ABD ve uluslararası kamuoyundan, Batı Şeria’daki silahlı yerleşimci saldırılarına yönelik yoğun eleştirilerin yükseldiği bir dönemde İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, işgal güçlerinin güvenlik birimlerinin sorumluluktan kaçmasına ve yerleşimcilerin saldırılarını herhangi bir denetim ve yaptırım olmaksızın sürdürmesine olanak sağlayacak ‘organize kaos’ düzeni olarak nitelendirilebilecek bir çözüm ortaya koydu. Bu yaklaşımın, yerleşimcilerin Batı Şeria üzerinde İsrail egemenliğinin ilan edilmesi yönündeki talebiyle de örtüştüğü belirtildi.
Katz, orduya, yerleşimciler ve yerleşimlerle ilgili sivil nitelikteki davalarda ‘tüm kolluk yetkilerinin’ polise devredilmesini öngören bir plan hazırlanması talimatı verdi. Buna göre polis, bu görev için özel bir birim kuracak ve gerekli yetki ile bütçeye sahip olacak. Katz, polisin Batı Şeria’daki İsraillilere, ‘İsrail devletinin diğer bölgelerinde olduğu gibi’ muamele etmesi gerektiğini söyledi. Katz, bu adımı, 104 yeni yerleşimin kurulmasına ilişkin kararların alınması ve yerleşimci çiftliklerine yasal statü verilmesinin ardından yerleşimci nüfusunda yaşanan ‘memnuniyet verici artış’ ile gerekçelendirdi. Katz ayrıca ordunun görevinin ‘Filistin terörizmiyle mücadele etmek’ ve yerleşimleri korumak olduğunu savundu.

Batı Şeria’daki yerleşimcilere yönelik kolluk yetkilerinin ordudan polise devredilmesi meselesinin, ordu ile polis arasında anlaşmazlık konusuna dönüştüğü ortaya çıktı. Bu anlaşmazlığın temel nedenlerinden birinin ise ABD ve uluslararası kamuoyunun tutumu olduğu belirtildi. Her iki tarafın da yerleşimcilerin saldırılarındaki çarpıcı artışın teşvik edilmesi, bunun sonuçları ve savaş suçu niteliğindeki eylemlerin işlenmesiyle ilgili sorumluluğu birbirinin üzerine atmaya çalıştığı ifade edildi. İsrail’in Kanal 12 televizyonunun aktardığına göre Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, hükümetin siyasi ve güvenlik işlerinden sorumlu kabinesi toplantısında, Batı Şeria’daki ordunun görevlerinin ‘giderek genişlediğini’ söyledi. Zamir, yeni yerleşimlerin kurulmasına yönelik hazırlıklar ve askerlere yüklenen görevlerin artması nedeniyle ordunun üzerindeki yükün arttığını belirterek, “Ordu askerleri, yerleşimlerin itibarını zedeleyen bir avuç kişinin peşine düşemez. Polisle iş birliği içinde çalışıyoruz ancak ordunun artık bu görevlerle meşgul olmaması daha uygun” dedi.
İsrail Ordu Radyosu ise İsraillilere yönelik cezai kolluk yetkilerinin büyük bölümünün zaten polisin elinde bulunduğuna dikkat çekti. Buna göre askerler bir yerleşimciyi gözaltına alarak polise teslim edebiliyor ancak ordu, söz konusu kişi hakkında cezai soruşturma yürütmüyor, yargılama yapmıyor veya İsrail cezaevi sisteminde tutukluluğunu sağlamıyor. Kan 11 televizyonu ise Katz’ın açıklamasını mevcut haliyle ‘pratikte anlamsız’ olarak değerlendirdi. Kan 11, Batı Şeria’nın işgal altındaki bölge olması nedeniyle yasal olarak bölgedeki yetkinin orduda bulunduğunu, ordunun İsrailli yerleşimcilere yönelik kolluk faaliyetlerinde polis ve sınır muhafızlarından yararlandığını belirtti. Bu sistemin değiştirilmesi için yasal düzenlemeler yapılması gerektiğine işaret eden Kan 11, söz konusu adımın Knesset’in tatili sırasında ve seçimlere yaklaşık iki ay kala tamamlanmasının beklenmediğini kaydetti. Kuruluş, Katz’ın açıklamasının büyük olasılıkla, Batı Şeria’daki saldırılar sırasında nadiren de olsa yerleşimcileri tahliye eden ordu güçlerine yönelik yerleşimci öfkesini yatıştırmayı amaçladığı değerlendirmesinde bulundu.

Kanal 12, Katz’ın açıklamasının ardından İsrail polis teşkilatının üst düzey yöneticilerinden birinin Savunma Bakanı’na yönelik sert eleştirilerini aktardı. İsmini açıklamayan yetkili, “Belki de Savunma Bakanı’na Yahuda ve Samarya’daki (Batı Şeria) yetkilerin neler olduğunu açıklamamız gerekiyor. İşlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmesi daha iyi olur; çünkü bunları fazlasıyla birbirine karıştırıyor” dedi.
Meselenin bir diğer boyutunu da yerleşimci karakolları oluşturuyor. Şarku’l Avsat’ın Haaretz gazetesinden aktardığına göre, planlama, inşaat ve altyapıya ilişkin geniş yetkiler 2023’ten bu yana sivil yönetimden, Bezalel Smotrich’in denetimindeki yerleşim yönetimine devredildi. Böylece yerleşimci karakollarının büyük bölümünün tahliye edilmesi için zaten sivil ve siyasi makamların onayı gerekiyor.
Yetki konusundaki temel boşluk ise A ve B olarak sınıflandırılan bölgelerde ortaya çıkıyor. İsrail polisi bu bölgelere bağımsız şekilde fiilen girmiyor. Yerleşimcilerin bir Filistin köyüne baskın düzenlemesi veya burada yaşayanlara saldırması durumunda sahada bulunan ve yerleşimcileri gözaltına alarak polise teslim edebilen tek güç ordu oluyor. İsrail Ordu Radyosu’na göre bu yetkinin askerlerden alınması, polisin çalışma kuralları ve bu bölgelere giriş biçimi değiştirilmediği takdirde, söz konusu bölgelerde yerleşimcileri fiilen gözaltına alabilecek hiçbir makamın kalmaması ihtimalini doğuruyor. Radyo, planın kamuoyuna açıklanan haliyle ya uygulanabilir olmadığını ya da kolluk faaliyetlerinde bir boşluk yaratacağını değerlendirdi. Bu durumun, İsrail hükümetinin meseleleri kasıtlı olarak belirsiz bırakarak planlı bir kaosun önünü açtığı izlenimini verdiği belirtildi.

Dikkat çekici olan ise yerleşimci liderlerinin Katz’ın kararını memnuniyetle karşılaması oldu. Yerleşim Konseyi Başkanı Yisrael Gantz, “Artık Batı Şeria’daki sivil hayatın İsrail devletinin diğer bölgelerinde olduğu gibi yönetilmesinin zamanı geldi” dedi. Gantz, buna göre kolluk faaliyetlerinin polis tarafından yürütülmesi, ordunun ise güvenlik görevlerine odaklanması gerektiğini savundu. Gantz bununla yetinmeyerek ‘bu adımın tamamlanması’ çağrısında bulundu. Oslo Anlaşmaları’nın iptal edilmesini ve Batı Şeria’da ‘tam İsrail egemenliği’ uygulanmasını isteyen Gantz, artık ‘geçici yönetimden İsrail yasalarının tam anlamıyla uygulanmasına’ geçilmesinin zamanının geldiğini söyledi. Böylece yetkilerin devriyle Batı Şeria’nın ilhakına yönelik siyasi süreci ilişkilendirdi.
Filistinlilerin yalnızca yerleşimcilerin saldırılarıyla karşı karşıya olmadığına da dikkat çekmek gerekiyor. İsrail ordusunun gerçekleştirdiği saldırılar çok daha ağır ve şiddetli boyutlara ulaşıyor. Yerleşimcilerin saldırılarına odaklanılması ve yalnızca onların gündeme taşınması ise ordunun hesap verebilirlikten daha fazla kaçmasına yol açıyor.








