Suriye’deki yabancı askeri üslere ne olacak?

Şam, Rusya’nın ülkenin kıyı bölgelerindeki askeri üsleri meselesini netleştirirken Türkiye’nin mevzilerini ve askeri noktalarını muhafaza ediyor

Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
TT

Suriye’deki yabancı askeri üslere ne olacak?

Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)

İsmail Derviş

Suriye toprakları, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden önceki yıllarda bölgedeki muhtelif orduların cirit attığı bir alana dönüşmüştü. Bu süreçte sahada dört ana güç konuşlanmıştı. Bunlar, Uluslararası Koalisyon Güçleri çatısı altında ABD, düşen rejime destek vermek için gelen Rusya, yine rejimi desteklemek amacıyla on binlerce unsurunu gönderen İran ve muhalefeti desteklemek, rejimin sınır bölgelerini istila etmesini engellemek ile milli güvenliğini korumak üzere Suriye'nin kuzeyine yerleşen Türkiye’ydi.

Ancak 8 Aralık 2024 tarihi Suriye tarihinin seyrini değiştirdi. Esed rejiminin düşmesinin hemen ardından İranlı milisler Suriye topraklarından kayboldu. Binlercesi kaçarken geride kalanlar ise ülkeden ayrılmak için fırsat kollayarak gözlerden uzaklaştı. Bundan aylar sonra, Şam ile Washington arasındaki ilişkilerin güçlenmesine paralel olarak Amerikan askerlerinin kademeli çekilme süreci başladı. Nitekim Suriye, ABD'ye düşman ülkeler arasında sınıflandırılırken, Ortadoğu'daki müttefiklerinden biri haline geldi.

Rusya'ya gelince; Şam ile siyasi ilişkilerini güçlendirmesiyle eş zamanlı olarak Suriye sahilindeki iki askeri üssünü muhafaza etti. Türkiye'nin nüfuzu ise çok daha büyük bir oranda arttı. Öyle ki ABD Başkanı Donald Trump, bunu birçok kez farklı mecralarda “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de kazandı” diyerek ilan etti.

Rusya’nın Suriye’deki askeri üsleri ve akıbetlerinin netleşmesi

Bugün, eski rejimin devrilmesinin üzerinden bir buçuk yılı aşkın bir süre geçmişken, Suriye'de İran'ın veya ABD'nin herhangi bir askeri varlığı kalmamış bulunuyor.Şarku’l Avsat’ın  Şam, Suriye'nin resmi haber ajansı SANA'dan aktardığı habere göre Moskova ile Rusya’nın ülkenin kıyı kesimlerindeki varlığının yeniden düzenlenmesi sürecini başlatacak bir mutabakat zaptına ulaştı. Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan aktarılan bilgilere göre başta Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Limanı'ndaki dördüncü ticari rıhtım olmak üzere sivil nitelikteki tesislerin yönetimi Suriye devleti tarafından üstlenilecek ve böylece bu tesisler kademeli olarak sivil yönetim sistemine dahil edilecek.

Dışişleri Bakanlığı, “Askeri nitelikteki üsler ve tesislere gelince, Suriye ve Rus tarafları mutabakat uyarınca bunların işlevinin yeniden tanımlanması hususunda anlaştı. Buna göre söz konusu noktalar, karşılıklı çıkarları koruyan yeni düzenlemeler çerçevesinde askeri üs olmaktan çıkarak ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülüyor” ifadelerini kullandı. Mutabakat zaptı, dönüşüm sürecinin tamamlanması için üç ayı geçmeyen bir zaman sınırı belirliyor. Ardından bu yeni düzenlemeler yürürlüğe giriyor. Yaklaşık 18 ay önce başlayan müzakerelerden bu yana en göze çarpan adım sayılan bu hamle, Suriye-Rusya ilişkilerinde farklı bir dönemin kapısını aralıyor. Bu mutabakat, söz konusu ilişkileri dönemin şartlarına uygun şekilde Rusya’nın Suriye’deki varlığının niteliğini yeniden düzenleyen ve iki ülke arasındaki münasebetleri karşılıklı çıkarlar temelinde sürdüren yeni bir aşamaya taşıyor. Bu anlaşmayla birlikte Rusya’nın Suriye'deki varlığı resmi olarak düzen altına alınırken Şam’ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara’nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiren Türk askeri varlığı ise varlığını sürdürüyor.

Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığının sebebi

Askeri analist Nevvar Şaban, yaptığı değerlendirmede “Suriye'deki Türk üslerinin geleceğiyle ilgili olarak öncelikle bu üslerin kurulduğu bağlama bakmak gerekir. Söz konusu üsler, o dönemde Fırat Kalkanı Harekat Operasyon Odası ile iş birliği ve koordinasyon halinde, Türk milli güvenliğine yönelik tehditlerle mücadele etmeyi hedefleyen bir güvenlik harekatı kapsamında kuruldu. Daha sonra bu üslerin konuşlanması genişleyerek bölgenin istikrarı, ister hücre yapılanmaları ister başka şekillerde olsun bölgeden kaynaklanabilecek her türlü güvenlik tehdidinin önlenmesi ve kurtarma süreciyle eş zamanlı olarak Suriye tarafından Türkiye tarafına doğru sınırın denetim altına alınmasıyla bağdaşır hale geldi” ifadelerini kullandı.

Şaban sözlerine şöyle devam etti:

“Şu an sorulması gereken soru şu: Bu bölgeler üzerindeki tehdit ortadan kalktı mı? Bölge halen kırılganlığını koruyor. Suriye'deki güvenlik tehditleri ise çok boyutlu ve karmaşık. Nitekim sınır ötesi terör hücreleri var. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) içerisinde anlaşmayı halen reddeden ve tehlike oluşturabilecek bir kesim bulunuyor, ayrıca uyuşturucu ticareti de mevcut. Dolayısıyla bölge halen güvenlik odaklı bir nitelik taşıyor. Bu bakımdan, Ankara'nın perspektifinden bakıldığında bölgede askeri üsler şeklinde varlık göstermek halen bir dereceye kadar gereklilik arz ediyor ve Suriye'nin bu bölgelerindeki istikrarın korunmasında fayda sağlıyor."

Güvenlik ortamı Türk çekilmesine izin veriyor mu?

Şaban açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Güvenlik ortamının henüz bir çekilme için elverişli hale gelmediğini düşünüyorum. Ancak güvenlik ortamı istikrara kavuşur, Türkiye'nin perspektifindeki koşullar ve kaygılar ortadan kalkar ve Suriye'nin güvenlik kapasitesi güçlenirse; işte o zaman bu askeri varlığa gerek kalmayacaktır. Zira bu varlık maliyetlidir ve dolayısıyla bir çekilme gerçekleşebilir. Şu an için, güvenlik durumunun çoğu unsurunda belirgin bir iyileşme olmasına rağmen, Türk tarafını bu askeri varlığı çekmeye sevk edecek ideal bir güvenlik ortamının oluştuğunu görmüyorum. Türk tarafının önümüzdeki aşamalarda bu varlığı azaltılabilir, ancak bu durum, Türk tarafının Suriye hükümetiyle koordinasyon sağladıktan sonra tamamen çekilmesine imkan tanıyacak eksiksiz bir güvenlik durumuna ve istikrarlı bir güvenlik ortamına ulaşılmasına bağlı kalmayı sürdürmektedir."

Adana Anlaşması ve Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının hukuki zemini

Siyaset araştırmacısı Yaser el-İyade ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Suriye hükümeti mevcut durumda; Suriye'de henüz tam bir istikrarın sağlanamamış olması nedeniyle ülkede yaşanan istikrarsızlıktan ötürü bu tür üslerin kaldırılmasını Türk tarafıyla konuşmak veya müzakere etmek için henüz erken olduğu görüşünü taşıyor. Zira her iki ülke de kendilerini halen gizlice faaliyet gösteren ve Suriye ya da Türk topraklarında her an terör eylemleriyle ortaya çıkabilecek terör örgütlerinin hedefinde görüyor. Aynı şekilde, projeleri Suriye, Türkiye ve diğer bazı ülkelerin topraklarını kapsayan ayrılıkçı örgütler şeklindeki ortak bir düşmanla karşı karşıya bulunuyorlar. Dolayısıyla iki tarafın da bu tür üslerin -en azından orta vadede- varlığını sürdürmesi gerektiği hususunda hemfikir olduğu söylenebilir. Bu noktada, Türk güvenlik varlığının Suriye topraklarındaki hukuki zeminini, iki taraf arasında 1998 yılında -yani 2011 Suriye Devrimi'nden ve ardından gelen güvenlik boşluğu ile Türkiye'ye komşu Suriye topraklarında muhtelif akımlardan askeri güçlerin belirmesinden önce- imzalanan Adana Anlaşması’nın oluşturduğunu belirtmek gerekir. Yaşanan bu süreç, Esad rejiminin çöküşünün ardından Türkiye'yi kendi milli güvenliğini ve gelecekteki çıkarlarını korumak adına üsler kurmaya mecbur bırakmıştır. Ankara da Suriye topraklarını kendi topraklarındaki güvenliğin anahtarı olan bir arka bahçe olarak değerlendiriyor.”

İyade, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Ayrıca bu tür üslerin varlığının, bölgesel güvenlik ve istikrar durumuna bağlı olduğu gerçeğini de belirtmek gerekir. İsrail kaynaklı tehlikeler her iki ülkenin de ana gündem maddesini oluşturuyor. Özellikle Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut İsrail hükümetinin uygulamaları, Suriye'nin güneyine yönelik günlük ve tekrarlanan saldırıları ve askeri birliklerinin 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması uyarınca belirlenen ayrışma hatlarını ihlal etmesi, iki tarafın da bölgesel dengenin sütunu olarak görülen bu üslerin muhafaza edilmesi gerekliliği hususunda mutabık kalmasını sağlıyor. Netanyahu kampına yakın çevrelerden gelen ve 'İran'dan sonraki hedefin Türkiye olduğunu' iddia eden bazı açıklamalar ise durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Bu durum, Türk tarafının olası bir çatışma anında İsrail ile mücadelesinin ön cephesi olarak değerlendirdiği bu üslere daha da sıkı sarılmasına yol açıyor.”



Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
TT

Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)

Yemen’in Taiz vilayetinin batısı ile Hudeyde’nin güneyinde yaşayan binlerce sivil, düşünmeye dahi fırsat bulamadan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Husilerin ele geçirdikleri köy ve yerleşimlerde düzenlediği baskın ve gözaltı operasyonları, halk arasında misilleme ve yağma korkusunu artırırken, binlerce aile bölgeden kaçmaya başladı.

Bölge sakinleri, Batı Taiz ve Güney Hudeyde’deki köy ve yerleşimlerden binlerce ailenin kaçışına tanık olduklarını belirtti. Bazı aileler yaya olarak bölgeden ayrılırken, bazıları otomobil ve motosikletlerle yola çıktı. Kimileri ise kurtarabildikleri hayvanlarını ve kişisel eşyalarını yanlarına aldı.

Bölge sakinleri Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birçok aile için göçün planlanmış bir karar olmadığını, korku nedeniyle evlerin, toprakların ve geçim kaynaklarının geride bırakıldığı acil bir kaçış olduğunu söyledi.

 İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)
İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)

Bölgeden ayrılamayanlar ise baskın ve gözaltı operasyonlarının sürmesi nedeniyle korku ve endişe içinde mahsur kaldı. Ayrıca bölge sakinlerinin mallarının yağmalandığı ve çalındığı yönünde ifadeler de bulunuyor.

Aileler rehin tutuldu

Yerel halkın tanıklıklarına göre el-Vaziye, Hays, el-Huha, ez-Zehari, el-Hayme, Yıhtel ve Muha ile el-Hayme ve Muha arasındaki sahil boyunca uzanan bölgelerde, Husilerin bölgeye girmesinin ardından ciddi bir huzursuzluk ve göç hareketi yaşanıyor.

Tanıklara göre Husiler, çok sayıda bölge sakinine yönelik baskın ve gözaltı operasyonları düzenledi. Bunun yanı sıra bazı kişilerin mallarının yağmalandığı ve eşyalarının çalındığı bildirildi. Diğer bazı ifadelerde ise ailelerin rehin tutulduğu ve militan olan yakınlarını geri dönerek teslim olmaya ve silahlarını bırakmaya zorlamak amacıyla ailelere baskı yapıldığı aktarıldı.

Kaynaklara göre Husiler, Taiz vilayetinin Muha ilçesi ile Hudeyde vilayetindeki el-Huha kentinde yaşayan bazı kişilere misilleme eylemleri düzenliyor. Bu kişilerin uluslararası alanda tanınan hükümeti destekledikleri veya bazı Husilerin geçmişte yaşanan hesaplaşmalar nedeniyle hedef aldıkları kişilere yönelik ihbarlarda bulunduğu öne sürülüyor.

Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)
Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)

Kaynaklar, bölgedeki Husilerin güvenlik ve istihbarat sorumlularından Abdullah el-Fadli ile Ala el-Umeysi’nin bu operasyonların bir bölümünü yönettiğini belirtiyor.

Bilinmeze doğru kaçış

El-Vaziye ilçesinde yaşayanlar, Husilerin bölgeye girmesiyle birlikte binlerce kişinin örgütün baskı ve gözaltılarından kaçmak için evlerini terk ettiğini söyledi. Zor insani koşullar altında gerçekleşen göçün, ilçenin yanı sıra diğer bölgelerde de devam ettiği bildirildi.

Bölge sakinlerinden Abdülcebbar Ali Hadi, olayların ani bir şekilde geliştiğini ve halkın yaşananları anlamaya dahi zaman bulamadığını anlattı.

Hadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kimse ne olduğunu anlayamadı. Bir anda ilçede kıyamet koptu ve herkes göç etmek istiyordu” ifadelerini kullandı.

Abdülcebbar, korku ile kaosun iç içe geçtiği bir tabloyu anlattı. Bazı aileler çocuklarını kurtarmaya çalışırken, bazıları hayvanlarını yanlarına almaya çalıştı. Kadınlar ağlıyor, herkes bölgeden çıkabilmek için bir yol arıyordu. Araç bulamayanlar ise yalnızca üzerlerindeki kıyafetlerle yaya olarak yola çıkmak zorunda kaldı.

Ailesini geride bırakmak zorunda kaldı

Abdülcebbar da güvenli bir yer bulmak amacıyla bölgeden ayrılanlar arasındaydı. Ancak başlangıçta ailesini yanında götüremedi. Annesinin koyunlarını geride bırakmayı reddetmesi üzerine, kendisi yalnızca üzerindeki kıyafetlerle güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Annesi, koyunlarıyla birlikte yürümek zorunda kaldı ve akşam olduğunda Es-Sabriye bölgesine ulaştı. Geceyi burada geçirdi. Saat 22.00’de Abdülcebbar onu bulmak için motosikletle yola çıktı. Annesini bulduktan sonra geri döndü ve aile ertesi sabah yolculuğuna devam etti.

Abdülcebbar, yaşanan anların büyük bir üzüntü taşıdığını belirterek, geride “acıları, anıları, hayatı, toprağını sevdiğimiz vatanı, evleri, eşyaları, sevgiyi ve bağlılığı” bıraktıklarını söyledi.

Yol boyunca aralıksız ilerleyen göç araçları, motosikletler ve yaya olarak yürüyen yüzlerce kişi gördüğünü anlatan Abdülcebbar, koyun, inek, deve ve eşeklerin de insanlarla birlikte yollarda ilerlediğini belirtti. Ortaya çıkan manzara, kaçışın beraberinde getirdiği kaosun ve insani dramın boyutunu gözler önüne serdi.

Kayıp çocuklar ve barınaksız aileler

Abdülcebbar ailesiyle iletişim kurduğunda, el-Vaziye’de yakıt sıkıntısının baş gösterdiğini öğrendi. Bu durum, ailesinin yolculuğa devam edip edemeyeceği konusunda endişeye yol açtı. Bunun üzerine uzaktaki bir bölgeden motosiklet kiraladı ve ailesine bir bidon yakıt gönderdi.

Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)
Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)

Yakıtın ulaşmasının ardından aile, zorlu yollarda saatler süren yolculuğa devam ederek güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Göç sırasında yaşanan tehlikeler yalnızca malların kaybedilmesiyle sınırlı kalmadı. Abdülcebbar, beş yaşını geçmeyen bir kız çocuğunun yolculuk sırasında kaybolduğunu anlattı. Çocuğun kaybolduğu sosyal medya gruplarında duyurulduktan sonra ailesi saatler boyunca büyük bir endişeyle onu aradı. Çocuk ertesi gün ailesine kavuştu.

Küçük kızın yaşadıkları, ailelerin göç sırasında karşı karşıya kaldığı korkunun örneklerinden yalnızca biriydi. Bu süreçte aile bireylerini korumak ve onları güvenli bir yere ulaştırmak, diğer tüm önceliklerin önüne geçti.

Abdülcebbar, yaşadıkları göçü, birkaç saat içinde neleri kaybettiklerini gösteren sözlerle özetledi. Para, yiyecek, erzak veya yedek kıyafet olmadan yola çıktıklarını, yanlarında yalnızca “insanın azmi, dayanıklılığı, sabrı ve onuru” bulunduğunu söyledi.

Her şeye sabretmeye, hatta gerekirse ağaçların altında yaşamaya hazır olduklarını belirten Abdülcebbar, kendisini en fazla üzen şeyin yaşlı insanların gözyaşlarını ve “erkeklerin çaresizliğini” görmek olduğunu ifade etti.

Acil insani yardım ihtiyacı

Göçün sürmesiyle birlikte bölgelerini terk eden ailelerin güvenlik, barınma, gıda, su ve yakıtın yanı sıra korunmaya ve kaçış sırasında birbirinden ayrılan aile bireylerinin yeniden bir araya getirilmesine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlıların durumu endişe yaratıyor.

Bu insani dramın arka planında ise daha ağır bir gerçek bulunuyor: Çok sayıda sivil daha iyi bir yaşam arayışıyla değil, bulundukları yerde kalmanın artık kendileri açısından güvenli olmaması nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Aden, Ebyen ve Lahic’ten ortak açıklama

Öte yandan Yemen’in geçici başkenti Aden ile Ebyen ve Lahic vilayetlerindeki yerel yönetimler ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, silahlı kuvvetlerin yaşanan şaşkınlık ve karmaşa dönemini geride bıraktığı, yeniden denge sağladığı ve her türlü tehditle mücadele etmeye tamamen hazır hale geldiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Husilere karşı mücadelede halk desteğinin ve toplumsal hareketliliğin arttığı, bunun da “bölgedeki İran projesinin hedeflerini boşa çıkarmaya” katkı sağladığı ifade edildi.

Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)
Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)

Yerel yönetimler, güvenlik ve kamu hizmetlerine ilişkin gelişmeleri takip etmeyi, devlet kurumlarının görevlerini sürdürmesini, terör tehditleriyle mücadeleyi, vatandaşların ve mallarının korunmasını ve güvenlik ile istikrarın sağlanmasını ilgili hükümet, güvenlik ve askeri makamlarla koordinasyon içinde sürdüreceğini bildirdi.

Yetkililer halka sakin ve dikkatli olmaları, söylentilere itibar etmemeleri, bilgileri resmi kaynaklardan takip etmeleri ve şüpheli hareket veya faaliyetleri ilgili birimlere bildirmeleri çağrısında bulundu.

Yerel yönetimler, vatandaşların güvenliği ve istikrarının en büyük öncelik olduğunu vurgulayarak, Aden’in yanı sıra Ebyen ve Lahic vilayetlerinde güvenliğin korunması ve devlet kurumlarının görevlerini sürdürebilmesi için çalışmalarına devam edeceğini bildirdi.


Ben-Gvir, tutuklulara kötü muameleyi gösteren görüntüleri yayımladı

Itamar Ben-Gvir (Reuters)
Itamar Ben-Gvir (Reuters)
TT

Ben-Gvir, tutuklulara kötü muameleyi gösteren görüntüleri yayımladı

Itamar Ben-Gvir (Reuters)
Itamar Ben-Gvir (Reuters)

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün TikTok platformunda, Filistinli tutuklulara İsrail hapishanelerinden birinde kötü muamele edildiğini gösteren bir video yayımladı.

Görüntülerde, tutukluların ellerini başlarının üzerinde kaldırdığı ve silahlarını kendilerine doğrultan gardiyanların önünde yüzüstü yere yatırıldığı görülüyor. Ancak videonun ne zaman çekildiği ve hangi hapishaneye ait olduğu belirtilmiyor.

Ben-Gvir daha önce de Filistinli tutukluların içinde bulunduğu koşulları gösteren görüntüler yayımlamıştı. Bakanın son paylaşımı, Hayfa yakınlarındaki Damon Hapishanesi'nde kadın tutukluların hücrelerine düzenlediği baskın sırasında çekilen görüntülerdi. Ben-Gvir, baskının ardından tutukluların gözaltı koşullarının ağırlaştırılmasıyla övünürken, Filistinli Esirler Kulübü baskını kadın tutukluların insanlık onuruna yönelik bir saldırı olarak nitelendirmişti.

Şarku’l Avsat’ın Filistinli ve İsrailli insan hakları kuruluşlarının raporlarından aktardığına göre, İsrail hapishanelerinde yaklaşık 9 bin 500 Filistinli tutuklu bulunuyor. Bunların arasında 94 kadın ve 350’den fazla çocuk bulunuyor. Tutukluların aç bırakma, işkence ve tıbbi ihmal uygulamalarına maruz kaldığı ifade ediliyor.


Yemen güçleri Husilerin cephelerdeki yığınaklarını vurdu

Yemen ordusuna bağlı askerler, Cevf vilayetindeki cephe hatlarında. (Reuters)
Yemen ordusuna bağlı askerler, Cevf vilayetindeki cephe hatlarında. (Reuters)
TT

Yemen güçleri Husilerin cephelerdeki yığınaklarını vurdu

Yemen ordusuna bağlı askerler, Cevf vilayetindeki cephe hatlarında. (Reuters)
Yemen ordusuna bağlı askerler, Cevf vilayetindeki cephe hatlarında. (Reuters)

Yemen hükümet güçleri, bugün Husilere karşı çeşitli cephelerde askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. Marib, Cevf ve Taiz’de Husilerin mevzileri ve askeri yığınakları hava saldırıları, topçu ateşi ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) hedef alındı.

Operasyonlar, Husilerin Batı Sahili’ndeki ilerleyişini genişleterek Muha kentini ve Babülmendep Boğazı’na hâkim bölgeleri ele geçirmesinin ardından geldi.

Askeri gerilim, Husilerin Sana’dan Marib yönüne takviye birlikler göndermesiyle eş zamanlı olarak arttı. Hükümet güçleri ise Cevf vilayetindeki El-Lebenat Kampı’nda kuşatma altında bulunan Husi gruplarına yönelik baskısını sürdürdü. Savaş uçakları da Husilerin Batı Sahili’ndeki geniş alanlara yayılmasının ardından Muha ve Zubab’daki mevzi ve hareketlerini hedef aldı.

Muha ve Zubab’a yoğun hava saldırıları

Sahadaki kaynaklar, savaş uçaklarının son saatlerde Muha kentinde Husilere ait sabit ve hareketli hedeflere yoğun hava saldırıları düzenlediğini bildirdi. Saldırıların liman, havaalanı ve Cebel el-Nar bölgelerinde yoğunlaştığı belirtildi.

Batı Sahili, Taiz ve Marib’deki Husi yığınakları geniş çaplı hava saldırılarının hedefi oldu. (Askeri medya)
Batı Sahili, Taiz ve Marib’deki Husi yığınakları geniş çaplı hava saldırılarının hedefi oldu. (Askeri medya)

Saldırıların, Husilerin kent ve stratejik limanının kontrolünü ele geçirmesinin ardından örgütün askeri ve lojistik kapasitesini hedef almaya yönelik olduğu kaydedildi.

Hava saldırıları, Babülmendeb Boğazı’na doğrudan kıyısı bulunan Zubab ilçesine de uzandı. Burada Husilerin mevzileri ve hareketleri, örgüt unsurlarının ilçenin çeşitli bölgelerine yayılmasından saatler sonra hedef alındı.

Hükümet güçlerinin sözcüsü Macid en-Nuzeyli, daha önce duyurulan “öldürme kutusu” olarak nitelendirdiği operasyonun başlatıldığını açıkladı. Nuzeyli, bölgede askeri operasyonlar devam ettiği sürece sivillere Taiz-Muha ve Muha-Zubab yollarını kullanmamaları çağrısında bulundu.

Hükümet güçleri, Muha Limanı çevresinde Husilere ait araç ve silahların imha edildiğini, örgüt mensuplarının da öldürüldüğünü açıkladı. Silahlı Kuvvetler Sözcüsü Albay Macid en-Nuzeyli, kentin yakınlarında Husilere ait büyük grupların hedef alındığını belirtti.

Nuzeyli ayrıca Muha-Zubab yolu üzerindeki El-Mehcer bölgesinde, Muha kentine yaklaşık 11 kilometre mesafede Husi araç ve militanlarından oluşan grupların hedef alındığını söyledi. Kentin kuzey çevre yolundaki Husi gruplarının da vurulduğunu belirtti.

Sana’da savaş seferberliği kapsamında düzenlenen bir etkinlik sırasında Husi unsurları. (AP)
Sana’da savaş seferberliği kapsamında düzenlenen bir etkinlik sırasında Husi unsurları. (AP)

Bu saldırılar, hükümet güçlerinin Muha’nın güneyindeki konuşlanmasını yeniden düzenlemeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşti. Çatışmaların, Husilerin Muha ve limanını ele geçirmesinin ardından Babülmendeb’in doğusuna ve Lahic vilayeti sınırına taşındığı, ardından Husilerin kıyı bölgelerine ve Kızıldeniz’in güneyindeki bazı adalara doğru ilerlediği belirtildi.

Marib ve Cevf’te çatışmalar

Başkent Sana’nın doğusunda bulunan Marib vilayetinin güney, kuzey ve batı cephelerinde hava saldırıları, topçu ateşi ve SİHA’larla Husi mevzi ve yığınaklarına yönelik operasyonlar düzenlendi.

Sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a Husilerin son saatlerde Sana’dan Marib’e askeri takviye gönderdiğini bildirdi. Takviyelerin, personel taşıyan onlarca askeri araçtan oluştuğu belirtildi. Bu gelişme, çatışmaların kapsamı genişlerken Husilerin cephelere asker ve askeri araç sevk etmeyi sürdürdüğünü gösteriyor.

Hükümet güçleri ise savaş boyunca Husilere karşı mücadelenin başlıca askeri merkezlerinden biri olan Marib cephelerindeki savunma ve saldırı pozisyonlarını koruyor. Husilerin son gerilimi kullanarak birden fazla cephe açmaya ve Batı Sahili ile Cevf’te üzerlerindeki askeri baskıyı dağıtmaya çalıştığı ifade ediliyor.

Husiler, Sana’dan Marib ve Cevf cephelerine askeri takviye gönderdi. (AP)
Husiler, Sana’dan Marib ve Cevf cephelerine askeri takviye gönderdi. (AP)

Cevf vilayetinde de topçu birlikleri ve SİHA’lar, El-Hazm kentinin doğusundaki Husi takviyelerini ve mevzilerini hedef aldı.

Hükümet güçleri ayrıca altıncı gününde El-Lebenat Kampı’nda bulunan Husi unsurlarına yönelik farklı yönlerden kuşatmayı sürdürdü.

Kuşatmanın devam etmesi, hükümet güçlerinin son günlerde elde ettiği kazanımları kalıcı hale getirme çabasına işaret ediyor. Hükümet güçleri önce El-Lebenat çevresindeki geniş bölgelerin kontrolünü yeniden ele geçirmiş, ardından vilayetin diğer bölgelerine doğru ilerlemişti. Husilerin ise sahada peş peşe yaşadığı kayıpların ardından hatlarını yeniden düzenlemeye ve çatışmaların yoğunlaştığı cephelere takviye göndermeye çalıştığı belirtiliyor.

Taiz’de Husi yığınağı

Taiz’de Husi hareketliliği Batı Sahili ile sınırlı kalmadı. Sahadaki kaynaklar, örgütün Samia ilçesi ile Ed-Dimne ve Er-Rahide kentlerinde ve vilayetin kırsalındaki Cebel Habeşi’de yakın zamanda kontrolüne aldığı bölgelerde askeri yığınak yaptığını bildirdi.

Bu hareketlilik, hükümet güçlerinin Muha ve Zubab ilçelerindeki sahil şeridi boyunca silah depoları, gruplar, askeri mevziler ve Husi hareketlerini hedef alan hava saldırılarıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Bu saldırıların, hükümet güçlerinin geniş bir sahil şeridine yayılan Husilerin ikmal hatlarını ve savaş kapasitesini hedef almaya çalıştığını gösteriyor.

Yemen ordusundan komutanlar, Taiz’de Husilerle cephe hatlarını denetliyor. (Askeri medya)
Yemen ordusundan komutanlar, Taiz’de Husilerle cephe hatlarını denetliyor. (Askeri medya)

Lahic vilayeti sınırında ise Güney Devleri güçleri, El-Mudarabe ilçesi çevresinde Husilerle çatışmaya girdi. Güney Devleri güçlerinin hafif ve orta kalibreli silahlarla ateş kaynaklarına karşılık verdiği ve askeri kaynaklara göre bu ateşi susturarak Husilerin ilçe topraklarına doğru ilerlemesini engellediği belirtildi. Çatışmalarda Husi saflarında ve örgüte ait araçlarda kayıplar meydana geldiği kaydedildi.

İletişim üzerinden psikolojik savaş

Askeri gerilimin yanı sıra Yemen İçişleri Bakanlığı, hükümet kontrolündeki vilayetlerde yaşayan vatandaşları, özellikle Taiz ve Hudeyde’de, Husilerin yürüttüğü bir kampanya konusunda uyardı.

Bakanlık, Husilerin “af ve geri dönüş” başlığı altında Yemen Mobile ve YOU şebekeleri üzerinden kısa mesajlar gönderdiğini bildirdi.

Mesajların psikolojik savaş, dezenformasyon ve kişileri tuzağa düşürme amacı taşıyan bir kampanyanın parçası olduğu belirtilerek, vatandaşlara mesajlarda yer alan numaraları aramamaları, kişisel bilgi ve verilerini paylaşmamaları ve söz konusu mesajları yeniden yayımlayıp dolaşıma sokmamaları çağrısında bulunuldu.

Bakanlık, Husilerin 2014 yılında devlete karşı gerçekleştirdiği darbeden bu yana kontrol ettiği iletişim ağlarını halkın moralini etkilemek, insanların içinde bulunduğu koşullardan yararlanmak ve güvenlik amacıyla kullanılabilecek bilgiler elde etmek için kullandığını belirtti.

Bakanlık ayrıca bu çağrılara yanıt verilmesinin ciddi sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Daha önce benzer yöntemlerle tuzağa düşürülen bazı kişilerin Husi hapishanelerine gönderildiği ve burada işkence, kötü muamele ve zorla kaybedilme uygulamalarına maruz kaldığı ifade edildi.

Bu psikolojik operasyonlar, askeri operasyonların kapsamının genişlediği bir dönemde yürütülüyor. Husilerin sahadaki askeri yığınakla birlikte iletişim ve dezenformasyon araçlarını kullanmaya çalıştığı, hükümet güçlerinin ise örgütün ilerleyişini durdurmaya ve farklı cephelerdeki askeri kapasitesini hedef almaya çalıştığı belirtiliyor.