Şam ve Kabil: Süper güçler nasıl yenilir?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Şam ve Kabil: Süper güçler nasıl yenilir?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Afganistan'da zafer, süper gücün kovulması anlamına geliyordu. Suriye'de ise zafer tamamlanmadan önce süper güçle müzakereler başladı

Şam'ın Suriye'deki Rus askeri varlığını düzenlemek konusunda Moskova ile anlaştığını deklare etmesi ile Kabil'in ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin yıldönümünü kutlaması arasında nasıl bir bağlantı var?

25 yıl önce 11 Eylül saldırılarından birkaç hafta sonra, Amerika Birleşik Devletleri Afganistan'ı işgal etti, Taliban rejimini devirdi, el-Kaide'nin peşine düştü ve ardından 20 yıl boyunca hareketin iktidara geri dönmesini engelleyebilecek bir devlet, bir sistem ve bir ordu kurmaya çalıştı. 15 Ağustos 2021'de Taliban Kabil'e geri döndü, Washington tarafından desteklenen rejim çöktü, Cumhurbaşkanı Eşref Gani kaçtı ve Amerikalılar, ABD'nin yenilgisinin sembolü olarak kalan sahneler ile ülkeyi terk etti.

Ancak Afganistan'ın “imparatorluklar mezarlığı” olarak tarihi daha da geriye uzanıyor. 18. ve 19. yüzyıllarda İngilizleri, 1970'lerin sonlarında ise Sovyetleri yenmişti. 1979'da Kızıl Ordu Afganistan’a girdi ve ABD ile müttefikleri Afgan mücahitlerini destekledi. Yaklaşık on yıl sonra Sovyetler geri çekildi ve bu ezici yenilgi, Rusya'nın kızıl pelerinden çıkışının nedenlerinden biri oldu.

Büyük güçler değişti, ancak Afganistan aynı kaldı. Taliban beş yıl önce Kabil'e girdiğinde, zafer kutlamaları sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Rusya ve Esed güçlerinin bombardımanı altında acı çeken Suriye'nin İdlib kentinde tatlılar dağıtıldı. Savaşçıları, Afganistan deneyimini zamanın bir silah olabileceğinin ve ne kadar uçağa, üsse ve müttefike sahip olursa olsun hiçbir süper gücün sonsuza dek kalamayacağının kanıtı olarak gördüler.

Yaklaşık üç yıl sonra, Aralık 2024'te Ahmed eş-Şara'nın güçleri Şam'a girdi, rejim devrildi ve Esed Moskova'ya kaçtı. 2015'te onu kurtarmak için Suriye'ye askeri müdahalede bulunan Rusya ise Afganistan deneyiminin acı hatıralarıyla karşı karşıya kaldı. Dokuz yıl boyunca uçak, üs, askeri ve siyasi destek sağladıktan sonra, Rusya'nın korumaya geldiği müttefik devrilmişti.

Şam, Vladimir Putin için Washington veya Sovyet Moskova için Kabil'in olduğu gibi, bir süper gücün büyük bir yenilgisinin sembolü haline gelebilirdi. Ancak olanlar farklıydı ve bu fark Şam'ın düşüşünden önce başladı. Şara'nın güçleri Halep'e girip ülkenin merkezinden başkentine doğru ilerlemeye başladığında, bir “Rus düğümü” ile karşılaştılar. Hmeymim üssünde, Ukrayna'daki savaş nedeniyle azalmış olsa da, tam gücünü kullanırsa saldırının seyrini değiştirebilecek bir hava kuvveti kalmıştı.

Şara, sadece Şam'a ulaşmak için askeri bir plan değil, aynı zamanda onu tarafsız hale getirmek amacıyla Moskova'ya ulaşmak için de siyasi bir plan tasarladı. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, daha önce Mecelle'ye verdiği bir röportajda, Şara'nın talimatıyla, sanki Putin'in kendisiyle konuşuyormuş gibi, üst düzey bir Rus yetkiliyle bir kanal açtığını belirtmişti. Başkente doğru askeri olarak ilerleyen bir liderlik, Ruslar ile galip ve mağlup diliyle konuşabilirdi. Sonuçta, bu ülke 2015'te Esed'i kurtarmış, muhalif bölgeleri ve Şara güçlerini bombalamış ve 2016'nın sonunda Halep'in geri alınmasına katkıda bulunmuştu. Ancak bunun yerine, “Şami sözlüğüne” başvuruldu. Mesaj, Rusya'nın çıkarlarını Esed'e bağlamakta hata yaptığı ve çıkarlarını “yeni bir Suriye”ye bağlayarak koruyabileceğiydi. Ardından Şeybani'nin dile getirdiği kilit ifade geldi: “Beşşar rejiminin devrilişi, Rusya'nın Suriye'den çekilmesi anlamına gelmez.”

Taliban, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi için Washington ile müzakere etti. Şara ise, Şam'a giderken Suriye'den yenilgiyle geri çekilmek zorunda kalmasın diye Rusya ile müzakerelerde bulundu

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şam'a girmeden önce Şara, Esed'in yenilgisi ile Putin'in yenilgisi arasında, ilkinin Suriye'den kaçması ile ikincisinin çekilmesi arasında, zafer ile düşmanı aşağılama arasında, Esed'e kesin bir darbe indirmek ve Putin ile uçurumun kenarında bir oyun oynamak arasında ayrım yaptı. Sadece güçlerinin muhalefeti bombaladığı bir devletle değil, nükleer cephaneliğe, Güvenlik Konseyi'nde daimi bir koltuğa ve dünyanın birçok yerinde nüfuza sahip bir süper güçle uğraştığının farkındaydı. Bu nedenle amaç, Rusya'yı Esed döneminden çıkarmaktı, Suriye’den tamamen çıkmasa da olurdu. Ve varılan anlaşmalar pragmatikti; Rusya'nın şehirlere yönelik bombardımanlarının durması, Moskova’nın değişime karşı siyasi ve medya etkisini kullanmaktan kaçınması, gelecekteki ilişkiler için kanalların açılması ve Rus güçlerinin belirli yerlerden çekilmek istemeleri durumunda bunun kolaylaştırılması. Karşılığında, Rus üsleri hedef alınmadı ve Esed'in devrilmesi Rusya'yı aşağılamaya yönelik bir savaşa dönüşmedi.

Şara Şam'a girdi, ancak yol boyunca Rusya ile irtibatını koparmadı. Başkan olduktan sonra Putin'i iki kez ziyaret etti. Müzakereler Ağustos 2026'ya kadar devam etti ve askeri varlığı yeniden düzenleyen yeni bir anlaşmayla sonuçlandı. “Yeni Suriye”deki Rusya artık “Esed'in Rusyası” değil. Varlığı azaldı ve birçok ayrıcalığını kaybetti. Müzakereler, Kremlin'in “itibarını korumasına” olanak tanıyan bir anlaşmayla sonuçlandı.

Burada Kabil'e geri dönüyoruz. Taliban, Afganistan'dan aşağılanmış bir şekilde çekilmesi için ABD ile müzakere etti. Şam'a giderken Şara, yenilgiyle geri çekilmek zorunda kalmasın diye Rusya ile müzakerelerde bulundu. Afganistan'da, süper gücün Bagram Hava Üssü'nden çekilmesi zaferin tanımının bir parçasıydı. Ancak Suriye'de rejim, zaferinin tamamlanmasını Hmeymim'den son Rus askerinin ayrılmasına bağlı görmedi. Amaç Esed'i devirmekti, Rusya'yı düşman listesine eklemek değil.

Şara, Esed'i yendi, ancak zaferinin Putin için bir yenilgiye dönüşmesini engellemeye çalıştı. Kabil'de zafer, süper gücün kovulması anlamına geliyordu. Şam'da ise zafer tamamlanmadan önce bile süper güçle müzakereler başladı

Bir başka paradoks daha var: Beş yıl önce İdlib, Kabil'e bakıyordu. Bugün ise Kabil, Şam'a bakıyor. 2021'de İdlib'in savaşçıları, İslamcı bir hareketin zafere kadar nasıl direnebileceğini Taliban'dan öğrenmek istiyordu. 2026'da bazı Taliban liderleri, askeri bir zafer elde eden İslamcı bir hareketin, izolasyondan kurtulup dünyayla etkileşime giren bir devlete nasıl dönüşebileceğini öğrenmek için Şara'ya bakıyor.

Beş yıl sonra, Taliban halen izolasyondan muzdaripken, Şam farklı bir yol izledi. Şara, İdlib'den başkente, bir fraksiyonu yönetmekten bir devleti yönetmeye, bir mağaradan bir saraya geçti. İdlib'de mümkün olan ile Şam'ın ihtiyaç duydukları, Esed ile düşmanlıkla Çar ile ilişkiyi, zafer ile intikamı ayırmaya çalıştı. İdlib mağaralarından Birleşmiş Milletler platformlarına ve başkanlık saraylarına geçti.

Her iki öykü de büyük güçler için bir ders niteliğinde. Sovyetler Birliği Afganistan'dan çekildi, ardından ABD de çekildi. Rusya, müttefikini ve birincil pozisyonunu kaybetti, ama Suriye'yi ve stratejik coğrafi konumunu kaybetmemeye çalıştı.

Kabil'de zafer, süper gücün kovulması anlamına geliyordu. Şam'da ise zafer tamamlanmadan önce bile süper güçle müzakereler başladı. ABD'nin Asya'daki platformu Bagram'dan, Rusya'nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya köprüsü Hmeymim'e, büyük güçlerin yenilgiye uğramasının öyküsü işte budur.



Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu
TT

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Yemen'de Meşru Hükümete Destek Koalisyonu, Riyad'a düzenlenen saldırıda kullanılan bir balistik füze fırlatma rampasının imha edildiğini duyurdu.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, imha operasyonunun Suudi Arabistan'a yönelik eli kulağında bir saldırının hazırlıkları sürerken, Sana'da gerçekleştirildiğini bildirdi.

Koalisyon daha önce dün, Husi milisler tarafından fırlatılan bir balistik füzenin Riyad şehrinin kuzeyinde engellenerek imha edildiğini açıklamıştı.

Tümgeneral el-Maliki, "Fırlatma rampasını Koalisyonun istihbarat sistemiyle Sana semalarında takip ediyoruz ve imha edeceğiz" ifadelerini kullandı.


Süveyda'da el-Hicri yandaşlarının 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail'e destek vermesi kınandı

Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
TT

Süveyda'da el-Hicri yandaşlarının 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail'e destek vermesi kınandı

Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)

Suriye'nin Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Süveyda vilayetindeki kaynaklar, Ruhani Lider (Şeyh el-Akl) Hikmet el-Hicri'nin takipçileri tarafından çarşamba günü 7 Ekim saldırılarının yıl dönümünde İsrail ile dayanışma amacıyla düzenlenen etkinlikleri kınadı. Suriye hükümeti ile Dürziler arasında arabuluculuk yürüten Dürzi bir isim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Hicri hareketine karşı "alternatif bir akımın" oluşumunun tamamlandığını açıkladı.

Süveyda kentinde bugün, İsrail bayraklarının yanı sıra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile vilayetin büyük bölümünde (Süveyda kenti dahil) kontrolü elinde tutan "Ulusal Muhafızlar" grubunun lideri Şeyh Hicri'nin fotoğraflarının taşındığı bir gösteri ve konvoy düzenlendi. Kendisine bağlı güçlerle daha önce "Başan Devleti" adını verdiği yapının kuruluşunu ilan eden Hicri kanadı, bu gösteriyi 2023'ten bu yana Gazze savaşını başlatan 7 Ekim saldırılarının yıl dönümünde İsrail ile dayanışma amacıyla gerçekleştirdi.

Süveyda kentindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a yaptıkları değerlendirmede, "Hicri'nin çeteleri" olarak nitelendirdikleri grubun katıldığı bu etkinliklerin İsrail'in kucağına atılmak için izlenen yöntemlerden biri olduğunu belirterek, bunun yerine İsrail tarafından katledilen binlerce Gazzeli çocukla dayanışma gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

vfgbhj
Süveyda'da Hikmet el-Hicri yanlısı grubun, 7 Ekim olaylarında İsrail işgaliyle dayanışma amacıyla düzenlediği yürüyüş (Hicri yanlısı web siteleri)

Diğer yandan, Süveyda vilayetinde Temmuz 2025'teki kanlı olaylardan bu yana süren krizi çözmek amacıyla "Suriye hükümeti ile Dürziler arasında arabuluculuk" yürüten Dürzi bir kaynak, 15 üyeden oluşan ve Süveyda'daki aileleri, şeyhleri, akademisyenleri ile entelektüel kesimleri temsil eden geniş bir danışma kuruluna sahip "Acil Durum Komitesi"nin kurulduğunu açıkladı. Kaynağımız, bu aşamada arabuluculuk sürecinin gizliliğini ve katılanların güvenliğini sağlamak adına isminin açıklanmamasını tercih etti.

Kaynak, komitenin Süveyda içinden ve dışından Dürzi şahsiyetlerin yanı sıra yurt dışındaki Suriyeli Dürzi toplumundan isimleri de barındırdığını kaydetti.

Suriye içi çözüm

Kaynak; hükümet ile Süveyda halkı arasında, Şeyh Hicri'nin artık çözümün değil sorunun bir parçası haline geldiği yönünde zımni bir uzlaşma ve yüksek bir bilincin bulunduğunu belirtti. İki taraf arasında "her türlü çözümün Suriyeliler arasında (Suriye içi) olması gerektiği ve bundan taviz verilmeyeceği" konusunda prensip anlaşması sağlandığı ifade edildi.

Süveyda halkının tamamının, hükümetin Temmuz 2025 olaylarından önce Süveyda halkı tarafından sunulan neredeyse tüm talepleri kabul ettiğinin ve vilayet halkının güvenliğini ve onurunu güvence altına alacak şekilde hâlen pek çok şey sunmaya hazır olduğunun bilincinde olduğunu belirten kaynak, iki tarafın çıkarının ortak olduğunu vurguladı: Tüm ülke topraklarında Suriye egemenliğinin sağlanması ve özellikle kendi bölgeleriyle ilgili konularda Dürzilerin ulusal karar alma süreçlerinde temsil edilmesi.

Ancak sözcü, Suriye hükümetinin Dürzilerle çalışırken "vatansever olan fakat Süveyda'daki çözümlerin niteliği konusunda hükümetle kısmen ayrışan güçlü Dürzi ulusal figürleri göz ardı etme ve ötekileştirme eğiliminde olduğu" eleştirisinde bulundu.

Sözcü, "Suriye hükümeti, vilayetteki Dürzilerin Şam karşısında kendilerini kararlı bir şekilde temsil edemeyeceğini ve haklarını talep edemeyeceğini düşündüğü kişileri destekledi. Dolayısıyla toplumun kaygılarını, çıkarlarını ve endişelerini temsil eden liderlerle temas kurmadı" dedi.

Bu durumun hükümet tarafından düzeltilmesi gereken bir sorun olduğunu vurgulayan sözcü; dış güçlerin piyonu olmayan, hükümet karşısında eğilmeyen, aynı zamanda hem vatanın hem de toplumun çıkarlarını kararlılıkla savunan Dürzi şahsiyetlerle iş birliği yapılması gerektiğini ifade etti.

cvfg
Süveyda'dan Suriye vatandaşları günlük işlerini kolaylaştırmak adına valilik binasında işlemleriyle ilgileniyor (Süveyda Valiliği)

Sözcü, "Süveyda krizini çözmek için büyük bir umut var, ancak asıl sorun İsrail'de. Bu iki konu birbiriyle yakından bağlantılı; bunların birbirinden ayrılması ve Süveyda sorununun Suriyeliler arasında çözülmesi gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. Arabuluculuk sürecinin şu anda hükümetin ne sunacağı ve Süveyda halkının neyi kabul edeceği üzerine odaklandığını kaydedederek, hükümet tarafının bu taleplere olumlu cevap verdiğini belirtti.

Sonuç olarak her iki taraf arasında büyük bir uzlaşı ve Suriyeliler olarak çıkarlarının ortak olduğuna dair bir bilinç bulunuyor. Dürzi toplumuna zarar veren şey Suriye'ye de zarar verir; Suriye'ye zarar veren şey Dürzi toplumuna da zarar verir. Ancak süreç, vilayette her türlü çözümü engelleyen odaklarla —yani Hicri'nin oğlu Selman tarafından yönetilen 'Güvenlik Ofisi' liderliğiyle— nasıl bir çözüm izleneceğine bağlı.

Tamamen güvenlik odaklı bir engel

Sözcü, masada pek çok çözümün bulunduğunu ancak bunlar üzerinde uzlaşmanın, arabuluculuk aşamasından tek masa etrafındaki doğrudan müzakereler aşamasına geçildiğinde gerçekleşeceğini vurguladı.

Sözcü şöyle devam etti: "Müzakerelerde siyasi ve sosyal boyutun çözüldüğü, birçok konuda anlaşmaya varıldığı görüldü. Geride kalan tek engel tamamen güvenlik odaklı; o da vatansever bir unsur olduğu için 'çetelerle' mücadele edecek, para, mühimmat ve medya desteğiyle güçlendirilecek tarafın kim olacağı meselesidir."

Komitenin gün yüzüne çıkması için ABD Elçisi ve uluslararası toplum tarafından "çete" olarak nitelendirilen yapıların nüfuzuna son verilmesi gerektiğini belirten kaynak, "Şu anda üzerinde çalışılan ve incelenen sorun bu; burada İsrail faktörü devreye giriyor" dedi.

Sözcü, "2026 yılı başından bu yana İsrail'in Hicri'ye maddi destek göndermediğini" belirterek, ABD'nin genel olarak Suriye konusunda İsrail üzerinde muazzam bir baskı uyguladığına ve Süveyda'nın Suriye-ABD-İsrail ilişkilerinde küçük bir detay olduğuna dikkat çekti.

Sözcü konuşması sırasında, ellerine ihanet, doğrudan ajanlık ve vatana komplo bulaşmamış kişiler ile "çete ve çapulcu" olarak nitelendirilenler arasında ayrım yapılması gerektiğini, birinci gruptakilerin Süveyda'da ve gelecekte devlet kurumlarında yeri olacağını vurguladı.

"Ulusal Muhafızlar" içindeki anlaşmazlıklar artıyor

"Ulusal Muhafızlar" bünyesindeki gruplar arasında artan anlaşmazlıkların bir göstergesi olarak, Süveyda'daki en büyük yerel silahlı gruplardan biri olan (yaklaşık 8 bin savaşçıya sahip) "Rical el-Kerame" (Onurlu Adamlar Hareketi) liderlerinden Basım Ebu Fahr, isim vermeden Hicri ve destekçilerini, vilayet halkını bir "kan projesine" sürüklemekle suçladı.

Ebu Fahr, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: "İnsanları bir kan projesinin içine soktular; bunun için başkalarını kışkırtan, aşağılıkları öne çıkaran ve şerefli insanları arkadan bıçaklayan yüzlerce hesap görevlendirdiler. Sonunda kandırılanların zihninde hakkı batıl, batılı da hak yaptılar."

Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgilere göre Ebu Fahr ailesinden paylaşılan bu ifadeleri kınamaları ve reddetmeleri istendi; ancak ailenin çoğunluğu bu metni reddetmeyi kabul etmedi.


DEAŞ hücrelerinin saldırıları Bağdat’ın kuzeyinde güvenlik güçlerini hazırlıksız yakaladı 

Bir Irak'lı, 29 Eylül 2026 tarihinde Bağdat'taki bir yol kenarında, 'DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon'un görevinin sona ermesiyle eş zamanlı olarak yer alan reklam panosunun yanından geçiyor. (AFP)
Bir Irak'lı, 29 Eylül 2026 tarihinde Bağdat'taki bir yol kenarında, 'DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon'un görevinin sona ermesiyle eş zamanlı olarak yer alan reklam panosunun yanından geçiyor. (AFP)
TT

DEAŞ hücrelerinin saldırıları Bağdat’ın kuzeyinde güvenlik güçlerini hazırlıksız yakaladı 

Bir Irak'lı, 29 Eylül 2026 tarihinde Bağdat'taki bir yol kenarında, 'DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon'un görevinin sona ermesiyle eş zamanlı olarak yer alan reklam panosunun yanından geçiyor. (AFP)
Bir Irak'lı, 29 Eylül 2026 tarihinde Bağdat'taki bir yol kenarında, 'DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon'un görevinin sona ermesiyle eş zamanlı olarak yer alan reklam panosunun yanından geçiyor. (AFP)

Irak güvenlik güçleri, "DEAŞ" hücreleri tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelenilen sürpriz saldırıların ardından dün Bağdat'ın kuzeyindeki Havice kentine bağlı köylerde sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Pazartesi ve salı günleri silahlı kişilerin Federal Polis devriyelerine düzenlediği saldırılarda güvenlik personeli hayatını kaybetti ve yaralandı. Güvenlik kaynakları, saldırganların ağır makineli tüfekler ve keskin nişancı tüfekleri kullandığını, bu sırada bazı termal kameraların devreden çıktığını bildirdi.

Federal Polis Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, saldırıyı püskürtmeye çalışan bir personelin hayatını kaybettiği belirtildi. Kerkük İl Meclisi Güvenlik ve Savunma Komisyonu Başkanı Ahmed Remzi ise "Saldırı, uyuyan hücrelerin tehlikesinin devam ettiğini doğruluyor," ifadelerini kullanarak, bu tür saldırıların tekrarlanmasını önlemek amacıyla istihbarat çalışmalarının ve güvenlik operasyonlarının artırılması çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı uzmanlar, DEAŞ'ın sahada kalıcı varlık gösterme kabiliyetini uzak bir ihtimal olarak değerlendirmekle birlikte, aktif hücrelerin halen "el yapımı patlayıcılar ve canlı bomba yeleklerine" sahip olduğuna dikkat çekti.