İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
TT

İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf

İsrail’de yaşayan Lübnanlılar, Lübnan Parlamentosu’nun geçen hafta kabul ettiği genel af ve ceza indirimini ciddiye almadı. Yasa, 1 Mart 2026’dan önce işlenen suçlar nedeniyle hüküm giyen, tutuklanan veya haklarında adli işlem yürütülen binlerce kişiyi kapsıyor. Bunların arasında 2000 yılından beri İsrail’de yaşayan yaklaşık 3 bin 500 Lübnanlı da bulunuyor.

Güney Lübnan Ordusu komutanı Antoine Lahd’ın eski ofis müdürü Claude İbrahim, “Af kararı bizim için çıkarılmadı. Bizi de sonradan buna dahil ettiler ki kararın yalnızca Sünni ve Şii Müslümanları kapsadığı söylenmesin, Hristiyanları da kapsasın. Biz burada Lübnan halkının bütün kesimlerinden insanlarız; aramızda Sünniler ve Şiiler de var, ancak çoğunluğumuz Hristiyan. Bizi son anda kapsama aldılar. Fakat bu karar, 2001, 2006 ve 2011 yıllarında çıkarılan af kararlarından özünde farklı değil ve bizim için herhangi bir umut vaad etmiyor” ifadelerini kullandı.

Af ve para cezaları

İbrahim, “Söz konusu kararlar kapsamında da İsrail’e, Hizbullah’ın baskısından kaçmak için sığınan çok sayıda Lübnanlı ülkeye döndü ve önemli bir bölümü, özellikle çocuklar ve kadınlar, aftan yararlandı. Bazıları ise Hizbullah’a para cezası ödedi ve bunun karşılığında daha hafif hapis cezalarına çarptırıldı. Para cezası ne kadar yüksekse, Hizbullah’ın nüfuzundaki mahkemenin verdiği ceza da o kadar azaltılıyordu” diye konuştu.

İbrahim, “İsrail o dönemde bu düzeni fark etti ve geri dönenlere askerlik hizmetleri karşılığında ödenmesi gereken miktarın üç katı tutarında tazminat verdi. Hizbullah da onları büyük bir memnuniyetle kabul etti” ifadelerini kullandı.

İsrail’de yaşayan Lübnanlıların büyük bölümünün, Güney Lübnan Ordusu olarak bilinen yapının mensupları olduğu biliniyor. Bu oluşum, 1984’te kanser nedeniyle hayatını kaybeden Binbaşı Saad Haddad tarafından sınırdaki Mercayun kasabasında kurulmuş, onun yerine General Antoine Lahd geçmiş ve yapı 2000 yılında dağıtılana kadar Lahd tarafından yönetilmişti.

İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın 2000 yılında Lübnan’dan hızlı ve ani biçimde çekilme kararı alması ve bu kararı Güney Lübnan Ordusu’na bildirmemesi üzerine, örgüt mensupları ve aileleri İsrail sınırına yöneldi. İsrail’le birlikte savaşmış ve İsrail’den maaş almışlardı.

İsrail başlangıçta bu kişilerin ülkeye girişini engellemeye çalışsa da sınırda günlerce beklemeleri ve yaşadıkları mağduriyet, İsrail’in uluslararası kamuoyundaki itibarına zarar verdi. İsrail bunun üzerine, bu kişileri kabul etmek zorunda kaldı. Daha sonra çeşitli yöntemlerle onları ülkeden çıkarmaya çalışan İsrail, grubun yaklaşık yarısının Lübnan’a dönmesini sağladı.

3 bin 500 Lübnanlı

İbrahim, İsrail’e hizmet etmeleri konusundaki soruya ise şu yanıtı verdi:

“Güney Lübnan Ordusu, Lübnan ordusunun kararıyla kuruldu. Saad Haddad, 1976’da Lübnan devletinin kararıyla İsrail üzerinden, Hayfa yoluyla güneye geldi. 1976’dan 1990’a kadar devlet, bu kişilere Lübnan ordusunun bir parçası olarak düzenli şekilde maaş ödedi.”

İbrahim, “Ancak o dönemde Lübnan, önce Hafız Esed ve ardından Beşşar Esed yönetimindeki Suriye’nin, daha sonra da İran ve Hizbullah’ın nüfuzunun etkisi altında kaldı. Bu çevreler bize karşı düşmanca bir tutum benimsedi ve bizi ihanetle suçlamaya başladı. Oysa biz Filistinli örgütlere karşı Güney Lübnan’ı korumaya yönelik ulusal bir görev yürütüyorduk. Lübnanlılar bu tarihi araştırmayacaksa, umarım tarih yaptıklarının hesabını onlardan sorar” dedi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bugün İsrail vatandaşlığına sahip Lübnanlıların sayısının yaklaşık 3 bin 500 olduğu belirtiliyor. Bunların önemli bir bölümü, 2000 yılında Lübnan’dan ayrılmalarının ardından İsrail’de doğdu. Bu kişilerin Lübnan’ın resmi nüfus kayıtlarında yer almadığı ifade ediliyor.

İbrahim, “Bu kayıt dışı kişilerin de geri dönmesine izin verilecek mi? DEAŞ ve Nusra Cephesi mensupları için af çıkarılıyor da biz hâlâ onların gözünde İsrail ajanı olarak mı kalacağız?” diye sordu.

İbrahim sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün İsrail’de dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnan diasporaları gibi yaşıyoruz. Başarılı insanlarız; aramızda yüzlerce doktor, avukat, mühendis ve teknoloji sektöründe çalışan kadın ve erkek var. Lübnan devletinin bize, dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnanlı topluluklara davrandığı gibi davranması gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için de İsrail ile Lübnan arasında, statümüzün açıkça tanımlandığı bir barış anlaşmasının imzalanması gerekiyor.”



Ali Keyali, 2013 Banyas katliamının baş şüphelisi olarak yakalandı

Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)
Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)
TT

Ali Keyali, 2013 Banyas katliamının baş şüphelisi olarak yakalandı

Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)
Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)

Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı, 2013 yılında Banyas’ta gerçekleştirilen katliamın baş şüphelisi Ali Keyali’yi, diğer adıyla Miraç Ural’ı, sınırdan kaçmaya çalışırken yakaladı. Şarku’l Avsat’ın Suriye Arap Haber Ajansı SANA’dan aktardığı habere göre operasyon, zanlının kaçış girişimi sırasında düzenlendi. Ajans, Keyali’nin nerede yakalandığına veya hangi ülkeye gitmeye çalıştığına ilişkin bilgi vermedi.

xcvfbg
Suriye makamlarının, Ali Keyali’nin (Mirac Ural) yakalanmasının ardından yayımladığı ilk fotoğraf

Suriyeli kaynaklar, Keyali’nin Lübnan sınırını birkaç kez geçerken tespit edildiğini belirtiyor. Öte yandan Lübnan’daki MTV kanalının haberine göre Metn bölgesine bağlı Mansuriye’de bir kişinin evinden kaçırıldığı, eşinin ve oğlunun da kelepçelendiği olayda kaçırılan kişinin, Suriye ve Türkiye vatandaşı Ali Keyali olduğu bildirildi. Suriye’de “Banyas Kasabı” olarak tanınan Miraç Ural’ın söz konusu kişi olduğu öne sürüldü. Şarku’l Avsat, haberin doğruluğunu henüz bağımsız olarak teyit edemedi.

Miraç Ural kimdir?

1956 yılında Türkiye’nin Hatay’ın İskenderun ilçesinde doğan Miraç Ural, aşırı sol görüşlü bir örgüte katıldı. Bu nedenle Türkiye’de birkaç kez hapse giren Ural, 1980’lerin başında Suriye’ye kaçtı. Burada dönemin Devlet Başkanı Hafız Esad tarafından kendisine verilen Suriye vatandaşlığı da dahil olmak üzere çeşitli ayrıcalıklardan yararlandı.

ghj
Suriye İnsan Hakları Ağına göre, Ali Keyali (Mirac Orall), Suriyeli sivillere yönelik katliamlarda kendisine eşlik eden yardımcısıyla birlikte.

Daha sonra Ali Keyali adını kullanan Ural, “Suriye Direnişi” adını verdiği silahlı grubu yönetti. Grup, savaş yıllarında Beşşar Esad rejiminin güçleriyle birlikte savaştı. Adı, Beyda ve Banyas katliamlarıyla anılan grup, Suriye halkına yönelik baskılara da katıldı. Ural’ın adı ayrıca 2012’deki Hula katliamı ve Türkiye’deki Reyhanlı saldırılarıyla ilişkilendirildi.

Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) kayıtlarına göre Beyda katliamında 36’sı çocuk, 28’i kadın olmak üzere 264 sivil hayatını kaybetti. Ras en-Nebaa katliamında ise 56’sı çocuk, 43’ü kadın olmak üzere 195 sivil yaşamını yitirdi.

İki katliama ilişkin tanıklıklar ve raporlarda, cesetlerin sokaklara, dükkânlara ve bodrumlara kadar yayıldığı, sivillerin ateşli silahlar ve kesici aletlerle infaz edildiği, evlerin ve cesetlerin yakıldığı yönündeki anlatımlara yer verildi.

fvghyju
Suriyeli sivillere yönelik katliamları gerçekleştiren grubunun üyeleriyle birlikte Ali Keyali (Miraç Ural) (Sosyal medyada paylaşıldı)

Keyali’ye bağlı milisler, Lazkiye, Halep ve İdlib kırsalında da Suriyelilere yönelik katliamlar gerçekleştirdi. Bu saldırılarda yüzlerce kişi öldü veya yaralandı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), Eylül 2013’te yayımladığı raporda Beyda’da 167, Banyas’ta ise 81 kişi olmak üzere en az 248 kişinin infaz edildiğini belgeledi. Örgüt, gerçek can kaybının daha yüksek olabileceğine dikkat çekti.

Hayatta kalanların ifadeleri ve görüntülü kanıtlara dayanan raporda, kurbanların büyük bölümünün çatışmalar sona erdikten ve muhalif savaşçılar bölgeden çekildikten sonra öldürüldüğü sonucuna varıldı.

Beyda’da yakalama haberi sevinçle karşılandı

Keyali’nin yakalandığı haberinin duyulmasının ardından, perşembe günü Suriye’nin batısındaki Tartus iline bağlı Banyas kentinin Beyda beldesindeki camilerden tekbir sesleri yükseldi. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, bölgedeki camilerden tekbirler getirildiği görüldü. Görüntüleri paylaşanlar, tekbirlerin Ural’ın yakalanmasını kutlamak amacıyla getirildiğini belirtti. Böylece 2013’teki katliamın üzerinden yaklaşık 13 yıl geçtikten sonra zanlının yakalandığı haberi bölgede yankı buldu.

Suriye İnsan Hakları Ağı Direktörü Fadel Abdülgani, gelişme üzerine bugün X hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“10 Mayıs 2013’te, 92’si çocuk, 71’i kadın olmak üzere 459 sivilin öldürüldüğünü belgelediğimiz raporumuzu yayımladık. Bölge sakinlerinin ifadelerine dayanarak Ali Keyali’nin adını rapora ekledik ve kendisinin katliamın önde gelen sorumlularından biri olduğunu belirttik. Bu, mezhepçi bir nitelik taşıyan bir katliamdı. Çocukların, kadınların ve erkeklerin isimlerini kayda geçiriyorduk. Aileler bazı üyelerini ya da tüm yakınlarını kaybetmişti. Hayatta kalanlar bize unutulması güç tanıklıklar aktarıyordu. Aradan 13 yıldan fazla zaman geçtikten sonra, bu davanın sonunda en önemli şüphelilerinden birinin sorgulanabileceği aşamaya gelmesinin önemini hissediyorum. Bugün özellikle bütün bu yıllar boyunca bekleyen kurban ailelerini düşünüyorum.”

loş
Ali Keyali (Miraç Ural), Suriye’de sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafında

Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya İşlerinden Sorumlu Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan da X hesabından yaptığı açıklamada, Suriye istihbaratının İçişleri Bakanlığıyla iş birliği içinde Miraç Ural olarak bilinen Ali Keyali’yi yakalamasını kutladı.

Zeydan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Halkımızı, Suriye istihbaratının İçişleri Bakanlığıyla iş birliği içinde, Suriye devrimi sırasında Beyda-Banyas katliamı da dahil olmak üzere halkımıza karşı katliamlar gerçekleştiren suçlu Miraç Ural, namıdiğer Ali Keyali’yi yakalamasından dolayı kutluyoruz. Zaman geçse de geçmese de katil suçluların tamamı yakalanacak. Güvenlik birimlerimizin takibinden kaçış yok.”

Suriye makamları, 4 Ekim’de de aynı katliama katılmakla suçladıkları ve Ural’ın yardımcısı olarak nitelendirdikleri Cemal Trablusi’nin gözaltına alındığını duyurmuştu.

Suriye yönetimi, Esad rejimi döneminde sivillere yönelik ihlallere karışan kişileri yakalamaya yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Yetkililer, bu girişimleri geçiş dönemi adaleti ve işlenen suçlardan sorumlu kişilerin hesap vermesini sağlama çabalarının bir parçası olarak tanımlıyor.

Suriye’de muhalifler, 8 Aralık 2024’te başkent Şam’a girerek yönetimi babası Hafız Esad’dan devralan Beşşar Esad rejimini devirmişti.


Koalisyon: Medine’de bir seyir füzesi, Suudi Arabistan’ın güneyi ve doğusunda 3 İHA imha edildi

Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Koalisyon: Medine’de bir seyir füzesi, Suudi Arabistan’ın güneyi ve doğusunda 3 İHA imha edildi

Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Husiler tarafından fırlatılan bir seyir füzesinin Medine bölgesinde önlenerek imha edildiğini açıkladı.

Maliki, sosyal medya platformu X’teki resmî hesabından yaptığı açıklamada, perşembe günü Suudi Arabistan’ın güneyindeki Hamis Muşayt kentinde ve Doğu Bölgesi’nde ikişer değil, birer İHA’nın, ayrıca güney bölgesine yönelen üçüncü bir İHA’nın önlenerek imha edildiğini bildirdi.

Koalisyon, operasyonel tedbirlerin sıkı şekilde uygulandığını vurgulayarak Husilerin saldırı kapasitesinin etkisiz hale getirileceğini ve imha edileceğini, sivillerin korunacağını belirtti.


Koalisyon: Husiler sivil tesislere yönelik terör saldırılarını derhal durdurmalı

Koalisyon: Husiler sivil tesislere yönelik terör saldırılarını derhal durdurmalı
TT

Koalisyon: Husiler sivil tesislere yönelik terör saldırılarını derhal durdurmalı

Koalisyon: Husiler sivil tesislere yönelik terör saldırılarını derhal durdurmalı

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, İran destekli Husilerin ekim ayında Riyad Havalimanı'na 20 saldırı düzenlediğini belirterek, sivil tesisleri hedef alan “terör operasyonlarını” derhal durdurmaları gerektiğini söyledi.

Maliki, Riyad'da düzenlediği basın toplantısında, bu ay havalimanını hedef alan saldırıların listesini sundu. Maliki, “Husiler, havalimanları, limanlar, petrol tesisleri ve altyapı dahil olmak üzere sivilleri ve sivil unsurları hedef alan tüm terör operasyonlarını derhal durdurmalıdır” dedi.

Maliki, “Husi milisler bölgesel aktörlerin yardımıyla gelişmiş teknolojiler elde etmek için çalışmalar yürüttü” ifadelerini kullanarak, Husilerin balistik füzeler, saldırı ve intihar amaçlı insansız hava araçları ile bomba yüklü sürat teknelerine sahip olduğunu belirtti.

Bu sırada Yemen'de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarına karşı koymayı sürdürdü. Koalisyon, Husilerin Riyad'a fırlattığı bir balistik füzenin önlenip imha edilmesinin ardından Doğu Bölgesi'nde bir insansız hava aracının da engellenerek imha edildiğini açıkladı.

Suudi Sivil Savunma Müdürlüğü ise Riyad'da bir balistik füzenin önlenmesi sırasında düşen şarapneller nedeniyle Arap uyruklu bir kişinin yaralandığını, bir konut ile bir araçta sınırlı çapta maddi hasar meydana geldiğini bildirdi.