Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Boulos’un siyasi bölünmeyi kontrol altına almaya yönelik hamleleri sürüyor

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
TT

Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)

Libya’da bölünmüş ülkeyi birleştirmeye yönelik ‘ABD girişiminin’ akıbeti, batıdaki Zaviye kentinde yaşanan güvenlik sorunları ve doğudaki Bingazi’de üst düzey bir güvenlik yetkilisinin öldürülmesinin ardından yeniden gündeme geldi.

Zaviye’de silahlı gruplar arasında çıkan çatışmalar nedeniyle kanlı olaylar yaşanmıştı. Çatışmalarda, kentteki petrol rafinerisini hedef almak üzere insansız hava araçları (İHA) da kullanılmıştı. Öte yandan Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri İstihbarat Müdürü Tümgeneral Fevzi el-Mansuri, Bingazi’de aracına düzenlenen bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.

 ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)
ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)

Soru şu: Sahadaki bu gelişmeler, ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos’un öncülük ettiği ‘ABD girişimini’ sekteye uğratıp başarısızlığa mı sürükleyecek? Yoksa giderek tırmanan güvenlik kaosunu kontrol altına almak için ‘tek çözüm’ olarak görülen girişimin hızlandırılmasına ve hayata geçirilmesine mi yol açacak?

Libyalı siyasi analist Hüsameddin el-Abdali’ye göre, ülkenin doğusu ve batısında eş zamanlı olarak tırmanan şiddet, girişimi engellemeye çalışan iç ve dış aktörlerin çabalarını yansıtıyor. Bunun nedeni, ya ABD’nin girişimin hamisi olarak oynadığı role duyulan güvensizlik ya da girişimin kabul edilmesi halinde bu aktörlerin ülkedeki çıkarlarını koruyacak güvencelerin bulunmaması.

Abdali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, girişimin dayandığı iki gücün nüfuz bölgelerinde yaşanan güvenlik ihlallerinin, bu aktörleri söz konusu sorunlarla ilgilenmeye zorlayacağını ve dolayısıyla girişimin onaylanmasının geçici olarak ertelenmesine yol açacağını söyledi. Söz konusu iki güç, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO ile Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH).

Abdali, değerlendirmesini UBH Savunma Bakanlığının açıklamasına dayandırıyor. Bakanlık, Zaviye’deki tesislerin hedef alınmasını ‘dış güçler tarafından desteklenen sistematik bir düşmanca eylem’ olarak nitelendirmişti.

Boulos ise Libya’daki bölünmüşlüğü sona erdirmeyi hedeflediğini belirtiyor. Girişim, ‘seçimlere götürecek birleşik bir yürütme otoritesi oluşturulmasını’ öngörüyor. Siyasi çevrelerde dolaşan bilgilere göre öneri, Dibeybe’nin başbakanlık görevini sürdürmesini, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in ise Başkanlık Konseyi Başkanlığı görevini üstlenmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)

Abdali, Zaviye’deki silahlı grupların amacının ‘Dibeybe ve hükümetini kademeli olarak zayıflatmaya devam etmek ve hükümetin meşruiyetini ortadan kaldırmak’ olduğunu düşünüyor. Bunun da girişimdeki temel aktörlerden birinin devre dışı bırakılması anlamına geleceğine dikkat çeken Abdali, yakıt ve elektrik krizinin devam etmesi, dolar kurunun yükselmesi ve özellikle bu olaylarla eş zamanlı olarak Merkez Bankası Başkanı’nın istifa etmesinin ardından halkın UBH’ye yönelik öfkesinin arttığını belirtti.

Libya, yıllardır iki hükümet arasındaki bölünmüşlüğü yaşıyor. Bunlardan ilki UBH olurken, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve Usame Hammad’ın başkanlığını yaptığı, ülkenin doğusu ile güneyin bazı bölgelerini yöneten ve LUO’nun desteğini alan hükümet.

Buna karşılık Libya Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Eşref Abdullah, eş zamanlı yaşanmış olsalar da ‘farklı olaylar arasında fiili bir bağlantı bulunmadığını’ savunuyor. Abdullah, gelişmelerin ‘ülkede güvenliği sağlayacak birleşik bir hükümet ile birleşik askeri kurumların oluşturulması açısından ideal çözüm’ olarak görülen ABD girişiminin hızlandırılmasına yol açmasını bekliyor.

Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Zaviye’deki gerilimlerin ‘silahlı grupların kaçakçılıktan elde edilen gelirler üzerindeki rekabeti nedeniyle’ artık olağan hale geldiğini belirtti. Son iki yılda 23 silahlı çatışmanın kayda geçtiğini ifade eden Abdullah, bu kez tehlikeli gelişmenin İHA’ların çatışma sahasına dahil olması ve enerji ile elektrik tesislerini hedef almak üzere kullanılması olduğunu söyledi.

Abdullah, Boulos’un, ‘mevcut karışıklıkların, girişiminden dışlanmayı reddeden tarafların verdiği mesajlar olduğu, seçtiği aktörlerin yeterli olmadığı ve bu nedenle girişimi değiştirmesi ya da müzakerelerin tamamını ertelemesi gerektiği’ yönündeki mesajlara itibar etmesini beklemediğini belirtti.

Boulos ise daha önce Zaviye ve Bingazi’deki şiddet olaylarından duyduğu endişeyi dile getirerek, tekrarlanan bu saldırıların, halka güvenlik ve koruma sağlayabilecek birleşik ve profesyonel askeri kurumlara duyulan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etmişti.

LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)
LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)

Libyalı siyasi aktivist Hüsam el-Kamati ise girişime ilişkin görüşmelerin kısa süre içinde yeniden başlamasını bekliyor. Kamati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son dönemde Trablus ve Bingazi’ye gerçekleştirdiği ziyaretin, Libya’daki tarafların girişime ilişkin tutumlarını harekete geçirme çabası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi. Kamati’ye göre son dönemde yaşanan güvenlik sorunları, ‘girişimin başıboş silahlı grupların faaliyetlerine son vermeyi hedeflediği’ fikrinin öne çıkarılması yoluyla anlaşmanın önünü açacak bir katalizöre dönüşebilir.

Zaviye ve Trablus’ta yaşanan gelişmeler nedeniyle Dibeybe’nin müzakerelerdeki konumunun zayıflayabileceği yönündeki değerlendirmelere katılan Kamati, buna karşın Mansuri gibi üst düzey bir ismin öldürülmesinin daha ağır bir darbe olduğunu belirtti. Kamati, bunun, 10 yılı aşkın süredir öne çıkarılan doğu bölgesindeki istikrar varsayımını sarstığını ifade etti. Ayrıca ‘girişimin hem Trablus hem de Bingazi’de durumun istikrara kavuşmasına dayandığını’ vurguladı.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise farklı bir değerlendirme yaptı. Mahfuz, “Girişim, etkin güçler arasında iktidarın paylaşımı ve seçim yasaları konusunda anlaşmazlıkların sürmesi nedeniyle zaten ciddi bir tıkanma sürecinden geçiyor” dedi.

Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Son dönemdeki gerilimler, devleti ekonomi, siyaset ve güvenlik açısından yönetmekte başarısız olan yönetimlere yeniden meşruiyet ve iktidar için bir fırsat verilmesinin mümkün olmadığını savunanların sesini güçlendirdi” ifadesini kullandı. Mahfuz, girişimin ‘mevcut ittifakları, özellikle de ülkenin batısındaki ittifakları zayıflattığını’ belirterek, “Her taraf, hükümetin tutumundan bağımsız olarak kendi çıkarlarının peşine düşmeye başladı. Zira hükümet, kendisine bağlı herhangi bir silahlı oluşum için açık güvenceler olmaksızın müzakereleri tek başına yürütüyor. Bu nedenle herkes kendi başına hareket etmeye başladı. Bunun en açık örneği de Zaviye’de son dönemde yaşanan olaylarda görüldü” değerlendirmesinde bulundu.



Koalisyondan Husilere misilleme tehdidi

Yemen meşru hükümetine bağlı güçlerin, dün Taiz kentinin batısındaki el-Kedha cephesinde Husilere ait güçlere füze fırlattığı anları gösteren video kaydı. (AFP)
Yemen meşru hükümetine bağlı güçlerin, dün Taiz kentinin batısındaki el-Kedha cephesinde Husilere ait güçlere füze fırlattığı anları gösteren video kaydı. (AFP)
TT

Koalisyondan Husilere misilleme tehdidi

Yemen meşru hükümetine bağlı güçlerin, dün Taiz kentinin batısındaki el-Kedha cephesinde Husilere ait güçlere füze fırlattığı anları gösteren video kaydı. (AFP)
Yemen meşru hükümetine bağlı güçlerin, dün Taiz kentinin batısındaki el-Kedha cephesinde Husilere ait güçlere füze fırlattığı anları gösteren video kaydı. (AFP)

“Yemen Meşru Hükümetini Destekleme Koalisyonu”, İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’ın güneyindeki Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerinde sivil ve ekonomik hedefleri vurmasının ardından, Husileri caydırmak için gerekli operasyonel tedbirlerin alınacağı uyarısında bulundu. Saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 73 sivil yaralandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile düzenlediği basın toplantısında, Husilerin “kaldıramayacakları bir kapı açtığını” söyledi. Bin Ferhan, ülkesinin herhangi bir saldırı karşısında kendisini savunmaktan çekinmeyeceğini vurguladı.

Lavrov ise Husilerin saldırılarını “kabul edilemez ve ters tepen eylemler” olarak nitelendirdi ve Moskova’nın Riyad’ın girişimlerine tam destek verdiğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Husileri “İran’ın araçları ve vekilleri” olarak tanımlayarak, Yemen’deki gelişmelerin arkasında “İran’ın eli” olduğunu değerlendirdi.

Rubio gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz. (...) Ayrıca bazı kara operasyonlarının da gerçekleştiğini düşünüyorum. Yemen güçleri Husilere karşı koyuyor ve onları sahada elde etmeye çalıştıkları bazı ilerlemelerden geri çekilmeye zorluyor” ifadelerini kullandı.

Çok sayıda Arap ve İslam ülkesi ile kuruluşu da Husilerin saldırılarını kınayarak, Suudi Arabistan’ın egemenliğine yönelik açık ihlaller karşısında Riyad’la tam dayanışma içinde olduklarını bildirdi. Söz konusu ülkeler ve kuruluşlar, Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve ulusal kaynaklarını korumaya yönelik attığı adımlara destek verdiklerini açıkladı.


Yemen'de cepheler yeniden hareketlendi: Taiz'de şiddetli çatışmalar, Marib'de ilerleme

Batı Taiz'de Yemen hükümet güçlerine mensup bir savaşçı, havan mermisinin ateşlenmesi sırasında kulaklarını kapatıyor (AFP)
Batı Taiz'de Yemen hükümet güçlerine mensup bir savaşçı, havan mermisinin ateşlenmesi sırasında kulaklarını kapatıyor (AFP)
TT

Yemen'de cepheler yeniden hareketlendi: Taiz'de şiddetli çatışmalar, Marib'de ilerleme

Batı Taiz'de Yemen hükümet güçlerine mensup bir savaşçı, havan mermisinin ateşlenmesi sırasında kulaklarını kapatıyor (AFP)
Batı Taiz'de Yemen hükümet güçlerine mensup bir savaşçı, havan mermisinin ateşlenmesi sırasında kulaklarını kapatıyor (AFP)

Yemen hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar çarşamba günü birçok cephede şiddetlenirken en yoğun çatışmalar ülkenin batısında, özellikle Taiz'in el-Kedha, el-Berh ve el-Vaziiye bölgelerinde yaşandı. Marib, Cevf ve Beyda'nın yanı sıra Dali vilayetindeki Müris cephesinde de askeri hareketlilik sürerken hükümet güçleri son günlerde elde ettiği kazanımları pekiştirmeye çalışıyor.

Husiler, özellikle Taiz'in batısında kontrol altına alınması tehlikeye giren bölgelere büyük takviyeler göndererek hükümet güçlerinin ilerleyişini durdurmaya ve sahile açılan daha fazla bölgeye ulaşmasını engellemeye çalışıyor. Buna karşılık hükümet güçleri ve ortak güçler çatışma hatlarına takviye göndermeyi sürdürüyor. Çatışmalar ve hava saldırıları nedeniyle Husilerin kayıplarının arttığına ilişkin işaretler bulunuyor.

Batı Yemen sahili, mevcut tırmanışın ağırlık merkezine dönüşmüş durumda. Husiler son dönemde ele geçirdikleri mevzileri korumaya çalışırken hükümet güçleri saldırıyı kırmayı, Taiz kentinin Moha ile bağlantısını kesmeye yönelik girişimleri engellemeyi ve sahile ve Bab el-Mendeb'e doğru ilerlemeyi hedefliyor.

dcfvg
Husilere karşı çatışmalar sırasında ağır makineli tüfek taşıyan Yemen hükümet güçlerinden bir asker (AFP)

Taiz'in batısında en şiddetli çatışmalar el-Kedha, el-Berh ve el-Vaziiye'de yaşanıyor. Hükümet güçleri ve ortak güçler, Husilerin son günlerde ele geçirdiği mevzileri geri almak amacıyla örgütle şiddetli çatışmalara giriyor.

Taiz eksenindeki silahlı kuvvetler ile Vatan Kalkanı Güçleri salı günü Makbana ilçesine bağlı el-Kedha bölgesini kurtarmak amacıyla ortak askeri operasyon başlattıklarını duyurdu. Taiz ekseni kurmay başkanı Tümgeneral Abdülaziz el-Mecidi, operasyona katılan güçlerin el-Mekazime ve el-Mihal bölgeleri ile bunlara bitişik çok sayıda tepeyi geri aldığını ve ardından çatışmaların şiddetlendiğini söyledi.

Bu gelişmeye, silahlı kuvvetlere ait savaş uçaklarının el-Hubeyşi Dağı'ndaki er-Rahbe Okulu'nda Husilere ait bir toplanma alanı ve komuta merkezini hedef alan hava saldırısı eşlik etti. Askeri bir kaynağa göre saldırı, Husilerin söz konusu alanı askeri amaçlarla kullanmasının ardından düzenlendi.

Sahil cephesinin diğer bölgelerinde Ulusal Direniş Güçleri mevzilerini savunmayı sürdürürken Vatan Kalkanı Güçleri Komutanı Tümgeneral Abdurrahman el-Lahci de Moha'ya ulaştı. Bu sırada Husilerin bu cephedeki tırmanışına karşı koymak amacıyla askeri hazırlıklar devam ediyor.

Askeri kaynaklar, Husilerin savunma hatlarını güçlendirmek ve hükümet güçlerinin ilerleyiş alanını genişletmesini engellemek amacıyla Taiz'in batısına çok sayıda militan gönderdiğini belirtiyor. Örgütün ayrıca saldırıya uğramasını beklediği bölgelere çok sayıda mayın döşeyerek ilerleyişi yavaşlatmaya ve hükümet güçlerine daha ağır kayıplar verdirmeye çalıştığı ifade ediliyor.

ghyj
Husilerin bir mevzisine saldırı düzenleyen Yemen hükümet güçlerine ait askeri araç (AFP)

Batı sahilindeki çatışmalar, Taiz cephelerinin sınırlarını aşan bir önem taşıyor. Bunun nedeni bölgenin Moha ve Bab el-Mendeb'e uzanan yol üzerindeki stratejik konumu. Yemen hükümeti, Husilerin sahile doğru hareketlenmesinin, örgütün nüfuzunu güçlendirmeye ve bölgenin en önemli deniz geçiş noktalarından birinde uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmeye yönelik İran kaynaklı hedeflerin parçası olduğunu değerlendiriyor.

Marib ve Cevf'te hareketlilik

Marib'de hükümet güçleri kentin batısındaki bazı mevzilerde ilerleme kaydederken 7. Askeri Bölge birlikleri vilayetin kuzeyinde Husilerin mevzilerine yönelik saldırı başlattı. Bu gelişmeye Sırvah şehrinde  Husilerin takviyelerini hedef alan hava saldırıları eşlik etti.

Cevf'te ise hükümet güçleri son günlerde elde ettiği kazanımları pekiştirmeye yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Güçler, Hayb ve eş-Şaaf ilçesindeki el-Yetme bölgesini ve daha önce el-Lebenat bölgesindeki bazı mevzileri geri almıştı.

cdfgh
Yemen güçleri Taiz'in batısında Husilere karşı şiddetli çatışmalara giriyor (AFP)

Askeri kaynaklara göre hükümet güçleri el-Lebenat Kampı'ndaki Husi gruplarını kuşatmaya çalışıyor. Bu kapsamda el-Hazm kenti çevresindeki örgüt mevzileri ve toplanma alanları hava ve topçu saldırılarıyla hedef alınıyor. Güçler aynı zamanda kampa uzanan kuzey ikmal hattına ulaşarak içeride bulunan Husilere takviye gönderilmesini engellemeyi amaçlıyor.

Bu hareketlilik, hükümet güçlerinin son günlerde Cevf'teki operasyonlarını genişletmesinin ardından yaşandı. Amaç, sahadaki sınırlı ilerlemeleri kalıcı olarak tutulabilecek mevzilere dönüştürmek. Mevcut operasyonların Husi ikmal hatları ve tahkimatlarına odaklanması da bununla bağlantılı.

Beyda'da hükümet güçleri son günlerde ilerlediği mevzileri pekiştirmeye çalışırken Dali'deki Müris cephesinde çatışmalar devam ediyor. Hükümet güçleri, Husilerin daha önce kaybettiği mevzileri geri alma girişimi kapsamında düzenlediği saldırıları püskürttü.

Kara operasyonlarına paralel olarak silahlı kuvvetlere ait savaş uçakları birçok cephede Husi mevzileri ve toplanma alanlarına saldırılar düzenledi. İnsansız hava araçlarının da kullanıldığı operasyonlar kapsamında Husiler cephe hatlarındaki güçlerini yeniden konuşlandırmaya ve savunmalarını güçlendirmeye çalışıyor.

Husi kayıpları

Mevcut tırmanış, Cevf, Beyda, Marib, Taiz ve batı sahili cephelerinde eş zamanlı yürütülen ve günler süren askeri operasyonların ardından geldi. Bu süreç, çatışmaların görece kontrol altında tutulduğu bir aşamadan hükümet güçlerinin geniş çaplı kara harekâtına geçtiği yeni bir döneme işaret ederken Husiler de takviye göndererek savunma hazırlıklarını artırdı.

bhyju
Yemen ordusu ile Husiler arasındaki çatışmalar nedeniyle Taiz'in batısındaki el-Kedha bölgesinde yükselen duman (AFP)

Sahil çatışmalarında Husilerin verdiği kayıpların boyutuna ilişkin bir göstergede, Ulusal Direniş Güçleri Tıbbi Hizmetler Dairesi Başkanı Dr. Tarık el-Azani, Moha'ya getirilen öldürülen ve esir alınan Husi sayısının “son derece yüksek” olduğunu söyledi. El-Azani, hastanelerin morglarının örgüt mensuplarının cesetleriyle dolduğunu ve yaralı olarak esir alınan Husiler nedeniyle yatakların da dolduğunu belirtti.

Husiler kayıplarını telafi etmek amacıyla çatışma hatlarına yeni takviyeler göndermeye, mevzilerini tahkim etmeye ve yoğun şekilde mayın döşemeye çalışıyor. Hükümet güçleri ise askeri baskıyı kullanarak son dönemde elde edilen kazanımların kapsamını genişletmeye çalışıyor.

Bu gelişmeler, Husilerin bölgesel çapta tırmanışını da sürdürdüğü bir döneme denk geliyor. Örgüt, Güney Suudi Arabistan'a yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarının yanı sıra sivil ve ekonomik altyapıyı hedef alan bir dizi saldırı düzenledi. Resmi açıklamalara göre saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 73 sivil yaralandı.

Avrupa Birliği, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik son saldırılarını şiddetle kınayarak Riyad'la dayanışma içinde olduğunu belirtti. Birlik, sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının “kabul edilemez” olduğunu vurguladı. Saldırıların bölgesel güvenlik ve istikrarı baltalayan tehlikeli bir tırmanış oluşturduğu ve Yemen'deki çatışmaya barışçıl çözüm bulma çabalarına yönelik riskleri artırdığı uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği, Husilere Yemen içinde ve dışında tüm saldırıları derhal durdurma çağrısı yaptı. Birlik ayrıca Kızıldeniz'deki ticari gemileri hedef alan saldırılar da dahil olmak üzere tüm saldırıların sona erdirilmesini ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarına uyulmasını istedi.

Washington'da ise ABD'nin Yemen Büyükelçiliği, Yemen hükümetinin “halkını savunma ve İran rejimi tarafından desteklenen terörist Husi milislerinin terör uygulama kapasitesine son verme konusunda tam hakkı bulunduğunu” belirtti. Büyükelçilik, Husilerin “bu çatışmayı başlatan taraf olduğunu ve saldırganlıklarının sonuçlarını üstlenmeleri gerektiğini” ifade etti.

Büyükelçilik ayrıca Suudi Arabistan'ın topraklarını ve vatandaşlarını savunma ve Yemen hükümetinin Husi tehdidini sona erdirme çabalarını destekleme hakkını vurguladı.


11 Eylül’ün izleri çeyrek asır sonra da silinmedi

Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)
Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)
TT

11 Eylül’ün izleri çeyrek asır sonra da silinmedi

Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)
Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)

Bazı günler yalnızca tarihe geçmez, tarihin akışını da değiştirir. 11 Eylül 2001, dünyanın hafızasına “dünyayı sarsan gün” olarak kazındı. O sabah ekranlara yansıyan görüntüler, ilk anda milyonlarca insanın gerçek olduğuna inanmakta zorlandığı bir kâbusa dönüştü. Sivil uçakların New York ve Washington’daki güç sembollerine çarparak patlaması, yalnızca binlerce insanın hayatını değil, Amerika’nın, Orta Doğu’nun ve dünyanın gidişatını da değiştirdi. Aradan çeyrek asır geçse de 11 Eylül’ün bıraktığı izler hâlâ silinmiş değil.

El-Kaide lideri Usame bin Ladin’in başlattığı o saldırı Afganistan’daki Taliban rejimi ve Irak’taki Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasına yol açtı: Afganistan bugün yeniden Taliban’ın görece daha düşük profilli yönetimi altında yaşamını sürdürürken Ortadoğu, ABD ordusunun Irak’taki Baas rejimini devirmesinin yol açtığı bölgesel dengelerdeki bozulmanın bedelini hâlâ ödüyor. Her iki rejimin devrilmesi, bugün ABD ile askeri bir çatışmanın içinde bulunan İran’ın istemeden aldığı büyük bir hediyeydi.

xgbh
11 Eylül’den haftalar sonra Bush ile Salih’in görüşmesi (AFP)

Dünya, Amerika’nın kendi topraklarında saldırıya uğramasına alışık değildi. 7 Aralık 1941’de Japonya, Hawaii’deki Amerikan üssü Pearl Harbor’a saldırmış, Washington ertesi gün Japonya’ya savaş ilan ederek karşılık vermişti. Sonrası ise biliniyor.

Meşhur 11 Eylül saldırılarında Usame bin Ladin savaşı doğrudan Amerikan topraklarına taşıdı ve George W. Bush yönetimi, terörün merkezleri olarak gördüğü hedeflere karşı savaşı başlattı.

Başkan George W. Bush liderliğindeki yaralı Amerika’nın, Usame bin Ladin’i barındırmakta ısrar eden ve kendisinden bu kişiden uzaklaşması ya da onu teslim etmesi yönündeki çağrıları dikkate almayan Molla Ömer rejimini devirmeye karar vermesi şaşırtıcı değildi.

Ancak asıl büyük karşılık Ortadoğu’da yaşandı. Bölge, 2003 yılında Bağdat’taki Firdevs Meydanı’nda Amerikan zırhlı araçlarının Saddam Hüseyin’in heykelini devirdiğine tanıklık etti. Ortadoğu daha sonra Saddam’ın boynuna geçirilen idam ilmiğini de görecekti. Bu görüntü, iki kişiyi endişelendirdi: Biri Muammer Kaddafi, diğeri Ali Abdullah Salih.

xcvfbghj
Merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat (Arşiv)

Usame bin Ladin, New York ve Washington’a saldıran ekibin üyelerinin çoğunun Suudi Arabistanlı olmasını özellikle tercih etmişti. Amacı Washington ile Riyad arasında kriz ve kopuş yaratmaktı. İstediği gerçekleşmedi ancak yaşananlar İslam dünyasının tamamı için büyük bir sınav oluşturdu.

Amerika’da terörün köklerinin kazınması çağrıları yükseldi. Saldırılar, Amerika ve Batı’nın çok sayıda ülkeyle ilişkilerini sarsarken Batılı hükümetlerin Arap ve Müslüman topluluklarla ilişkilerini de etkiledi. Özellikle göç dalgalarının giderek büyümesiyle birlikte bu gerilim daha da arttı. Bugün ise Avrupa’nın birçok ülkesinde aşırı sağın yükselişine tanıklık ediyoruz.

O gün Yaser Arafat Gazze’de bulunuyordu. Batı Şeria ve Gazze’de saldırıları kutlamak ve Amerika’nın İsrail yanlısı tutumuna duyulan nefreti göstermek amacıyla şeker dağıtan bazı Filistinlilere yönelik görüntü ve haberlere odaklanılmasından rahatsız oldu. Arafat, ilerleyen yaşına rağmen New York ve Washington’da yaralananlara kan bağışlamakta ısrar etti ve Gazze’deki hastanelerden birine gitti. Bazıları Arafat’ın saldırıların ilk saatlerinde, eylemin gerçekleştirilmesine Filistinlilerin de katılmış olabileceğinden endişe ettiğini söylüyor.

cgthnh
Muammer Kaddafi (Arşiv – Reuters)

Muammer Kaddafi de endişeye kapıldı. Ancak ilk saatlerde o ve Saddam Hüseyin saldırının Amerika’yı zayıflatacağı yanılgısına kapılmıştı.

Kaddafi, Dışişleri Bakanı Abdurrahman Şalgam’dan Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’dan Bush’a Libya’nın ilişkileri normalleştirmeye ve Amerika ile yeni bir sayfa açmaya hazır olduğunu iletmesini istemesini talep etti. Buteflika, Libya’nın bu tutumunu Bush’a aktardı. Ancak Amerikan başkanı konuğuna şu mesajı verdi: “Kaddafi’ye söyle, nükleer programının cephaneliğinden derhal vazgeçsin. Aksi halde biz gidip onu yok ederiz.”

Amerika’daki gerilimin boyutunu anlamaya çalışan Şalgam, Trablus’ta yapılan bir toplantıda Amerika’nın Afganistan’ı, Irak’ı ve Libya’yı işgal edeceğini söyledi. Libya lideri Bush’un iradesine boyun eğmekte tereddüt etmedi.

cvfbgnhj
Bin Ladin, Sudan'da bulunduğu yıllarda Beşir ile birlikte

Amerika, Irak’a saldırırken Saddam rejiminin kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasını gerekçe olarak kullandı. Ayrıca Irak rejimi ile El-Kaide arasında ilişki bulunduğunu öne sürdü. Ancak özellikle Saddam ile Bin Ladin’in kişilikleri arasındaki büyük farklılık ve dayandıkları ideolojik sözlüklerin birbirinden tamamen uzak olması nedeniyle pek çok kişi bu ilişkinin varlığına inanmadı.

Yaygın kanaat, bu ilişkinin uydurma olduğu yönündeydi. Gerçekte böyle bir ilişki kurulmamıştı. Ancak Saddam, 1990’larda, özellikle Usame bin Ladin’in Sudan’da bulunduğu dönemde büyük bir hata yaptı. Suriye’deki Müslüman Kardeşler’den bir kişiyi Sudan’da Bin Ladin ile görüşmesi için gönderdi. Ancak El-Kaide lideri “kâfir Baas rejimi” ile iş birliği yapmaya ilgi göstermedi.

Irak rejimi Bin Ladin ile temas kurma girişimini tekrarladı ve istihbarat yetkilisi Faruk Hicazi’yi gönderdi. Sudanlı İslamcı lider Dr. Hasan Turabi’nin arabuluculuğuyla Hicazi ile Bin Ladin arasında bir görüşme ayarlandı. Üç saatten fazla süren görüşmenin ardından Hicazi Irak’a döndü ve Saddam’a Bin Ladin meselesinden vazgeçmesini önerdi. Bin Ladin’in Irak topraklarında kendisine ait bağımsız kamplar kurulmasını talep ettiği öne sürülüyordu.

Irak rejimi Bin Ladin ile iş birliği yapma fikrini böylece rafa kaldırdı. Ancak Amerikan istihbaratı, iki taraf arasındaki belirsiz temaslara ilişkin bazı izleri Irak’ın işgalini gerekçelendirmek için kullandı.

Amerika, Taliban ve Saddam Hüseyin rejimlerini devirdi ve El-Kaide’nin önde gelen isimlerini hedef alan uzun soluklu bir takip operasyonu başlattı. 2 Mayıs 2011’de Pakistan’ın Abbottabad kentinde saklanan Usame bin Ladin, Amerikan askerlerinin ikamet ettiği yere baskın düzenlemesiyle yakalandı. Amerika, New York ve Washington saldırılarının planlayıcısından intikam alarak cesedini denize attı.

Usame bin Ladin ortadan kayboldu ancak El-Kaide’nin bıraktığı izler Ortadoğu ülkelerine ağır bir bedel ödetti.