Bağdat, silahların devletin kontrolünde toplanması için belirlenen tarihten örtülü olarak geri adım attı

Zeydi, mekanizma konusunda anlaşmazlıklar olduğunu söyledi... Londra, silahlı grupların oluşturduğu tehlikeye karşı uyardı

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 2020 yılında ABD’nin düzenlediği hava saldırısında Kasım Süleymani ile birlikte öldürülen Ebu Mehdi el-Mühendis’in Necef’teki mezarı başında bugün gözyaşlarına hâkim olamadı, (Reuters)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 2020 yılında ABD’nin düzenlediği hava saldırısında Kasım Süleymani ile birlikte öldürülen Ebu Mehdi el-Mühendis’in Necef’teki mezarı başında bugün gözyaşlarına hâkim olamadı, (Reuters)
TT

Bağdat, silahların devletin kontrolünde toplanması için belirlenen tarihten örtülü olarak geri adım attı

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 2020 yılında ABD’nin düzenlediği hava saldırısında Kasım Süleymani ile birlikte öldürülen Ebu Mehdi el-Mühendis’in Necef’teki mezarı başında bugün gözyaşlarına hâkim olamadı, (Reuters)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 2020 yılında ABD’nin düzenlediği hava saldırısında Kasım Süleymani ile birlikte öldürülen Ebu Mehdi el-Mühendis’in Necef’teki mezarı başında bugün gözyaşlarına hâkim olamadı, (Reuters)

Irak hükümeti, cuma günü, daha önce 30 Eylül olarak belirlenen “silahların devletin kontrolünde toplanması” tarihinden geri adım attığı izlenimi verdi. Londra ise Irak’taki yasa dışı silahlı grupların Avrupa’nın güvenliğini tehdit ettiği uyarısında bulundu.

Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abbudi, yerel medyaya yaptığı açıklamada, “Gelecek 30 Eylül, ABD güçlerinin Irak’tan çekileceği tarihtir; grupların silahlarını devletin kontrolüne teslim etmeleri için son tarih değildir” dedi.

Abbudi, Başbakan Ali Zeydi’nin de katıldığı Bağdat Diyaloğu konferansı sırasında, “Açıklanan tarih, Irak hükümetinin güvenlik ve istikrar denklemini sağlamlaştırma çabalarını artırması için bir fırsattır” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte Abbudi, “Gruplarla yürütülen diyalog düzenli biçimde devam ediyor ve devletin egemenliği ile Irak halkının çıkarları temelinde yürütüldüğü için kayda değer ilerleme sağlandı. Bu iki temel konuda herhangi bir anlaşmazlık yok” dedi.

Abbudi, ardından “mekanizmalar konusunda endişe ve görüş ayrılıkları bulunduğunu” belirtti. Ancak dosyanın, “Irak halkını karşılaşabileceği herhangi bir olası sınamadan uzak tutacak doğru yönde, gerçekçi göstergeler doğrultusunda yürütülen diyaloğun konusu olduğunu” söyledi.

Başbakan Ali Zeydi de Bağdat Diyaloğu Forumu’ndaki bir panelde bu “görüş ayrılıklarına” değindi ancak ayrıntı vermedi.

Zeydi, “Tüm siyasi güçler, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda tamamen hemfikir ve silahların teslim edilmesi ve bu durumun tamamen sona erdirilmesine yönelik mekanizmalar üzerinde çalışılıyor” dedi.

Başbakan, “Doğrudan silah bırakmayı reddeden bazı gruplarla, diğer bazı gruplarla ise dolaylı olarak yürütülen bir diyalog var” ifadelerini kullandı. Zeydi, “İlgili tarafların çoğu silahlarını teslim etmeye ikna olmuş durumda, ancak anlaşmazlık mekanizma konusunda” dedi.

Zeydi, “Sonuçta hedef gerçekleştiği sürece bu konuda bir sorun yok” diye ekledi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 19 Ağustos 2026’da İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ı kabul etti, (Hükümet Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 19 Ağustos 2026’da İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ı kabul etti, (Hükümet Basın Ofisi)

Silahların devlet kontrolüne alınmasının mekanizması

Zeydi, “silahların devletin kontrolüne alınması mekanizmasını” da açıkladı. Buna göre süreç üç aşamadan oluşuyor: Öncelikle silahlı grup askeri faaliyet yürütmeyeceğini ilan edecek, ardından silahlarını hükümete teslim edecek ve son olarak örgütsel bağını sona erdirecek.

Zeydi’ye “bağın sona erdirilmesi” ile ne kastettiği sorulduğunda, “Grup artık savaşçılarını sevk ve yönlendiremeyecek; bunu, Haşdi Şabi kurumu aracılığıyla federal hükümet yapacak” yanıtını verdi.

Zeydi ayrıca herhangi bir askeri çatışma niyeti veya ihtimali bulunmadığını vurguladı.

Silahların devletin kontrolüne alınması için 30 Eylül olarak belirlenen tarihten örtülü biçimde geri adım atılmasının, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Bağdat ziyaretiyle eş zamanlı olarak silahlı gruplar ile iktidardaki Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı liderlerin uyguladığı yoğun siyasi baskının ardından geldiği değerlendiriliyor.

Kalibaf, geçen çarşamba günü Bağdat’a varışının ardından, Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis’in Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınında öldürüldüğü yerde bulunan anıtlarını ziyaret etti. Kalibaf burada, “Irak’taki direniş artık küresel gücün temel unsurlarından biri haline geldi” dedi ve Bağdat ile Tahran arasındaki ilişkilerin dış müdahalelerden uzak, yeni bir sistemin pekiştirilmesi yönünde ilerlediğini belirtti.

Geçen haftanın sonunda bazı kaynaklar, Kalibaf’ın Irak hükümeti ile İran yanlısı gruplar arasında doğrudan bir çatışmayı önlemek amacıyla İran’ın bazı önerilerini Bağdat’a taşıdığını bildirmişti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu öneriler arasında, grupların silahlarının geleceğine ilişkin siyasi bir uzlaşıya varılana kadar ağır silahların “dondurulması” veya gizlenmesine yönelik fikirlerin de bulunduğu öne sürüldü.

Ancak bu önerilerin ayrıntıları bağımsız olarak doğrulanamadı ve Tahran ya da Irak hükümeti tarafından bunlara ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.

Gruplar, Avrupa’nın güvenliğini tehdit ediyor

İngiltere’nin Bağdat Büyükelçisi Sadık Han ise kontrol dışındaki silahların Avrupa güvenliği açısından oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti. Han, Irak’ta devlet dışında silah taşıyan grupların komşu bir devlet tarafından desteklendiğini belirterek İran’a işaret etti.

Sadık Han, televizyonda yaptığı açıklamada, “Kontrolsüz silahların varlığı Irak ve bölge için bir tehlike. O nedenle buna odaklanıyoruz” dedi ve “Irak’taki kontrolsüz silahlar Avrupa’yı tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.

Büyükelçi, “Hükümet şiddet kullanma konusunda karar verme yetkisine sahip değilse egemenliğe de sahip değildir” dedi. Dini merciin ve halkın silahlı gruplara karşı olduğunu, ancak bu grupların güçlerini komşu bir devletten aldığını söyledi.

Han, grupların silahlı güce sahip olduğunu ve bunlarla karşı karşıya gelinmesindeki tereddüdün nedeninin iç çatışma korkusu olduğunu belirtti. Haşdi Şabi’nin teorik olarak bir devlet kurumu olduğunu, ancak gerçekte kurum ile silahlı gruplar arasında iç içe geçmiş bir yapı bulunduğunu ifade etti.

“Haşdi Şabi’nin DEAŞ’a karşı savaşta oynadığı role saygı duyuyoruz” diyen Han, “ancak Haşdi Şabi’nin bazı tugayları başkomutanın emirlerini uygulamıyor” dedi. Ayrıca, silahların bırakılmaması karşılığında Batılı çıkarların hedef alınmayacağına dair herhangi bir güvenceye güvenilemeyeceğini söyledi.

İngiliz büyükelçi, grupların silahsızlanma konusundaki tutumlarının devam etmesi halinde “silahlı çatışmalarla karşı karşıya kalınacağı” uyarısında bulundu.

Irak hükümet sözcüsü ise daha önce silahların devletin kontrolüne alınması meselesinin durumu yatıştırmaya yönelik uluslararası arabuluculuklara tabi olmadığını, bunun Irak’ın egemenlik alanına giren bir konu olduğunu belirtmişti. Sözcü, “Bütün görüşmeler, tüm federal yetkileri ve siyasi güçleriyle devletin sorumluluğundadır” demişti.

Bağdat’ta Iraklı Nüceba Hareketi mensupları bir toplantı sırasında (Arşiv- AFP)
Bağdat’ta Iraklı Nüceba Hareketi mensupları bir toplantı sırasında (Arşiv- AFP)

İHA’ların teslim edilmesi

Bu gelişmeler, yerel haberlerde Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen isimlerinden Kays el-Hazeli’nin liderliğindeki Asaib Ehlil-Hak grubunun silahlarını devlete teslim etmeye başladığının bildirilmesiyle eş zamanlı olarak geldi.

“Siyasi bir kaynak” olarak nitelendirilen kaynağa dayandırılan haberlere göre, haziran ayında örgütsel bağını sona erdirmeyi kabul eden Asaib Ehlil-Hak, iki gün önce Bağdat’ın güneyindeki Yusufiye bölgesinde bulunan merkezlerinden birinde elindeki silahları teslim etti.

Kaynağa göre silahlar, kısa süre önce Haşdi Şabi bünyesine katılan 41. ve 42. tugaylara aitti. Teslim edilenler arasında 10’a yakın yerli üretim ve İran menşeli İHA, tamamı mühimmatsız olmak üzere, çeşitli başka silahlar da bulunuyordu.

Haberlere göre teslim işlemi, silahlı grupların silahlarını teslim alma sürecini denetleyen komitenin huzurunda gerçekleştirildi. Komitede İçişleri ve Savunma bakanlıkları, Ulusal Güvenlik Müsteşarlığı ve Haşdi Şabi temsilcileri yer alıyor.

Bu tür haberleri bağımsız olarak doğrulamak zor. İlgili makamlar da silahların nasıl teslim edildiği ve hükümetin bunlar üzerindeki kontrolünün hangi mekanizmalarla sağlandığını doğrulamaya imkân verecek bilgileri paylaşmaktan kaçınıyor.



Şeybani, Barrack ve Mossad Başkanı arasında, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasından önce gerçekleşen birkaç temasta ne konuşuldu?

 İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
TT

Şeybani, Barrack ve Mossad Başkanı arasında, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasından önce gerçekleşen birkaç temasta ne konuşuldu?

 İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)

İbrahim Hamidi yazdı...

Geçtiğimiz hafta, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman arasında, Türkiye sınırına yakın kuzey Suriye'deki Ebu Zuhur Havaalanı’na yönelik hava saldırısından önce birden fazla telefon görüşmesi gerçekleşti. Bu ilk temas değildi. Elde ettiğiiz bilgilere göre eski Mossad başkanı David Barnea ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Gil Reich, ABD'nin himayesinde, aralarında Londra ve Paris'in de bulunduğu çeşitli başkentlerde, Şeybani ve eski Suriye istihbarat şefi Hüseyin Selame'nin katıldığı Suriye-İsrail müzakerelerine katıldı.

Söz konusu saldırı, Washington'un üç ortağı olan İsrail, Türkiye ve Suriye arasında gerginliğe yol açtı. Trump, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik politikasını büyük bir başarı olarak görüyor ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir ilişki sürdürüyor. Tel Aviv ile özel bir ilişkiye ve sürekli desteğe rağmen, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ilişkisi ise son aylarda gerginleşti.

2024 yılının sonunda Esed'in devrilmesinden sonra İsrail, yüzlerce hava saldırısı düzenleyerek stratejik varlıkları imha etti. Golan Tepeleri'ndeki "tampon bölgeyi" işgal etti, ileri askeri üsler kurdu ve Süveyda'daki Dürzileri destekledi. Ancak, Ebu Zuhur Havaalanı’nın vurulması, Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta olması nedeniyle ilave bir önem taşıyor.

Suriyeli ve Batılı kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre, İsrail istihbaratının İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Havaalanında Türk ve Suriye hareketliliğine dair raporlarının ardından, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 6 Ocak'ta Paris'te yapılan son müzakerelerde kararlaştırıldığı üzere “çatışmayı önleme” mekanizmasını devreye sokmaya çalıştı.

Şam, komşularından herhangi birine tehdit oluşturma niyetinde olmadığını ve odak noktasının yeniden inşa ve Suriye'yi enerji koridorları ve boru hatları için bir merkez haline getirmek olduğunu ısrarla belirtiyor

Barrack'ın katıldığı ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da bir kısmında yer aldığı Suriye ve İsrail arasındaki Paris müzakerelerinde Washington, istihbarat paylaşımı, gerilimi azaltma ve diplomatik ilişkiler için kullanılacak bir “ortak entegrasyon mekanizması” ve “daimî iletişim hücresi” kurulması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurdu. Şam, anlaşmanın uygulanması ve bu tür olayları yönetmek, gerilimin yükselmesini önlemekle görevli bir “ortak koordinasyon merkezi”nin Ürdün'de kurulması için baskı yaptı. Ancak İsrail, koordinasyon merkezini aktif hale getirmeyi reddetti ve bunun yerine güney Suriye'ye yönelik askeri operasyonlarını artırdı. Sonuç olarak, taraflar arasında askeri konular, silah kaçakçılığı ve terörizmle ilgili bilgi alışverişini ve diyaloğu kolaylaştırmak için bir Amerikan mekanizması devreye sokuldu.

Buna dayanarak, geçen hafta Şeybani, Gofman ve Barrack arasında birkaç temas gerçekleşti. Açıklamada bulunan bir Batılı yetkiliye göre, Mossad Başkanı Ebu Zuhur Havaalanı'ndaki hareketlilik hakkında bilgi aldı. Şam, üsle ilgili İsrail endişelerinin bir süredir farkındaydı ve Amerikalılar aracılığıyla İsraillilere pistin rehabilitasyonunun nedenlerini açıklayan ve herhangi bir düşmanca niyetin olmadığını vurgulayan mesajlar göndermişti. Ayrıca komşu ülkelere herhangi bir tehdit oluşturma niyetinde olmadığını, odak noktasının yeniden inşa, Suriye'yi enerji koridorları ve boru hatları için bir merkez haline getirmek, sınırları, tehditlere ve kaçakçılığa karşı güvence altına almak olduğunu da vurguladı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü, 8 Ekim 2025 (AFP)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü, 8 Ekim 2025 (AFP)

Suriye'nin cevabında, Türk Bayraktar insansız hava araçları ve diğer uçakların konuşlandırılacağı Ebu Zuhur Havaalanı’nın, DEAŞ ve diğer milislere karşı operasyonları desteklemeyi, Irak ve Lübnan ile olan sınırları güvence altına alarak silah ve milislerin sızmasını önlemeyi amaçladığı belirtildi. İsrail tarafı ise İsrail'in bunu bir Türk tehdidi olarak gördüğünü ve pistleri bombalayarak uçakların gelişini ve bölgede üs kurulmasını engelleyeceğini belirtti.

Edinilen bilgilere göre, Şeybani ile Gofman arasındaki temasların (bunlardan biri ilk olarak 14 Ağustos'ta Reuters tarafından bildirildi) ve Şeybani ile Barrack arasında 17 Ağustos'ta İstanbul'da görüşme yapıldı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmenin ardından Amerikalılarla devam eden iletişim sırasında,18 Ağustos'ta İsrail'in Ebu Zuhur Havaalanı’nı bombalamasıyla Şam şaşkınlığa uğradı. Yine bu bilgilere göre Netanyahu, Washington'un havaalanını bombalamama ve meseleyi “çatışmayı önleme kanalları aracılığıyla” çözme talebini “yerine getirmedi.” Trump çarşamba günü, ayrıntı vermeden İsrail hava saldırısı hakkında bilgilendirildiğini belirtti.

İsrail'in hava saldırısı Arap ve Türk kınamaları ile karşılandı. Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Şeybani'ye saldırıyı kınayan “ortak bir açıklama” yapma teklifinde bulundu.

Katz, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasının ardından Suriye'nin güneyini ziyaret etti. Suriyeli bir kaynak, “ABD’nin arabuluculuğuyla bir güvenlik anlaşmasına varmaya her yaklaştığımızda, İsrail sözünden dönüyor” ifadelerini kullandı.

Peki, Ebu Zuhur'da gerçekten bir Türk üssü kurma planı var mıydı?

Suriyeli bir kaynağa göre, Ankara ile güçlü bağlarına rağmen Şam, “Türkiye ve İsrail arasında bir çatışma alanı haline gelmemeye” çalışıyor. Axios'a konuşan Şeybani, “Orada bir Türk üssü kurma, kalıcı bir Türk askeri varlığı oluşturma veya Türk kuvvetlerini konuşlandırma niyeti yoktu” dedi. Şeybani ayrıca, “Aslında üs neredeyse boştu. Henüz tamamen rehabilite edilmemişti ve tam olarak faaliyete geçmemişti; oradaki çalışmalar hâlâ rehabilitasyon aşamasındaydı” diye belirtti.

İsrail ise Trump yönetimine son saldırısının “potansiyel bir Türk askeri yığınağını önlemeyi amaçladığını” bildirdiğini açıkladı. Netanyahu “X” platformundan yaptığı açıklamada, İsrail'in hava saldırısından önce Suriye'yi üste Türk varlığına izin vermemesi konusunda uyardığını belirterek, “Mesajımız çok açıktı: Bunu yapmayın. Sanırım mesajı tam olarak anlamadılar” dedi. Netanyahu'nun ofisi, İsrail'in Suriye'yi söz konusu üste bir Türk konuşlanmasının güvenliğine tehdit oluşturacağı konusunda defalarca uyardığını ve Şam'ın bu uyarıları görmezden geldiğini söyledi.

Ebu Zuhur Havaalanı, Suriye, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Ebu Zuhur Havaalanı, Suriye, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Buna karşılık, bir Türk yetkili üste Türk varlığı olmadığını belirterek, İsrail'i komşu ülkeleri bombalamak ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak için bahaneler uydurmakla suçladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Netanyahu gibi figüranların, bölgemizdeki barış ve istikrarı baltalama oyunlarına gelmeyecek kadar da tecrübe sahibiyiz” dedi.

Barrack ise Türkiye'nin saldırıdan önceden haberdar olmadığını söyledi ve “bu nedenle İsrail uçaklarının kuzeye, topraklarına doğru ilerlediğini tespit ettiğinde aslında askeri bir karşılık için hazırlık yapabilirdi” dedi. Durumun kötüleşmesini önlemede “soğukkanlılığın” başarılı olduğunu da ifade etti.

Geçtiğimiz ay Şeybani, “İsrail'in askeri operasyonları ve 1974 sınırının ötesindeki topraklarımızın yasadışı işgalinin devam etmesi, bölgenin güvenliğine doğrudan bir tehdit ve ulusal kaynaklarımızı tüketmektir” diyerek, İsrail'in “koşulsuz” geri çekilmesini talep etmişti.

 İsrail istihbarat teşkilatı (Mossad)'ın yeni başkanı Roman Gofman, 29 Eylül 2025'te ABD’nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da
İsrail istihbarat teşkilatı (Mossad)'ın yeni başkanı Roman Gofman, 29 Eylül 2025'te ABD’nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da

Bu arada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz geçen hafta İsrail'in Suriye topraklarındaki güçlerini koruma niyetinde olduğunu vurguladı. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de Ebu Zuhur Havaalanı saldırısının ardından Suriye'nin güneyinde İsrail tarafından işgal edilen bölgeleri inceledi.

Suriyeli bir kaynak şunları söyledi: “ABD’nin arabuluculuğuyla bir güvenlik anlaşmasına varmaya her yaklaştığımızda, İsrail sözünden dönüyor.” Sözlerine şöyle sürdürdü: “İsrail'in Ebu Zuhur'da bir Türk üssünün olduğuna dair bahanesi gülünç. Türk üsleri Türk topraklarının içinde sadece 70 kilometre uzakta; Suriye içinde bir üs kurmanın stratejik olarak ne gibi bir faydası var ki?”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Selam: Lübnan ordusunun güneydeki varlığı sadece askeri bir konuşlandırma değil, devletin varlığıdır

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Selam: Lübnan ordusunun güneydeki varlığı sadece askeri bir konuşlandırma değil, devletin varlığıdır

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün Lübnan ordusunun güneydeki varlığının “yalnızca askeri bir konuşlanma değil, devletin varlığı” olduğunu söyledi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın aktardığına göre Selam, helikopterle Sur kentine gelerek Savunma Bakanı Tümgeneral Mişel Menessa tarafından karşılandığı Benva Berakat Kışlası’na geçerken yaptığı açıklamada, “Ülke anayasasının gerektirdiği şekilde dayanışma içindeki bir hükümet olarak verdiğimiz söze bağlıyız. Hükümetimiz, ordunun insan gücünü geliştirmek, teçhizatını modernize etmek ve mensuplarının yaşam ve sosyal koşullarını iyileştirmek için mümkün olan bütün Arap ve uluslararası desteği seferber etmeye devam ediyor” dedi.

Selam askerlere hitaben, “Karşı karşıya olduğunuz zorlukların boyutunun farkındayım. İsrail saldırıları sürerken üzerinizdeki yükün de farkındayım. Ancak egemenliğin yeniden tesis edilmesinin ancak güçlü bir devlet inşa edilmesiyle mümkün olduğunu da biliyorum. Güçlü bir devlet ise tek ve güçlü bir ordu olmadan var olamaz” ifadelerini kullandı.

Selam, “Güneyin de Lübnan’ın tamamı gibi tek devletin otoritesi altında olmasını istiyoruz. Lübnan vatandaşının kendisini koruyacak bir ordusu olduğu için güvende olmasını ve devletin savaş ve barış kararındaki yetkisini yeniden tesis etmesiyle ülkenin istikrara kavuşmasını istiyoruz” diye konuştu.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyinde Lübnan ordusunu ziyaret etti. (NNA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyinde Lübnan ordusunu ziyaret etti. (NNA)

Başbakan, “Ordunun konuşlandığı her nokta, devletin egemenliğini, otoritesini ve itibarını yeniden tesis ettiği bir noktadır. Hükümetimiz açısından orduyu güçlendirmek programımızda ikincil bir madde ya da teknik bir mesele değildir; devletin yeniden tesis edilmesine yönelik projemizin merkezinde yer alan stratejik bir tercihtir” dedi.

Hükümetin mümkün olan bütün Arap ve uluslararası desteği seferber etmek için çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Selam, “ordu kurumunun birliğinin korunması” ve “siyasi hesapların aralarına nifak sokmasına izin verilmemesi” çağrısında bulundu.

Selam ayrıca mezhepçiliğin kötülüklerinin askerlerin saflarına sızmasına izin verilmemesini isteyerek, “Sizin için referans olarak yalnızca anayasayı ve yasayı kabul edin” dedi. Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre Lübnan ordusunun gücünün yalnızca silahları, teçhizatı ve personel sayısından kaynaklanmadığını belirten Selam, asıl gücün birlikten geldiğini ifade etti. Selam, “Ordu, Lübnanlıların mezhep ve bölge mensupları olarak değil, tek bir vatanın evlatları olarak bir araya geldiği az sayıdaki kurumlardan biridir” dedi.

Savunma Bakanı Mişel Menassa da Sur’da yaptığı açıklamada, “Devletin egemenliğini ve topraklarımızın her karışını geri alma konusundaki değişmez tutumumuzu teyit ediyoruz. Lübnan’ın içine girdiği müzakerelerin amacı da budur ve bu müzakereler, 7yxçıkmazdan kurtulmanın en iyi yoludur” ifadelerini kullandı.

Menassa, “Ordu hiçbir zaman ayrıştırıcı olmadı; üstlendiği her görevi büyük bir titizlikle yerine getirdi... Güney Lübnan’a dönene ve sizler başınız dik şekilde topraklarınıza dönene kadar içimiz rahat etmeyecek” dedi.


Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
TT

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)

Yahudi yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Kadim bölgesine 21 yıl sonra geri döndü.

BBC'nin yerel kaynaklardan edindiği bilgilere göre 30 aile, perşembe günü Kadim'e ulaştı. Bazı aileler askerler eşliğinde, araçlarına İsrail bayrakları asarak Filistinlilere ait köy ve tarım arazilerinden geçti.

Yerleşimcilerin yatak, mobilya ve inşaat malzemeleri taşıyan römorklarla birlikte geldiği de aktarılıyor.

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Kadim'deki yerleşim için düzenlenen açılış töreninde bölgenin 21 yıl önce hükümet tarafından boşaltılmasını "sürgün suçu" diye niteleyerek, "Bu yanlışı düzelttik ve Kadim yerleşimine geri döndük" dedi.

Törene, Batı Şeria'nın kuzeyinde çok sayıda yasadışı Yahudi yerleşim birimini bünyesinde bulunduran Şomron Bölge Konseyi'nin lideri Yossi Dagan da katıldı.

Dagan, konuşmasında "bölgenin geleceğini yeniden şekillendirdiklerini" savunurken, Yahudi yerleşimcilerin bir gün Gazze'ye de geri döneceğini de ileri sürdü.

Kadim, 2005'te İsrail'in tek taraflı geri çekilme planı kapsamında boşaltılmıştı. Plan çerçevesinde Gazze'deki tüm Yahudi yerleşimciler ve askerler bölgeden çekilirken, Batı Şeria'nın kuzeyinde Kadim dahil 4 yerleşim bölgesi de terk edilmiş, İsraillilerin buralarda ikamet etmesi yasaklanmıştı.  

Ancak Binyamin Netanyahu hükümeti Kadim, Ganim, Sanur ve Homeş'e yönelik bu yasağı Mart 2023'te kaldırmıştı.

Ganim, Sanur ve Homeş'in ardından Kadim, 2005'te boşaltılan yerleşimler arasında yeniden İsraillilerin ikametine açılan son bölge oldu.

İsrailli insan hakları örgütü Peace Now'dan Hagit Ofran, Cenin çevresindeki hızlı inşaat faaliyetlerinin, ekimdeki İsrail seçimleri öncesinde hükümetin Batı Şeria'daki yerleşimleri mümkün mertebe genişletme politikasının parçası olduğunu vurguluyor.

Yahudi yerleşimcilerin kurduğu Emek Dotan bölgesinin yakınında yaşayan Filistinli Samir Cebir, evlerin buldozerlerle yıkıldığını, ardından karavanlarla yerleşimcilerin getirildiğini anlatıyor:

Hepimiz korkuyoruz, tamamen savunmasızız. Hepsinin elinde silah var.

İsrail'in Batı Şeria'yla Doğu Kudüs'ü ayırmayı hedefleyen yasadışı yerleşimleri genişletme planı da büyük tepki çekmişti.  

İsrail hükümeti, E1 adlı proje kapsamında 1234 konut inşası için bu hafta ihale ilanı yayımladı.

Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Hollanda ve Norveç ise ortak açıklamayla karara tepki gösterdi.

Açıklamada, "E1 yerleşimi, Batı Şeria'yı bölerek ve Filistin topraklarının bölgesel bütünlüğüne zarar vererek iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatacaktır" dendi.

Independent Türkçe, BBC, Ynet, Times of Israel