Şam ile Moskova arasında Tartus ve Hmeymim üslerinin geleceğine dair mutabakat zaptı

Şarku’l Avsat'a konuşan bir araştırmacı: Rusya, Suriye'deki askeri varlığını asgari seviyeye indirdi

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Şam ile Moskova arasında Tartus ve Hmeymim üslerinin geleceğine dair mutabakat zaptı

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve beraberindeki heyet, Suriye ile Rusya arasındaki mutabakat zaptı kapsamındaki tesis ve birimleri yerinde incelemek üzere Tartus Limanı'nda bir saha ziyareti gerçekleştirdi (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Şam ve Moskova'nın Tartus ve Hmeymim'deki Rus üslerinin geleceğini belirleyen bir mutabakat zaptına ulaştıkları bildirildi.

Suriye Arap Haber Ajansı’nın (SANA), Dışişleri Bakanlığı Medya ve İletişim Müdürlüğü'nden aktardığına göre "Dışişleri ve Diaspora Bakanlığı'nın yürüttüğü bir buçuk yıllık yoğun müzakere ve görüşmelerin ardından, Hmeymim ve Tartus'taki iki Rus üssünün geleceği nihai olarak karara bağlandı. Varılan mutabakat muhtırası, iki taraf arasındaki ilişkilerin gelecek dönemine ilişkin çerçeveyi çiziyor" ifadelerini kullandı.

SCDFVG
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye'deki Hmeymim Üssü'nü ziyareti sırasında, 12 Aralık 2017 (Getty)

Söz konusu mutabakat uyarınca, Rusya’nın Mart 2011’de başlayan halk ayaklanmasının ardından Beşşar Esed rejimi lehine Eylül 2015’te gerçekleştirdiği kapsamlı askeri müdahaleyle Suriye kıyılarında kurduğu askeri varlığının yeniden yapılandırılması süreci başlıyor.

Mutabakat metninde, başta Hmeymim Havaalanı ve Tartus Limanı'ndaki 4. ticari rıhtım olmak üzere sivil nitelikli tesislerin yönetiminin Suriye devleti tarafından üstlenilmesi ve bu tesislerin kademeli olarak sivil idari sisteme dahil edilmesi öngörülüyor.

RGTHYJ
Rusya ve Suriye liderleri, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla Moskova'daki Kremlin Sarayı'nda düzenlenen çalışma kahvaltısında bir araya geldi, Ekim 2025 (EPA)

Askeri üslerin ve tesislerin statüsüne ilişkin olarak taraflar, bu yapıların işlevinin yeniden tanımlanması hususunda mutabakata vardı. Buna göre karşılıklı çıkarları koruyacak yeni düzenlemeler kapsamında söz konusu yapılar, askeri üs olmaktan çıkarılarak ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülecek.

Mutabakat zaptı ayrıca, dönüşüm sürecinin tamamlanması için azami üç aylık bir takvim öngörüyor. Yeni düzenlemeler, bu sürenin ardından yürürlüğe girecek.

Yaklaşık bir buçuk yıl önce başlayan müzakerelerden bu yana atılan en kritik adım olan bu gelişme, Suriye-Rusya ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Suriye'deki yeni yönetimin, Rusya’nın iki askeri üsteki varlığını hedef almadığı, süreç boyunca bu varlığın sürdüğü ve tarafların üslerin geleceğine ilişkin müzakere yürüttüğü kaydedildi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şaraa ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ikili ilişkilerin korunması ve geliştirilmesi yönündeki arzularını vurgulayarak uzlaşmacı bir tutum sergiledi.

Şara, göreve gelmesinden bu yana Moskova'yı iki kez ziyaret etti. İlk ziyaretini Esed'in devrilmesinin ardından Putin ile ilk görüşmesini gerçekleştirdiği 15 Ekim 2025'te yapan Şara, ikinci ziyaretini ise 28 Ocak 2026'da gerçekleştirdi.

Bu ikinci görüşmede Putin, Şara'nın Suriye'nin toprak bütünlüğünü yeniden sağlama çabalarını takdirle karşılarken, Şara da Rusya'nın Suriye ve bölgenin istikrarında ‘tarihi bir role’ sahip olduğunu vurguladı.

Araştırmacı Abdulvahab Assi, mutabakat zaptının Hmeymim ve Tartus üslerinin işlevini değiştirerek Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını fiilen en alt düzeye indirdiğini değerlendirdi. Assi’ye göre bu adım, her şeyden önce Rusya’yı, üssün tamamının yerine geçecek ortak eğitim ve rehabilitasyon tesislerinden birine dönüştürülmesi beklenen dördüncü rıhtıma komşu askeri rıhtım üzerindeki bağımsız yönetim hakkından mahrum bıraktı. Bunun yanı sıra Rusya, sivil (ticari) rıhtımdan yararlanma ve burayı yönetme imkanını da kaybetti.

FRGTHY
Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın kontrolü devralmasının ardından Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nda resmi yetkililerin katılımıyla gerçekleştirilen geziden bir kare (Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu)

Ancak Assi, Suriye rejiminin 2017’de Rusya ile imzaladığı önceki mutabakat muhtırası uyarınca 11 gemi kapasiteli askeri rıhtıma demirleyen gemilerin akıbetine ilişkin resmi maddelerde veya açıklamalarda bir ifade yer almadığı sürece, mevcut mutabakatın Rusya’nın Tartus Limanı’na sınırlı erişim sağlamasını kesin olarak engellemediğini de sözlerine ekledi.

Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu Lazkiye Havalimanı’nı devraldı

Bu kapsamda Sivil Havacılık ve Hava Taşımacılığı Genel Kurumu bugün Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nı devraldı. Kurum Başkanı Ömer Husri, bu adımı Suriye havalimanlarının geri alınması, yeniden işletilmesi ve ulusal sivil havacılık sistemine dahil edilmesi sürecinde önemli bir aşama olarak nitelendirdi.

Husri, sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, kurumun uzman ekiplerinin havalimanının, tesislerinin ve sistemlerinin teknik ve operasyonel değerlendirme çalışmalarına başladığını belirtti. Bu çalışmaların, yenileme ve hazırlık seviyesini artırma planının hazırlanmasına zemin oluşturacağını kaydeden Husri, nihai hedefin havalimanını onaylanmış güvenlik ve işletme standartlarına uygun şekilde yeniden faaliyete geçirmek ve uçuşlara açmak olduğunu ifade etti.

Eski adıyla Basil Esed Uluslararası Havalimanı olarak bilinen Lazkiye Uluslararası Havalimanı, Rusya'nın 2015'teki müdahalesinden bu yana Suriye'deki operasyonları için ana merkez olarak kullandığı askeri Hımeymim Hava Üssü ile sivil havalimanının iç içe geçmesi sebebiyle neredeyse tamamen Rusya'nın kontrolü altındaydı.

Rus güçleri, pistleri genişleterek entegre lojistik tesisler inşa etmiş ve bölgedeki hava trafiğini yönetmek üzere gelişmiş hava savunma sistemleri konuşlandırmıştı.

Rus güçlerinin havalimanına katı kısıtlamalar getirmesi ve bitişik üssündeki askerleri ile askeri teçhizatının güvenliğini gerekçe göstererek buranın ticari sivil uçuşlara tamamen açılmasını defalarca reddetmesi, havalimanındaki sivil havacılık faaliyetlerini sekteye uğratmıştı.

Suriye Tartus Limanı'ndaki Ticari Sahaları Rusya'dan devraldı

Gümrük ve Sınır Kapıları Genel Kurumu tarafından dün yapılan açıklamada, Suriye Arap Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında yürütülen bazı görüşmelerin ardından, Tartus Limanı bünyesinde Rus tarafınca kullanılan 4 numaralı rıhtım ile buna bağlı depo ve tesisler dahil tüm ticari sahaların Suriye tarafına devredilmesi konusunda anlaşmaya varıldığı bildirildi.

Kurum Başkanı Kuteybe Bedevi, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani, Tartus Valisi Ahmed eş-Şami ve beraberindeki heyet eşliğinde Tartus Limanı'na saha ziyareti gerçekleştirerek mutabakat kapsamındaki tesis ve yapıların mevcut durumunu yerinde inceledi.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.