyla göçü tercih etmeye’ yönelttiğini belirtti. Et-Taybe, Ramallah’a sadece 12 kilometre mesafede bulunmasına rağmen, İsrail askeri kontrol noktaları nedeniyle AFP ekibinin kasabaya ulaşması yaklaşık bir saat sürdü. Latin Kilisesi’nin son verilerine göre, 1980’lerde nüfusu yaklaşık 3 bin olan kasabada şu anda yaklaşık bin 200 kişi yaşıyor.

Filistin Politika ve Anket Araştırma Merkezi tarafından 2020 yılında yapılan bir kamuoyu araştırması, Batı Şeria’daki Hristiyanların yüzde 35’inin ekonomik nedenlerle, eğitim fırsatları arayışıyla ya da istikrar ve özgürlük için yurt dışına göç etmeyi düşündüğünü ortaya koymuştu.

Merkez Direktörü Halil Şikaki, Batı Şeria’da yaşayan Hristiyanlar arasındaki göç etme isteğinin Müslümanlara kıyasla iki kat daha yüksek olduğunu belirtti. Şikaki, anketin ayrıca, Hristiyanlar arasında ‘Filistin toplumundaki Selefi dini grupların varlığından ve Hamas gibi silahlı oluşumlardan duyulan açık endişeyle’ bağlantılı bir güvensizlik hissini de gösterdiğini ifade etti. Şikaki, anketin üzerinden geçen 6 yılın ardından mevcut verilerin ‘durumun çoğu açıdan daha da kötüleştiğine’ işaret ettiğini vurguladı.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.