Mekke Anlaşması, 1990’larda ortaya atılandan farklı yeni bir Ortadoğu

İsrail dahil, pratikte buna itiraz edebilecek hiçbir bölgesel güç yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif arasında Mekke'de Ortak Savunma Anlaşması imzalanırken, 7 Ağustos 2026 (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif arasında Mekke'de Ortak Savunma Anlaşması imzalanırken, 7 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

Mekke Anlaşması, 1990’larda ortaya atılandan farklı yeni bir Ortadoğu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif arasında Mekke'de Ortak Savunma Anlaşması imzalanırken, 7 Ağustos 2026 (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif arasında Mekke'de Ortak Savunma Anlaşması imzalanırken, 7 Ağustos 2026 (Reuters)

Macid Kiyali 

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki -ve başta Mısır olmak üzere muhtemelen diğer taraflara da açık olan- ortak savunma antlaşması, Ortadoğu'da yeni bir bölgesel düzenin temelini attı. Mevcut uluslararası ve bölgesel veriler çerçevesinde bu düzenin muhtemelen yalnızca askeri ve güvenlik boyutuyla sınırlı kalmayıp, bilhassa deniz koridorları ve boğazlar üzerindeki mücadelenin büyümesine bağlı olarak siyaseti, ekonomiyi, teknolojiyi ve kara ile deniz yolları başta olmak üzere altyapıyı da kapsaması öngörülüyor.

Yeni Ortadoğu düzeni projesini, 90'ların başlarında ortaya atılan projeden ayıran birkaç husus bulunuyor. Bunların en önemlileri şöyle sıralayabiliriz:

1- Barış süreci (1991 Madrid Konferansı) ışığında önceki projenin öncülüğünü yapan İsrail, bu projenin dışında kalıyor. Hatta İsrail; ister Suudi Arabistan, Türkiye veya Pakistan'dan ayrı ayrı gelsin, isterse hepsinin bir araya gelmesinden doğsun, bu ittifaka potansiyel yeni bir tehdit olarak bakıyor.

2- Bu blok ekonomik, teknolojik, askeri ve mali ağırlığın yanı sıra devasa bir coğrafi ve demografik derinliğe sahip olup, bu durum kendisine uluslararası ve bölgesel denklemlerde siyasi ağırlık kazandırıyor.

3- Bu projenin ortaya çıkışı, ABD yönetiminin; İsrail'in siyasi, güvenlik, ekonomik ve ahlaki açıdan kendisine yük olduğuna ikna olmasının ardından, başta Suriye, Lübnan ve Filistin olmak üzere birçok dosyada İsrail'in bölgedeki müdahalelerini kısıtlamaya çalıştığı bir dönemle eş zamanlı gerçekleşti.

4- Bu düzen, İran'ın Ortadoğu'daki nüfuzunun gerilediği, sınırlandırıldığı ve yeniden kendi sınırlarının ardına itildiği bir bölgesel ortamda şekilleniyor.

5- 1990'ların başlarında İsrail’in eski Başbakanı Şimon Peres tarafından ABD’nin desteğiyle ortaya atılan ‘Yeni Ortadoğu’ projesi, ekonomi, teknoloji, çevre ve altyapı alanlarında İsrail'i Arap ülkeleriyle olan etkileşimlerin merkezine yerleştiren bir barış çözümünün gereksinimleri çerçevesinde şekillenmişken, bu yeni proje, İsrail'in dayatmalarına ters düşmekte veya bunlardan tamamen bağımsız bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, bu projenin sürdürülebilirlik ve gelişim ihtimalini güçlendiren çok sayıda iç ve dış etken bulunuyor. Özellikle de İsrail dahil, pratikte buna itiraz edebilecek hiçbir bölgesel güç bulunmuyor. Zira İsrail; gerek yükselen bölgesel güçlerden oluşan bu blok karşısında, gerekse de İran'ın nüfuzunun kırılmasının ardından -bölgede onu tamamen terk etmemekle birlikte- taşıdığı İsrail yükünü hafifletmeyi kendi çıkarlarına uygun bulacak olan ABD karşısında kendini zorlu bir çıkmazın içinde bulacağına şüphe yok.

Güç dengesi

Peres, Ortadoğu düzeni projesinde bu sistemin İsrail’in aklı, Körfez’in sermayesi ve Mısır’ın işgücünden oluşan üç itici gücünden bahsetmişti. Yani İsrail'i liderlik konumuna yerleştiriyordu. Ancak mevcut üçlü proje, yerleşip kökleşmesi halinde çok daha güçlü bir tablo çiziyor. Zira devasa bir insan kaynağı ve geniş coğrafi alanın yanı sıra mali, ekonomik, teknolojik ve askeri kapasitelere sahip. Bir başka deyişle bu ülkeler, finansmanı (özellikle Suudi Arabistan), sanayiyi (özellikle Türkiye) ve nükleer caydırıcılığı (Pakistan) ellerinde bulunduruyor.

Daha detaylı bakıldığında ise bu blok, en büyük kısmını Suudi Arabistan'ın (2 milyon 148 bin kilometrekare) oluşturduğu 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsıyor ve 379 milyonluk bir nüfusu barındırıyor. Pakistan ise (255 milyon nüfus) en büyük insan gücünü temsil ediyor. Söz konusu bloğun ekonomik gücü de 3,8 trilyon dolarlık bir gayrisafi yurt içi hasıladan oluşuyor. (Suudi Arabistan ve Türkiye ekonomik güç açısından neredeyse başa başken, Pakistan 410 milyar dolarla ekonomik açıdan en zayıf halkayı oluştursa da insan gücü ve nükleer güç gibi iki çok önemli avantajı bulunuyor)

İsrail, anlaşmayı Türkiye'nin kendisine karşı konumunun güçlenmesi olarak değerlendiriyor. Oysa, İran'ın Arap Meşrık'ındaki (Arap Doğusu) hegemonyasının sona ermesini kendisi için mutlak bir kazanım sanmış ve bu sayede Türkiye'yi ekarte edebileceğini düşünmüştü. Ne var ki, şimdi bir anda kendisini hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile aynı anda karşı karşıya bulmuş durumda.

Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olarak petrol ve doğalgaz kaynaklarına dayanan büyük bir mali güce ve akıllı şehirler, dijital altyapı, yapay zekâ (Aİ) ile çeşitli sanayi kollarında yoğunlaştırdığı geniş bir yatırım kapasitesine sahip. Öte yandan Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasında stratejik bir coğrafi konumu, sanayi, ticaret, elektronik ve -başta insansız hava araçları (İHA) olmak üzere- savunma sanayisinde geniş bir tabana dayanan çeşitlendirilmiş ve dinamik bir ekonomisi var. Pakistan ise sanayi, tarım, hizmet sektörü, yazılım ve dijital şirketler alanında yükselen bir ülke görünümünde.

Askeri güç bağlamında Türkiye öne çıkan bir konuma sahip. Öyle ki, ABD'den sonra NATO'daki en büyük askeri güce ve kara, hava, deniz kuvvetleri bünyesindeki muhtelif teçhizatla donatılmış güçlü bir ordu Türkiye’nin. Ayrıca Türkiye; İHA, savunma sistemleri, füzeler ve savaş gemileri de dahil olmak üzere kendi silahını üreten bir ülkedir. Pakistan'a gelince, personel sayısı bakımından en büyük orduya sahip olmasının yanı sıra nükleer bir gücü de yani nükleer caydırıcılık kapasitesine sahip bulunuyor. Suudi Arabistan ise hava gücüne dayanan askeri kapasitelere, modern savaş uçaklarına, hava ve füze savunma sistemlerine sahip.

Sonuç itibarıyla, yukarıda aktarılanlar ışığında; siyasi iradenin mevcudiyetiyle birlikte ortak çıkarların bu gidişatı desteklemesi ve buna dayalı stratejik politikaların oluşturulması halinde, söz konusu ülkeler arasında bir tür entegrasyon (tamamlayıcılık) ortaya çıkıyor.

İsrail'in çekinceleri

İsrail'in bakış açısına göre, savunma karakterine rağmen bu bloğun veya ittifakın kurulması; kendisine yönelik bir meydan okuma ve Ortadoğu'da tek başına hegemonya kurma ihtimalini engelleme girişimi niteliğinde. Öyle ki İsrail, İran'ın Arap Meşrik'i ülkelerindeki nüfuzunun gerilemesinin ardından bu hedefe ulaşmak üzere olduğunu düşünüyordu. Üstelik bu ittifak, İsrail'in ABD'nin Ortadoğu stratejisindeki konumunu da zayıflatıyor.

Bütün bunların yanında İsrail bu ittifakı, Suudi Arabistan'a kendisiyle normalleşmesi yönünde kurulan tüm baskıları boşa çıkaran ve -özellikle bağımsız bir Filistin devleti kurulması fikrinin hayata geçirilmesi ile İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki askeri müdahaleleri ile saldırılarının durdurulması için ABD'nin İsrail'e baskı yapması gerekliliği hususunda- kendi şartlarını dayatma noktasında Riyad'ın konumunu pekiştiren bir adım olarak görüyor.

İslamabad'da düzenlenen "Pakistan Günü" geçit töreninde "Nasr" füzeleri taşıyan askeri aracın üzerinde duran Pakistan askerleri, 23 Mart 2022 (AFP)
İslamabad'da düzenlenen "Pakistan Günü" geçit töreninde "Nasr" füzeleri taşıyan askeri aracın üzerinde duran Pakistan askerleri, 23 Mart 2022 (AFP)

İsrailli küresel jeopolitik ve terör uzmanı Dr. Anat Hochberg-Marom, geçtiğimiz günlerde Maariv gazetesinde kaleme aldığı makalede İsrail'in tutumunu şöyle özetledi:

“ABD ile Suudi Arabistan arasındaki sivil nükleer iş birliği anlaşması... Ortadoğu'da dramatik bir gelişme ve önemli bir atılım teşkil ediyor ve İsrail'de derin endişe yaratıyor... Suudi Arabistan topraklarında uranyum zenginleştirilmesine yönelik ABD onayı... uluslararası denetim seviyesini düşürüyor... Bu yaklaşıma göre uranyum zenginleştirme meşru bir sivil araç olarak kabul ediliyor. Bu ise başta Türkiye ve Mısır olmak üzere bölgedeki diğer ülkeleri benzer bağımsız kapasiteler talep etmeye itebilir... Trump yönetiminin bakış açısına göre on milyarlarca dolar değerinde olduğu tahmin edilen '123 Anlaşması', ABD’nin koruma şemsiyesi altında Suudi Arabistan'da enerji altyapısını ve ekonomik büyüme motorlarını geliştirmeyi, Çin ile Rusya'nın Körfez bölgesindeki nüfuzunu azaltmayı ve Washington ile Riyad arasındaki stratejik ortaklığı güçlendirmeyi amaçlıyor... İsrail'in bakış açısına göre ise modern savaş uçaklarından hava savunma sistemlerine, oradan da siber ve istihbarat kapasitelerine kadar uzanan gelişmiş silah sistemlerinin satışını içeren yan sözleşmeleri de kapsayan bu anlaşma, İsrail'in ulusal güvenlik konseptindeki temel varsayımları sarsıyor. ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması tarihi bir sınav anını temsil ediyor... İsrail'i yeni oyunun kurallarını anlayan, daha karmaşık ve tehlikeli bölgesel gerçeklik karşısında yeni bir strateji şekillendirebilecek proaktif, dengeli ve akıllı bir liderliği benimsemeye mecbur bırakıyor.”

Benzer şekilde İsrail, anlaşmayı Türkiye'nin kendisine karşı konumunun güçlenmesi olarak değerlendiriyor. Oysa, İran'ın Arap Meşrik'indaki (Arap Doğusu) hegemonyasının sona ermesini kendisi için mutlak bir kazanım sanmış ve bu sayede Türkiye'yi ekarte edebileceğini düşünmüştü. Ne var ki şimdi bir anda kendisini hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile aynı anda karşı karşıya bulmuş durumda. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre üstelik İsrail'in endişesi, söz konusu iki ülkenin ABD ile olan ilişkilerini ve Suriye, Lübnan, Irak (ve elbette bunların arasındaki Ürdün) ile sahip oldukları özel ilişkileri de kapsar hale gelmiş bulunuyor.

İsrail, güvenlik istikrarını pekiştirebilecek ve bölgedeki boşluğu doldurabilecek bu anlaşmanın, Amerika Birleşik Devletleri'nin sorumluluğunu hafifleteceğinden ve onu İsrail'e baskı yapma konusunda daha serbest kılacağından endişe ediyor.

İsrailli analist Zvi Bar'el, geçtiğimiz haziran ayında İsrail gazetesi Haaretz’de kaleme aldığı makalede, “Türkiye, Ortadoğu'daki Yeni Güvenlik Düzeninin Lideri Olmayı Hedefliyor" gibi oldukça anlamlı başlık taşıyan makalesinde şunları yazmıştı: "Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip ve güvenlik sanayisi yıllık yaklaşık 20 milyar dolarlık üretim yapıyor... Olayların merkezinde yeniden İsrail değil, Türkiye var” diye yazdı.

ABD bağlamında bile İsrail; güvenlik istikrarını pekiştirebilecek ve bölgedeki boşluğu doldurabilecek bu anlaşmanın, ABD'nin sorumluluğunu hafifleteceğinden endişe duyuyor. Zira bu durumun, -özellikle İran'ın Arap Meşrik'i ülkelerindeki nüfuzunun kırılmasının ardından- Filistinlilere, Suriye'ye ve Lübnan'a yönelik politikalarını rasyonel bir zemine oturtması için İsrail'e baskı yapma konusunda ABD'nin elini daha da rahatlatacağından korkuyor.

İsrail'in bir diğer sorunu da tüm bunların, en azından öngörülebilir gelecekte bir Arap-İsrail normalleşmesi şartına bağlanmadan gerçekleşiyor olmasıdır. Ortadoğu'nun ve bilhassa Arap Meşrik'i bölgesinin artık tamamen kendi oyun alanları haline geldiğini zanneden aşırılık yanlısı hükümeti (Netanyahu, Smotrich, Ben-Gvir) en çok endişelendiren husus da tam olarak budur.

Gemi güvertesinden görev yapmak üzere tasarlanmış Türk silahlı insansız hava aracı (SİHA) Bayraktar, Doğu Akdeniz'de, tam olarak Antalya'da gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında 9 Nisan 2026 (AFP)
Gemi güvertesinden görev yapmak üzere tasarlanmış Türk silahlı insansız hava aracı (SİHA) Bayraktar, Doğu Akdeniz'de, tam olarak Antalya'da gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında 9 Nisan 2026 (AFP)

ABD’nin tutumunun özeti

Şu hususa dikkat etmeliyiz ki, bu anlaşma iki önemli gelişmenin ikliminde ortaya çıktı. Birincisi, Suudi Arabistan ile ABD arasında (22 Temmuz 2026) imzalanan ve 123 Anlaşması (ABD Atom Enerjisi Yasası uyarınca ABD ile diğer ülkeler arasındaki barışçıl nükleer iş birliğini düzenleyen yasal çerçeve) olarak bilinen barışçıl nükleer iş birliği anlaşmasıdır. Bu anlaşma reaktörlerin inşasını, elektrik üretimini, yüksek katma değerli sanayilerin yerlileştirilmesini, uzman insan kapasitesinin inşasını ve ileri teknolojilerde iş birliğinin güçlendirilmesini içeriyor.

İkincisi ise ABD'nin Türkiye ile F-35 savaş uçakları anlaşmasının hayata geçirilmesi ve Türk hava savunma sanayisinin desteklenmesi hususunda vardığı mutabakattır. Bu gelişme, geçtiğimiz günlerde Türkiye'de düzenlenen NATO Zirvesi ile birlikte Türkiye-ABD ilişkilerinin ve başkanlar Trump ile Erdoğan arasındaki bağların güçlendiği bir atmosferde gerçekleşti.

Akademisyen Dr. Kobi Barda, İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’ta yayımlanan, 30 Temmuz 2026 tarihli makalesinde tüm bunlardan ‘Trump'ın -özellikle de İsrail'de seçimler yaklaşırken- muhtemelen Netanyahu'ya iletmek istediği mesaj... Netanyahu'nun bir sonraki hükümeti kurmakla görevlendirilmesi halinde tamamen farklı bir model sunmak zorunda kalacağı’ sonucu çıkarıyor.

Bu çerçevede buradaki asıl mesele ABD'nin İsrail'den vazgeçmesi, onu sınırlandırmaya çalışması veya ona yönelik desteğini azaltması değil, aksine siyaset, ekonomi, teknoloji, çevre ve güvenlik alanlarındaki uluslararası sınamalar ile diğer kutupların yükselişi gölgesinde bazı ihtiyaçları olması. ABD, öncelikle bu ittifakın, ABD'nin bölgede yaşananlara dair sorumluluğun bir kısmını üstlendiği vizyonu temelinde kurulduğuna inanan bazı görüşlerin aksine, yükü ve sorumluluğu kendisiyle paylaşabilecek bölgesel güçlere, ikinci olarak hem bölgede hem de uluslararası arenada istikrarı yeniden tesis etmek amacıyla, İsrail'in birden fazla yöndeki taşkınlığını sınırlandırmayı da içerecek şekilde savaşlar silsilesine son vermeye ihtiyaç duyuyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Koalisyon güçleri Husilerin balistik füzelerine ve füze rampalarına karşı koyuyor

Koalisyon güçleri Husilerin balistik füzelerine ve füze rampalarına karşı koyuyor
TT

Koalisyon güçleri Husilerin balistik füzelerine ve füze rampalarına karşı koyuyor

Koalisyon güçleri Husilerin balistik füzelerine ve füze rampalarına karşı koyuyor

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, Riyad’a yönelik saldırıda kullanılan bir balistik füze fırlatma rampasının imha edildiğini açıkladı. Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, füze rampasının Suudi Arabistan’a yönelik bir saldırı için hazırlık yapıldığı sırada Sana’da imha edildiğini bildirdi.

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada, Husilerin Hamis Muşayt ve Riyad  yönüne fırlattığı balistik füzeler imha edildiğini duyurmuştu. Koalisyon, Husilerin füze tehdidinin kaynağının işgal altındaki başkent Sana’nın yanı sıra Saada ve Amran vilayetleri olduğunu belirtmişti.

Öte yandan balistik füzeler ve patlayıcı yüklü insansız hava araçları, çarşamba sabahı Aden’de sivil hava ulaşımını tehdit etti. Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı’nı hedef aldığı saldırıda, iniş hazırlığındaki Yemen’e ait bir yolcu uçağının isabet alma tehlikesi atlattığı bildirildi. Saldırıyla eş zamanlı olarak Husilerin Taiz kentindeki yerleşim bölgelerini hedef alan bombardımanında ise 5 sivil yaralandı.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, salı akşamı yaptığı açıklamada, silahlı kuvvetler ile tüm askeri oluşumların Yemen Şafağı operasyonu kapsamında çeşitli cephelerde kararlılık ve güçle mücadele yürüttüğünü söyledi. Alimi, sahada elde edilen ilerlemelerin ve gösterilen direncin, “girişimin artık devletin ve silahlı kuvvetlerinin elinde olduğunu ve darbenin sona erdirilmesiyle uzun süredir devam eden insani krizin sonlandırılması yolunda ilerleme kaydedildiğini” gösterdiğini ifade etti.

Alimi, Yemen Şafağı operasyonunun ikinci günündeki gelişmeleri takip ederken yaptığı açıklamada, son saatlerde çeşitli çatışma cephelerinde silahlı kuvvetler, tüm askeri oluşumlar ve halk direnişinin elde ettiği başarıları övdü. Alimi ayrıca birliklerin ve komutanlarının savaşın yönetiminde gösterdiği cesaret ve yüksek yetkinliğe dikkati çekerek, İran tarafından desteklenen milislere ağır kayıplar verdirildiğini belirtti.


Güney Kore ve Mısır ikili ilişkileri stratejik ortaklık düzeyine yükseltiyor 

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)
TT

Güney Kore ve Mısır ikili ilişkileri stratejik ortaklık düzeyine yükseltiyor 

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung bugün yaptığı açıklamada, ülkesi ile Mısır'ın ikili ilişkileri stratejik ortaklık seviyesine çıkarma kararı aldığını bildirdi.

Lee bu ifadeleri, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Seul'de gerçekleştireceği zirve öncesinde yaptığı açılış konuşmasında dile getirdi. Lee ayrıca iki ülkenin, Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması'nı (CEPA) hayata geçirmek amacıyla müzakerelere başlaması yönündeki temennisini ifade etti.


Husiler Aden Uluslararası Havalimanı'nı füze ve İHA'larla hedef aldı

Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)
Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)
TT

Husiler Aden Uluslararası Havalimanı'nı füze ve İHA'larla hedef aldı

Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)
Daha önce Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırının ardından yükselen duman (Reuters)

Husiler, balistik füzeler ve bombalı İHA'lar, Aden'de sivil hava trafiğini tehdit etti. Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırıda, inişe hazırlanan Yemen'e ait bir yolcu uçağı son anda rotasını değiştirmek zorunda kalırken, Taiz'deki Husilerin bombardımanında 5 sivil yaralandı.

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, Husilerin Aden Havalimanı'nı iki balistik füze ve çok sayıda bombalı insansız hava aracıyla hedef aldığını açıkladı. Bakanlık, füzelerden birinin, Kahire'den gelen ve sivil yolcuları taşıyan Yemen Havayolları'nın 603 sefer sayılı uçağının inişinden birkaç dakika önce havalimanı pistinin yakınına düştüğünü bildirdi.

Bakanlık, saldırının sabaha karşı saat 03.00'te Cidde'ye gitmek üzere başka bir uçuşu bekleyen yolcuların havalimanında bulunduğu sırada gerçekleştiğini belirtti. O sırada biri Yemen Havayolları'na, diğeri Aden Air'e ait iki uçak da havalimanında bulunuyordu. Saldırı, yolcuları, çalışanları ve uçuş ekiplerini doğrudan tehlikeye attı.

Saldırının oluşturduğu risk üzerine ilgili makamlar acil önlemler aldı. Kahire'den gelen uçağın Aden'e inişi iptal edilerek Cidde'ye yönlendirilirken, havalimanında bulunan iki uçak da tahliye edilerek tehlike bölgesinden uzaklaştırıldı. Bu sırada Aden semalarında Husilere ait insansız hava araçları tespit edildi.

Hava trafiğine tehdit

Yemen Ulaştırma Bakanlığı, havalimanının hedef alınmasını "tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirerek bunun sivil havacılığı, havalimanlarını ve sivil tesisleri koruyan uluslararası hukuk ve teamüllerin ihlali olduğunu belirtti. Bakanlık, saldırının hava trafiğinin güvenliği ile yolcuların ve çalışanların hayatları açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

vfghj
Aden Uluslararası Havalimanı'nda Yemen Havayolları'na ait bir uçak (Yerel medya)

Bakanlık, başta Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) olmak üzere uluslararası toplum ve ilgili sivil havacılık kuruluşlarına saldırıyı kınama ve havalimanları, sivil tesisler ile ticari havacılığın askeri saldırılara karşı korunması konusunda sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaptı.

Yemen İnsan Hakları Bakanlığı da saldırıyı kınayarak Aden Havalimanı'nın hedef alınmasının uluslararası insancıl hukuk kurallarının ağır bir ihlali ve sivillerin yaşam, güvenlik ve hareket özgürlüğüne yönelik bir tehdit olduğunu belirtti.

Bakanlık, Husilerin 30 Aralık 2020'de, Yemen hükümetinin ülkeye dönüşü sırasında Aden Havalimanı'na düzenlediği saldırıyı hatırlattı. Söz konusu saldırıda can kayıpları ve yaralanmalar yaşanmış, havalimanı ile tesislerinde hasar meydana gelmişti.

Yemen İnsan Hakları Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler ve ilgili uluslararası kuruluşlara sivil tesislerin korunmasını ve bu tesislerin hedef alınmasına son verilmesini sağlayacak önlemler alma, saldırıdan sorumlu kişileri hesap vermeye çağırma ve cezasızlıklarının önüne geçme çağrısında bulundu.

Taiz'de 5 sivil yaralandı

Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinde ise Husilerin kentin merkezindeki eş-Şemasi ve es-Sevra bölgelerine düzenlediği bombardımanda 5 sivil yaralandı. Yaralıların, Sevra Hastanesi'ndeki sağlık kaynağı tarafından doğrulandığı belirtildi.

fghyjuık
Husilerin füzeleri, Yemen'in hükümet güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sivilleri hedef alıyor (Husi medyası)

Sağlık kaynağı, acil servise 5 yaralının getirildiğini açıkladı. Yaralılar arasında 24 yaşındaki Şadi Reşad Ganım el-Beşiri'nin omuz ve sol elinden, 22 yaşındaki Eymen Ali Said Huzza'nın ise sağ kolundan şarapnel parçalarıyla yaralandığı bildirildi.

23 yaşındaki Hamza Cemil Şeref Sabit'in sol uyluğuna, 22 yaşındaki Yakup Muhammed Hüseyin Ali'nin sol kalçasına, 20 yaşındaki Hüseyin Muhammed Hüseyin Ali Hadi'nin ise sağ koluna şarapnel parçaları isabet etti.

Sağlık kaynağı, yaralıların gerekli tıbbi tedaviyi aldığını belirtti.

Havalimanına yönelik saldırı ve Taiz'deki yerleşim bölgelerinin bombalanması, Yemen'deki askeri operasyonların genişlediği bir dönemde gerçekleşti. İran destekli Husiler, sivil bölgeleri ve kritik tesisleri hedef almaya devam ederken saldırılar, sivillerin hareketliliği ve ticari hava trafiği açısından yeni riskler oluşturuyor.

ghyjuı
Husiler, seyir güvenliğini ve sivilleri tehdit etmek için İHA ve füzeleri kullanıyor (Husi medyası)