Gazze ateşkesleri… Fırsatların kaçırılması ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesinin ardından daha kötü anlaşmaların kabulü

15 Mayıs 2026 gecesi Gazze şehrinin er-Rimal mahallesinde Hamas askeri komutanı İzzeddin el-Haddad’ın hedef alınması sırasında İsrail’in bombaladığı bir konutta yangın çıktı. (EPA)
15 Mayıs 2026 gecesi Gazze şehrinin er-Rimal mahallesinde Hamas askeri komutanı İzzeddin el-Haddad’ın hedef alınması sırasında İsrail’in bombaladığı bir konutta yangın çıktı. (EPA)
TT

Gazze ateşkesleri… Fırsatların kaçırılması ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesinin ardından daha kötü anlaşmaların kabulü

15 Mayıs 2026 gecesi Gazze şehrinin er-Rimal mahallesinde Hamas askeri komutanı İzzeddin el-Haddad’ın hedef alınması sırasında İsrail’in bombaladığı bir konutta yangın çıktı. (EPA)
15 Mayıs 2026 gecesi Gazze şehrinin er-Rimal mahallesinde Hamas askeri komutanı İzzeddin el-Haddad’ın hedef alınması sırasında İsrail’in bombaladığı bir konutta yangın çıktı. (EPA)

Mısır’ın el-Alameyn kentinde birkaç gün önce, Hamas heyetinin davetiyle Filistinli grupların katıldığı bir toplantı düzenlendi. Toplantıda, ateşkesin ikinci aşamasına ilişkin arabulucular ve Gazze Barış Kurulu ile varılan anlaşma hakkında gruplara bilgi verildi. Toplantıda, gruplardan birinin üst düzey bir ismi, söz konusu anlaşmanın iki ay içinde hatta daha önce hayata geçirilebileceğini ve böylece can ve mal kayıplarının daha da azaltılabileceğini söylemekten çekinmedi.

“Doğrudan böyle bir açıklama yapan kişi, son yıllarda Hamas’a yakınlaşan gruplardan birinin genel sekreter yardımcısıydı” diyen iki kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, benzer ifadelerin son aylarda düzenlenen önceki toplantı ve görüşmelerde de dile getirildiğini belirtti. Bu sözlerin, yıllarca Hamas ile karşı karşıya gelen, ancak daha sonra Gazze Şeridi’ndeki sorunların çözümünde temel aktörlerden biri haline gelen başka grup yöneticileri tarafından da dile getirildiği kaydedildi.

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda, binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (Arşiv – Reuters)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda, binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (Arşiv – Reuters)

Yol haritası

Geçtiğimiz nisan ayının ortalarından sonra Hamas’ın müzakere heyetine, Kahire’deki bir toplantıda, ikinci aşamaya ilişkin yol haritası sunuldu.

Ardından bir dizi görüşme ve toplantı gerçekleştirildi. Hamas’ın yaptığı değişiklikler ile İsrail’in bunları reddetmesi arasında süren karşılıklı müzakerelerde, Gazze Barış Kurulu ve ABD yönetiminin tutumları da sürece dahil oldu. Aylar süren zorlu müzakerelerin ardından, söz konusu yol haritasının sunulmasından 31 Temmuz’a kadar geçen sürede Gazze Şeridi çok sayıda can kaybına sahne oldu. 31 Temmuz’da Hamas, Gazze Barış Kurulu ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ikinci aşamaya ilişkin anlaşmaya varıldığı duyuruldu. Ancak Gazze’deki can kayıpları, 2 Ağustos’a kadar devam etti. O gün art arda düzenlenen saldırılarda 19’dan fazla Filistinli hayatını kaybetti.

Daha sonra Barış Kurulu, ABD’nin baskısıyla İsrail’i Gazze Şeridi’ndeki saldırılarını geçici olarak durdurmaya zorlamayı başardı.

Hamas’ın askeri kanadı İzzeedin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Gazze, 25 Kasım 2025 (EPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeedin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Gazze, 25 Kasım 2025 (EPA)

Değişiklikler ve şartlar arasında, Gazze Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre mayıs ayında 119’dan fazla Filistinli hayatını kaybetti. Verilere göre kadınlar, çocuklar ve yaşlılar toplam can kayıplarının yüzde 30’unu oluşturdu. Bunların 19’u çocuk (yüzde 16), 10’u ise kadınlardan (yüzde 8,5) oluştu.

Geçtiğimiz temmuz ayında ise yılın başından bu yana en yüksek can kaybı kaydedildi. Bu dönemde 152 Filistinli öldürüldü. Hayatını kaybedenler arasında 21 çocuk, 14 kadın ve 4 yaşlı bulunuyordu.

Kahire’deki son toplantıya ve müzakerelere katılan Filistinli gruplardan birinin yetkilisi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, toplantı sırasında üst düzey yetkilinin yaptığı değerlendirmelerin tam olarak bu duruma işaret ettiğini söyledi. Kaynak, İsrail’in ‘direnişi’ silahlarını teslim etmeye zorlamak amacıyla geniş çaplı suikast ve öldürme operasyonları yürüttüğünü belirterek, arabulucular ve Barış Kurulu ile son görüşmelerde üzerinde mutabakata varılan hususların, daha önce sunulan önerinin aynısı olduğunu ve herhangi bir değişiklik içermediğini ifade etti.

Kaynak, tek farklılığın Hamas’a, Filistinli gruplara ve arabuluculara iletilen ABD güvencesi olduğunu belirtti. Buna göre İsrail’in operasyonlarını durdurması, ateşkesin ilk aşamasında kalan maddeleri uygulaması, ikinci aşamaya geçilmesi ve silahların üzerinde mutabakata varılacak bir mekanizma çerçevesinde sınırlandırılması öngörülüyor.

ABD’nin baskısına rağmen İsrail ise nihai onay konusunda hâlâ oyalama politikası izliyor. İsrail’in bu tutumu daha önce de birçok kez sergilediğine dikkat çekiliyor. Bu durum, arabulucuların yanı sıra mevcut ve önceki ABD yönetimlerinin yaklaşık üç yıldır savaş boyunca hayata geçirmeye çalıştığı her ateşkes girişiminin karşılaştığı çok sayıda engeli gözler önüne seriyor. Savaşın sona erdiğinin ilan edilmesine rağmen çatışmalar farklı biçimlerde sürüyor. Bunlar arasında suikastlar, öldürme operasyonları, evlerin yıkılması ve insani yardım miktarlarının manipüle edilmesi gibi uygulamalar yer alıyor.

Suçlama ve kınama

Kaynaklar, birçok fırsatın değerlendirilemediği ve son dönemde varılan anlaşmanın Filistinli gruplara sunulan seçenekler arasında belki de en kötüsü olduğu konusunda hemfikir. Kaynaklara göre artık geriye bu anlaşmayı kabul etmekten başka seçenek kalmadı.

Gazze’deki enkazlardan çıkarılan aynı aşirete mensup 112 kişinin cenaze töreninden (Arşiv – AFP)
Gazze’deki enkazlardan çıkarılan aynı aşirete mensup 112 kişinin cenaze töreninden (Arşiv – AFP)

Filistinli gruplardan birinin kaynağı, “İsrail’in Refah’ı işgal etmesinden önce, şu anda verilen tavizlerin sunulmasıyla bir anlaşmaya varılması mümkündü. Ancak bugün sunulan şartlar öncekinden çok daha kötü. Bununla birlikte işgal hükümetinin de anlaşmanın önüne engeller çıkardığını unutmamak gerekir” dedi.

Kaynak, Hamas’ı anlaşmayı engellemekle suçlamadığını, ancak hareketin daha iyi bir sonuç elde etmesinin mümkün olduğunu belirtti.

Hamas’tan üst düzey bir yetkili ise buna karşılık, “Halkımızın çıkarları doğrultusunda mümkün olan en iyi sonucu elde etmeye çalışıyorduk. Ancak dünyanın İsrail’le iş birliği yapması ve soykırım savaşını görmezden gelmesi, şu anda önümüzde bulunan şartları kabul etmemize yol açtı. Bu şartlar bizim açımızdan ağır olsa da bunları kabullenmiş değiliz. Fakat önümüzde kabul etmekten başka seçenek bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

Kaynak, hareketin Gazze’deki liderleriyle ve Kassam Tugayları yöneticileriyle iletişimin zaman zaman tamamen kesildiğini, bazı dönemlerde ise iletişimin son derece zor olduğunu belirtti. Bunun, arabulucular tarafından sunulan önerilere yanıt verilmesini geciktirdiğini ve İsrail’in de bu durumu herhangi bir anlaşmayı başarısızlığa uğratmak için kullandığını söyledi. Kaynak ayrıca, sunulan bazı önerilerin Filistin halkının çıkarlarına hizmet etmediğini, aksine halk ve Filistinli gruplar üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladığını belirterek, ortaya konulan tüm girişimlerin başarısızlığa uğramasından öncelikle İsrail’in sorumlu olduğunu vurguladı.

Gazze şehrinde arabasına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Derviş’in Deyr el-Balah’taki cenaze töreni öncesinde gözyaşı döken Filistinliler (Arşiv – AP)
Gazze şehrinde arabasına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Derviş’in Deyr el-Balah’taki cenaze töreni öncesinde gözyaşı döken Filistinliler (Arşiv – AP)

Hamas’ın müzakere heyetinde yer alan Gazi Hamad, son günlerde yaptığı açıklamada müzakerelerin zorlu ve çetin geçtiğini kabul etti. Anlaşmadan memnun olmadığını belirten Hamad, hareketinin Filistinliler için daha uygun koşullar oluşturacak daha iyi bir sonuç elde etmeyi umduğunu söyledi.

Önceki ateşkesler

Savaşın başlamasından bu yana Hamas ve İsrail’e, ateşkes anlaşmasına varılması amacıyla çok sayıda girişim ve öneri sunuldu. Bu çabalar kapsamında Kasım 2023’te Katar’ın arabuluculuğunda geçici bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma, esir takasını, Gazze Şeridi’ne yardım ve yakıt taşıyan kamyonların girişine izin verilmesini kapsıyordu. Ateşkes yaklaşık yedi gün yürürlükte kaldıktan sonra savaş yeniden başladı.

Ocak 2024’te ise Mısır, Katar ve ABD tarafından Paris’te düzenlenen bir toplantıda, esir takası karşılığında dört aylık ateşkes öngören bir teklif sunuldu. Ancak İsrail hükümeti bu öneriye derhal karşı çıktı.

Bunu izleyen aylarda Kahire ve Doha’da bir dizi müzakere turu gerçekleştirildi, ancak görüşmelerden sonuç alınamadı. Hamas, Mart ve Nisan 2024’te arabuluculara çeşitli taslak öneriler sundu ve bunları kabul ettiğini bildirdi. İsrail ise söz konusu önerileri reddetti ve mayıs ayının başında Gazze Şeridi’nin Mısır sınırındaki güney ucunda yer alan Refah kentine operasyon düzenledi.

İsrail, 27 Mayıs’ta ise sürdürülebilir bir sükûnet ve esir takasını öngören yeni bir teklif sundu. Öneride, yerlerinden edilen Filistinlilerin aramadan geçirildikten sonra Gazze’nin kuzeyine dönmesine izin verilmesi ve İsrail güçlerinin Philadelphia Koridoru’nda kalması öngörülüyordu. Hamas bu öneriyi reddetti.

Aynı ayın sonunda dönemin ABD Başkanı Joe Biden, üç aşamada uygulanması öngörülen bir teklif sundu. Plan; Gazze Şeridi’nden çekilmeyi, esir takasını, yeniden imar sürecini ve yerinden edilenlerin geri dönüşünü kapsıyordu. Hamas, teklife bazı değişiklikler yapılması şartıyla olumlu yaklaştı. Ancak Biden yönetimi daha sonra bu değişiklikleri reddetti. Binyamin Netanyahu hükümeti de öneriyi kabul etmedi ve Gazze Şeridi’nin Mısır sınırındaki en güney noktası olan Refah’taki operasyonlarını sürdürmekte ısrar etti.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir araç (Arşiv – Reuters)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir araç (Arşiv – Reuters)

Aynı yılın haziran ayında Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Biden’ın Gazze’ye ilişkin önerisini destekleyen 2735 sayılı kararı kabul etti ve planın üç aşamada uygulanması çağrısında bulundu. Hamas, o dönemde kararı ‘ilkesel olarak’ kabul ettiğini açıkladı. Netanyahu hükümeti ise kararın maddelerine seçici biçimde yaklaştı ve kararın tamamını uygulamayı reddetti.

Arabulucular ve ABD yönetimi, tarafların tutumlarını birbirine yaklaştırmak için çabalarını sürdürdü. Ancak Hamas ve İsrail’in kendi şartlarında ısrar etmesi, müzakerelerin ivme kaybetmesine yol açtı. Bunun üzerine bazı arabulucu ülkeler, daha sonra yeniden başlatmak üzere arabuluculuk faaliyetlerini askıya aldıklarını açıkladı.

Donald Trump yönetiminin ocak ayında Beyaz Saray’a gelmesiyle müzakerelerde ilerleme sağlandı. Ateşkesin uygulanması, İsrail güçlerinin kademeli olarak çekilmesi, esir takasının güvence altına alınması ve Gazze Şeridi’nin yeniden imarı konusunda, tüm aşamaların uygulanmasına ilişkin açık bir yol haritasını içeren bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma 19 Ocak’ta yürürlüğe girdi. Esir takası başladı, yerinden edilen Filistinliler Gazze’nin güneyinden kuzeyine dönmeye başladı ve İsrail güçleri üzerinde mutabık kalınan bazı bölgelerden kademeli olarak çekildi.

Ancak İsrail, geçtiğimiz 18 Mart’ta Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı yeniden başlattı ve tek gecede 120’den fazla Filistinliyi öldürdü. Bu saldırı, İsrail’in sınır kapılarını kapatmasından ve Netanyahu hükümetinin savaşın tamamen sona erdirilmesine yönelik bir sonraki aşamaya geçmekten geri adım atmasının ardından, Netzarim Koridoru’nun doğu bölümünü ani bir şekilde yeniden işgal etmesinden günler sonra gerçekleşti. Hamas ise esir takası aşamasının uzatılmasını reddetmişti.

Mısır, Katar ve Türkiye’nin yürüttüğü arabuluculuk çabaları ve ABD’nin desteği sonucunda, 2025 yılının eylül ayının sonu ile ekim ayının başında yeni bir anlaşmaya varıldı. Bu anlaşma, Trump’ın 20 maddelik planı çerçevesinde hazırlandı ve savaşın tamamen sona erdirilmesini öngören aşamaların uygulanmasını kapsıyordu. Bu kapsamda esir takası gerçekleştirildi, üzerinde mutabık kalınan planlar doğrultusunda İsrail güçlerinin kademeli olarak çekilmesine başlandı, sınır kapıları açıldı ve Gazze’ye insani yardım girişine izin verildi. Ancak İsrail bu süreçte çeşitli gerekçelerle çok sayıda ihlalde bulundu ve suikastlar gerçekleştirdi.

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında oturan bir Filistinli çocuk (Arşiv – AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında oturan bir Filistinli çocuk (Arşiv – AFP)

Bundan aylar sonra arabulucular, ikinci aşamaya geçilmesi ve birinci aşamadan geriye kalan maddelerin uygulanmasının güvence altına alınması amacıyla tarafların tutumlarını birbirine yaklaştırmak için yeniden devreye girdi. Bu çabalar, Trump’ın planında oluşturulması öngörülen ve Gazze’deki anlaşmayı destekleyecek Barış Kurulu’nun da desteğiyle yürütüldü. Amaç, Filistinli grupların silahlarını bırakmasını güvence altına alacak ve Gazze’de yeni bir dönemin başlamasını sağlayacak bir süreci hayata geçirmekti. Son dönemde varılan anlaşmayla da silahların sınırlandırılması konusunda mutabakata varıldı.

Başarısız olanların yanı sıra başarıya ulaşan ateşkesler boyunca binlerce Filistinli hayatını kaybetti. 7 Ekim 2023’ten bugüne kadar ölen Filistinlilerin sayısı 73 bin 384’ü, yaralananların sayısı ise 174 bini aştı. Gazze Şeridi’nin geniş kesimleri de büyük bir yıkıma uğradı.



Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
TT

Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)

Yemen’in Taiz vilayetinin batısı ile Hudeyde’nin güneyinde yaşayan binlerce sivil, düşünmeye dahi fırsat bulamadan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Husilerin ele geçirdikleri köy ve yerleşimlerde düzenlediği baskın ve gözaltı operasyonları, halk arasında misilleme ve yağma korkusunu artırırken, binlerce aile bölgeden kaçmaya başladı.

Bölge sakinleri, Batı Taiz ve Güney Hudeyde’deki köy ve yerleşimlerden binlerce ailenin kaçışına tanık olduklarını belirtti. Bazı aileler yaya olarak bölgeden ayrılırken, bazıları otomobil ve motosikletlerle yola çıktı. Kimileri ise kurtarabildikleri hayvanlarını ve kişisel eşyalarını yanlarına aldı.

Bölge sakinleri Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birçok aile için göçün planlanmış bir karar olmadığını, korku nedeniyle evlerin, toprakların ve geçim kaynaklarının geride bırakıldığı acil bir kaçış olduğunu söyledi.

 İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)
İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)

Bölgeden ayrılamayanlar ise baskın ve gözaltı operasyonlarının sürmesi nedeniyle korku ve endişe içinde mahsur kaldı. Ayrıca bölge sakinlerinin mallarının yağmalandığı ve çalındığı yönünde ifadeler de bulunuyor.

Aileler rehin tutuldu

Yerel halkın tanıklıklarına göre el-Vaziye, Hays, el-Huha, ez-Zehari, el-Hayme, Yıhtel ve Muha ile el-Hayme ve Muha arasındaki sahil boyunca uzanan bölgelerde, Husilerin bölgeye girmesinin ardından ciddi bir huzursuzluk ve göç hareketi yaşanıyor.

Tanıklara göre Husiler, çok sayıda bölge sakinine yönelik baskın ve gözaltı operasyonları düzenledi. Bunun yanı sıra bazı kişilerin mallarının yağmalandığı ve eşyalarının çalındığı bildirildi. Diğer bazı ifadelerde ise ailelerin rehin tutulduğu ve militan olan yakınlarını geri dönerek teslim olmaya ve silahlarını bırakmaya zorlamak amacıyla ailelere baskı yapıldığı aktarıldı.

Kaynaklara göre Husiler, Taiz vilayetinin Muha ilçesi ile Hudeyde vilayetindeki el-Huha kentinde yaşayan bazı kişilere misilleme eylemleri düzenliyor. Bu kişilerin uluslararası alanda tanınan hükümeti destekledikleri veya bazı Husilerin geçmişte yaşanan hesaplaşmalar nedeniyle hedef aldıkları kişilere yönelik ihbarlarda bulunduğu öne sürülüyor.

Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)
Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)

Kaynaklar, bölgedeki Husilerin güvenlik ve istihbarat sorumlularından Abdullah el-Fadli ile Ala el-Umeysi’nin bu operasyonların bir bölümünü yönettiğini belirtiyor.

Bilinmeze doğru kaçış

El-Vaziye ilçesinde yaşayanlar, Husilerin bölgeye girmesiyle birlikte binlerce kişinin örgütün baskı ve gözaltılarından kaçmak için evlerini terk ettiğini söyledi. Zor insani koşullar altında gerçekleşen göçün, ilçenin yanı sıra diğer bölgelerde de devam ettiği bildirildi.

Bölge sakinlerinden Abdülcebbar Ali Hadi, olayların ani bir şekilde geliştiğini ve halkın yaşananları anlamaya dahi zaman bulamadığını anlattı.

Hadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kimse ne olduğunu anlayamadı. Bir anda ilçede kıyamet koptu ve herkes göç etmek istiyordu” ifadelerini kullandı.

Abdülcebbar, korku ile kaosun iç içe geçtiği bir tabloyu anlattı. Bazı aileler çocuklarını kurtarmaya çalışırken, bazıları hayvanlarını yanlarına almaya çalıştı. Kadınlar ağlıyor, herkes bölgeden çıkabilmek için bir yol arıyordu. Araç bulamayanlar ise yalnızca üzerlerindeki kıyafetlerle yaya olarak yola çıkmak zorunda kaldı.

Ailesini geride bırakmak zorunda kaldı

Abdülcebbar da güvenli bir yer bulmak amacıyla bölgeden ayrılanlar arasındaydı. Ancak başlangıçta ailesini yanında götüremedi. Annesinin koyunlarını geride bırakmayı reddetmesi üzerine, kendisi yalnızca üzerindeki kıyafetlerle güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Annesi, koyunlarıyla birlikte yürümek zorunda kaldı ve akşam olduğunda Es-Sabriye bölgesine ulaştı. Geceyi burada geçirdi. Saat 22.00’de Abdülcebbar onu bulmak için motosikletle yola çıktı. Annesini bulduktan sonra geri döndü ve aile ertesi sabah yolculuğuna devam etti.

Abdülcebbar, yaşanan anların büyük bir üzüntü taşıdığını belirterek, geride “acıları, anıları, hayatı, toprağını sevdiğimiz vatanı, evleri, eşyaları, sevgiyi ve bağlılığı” bıraktıklarını söyledi.

Yol boyunca aralıksız ilerleyen göç araçları, motosikletler ve yaya olarak yürüyen yüzlerce kişi gördüğünü anlatan Abdülcebbar, koyun, inek, deve ve eşeklerin de insanlarla birlikte yollarda ilerlediğini belirtti. Ortaya çıkan manzara, kaçışın beraberinde getirdiği kaosun ve insani dramın boyutunu gözler önüne serdi.

Kayıp çocuklar ve barınaksız aileler

Abdülcebbar ailesiyle iletişim kurduğunda, el-Vaziye’de yakıt sıkıntısının baş gösterdiğini öğrendi. Bu durum, ailesinin yolculuğa devam edip edemeyeceği konusunda endişeye yol açtı. Bunun üzerine uzaktaki bir bölgeden motosiklet kiraladı ve ailesine bir bidon yakıt gönderdi.

Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)
Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)

Yakıtın ulaşmasının ardından aile, zorlu yollarda saatler süren yolculuğa devam ederek güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Göç sırasında yaşanan tehlikeler yalnızca malların kaybedilmesiyle sınırlı kalmadı. Abdülcebbar, beş yaşını geçmeyen bir kız çocuğunun yolculuk sırasında kaybolduğunu anlattı. Çocuğun kaybolduğu sosyal medya gruplarında duyurulduktan sonra ailesi saatler boyunca büyük bir endişeyle onu aradı. Çocuk ertesi gün ailesine kavuştu.

Küçük kızın yaşadıkları, ailelerin göç sırasında karşı karşıya kaldığı korkunun örneklerinden yalnızca biriydi. Bu süreçte aile bireylerini korumak ve onları güvenli bir yere ulaştırmak, diğer tüm önceliklerin önüne geçti.

Abdülcebbar, yaşadıkları göçü, birkaç saat içinde neleri kaybettiklerini gösteren sözlerle özetledi. Para, yiyecek, erzak veya yedek kıyafet olmadan yola çıktıklarını, yanlarında yalnızca “insanın azmi, dayanıklılığı, sabrı ve onuru” bulunduğunu söyledi.

Her şeye sabretmeye, hatta gerekirse ağaçların altında yaşamaya hazır olduklarını belirten Abdülcebbar, kendisini en fazla üzen şeyin yaşlı insanların gözyaşlarını ve “erkeklerin çaresizliğini” görmek olduğunu ifade etti.

Acil insani yardım ihtiyacı

Göçün sürmesiyle birlikte bölgelerini terk eden ailelerin güvenlik, barınma, gıda, su ve yakıtın yanı sıra korunmaya ve kaçış sırasında birbirinden ayrılan aile bireylerinin yeniden bir araya getirilmesine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlıların durumu endişe yaratıyor.

Bu insani dramın arka planında ise daha ağır bir gerçek bulunuyor: Çok sayıda sivil daha iyi bir yaşam arayışıyla değil, bulundukları yerde kalmanın artık kendileri açısından güvenli olmaması nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Aden, Ebyen ve Lahic’ten ortak açıklama

Öte yandan Yemen’in geçici başkenti Aden ile Ebyen ve Lahic vilayetlerindeki yerel yönetimler ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, silahlı kuvvetlerin yaşanan şaşkınlık ve karmaşa dönemini geride bıraktığı, yeniden denge sağladığı ve her türlü tehditle mücadele etmeye tamamen hazır hale geldiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Husilere karşı mücadelede halk desteğinin ve toplumsal hareketliliğin arttığı, bunun da “bölgedeki İran projesinin hedeflerini boşa çıkarmaya” katkı sağladığı ifade edildi.

Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)
Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)

Yerel yönetimler, güvenlik ve kamu hizmetlerine ilişkin gelişmeleri takip etmeyi, devlet kurumlarının görevlerini sürdürmesini, terör tehditleriyle mücadeleyi, vatandaşların ve mallarının korunmasını ve güvenlik ile istikrarın sağlanmasını ilgili hükümet, güvenlik ve askeri makamlarla koordinasyon içinde sürdüreceğini bildirdi.

Yetkililer halka sakin ve dikkatli olmaları, söylentilere itibar etmemeleri, bilgileri resmi kaynaklardan takip etmeleri ve şüpheli hareket veya faaliyetleri ilgili birimlere bildirmeleri çağrısında bulundu.

Yerel yönetimler, vatandaşların güvenliği ve istikrarının en büyük öncelik olduğunu vurgulayarak, Aden’in yanı sıra Ebyen ve Lahic vilayetlerinde güvenliğin korunması ve devlet kurumlarının görevlerini sürdürebilmesi için çalışmalarına devam edeceğini bildirdi.


Ben-Gvir, tutuklulara kötü muameleyi gösteren görüntüleri yayımladı

Itamar Ben-Gvir (Reuters)
Itamar Ben-Gvir (Reuters)
TT

Ben-Gvir, tutuklulara kötü muameleyi gösteren görüntüleri yayımladı

Itamar Ben-Gvir (Reuters)
Itamar Ben-Gvir (Reuters)

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün TikTok platformunda, Filistinli tutuklulara İsrail hapishanelerinden birinde kötü muamele edildiğini gösteren bir video yayımladı.

Görüntülerde, tutukluların ellerini başlarının üzerinde kaldırdığı ve silahlarını kendilerine doğrultan gardiyanların önünde yüzüstü yere yatırıldığı görülüyor. Ancak videonun ne zaman çekildiği ve hangi hapishaneye ait olduğu belirtilmiyor.

Ben-Gvir daha önce de Filistinli tutukluların içinde bulunduğu koşulları gösteren görüntüler yayımlamıştı. Bakanın son paylaşımı, Hayfa yakınlarındaki Damon Hapishanesi'nde kadın tutukluların hücrelerine düzenlediği baskın sırasında çekilen görüntülerdi. Ben-Gvir, baskının ardından tutukluların gözaltı koşullarının ağırlaştırılmasıyla övünürken, Filistinli Esirler Kulübü baskını kadın tutukluların insanlık onuruna yönelik bir saldırı olarak nitelendirmişti.

Şarku’l Avsat’ın Filistinli ve İsrailli insan hakları kuruluşlarının raporlarından aktardığına göre, İsrail hapishanelerinde yaklaşık 9 bin 500 Filistinli tutuklu bulunuyor. Bunların arasında 94 kadın ve 350’den fazla çocuk bulunuyor. Tutukluların aç bırakma, işkence ve tıbbi ihmal uygulamalarına maruz kaldığı ifade ediliyor.


Yemen güçleri Husilerin cephelerdeki yığınaklarını vurdu

Yemen ordusuna bağlı askerler, Cevf vilayetindeki cephe hatlarında. (Reuters)
Yemen ordusuna bağlı askerler, Cevf vilayetindeki cephe hatlarında. (Reuters)
TT

Yemen güçleri Husilerin cephelerdeki yığınaklarını vurdu

Yemen ordusuna bağlı askerler, Cevf vilayetindeki cephe hatlarında. (Reuters)
Yemen ordusuna bağlı askerler, Cevf vilayetindeki cephe hatlarında. (Reuters)

Yemen hükümet güçleri, bugün Husilere karşı çeşitli cephelerde askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. Marib, Cevf ve Taiz’de Husilerin mevzileri ve askeri yığınakları hava saldırıları, topçu ateşi ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) hedef alındı.

Operasyonlar, Husilerin Batı Sahili’ndeki ilerleyişini genişleterek Muha kentini ve Babülmendep Boğazı’na hâkim bölgeleri ele geçirmesinin ardından geldi.

Askeri gerilim, Husilerin Sana’dan Marib yönüne takviye birlikler göndermesiyle eş zamanlı olarak arttı. Hükümet güçleri ise Cevf vilayetindeki El-Lebenat Kampı’nda kuşatma altında bulunan Husi gruplarına yönelik baskısını sürdürdü. Savaş uçakları da Husilerin Batı Sahili’ndeki geniş alanlara yayılmasının ardından Muha ve Zubab’daki mevzi ve hareketlerini hedef aldı.

Muha ve Zubab’a yoğun hava saldırıları

Sahadaki kaynaklar, savaş uçaklarının son saatlerde Muha kentinde Husilere ait sabit ve hareketli hedeflere yoğun hava saldırıları düzenlediğini bildirdi. Saldırıların liman, havaalanı ve Cebel el-Nar bölgelerinde yoğunlaştığı belirtildi.

Batı Sahili, Taiz ve Marib’deki Husi yığınakları geniş çaplı hava saldırılarının hedefi oldu. (Askeri medya)
Batı Sahili, Taiz ve Marib’deki Husi yığınakları geniş çaplı hava saldırılarının hedefi oldu. (Askeri medya)

Saldırıların, Husilerin kent ve stratejik limanının kontrolünü ele geçirmesinin ardından örgütün askeri ve lojistik kapasitesini hedef almaya yönelik olduğu kaydedildi.

Hava saldırıları, Babülmendeb Boğazı’na doğrudan kıyısı bulunan Zubab ilçesine de uzandı. Burada Husilerin mevzileri ve hareketleri, örgüt unsurlarının ilçenin çeşitli bölgelerine yayılmasından saatler sonra hedef alındı.

Hükümet güçlerinin sözcüsü Macid en-Nuzeyli, daha önce duyurulan “öldürme kutusu” olarak nitelendirdiği operasyonun başlatıldığını açıkladı. Nuzeyli, bölgede askeri operasyonlar devam ettiği sürece sivillere Taiz-Muha ve Muha-Zubab yollarını kullanmamaları çağrısında bulundu.

Hükümet güçleri, Muha Limanı çevresinde Husilere ait araç ve silahların imha edildiğini, örgüt mensuplarının da öldürüldüğünü açıkladı. Silahlı Kuvvetler Sözcüsü Albay Macid en-Nuzeyli, kentin yakınlarında Husilere ait büyük grupların hedef alındığını belirtti.

Nuzeyli ayrıca Muha-Zubab yolu üzerindeki El-Mehcer bölgesinde, Muha kentine yaklaşık 11 kilometre mesafede Husi araç ve militanlarından oluşan grupların hedef alındığını söyledi. Kentin kuzey çevre yolundaki Husi gruplarının da vurulduğunu belirtti.

Sana’da savaş seferberliği kapsamında düzenlenen bir etkinlik sırasında Husi unsurları. (AP)
Sana’da savaş seferberliği kapsamında düzenlenen bir etkinlik sırasında Husi unsurları. (AP)

Bu saldırılar, hükümet güçlerinin Muha’nın güneyindeki konuşlanmasını yeniden düzenlemeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşti. Çatışmaların, Husilerin Muha ve limanını ele geçirmesinin ardından Babülmendeb’in doğusuna ve Lahic vilayeti sınırına taşındığı, ardından Husilerin kıyı bölgelerine ve Kızıldeniz’in güneyindeki bazı adalara doğru ilerlediği belirtildi.

Marib ve Cevf’te çatışmalar

Başkent Sana’nın doğusunda bulunan Marib vilayetinin güney, kuzey ve batı cephelerinde hava saldırıları, topçu ateşi ve SİHA’larla Husi mevzi ve yığınaklarına yönelik operasyonlar düzenlendi.

Sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a Husilerin son saatlerde Sana’dan Marib’e askeri takviye gönderdiğini bildirdi. Takviyelerin, personel taşıyan onlarca askeri araçtan oluştuğu belirtildi. Bu gelişme, çatışmaların kapsamı genişlerken Husilerin cephelere asker ve askeri araç sevk etmeyi sürdürdüğünü gösteriyor.

Hükümet güçleri ise savaş boyunca Husilere karşı mücadelenin başlıca askeri merkezlerinden biri olan Marib cephelerindeki savunma ve saldırı pozisyonlarını koruyor. Husilerin son gerilimi kullanarak birden fazla cephe açmaya ve Batı Sahili ile Cevf’te üzerlerindeki askeri baskıyı dağıtmaya çalıştığı ifade ediliyor.

Husiler, Sana’dan Marib ve Cevf cephelerine askeri takviye gönderdi. (AP)
Husiler, Sana’dan Marib ve Cevf cephelerine askeri takviye gönderdi. (AP)

Cevf vilayetinde de topçu birlikleri ve SİHA’lar, El-Hazm kentinin doğusundaki Husi takviyelerini ve mevzilerini hedef aldı.

Hükümet güçleri ayrıca altıncı gününde El-Lebenat Kampı’nda bulunan Husi unsurlarına yönelik farklı yönlerden kuşatmayı sürdürdü.

Kuşatmanın devam etmesi, hükümet güçlerinin son günlerde elde ettiği kazanımları kalıcı hale getirme çabasına işaret ediyor. Hükümet güçleri önce El-Lebenat çevresindeki geniş bölgelerin kontrolünü yeniden ele geçirmiş, ardından vilayetin diğer bölgelerine doğru ilerlemişti. Husilerin ise sahada peş peşe yaşadığı kayıpların ardından hatlarını yeniden düzenlemeye ve çatışmaların yoğunlaştığı cephelere takviye göndermeye çalıştığı belirtiliyor.

Taiz’de Husi yığınağı

Taiz’de Husi hareketliliği Batı Sahili ile sınırlı kalmadı. Sahadaki kaynaklar, örgütün Samia ilçesi ile Ed-Dimne ve Er-Rahide kentlerinde ve vilayetin kırsalındaki Cebel Habeşi’de yakın zamanda kontrolüne aldığı bölgelerde askeri yığınak yaptığını bildirdi.

Bu hareketlilik, hükümet güçlerinin Muha ve Zubab ilçelerindeki sahil şeridi boyunca silah depoları, gruplar, askeri mevziler ve Husi hareketlerini hedef alan hava saldırılarıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Bu saldırıların, hükümet güçlerinin geniş bir sahil şeridine yayılan Husilerin ikmal hatlarını ve savaş kapasitesini hedef almaya çalıştığını gösteriyor.

Yemen ordusundan komutanlar, Taiz’de Husilerle cephe hatlarını denetliyor. (Askeri medya)
Yemen ordusundan komutanlar, Taiz’de Husilerle cephe hatlarını denetliyor. (Askeri medya)

Lahic vilayeti sınırında ise Güney Devleri güçleri, El-Mudarabe ilçesi çevresinde Husilerle çatışmaya girdi. Güney Devleri güçlerinin hafif ve orta kalibreli silahlarla ateş kaynaklarına karşılık verdiği ve askeri kaynaklara göre bu ateşi susturarak Husilerin ilçe topraklarına doğru ilerlemesini engellediği belirtildi. Çatışmalarda Husi saflarında ve örgüte ait araçlarda kayıplar meydana geldiği kaydedildi.

İletişim üzerinden psikolojik savaş

Askeri gerilimin yanı sıra Yemen İçişleri Bakanlığı, hükümet kontrolündeki vilayetlerde yaşayan vatandaşları, özellikle Taiz ve Hudeyde’de, Husilerin yürüttüğü bir kampanya konusunda uyardı.

Bakanlık, Husilerin “af ve geri dönüş” başlığı altında Yemen Mobile ve YOU şebekeleri üzerinden kısa mesajlar gönderdiğini bildirdi.

Mesajların psikolojik savaş, dezenformasyon ve kişileri tuzağa düşürme amacı taşıyan bir kampanyanın parçası olduğu belirtilerek, vatandaşlara mesajlarda yer alan numaraları aramamaları, kişisel bilgi ve verilerini paylaşmamaları ve söz konusu mesajları yeniden yayımlayıp dolaşıma sokmamaları çağrısında bulunuldu.

Bakanlık, Husilerin 2014 yılında devlete karşı gerçekleştirdiği darbeden bu yana kontrol ettiği iletişim ağlarını halkın moralini etkilemek, insanların içinde bulunduğu koşullardan yararlanmak ve güvenlik amacıyla kullanılabilecek bilgiler elde etmek için kullandığını belirtti.

Bakanlık ayrıca bu çağrılara yanıt verilmesinin ciddi sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Daha önce benzer yöntemlerle tuzağa düşürülen bazı kişilerin Husi hapishanelerine gönderildiği ve burada işkence, kötü muamele ve zorla kaybedilme uygulamalarına maruz kaldığı ifade edildi.

Bu psikolojik operasyonlar, askeri operasyonların kapsamının genişlediği bir dönemde yürütülüyor. Husilerin sahadaki askeri yığınakla birlikte iletişim ve dezenformasyon araçlarını kullanmaya çalıştığı, hükümet güçlerinin ise örgütün ilerleyişini durdurmaya ve farklı cephelerdeki askeri kapasitesini hedef almaya çalıştığı belirtiliyor.