Kaddafi'nin yoldaşları İmam Musa es-Sadr'ın kaybolması hakkında ne söyledi?

Abdulmunim el-Huni, Abdusselam Callud, Abdurrahman Şalgam, Ali et-Trikî ve Nuri el-Mismâri'nden konuya dair açıklamalar

İmam Musa es-Sadr (Arşiv)
İmam Musa es-Sadr (Arşiv)
TT

Kaddafi'nin yoldaşları İmam Musa es-Sadr'ın kaybolması hakkında ne söyledi?

İmam Musa es-Sadr (Arşiv)
İmam Musa es-Sadr (Arşiv)

Libya’da Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin üzerinden on beş yıl geçmesine rağmen, Lübnan Yüksek Şii İslam Konseyi Başkanı İmam Musa es-Sadr'ın 31 Ağustos 1978 tarihinde Libya'ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında kaybolmasının ardındaki sır perdesi henüz aralanmış değil. Ziyaret sırasında Sadr'a Şeyh Muhammed Yakup ve gazeteci Abbas Bedreddin eşlik ediyordu, ancak üçünden de bugüne dek herhangi bir iz bulunamadı. Lübnan makamları, 2011 yılında Kaddafi rejiminin devrilmesinden sonra Libya'yı yöneten güçlerle gerçekleştirdikleri temasların bilançosunu bugüne kadar açıklamadı. İmam Sadr'ın kaybolması meselesi, Kaddafi dönemi ve rejiminin işlediği suçlar hakkındaki görüşmelerimde Libyalı yetkililerin gündemine getirdiğim konular arasındaydı. Burada, kendilerinden bizzat duymuş olduğum tanıklıklara yer veriyorum.

csd
Albay Muammer Kaddafi (Arşiv- Reuters)

Abdulmunim el-Huni, Kaddafi'nin pilotunun tasfiyesi hakkında konuştu

Kaddafi'yi 1 Eylül 1969'da iktidara getiren darbenin ardından Abdulmunim el-Huni çeşitli görevler üstlendi. Devrim Konseyi üyeliği yapan Huni, istihbarat başkanlığının yanı sıra içişleri ve dışişleri bakanlıklarını da yönetti. Huni'ye Lübnanlı Şii liderin davasını sorduğumda, bana şu cevabı verdi:

"İmam Sadr'ın tasfiyeye uğradığı açık. Bu olay kesindir ve karşılaştığım bütün Libyalıların ortak inancıdır. Sana bir konuyu açacağım: Kaddafi'nin uçağını kullanan ve yarbay rütbesine sahip Necmeddin el-Yazıcı adında bir bacanağım vardı. İmam Sadr'ın kaybolmasından kısa bir süre sonra bacanağım tasfiye edildi. Aile fertleri, onun suikasta uğramasının Sadr meselesiyle bağlantılı olduğunu söylediler; çünkü kendisi İmam'ın cesedini Libya'nın güneyindeki Sebha bölgesine defnetmek üzere taşımıştı. Akrabalar, Musa el-Sadr'ın hikayesini bilmesinin Libya istihbaratını bu sırrı gizlemek için onu öldürmeye ittiğini belirtiyorlar. Bunlar, bu tür suçlarda yaşanan şeylerdir."

Calllud: Humeyni sadece bir açıklama talep etmekle yetindi

1979'daki İran Devrimi’nden günler sonra, Kaddafi rejiminin ‘iki numaralı adamı’ Abdusselam Callud başkanlığındaki bir heyet tebrik için Tahran'ı ziyaret etmiş ve İmam Humeyni ile görüşmüştü. Callud'a, Humeyni'nin görüşmede İmam Musa es-Sadr'ın kaybolması konusuna değinip değinmediğini sorduğumda, “Evet. Bu meselenin ayrıntılarına dair bir açıklama yapılmasını ve iki devrim arasındaki iş birliğinin önünde hiçbir engel kalmamasını temenni etti. Otelde bulunduğum sırada, otelin önünde, Sadr'ın kız kardeşi ve eşinin öncülüğünde 37 kişinin katıldığı bir gösteri düzenlenmiş ve sloganlar atılmıştı, ancak devrime bağlı güvenlik güçleri derhal onları uzaklaştırıp dağıttı” yanıtını verdi.

sdcfvrgb
Abdusselam Callud: Albaya (Muammer Kaddafi) konuyu açtım, o da bana: “Beni mi suçluyorsun?” dedi (Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil ve eski Libya Başbakanı Abdusselam Callud- Arşiv)

Callud'a, Sadr meselesinin daha sonra Tahran ile ilişkilerde bir engel oluşturup oluşturmadığını sordum. O da “Hayır, sana daha önce de söylediğim gibi, 1980'lerde Irak ile savaş sırasında İran'a füzeler verdik ve silah temin etmesinde temel bir rol oynadık” şeklinde cevapladı.

Callud, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sadr ile 1970'lerin ortalarında Lübnan'da bir kez bir araya geldim. Zaten Libya'ya yaptığı ziyaretten haberim yoktu. Kaybolduğunu öğrendiğimde iki sebepten dolayı çok üzüldüm; birincisi şahsıyla ve temsil ettiği şeyle ilgiliydi, ikincisi ise bu fiili alçakça bir hareket olarak görmemdi. Çünkü birini evine veya ülkesine davet edip ardından ona tuzak kurmak ne bir Arap âdetidir ne de İslamî değerler bunu kabul eder. Hikâye tuhaftı ve üzerine sıkı bir karartma uygulandı.”

Kaddafi'ye Sadr konusunu açıp açmadığını sorduğumda ise Callud, “Bir kez konuya üstü kapalı değindim, o ise sadece 'Beni mi suçluyorsun?' demekle yetindi ve konuşma kapandı” ifadelerini kullandı.

Kaddafi ile Sadr arasında yaşandığı söylenen münakaşa hakkında ise Callud, “Ayrıntıları bilmiyorum. Ancak yıllar önce Sadr'ın kimliğine bürünüp onun pasaportuyla kayboluşunun ardından İtalya'yı ziyaret eden polis memurunun, bu rolü hakkındaki konuşmalar başladıktan sonra kaçırılma korkusuyla Muammer tarafından sıkı koruma altına alındığını duydum” yorumunda bulundu.

scdvf
Abdusselam et-Triki (Arşiv- AFP)

Sadr'ın öldürülüp gömüldüğüne inanıp inanmadığına dair bir soruya ise şu yanıtı verdi:

“Aklım bana bunu söylüyor. Bugüne kadar gizli tutulmuş olması imkânsız. Elbette olaydan önce Kaddafi'den, İran'ın Arap Şiiler üzerinde nüfuzu olan din adamları göndermesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren şeyler duymuştum. İşin bu dereceye varacağını doğrusu hayal edemezdim.”

Şalgam: Bumeydin'in tavsiyesiyle Libya'ya geldiTriki: Garip bir suç

Aynı soruyu eski Libya Dışişleri Bakanı Ali Abdusselam et-Triki'ye de yönelttim. Triki, “Burada dürüstçe konuşuyoruz. Ayrıntılar hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim. İmam Sadr Libya'ya Dışişleri Bakanlığı yoluyla gelmedi. Bakanlığın tek rolü, Libya'nın Beyrut Maslahatgüzarı tarafından Sadr'a iletilen bir davetten ibaretti. Bundan sonra diğer makamlarla koordinasyon sağlandı. Ben Sadr ile hiç karşılaşmadım. Duyduğum kadarıyla o, mücadeleci ve millî duruşa sahip bir adamdı” cevabını verdi.

xsdcvdf
İmam Musa es-Sadr’ın basın toplantısından, (İmam Musa es-Sadr Araştırma ve Çalışmalar Merkezi)

Dışişleri olarak İmam Musa es-Sadr’ın Libya’ya nasıl ve ne zaman geldiğini bilmediklerini ifade eden Triki, “Daha sonra, ben dışişleri bakanlığı görevinden ayrıldıktan sonra bakanlık İtalyanlarla temas kurmakla ilgilendi ve yetkililer o gün Trablus'tan Roma'ya hareket ettiğini söylediler. Daha sonra Kaddafi ile Sadr arasında sert bir tartışma yaşandığı ve bunun da olanlara yol açtığı yayıldı. Hikâye oldukça garip; zira bu tehlikeli ve üzücü olayın Libya'ya veya millî davaya hiçbir faydası yoktu, aksine çok büyük zararlar verdi. Bu, kimin çıkarına ve hangi bağlamda gerçekleştiğini bilmediğim garip bir suçtur” şeklinde konuştu.

Mismari'nin anlatımı: Protokol Müdürü ve Albay'ın gölgesi

Nuri el-Mismari, devlet bakanı rütbesiyle Protokol Müdürü’ydü ve ikametgâhlarında ve seyahatlerinde ‘Albay'ın gölgesi’ konumundaydı. Ona da Sadr konusunu sordum. O da şunları anlattı:

"O sırada önemini kavrayamadığım bir şey oldu. Abdullah el-Senussi beni aradı. O zamanlar Askeri İstihbarat Dairesi'nde genç bir subaydı. Ofisi Şatt Caddesi'ndeydi ve Yüzbaşı Abdullah el-Hicazi'nin başkanlığında faaliyet gösteriyordu. Elbette o zamanki rütbesi buydu ve Muammer Kaddafi'nin 'Hür Subaylar' olarak adlandırdığı kişilerdendi. Sennusi beni telefonla arayıp, 'İtalyan makamlarının, topraklarına girmek isteyen birinin pasaportunu damgalaması zorunlu mu?' diye sordu. Ben de ‘Elbette, damgalanması şarttır. Bu, herhangi bir ülkede geçerli olan kurallardır’ diye cevapladım. Telefonu kapattı. Sennusi daha sonra beni tekrar arayıp ‘Sana pasaportlar göndereceğim ve sahipleri için İtalya vizesi temin edilmesi gerekiyor’ dedi. Sanırım pasaportlar üç taneydi. Tam olarak hatırlamıyorum, çünkü onlarca yıl önce gerçekleşen bir olaydan bahsediyoruz. Sennusi'nin gönderdiği bir asker bana gelip pasaportları verdi. Şüphelenmemi gerektirecek bir durum yoktu, ancak pasaportları açtığımda birinin merhum İmam Musa es-Sadr'a ait olduğunu gördüm. Diğer isimler hafızamda kalmadı. İtalyan büyükelçisini arayıp misafirlerimiz için vize istediğimizi söyledim, o da memnuniyetle karşıladı. Pasaportları gönderdim, ancak kısa süre sonra Sennusi yeniden arayıp, ‘Bitti mi?’ diye sordu. Ona işin biraz zaman aldığını, bana iade edildikleri anda kendisine göndereceğimi söyledim. Öyle de oldu. Daha sonra İmam Musa es-Sadr'ın kaybolduğunu duydum ve özellikle de pasaportları gönderen kişinin Sennusi olması nedeniyle olay hafızamda yer etti.”

evfrbfgr
Kaddafi döneminde istihbarat şefi Abdullah es-Senussi, 2014 yılında Libya'da görülen davası sırasında (Arşiv- Reuters)

Mismari, Sadr'ın Libya'dan hiç ayrılmadığını, İtalyanların suçsuz olduğunu ve bir aldatmacaya maruz kaldıklarını vurguladı. Zira Sadr'ın kıyafetlerini giyen uzun boylu bir subayın da aralarında bulunduğu üç kişi giriş yapmıştı. Bu kişiler, Sadr ve iki refakatçisinin pasaportlarını, Sadr’ın seccadesiyle birlikte otelde kasıtlı olarak bırakmış, ardından Libya diplomatik pasaportlarıyla İtalya'ya gitmişlerdi.



Hizbullah, Tahran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olmayacağı taahhüdünü yineledi

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, hükümetin görüşüldüğü oturum sırasında (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, hükümetin görüşüldüğü oturum sırasında (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
TT

Hizbullah, Tahran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olmayacağı taahhüdünü yineledi

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, hükümetin görüşüldüğü oturum sırasında (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, hükümetin görüşüldüğü oturum sırasında (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

Lübnanlılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ara seçimlerin ardından İran’a “ağır bir darbe” indirme tehdidini hayata geçirmekte ısrar etmesi durumunda Hizbullah’ın nasıl bir tutum alacağını merak ediyor. Lübnan’daki örgütün bu kez İran’a destek vermeme taahhüdüne bağlı kalıp kalmayacağı, yoksa geçen mart ayında yaşananları tekrarlayarak yeniden çatışmaya müdahil olup olmayacağı tartışılıyor. Hizbullah, mart ayında İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in İsrail tarafından öldürülmesine misilleme olarak İsrail’e altı roket fırlatmıştı. Örgüt, bu saldırıdan önce Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’ye çatışmaya müdahil olmayacağı yönünde güvence vermişti.

Hizbullah, İran’a destek amacıyla müdahale etmeyecek

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Hizbullah, savaş çıkması hâlinde bu kez İran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olmayacağını Berri’ye yeniden bildirdi. Berri de bu bilgiyi Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a iletti.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade ise Beyrut’a gerçekleştirdiği son ziyaret sırasında, Şii ikilisinin siyasi çevresinde yer alan bir grup milletvekiline, ABD’nin Trump’ın tehdidini hayata geçirerek İran’a saldırması durumunda Tahran’ın Hizbullah’tan müdahale etmesini istemeyeceğini söyledi. Hatibzade, İran’ın saldırıya karşı koyabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirterek, “İran’ın hedeflerine ulaşmasını engellemek için hazırlık sürecinde önemli mesafe katettik” mesajını verdi.

Lübnanlı milletvekili kaynaklar, Hatibzade’nin Hizbullah ile İsrail arasındaki güç dengesizliği nedeniyle örgütten yardım istenmeyeceği konusunda net konuştuğunu belirtti. Kaynaklara göre Hatibzade, Hizbullah’ın çatışmaya katılmasının savaşın seyrini değiştirmeyeceği görüşünü dile getirdi.

Kaynaklar, Hatibzade’nin milletvekilleriyle görüşmesinde İran’ın Lübnan’daki hassas durumun farkında olduğunu ve Hizbullah’tan kendisini dengesi eşit olmayan bir çatışmanın içine sokmasını istemeyeceğini söylediğini belirtti. Bu yaklaşımda, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Cumhurbaşkanı Avn ile yaptığı telefon görüşmesinde ilettiği uyarının da etkili olduğu belirtildi. Avn, söz konusu uyarıyı Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’a da aktarmıştı.

Kaynaklar, Hizbullah’ın bu kez çatışmaya katılması hâlinde kendi toplumsal tabanının tepkisini göğüslemekte zorlanabileceğine dikkat çekti. Örgütün bu nedenle Berri’nin arkasında konumlanma konusunda temkinli davrandığı ifade edildi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın güneydeki güvenlik bölgesini genişleterek Güney Lübnan’dan Beyrut’un güney banliyölerine kadar uzanabilecek saldırılar düzenleme ve yaklaşık bir milyon Şii’yi yerinden etme tehdidinde bulunduğu hatırlatıldı. Hizbullah’ın ise yerinden edilenlere maddi yardım sağlayarak barınma ihtiyaçlarını karşılamaya ve üzerindeki baskıyı hafifletmeye çalıştığı belirtildi.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade’yi geçen hafta Beyrut’ta kabul etti (AP).
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade’yi geçen hafta Beyrut’ta kabul etti (AP).

Kaynaklar, Hizbullah’ın mart ayında İran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olma kararını tekrarlaması durumunda Şii kamuoyunun sessiz kalmayacağını vurguladı. Örgütün bu adımı, Berri’ye verdiği sözü tutmaması nedeniyle geçen sefer de Lübnan Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Selam karşısında Meclis Başkanı’nı zor durumda bırakmıştı.

Berri’ye, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın müdahale edilmeyeceği yönündeki güvencesi, Kasım’ın siyasi yardımcısı Hüseyin Halil ile Berri’nin siyasi yardımcısı Milletvekili Ali Hasan Halil arasındaki doğrudan iletişim üzerinden iletilmişti.

Savaşa katılım, Şii ikilisi arasında yeni bir krize yol açabilir

Kaynaklar, Kasım’ın müdahale etmeme taahhüdünü yerine getirmemesinin Şii ikilisi içinde bir güven krizine neden olduğunu ve bu krizin kamuoyuna yansıdığını belirtti.

Bu gelişme, Hizbullah içinde kararları kimin aldığına ilişkin soruları da gündeme getirdi. Özellikle İran Devrim Muhafızları’nın örgüt üzerindeki etkisi dikkate alındığında, nihai kararların Tahran tarafından verilip verilmediği tartışılmaya başlandı.

Kaynaklara göre Hizbullah yönetimi, roket saldırısıyla ilgisi olmadığını ilgili taraflara, özellikle Berri’ye bildirmişti. Ancak örgüt, İsrail’in misilleme yapmasını önlemek amacıyla Washington’un devreye girmesine imkân sağlayabilecek bir açıklama yayımlamaktan kaçındı.

Buna rağmen Berri, Hizbullah’ın askerî medya birimi tarafından yayımlanan ve Hamaney’in öldürülmesine misilleme olarak roketlerin fırlatılmasını üstlenen açıklama karşısında şaşkınlık yaşadı. Söz konusu gelişmenin ardından İsrail, işgal alanını Litani Nehri’nin güneyinden Nebi Şit Kalesi ve çevresindeki yerleşimlere kadar genişletti.

Berri ile Kasım arasında doğrudan iletişim bulunmuyor

Kaynaklar, Berri’nin Hizbullah ile ilişkilerinin eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah döneminde daha yakın olduğunu söylediğine dikkat çekti. Berri, Nasrallah ile doğrudan iletişim kurabildiğini ve Nasrallah’ın Lübnan sahası ile bölgedeki direniş eksenine ilişkin kaygılarını İran yönetimine aktararak karşılık bulmasını sağlayabildiğini belirtmişti.

Ancak Lübnan’da devam eden güvenlik sorunları ve İsrail’in Hizbullah’ın siyasi ve askerî kadrolarına yönelik suikastlarının artması nedeniyle Berri ile Kasım arasında doğrudan iletişim kurulamadığı ifade edildi. İki taraf arasındaki temaslar, yardımcıları arasındaki günlük görüşmelerle sınırlı kaldı.

Kaynaklar, bu durumun iki lider arasında anlaşmazlıkların önüne geçebilecek siyasi uyumun gelişmesini zorlaştırdığını belirtti. Berri ile Nasrallah arasındaki ilişkide ise bu tür bir uyumun daha güçlü olduğu kaydedildi.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Hasan Nasrallah ve Mücteba Hamaney ile birlikte, Nasrallah ve Haşim Safiyüddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünde (AP)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Hasan Nasrallah ve Mücteba Hamaney ile birlikte, Nasrallah ve Haşim Safiyüddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünde (AP)

Şii ikilisi arasında siyasi birlikte yaşama dönemi

Kaynaklara göre Şii ikilisinin iki lideri arasındaki ilişki, farklılıkların korunmasına dayalı bir tür siyasi birlikte yaşama çerçevesinde ilerliyor. Amaç, iki tarafın destekçileri arasında gerilim yaşanmasını önlemek. Bununla birlikte, geçmişte zaman zaman karşılıklı sürtüşmelerin yaşandığı da ifade edildi.

Kaynaklar, Berri’nin Hizbullah yönetimiyle ilişkileri hakkındaki açıklamalarının yalnızca iki tarafın destekçilerine değil, diğer siyasi aktörlere de mesaj niteliği taşıdığını belirtti. Berri’nin, diğer siyasi güçlerin Şii ikilisini tek bir parti gibi görerek onunla uzlaşmanın imkânsız olduğu yönünde hareket etmesi yerine, ortak bir zeminde buluşması gerektiğini savunduğu ifade edildi.

Berri’nin ziyaretçilerine, Lübnan’ın bugün iki düşmanla karşı karşıya olduğunu söylediği belirtildi: İsrail işgali ve mezhepçilik. Bu nedenle iç cephenin güçlendirilmesine, siyasi gerilimin önlenmesine ve Lübnanlılar arasındaki ayrılıkların derinleşmemesine öncelik verilmesi gerektiğini vurguladığı ifade edildi.

Berri’nin, İsrail işgaline karşı direnişin uzun sürebileceğini belirterek, bütün taraflara uzlaşma çağrısı yaptığı da kaydedildi. Ona göre ulusal birliğin güçlendirilmesi ve siyasi söylemde mezhepçi yaklaşımlardan uzak durulması gerekiyor.

Kaynaklar, Berri’nin hem söylem hem de uygulama bakımından Hizbullah’tan ayrıştığını belirtti. Berri’nin hükümetin devamlılığını desteklediği ve gerektiğinde iç barışı korumak için adım atmaktan kaçınmadığı ifade edildi. Bu yaklaşımın, hükümeti devirmek amacıyla sokak gösterilerinin kullanılmasına karşı çıkmasında ve Hizbullah’ı Cumhurbaşkanı Avn ile diyaloğa teşvik etmesinde görüldüğü kaydedildi.

Kaynaklara göre Berri, İsrail ile doğrudan müzakereleri desteklemese de Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Selam ile iletişim kurması bakımından Hizbullah’tan farklı bir çizgi izliyor. Berri’nin tehdit ve ihanet suçlamalarına dayalı siyasi yöntemleri reddettiği, Hizbullah’ın Ali Tahir tepelerinin Lübnan ordusunun konuşlanmasını kolaylaştıracak şekilde boşaltılması çağrılarına karşılık vermemesini eleştirdiği belirtildi.

Berri’nin ayrıca Hizbullah’ın Gazze’ye ve İran’a destek amacıyla çatışmalara katılmasına karşı çıktığı, kendisine yakın bakanların silahların devletin tekelinde toplanmasını desteklediği ve Hizbullah’ın askerî ve güvenlik kanadının faaliyetlerinin yasaklanmasını savunduğu aktarıldı. Berri’ye yakın milletvekillerinin hükümete üçüncü kez güvenoyu verdiği, buna karşılık Hizbullah milletvekillerinin oturumu terk ettiği hatırlatıldı.

Beyrut’un Bişara Huri bölgesinde motosikletlerle düzenlenen gösteriye katılan Hizbullah destekçileri (Merkeziye)
Beyrut’un Bişara Huri bölgesinde motosikletlerle düzenlenen gösteriye katılan Hizbullah destekçileri (Merkeziye)

Beyrut’un Bişara Huri bölgesinde motosikletlerle

Kaynaklar, diğer siyasi kanadın Berri ile yakınlaşmaya çalışmamasını da eleştirdi. Berri’nin, Hizbullah ile doğrudan temasın kesildiği bir dönemde olası bir uzlaşmanın sağlanabilmesi için önemli bir aktör olduğu vurgulandı.

Arap ve yabancı temsilcilerin Beyrut ziyaretlerinde Berri ile görüşmekte ısrar etmesinin nedeni, onun Hizbullah adına sınırsız bir yetkiye sahip olması değil, Lübnan’ın siyasi yapısındaki konumu ve Şii siyasi dengelerindeki etkisi olarak açıklandı. Berri’nin özellikle Lübnan’ın öncelikli meselelerinde Hizbullah’tan farklı bir yaklaşım sergilediği ifade edildi.

Bu farklılaşmanın son örneklerinden biri olarak, Dahr el-Baydar’da ele geçirilen patlayıcıların soruşturma tamamlanana kadar Adalet Divanı’na sevk edilmesi meselesi gösterildi. Hükümet içinde gerilime neden olan bu konuda Berri ve milletvekillerinin, Hizbullah’ı gözeterek herhangi bir tutum almaktan kaçındığı belirtildi.

Geriye şu soru kalıyor: Hizbullah, İran’a destek amacıyla çatışmaya müdahil olmama taahhüdüne bağlı kalacak mı, yoksa İran Devrim Muhafızları’nın baskısıyla geçen mart ayındaki tutumunu tekrarlayacak mı?


Taiz’de Husilerin sivillere yönelik saldırıları ağır can kayıplarına yol açtı

Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
TT

Taiz’de Husilerin sivillere yönelik saldırıları ağır can kayıplarına yol açtı

Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)

Yemen’in Taiz vilayeti, Husilerin devam eden askerî saldırısıyla karşı karşıya. Yerleşim bölgeleri ve köylere yönelik bombardıman sürerken, sivillerin hareket özgürlüğü ve temel ihtiyaç maddelerine erişimi üzerindeki kısıtlamalar da ağırlaşıyor. İnsan hakları raporları, yüzlerce sivilin öldüğünü veya yaralandığını, yüzlerce kişinin kaçırıldığını ve yüzlerce ev ile aracın zarar gördüğünü ortaya koyuyor.

Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, Husilerin vilayetteki sivillere ve sivil varlıklara yönelik gerçekleştirdiğini belirttiği bin 891 suç ve ihlali, 1 Eylül’den 22 Ekim’e kadar olan dönemi kapsayan “Taiz... Kanlı İşgal ve Sistematik Öldürme” başlıklı raporunda belgeledi.

Bu bilanço, ağın 24 saat içinde 21 yeni suç ve ihlali daha kayda geçirdiği ve yerleşim bölgelerine yaklaşık 213 mühimmat atıldığını bildirdiği bir zamanda açıklandı.

Husilerin Taiz’e düzenlediği roket saldırısının ardından evlerinin enkazı arasında yürüyen kent sakinleri (AP)
Husilerin Taiz’e düzenlediği roket saldırısının ardından evlerinin enkazı arasında yürüyen kent sakinleri (AP)

52 günlük dönemi kapsayan rapora göre ihlaller sonucunda 7’si bebek olmak üzere 38 çocuk, 27’si kadın olmak üzere 212 sivil hayatını kaybetti. Yaralanan 319 sivilin 29’unu çocuklar, 46’sını ise kadınlar oluşturdu.

Raporda ayrıca 23 kişinin sahada infaz edildiği, beş toplu katliam yaşandığı ve 314 kişinin kaçırılma ya da zorla kaybedilme vakasına konu olduğu belirtildi. Kaçırılanlar arasında, aileleri üzerinde baskı kurmak amacıyla rehin tutulan 14 çocuk da bulunuyor. Öte yandan, hükümet güçleriyle bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişileri aramak amacıyla 516 eve baskın düzenlendiği kaydedildi.

Geniş çaplı hasar

İnsan hakları kuruluşunun açıkladığı veriler, sivil mülklere verilen zararın boyutunu da gözler önüne seriyor. Bombardımanlarda 356 evin zarar gördüğü, bunlardan 98’inin tamamen yıkıldığı ve üç evin daha patlayıcılarla havaya uçurulduğu belirtildi. Ayrıca 131 sivil araç hasar gördü, vatandaşlara ait 36 araç ve ulaşım aracı yağmalandı.

Ağın belgelediği son olaylarda 2 çocuk hayatını kaybetti, aralarında iki kadının da bulunduğu üç sivil yaralandı. Dört kişi kaçırılarak bilinmeyen yerlere götürüldü. Üç eve baskın düzenlenip yağmalanırken yedi ev zarar gördü; bunlardan ikisi tamamen yıkıldı.

Hayatını kaybeden çocuklardan Ammar Yasir eş-Şureyhi’nin ağın aktardığına göre Husiler tarafından Sabr bölgesindeki Akme köyünde bulunan evinden kaçırıldığı, daha sonra ise öldürülmüş hâlde bulunduğu belirtildi.

Taiz kentinde cuma namazının ardından Husiler aleyhine slogan atan kent sakinleri (Reuters)
Taiz kentinde cuma namazının ardından Husiler aleyhine slogan atan kent sakinleri (Reuters)

Rapora göre bombardıman ve keskin nişancı saldırıları Kahlan ve Şakab köylerine, Eski Havalimanı Mahallesi’ne, Dıbab, Mihal ve Necd Kasim bölgelerine kadar uzandı.

Sabr el-Mevadim ilçesine bağlı Kahlan köyünde havan mermilerinin iki eve isabet ettiği, evlerin eşyalarının zarar gördüğü ve bazı hayvanların telef olduğu bildirildi. Hedef alınan ailelerden birinin üyeleri arasında yaralanan olmadığı kaydedildi.

Sivilleri hedef alan kapsamlı saldırılar

Saldırıların sonuçları can kayıpları ve maddi yıkımla sınırlı kalmadı. Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, raporun kapsadığı dönemde Husilerin yaklaşık 9 bin 876 mühimmat kullandığını, 3 Eylül’den bu yana vilayet üzerindeki kuşatmayı sıkılaştırdığını ve yasa dışı 26 kontrol noktası ile kontrol bariyeri kurduğunu bildirdi.

Raporda ayrıca Heyce el-Abd yolu üzerindeki bir geçidin patlatıldığı ve Taiz’i Lahic vilayeti üzerinden Aden’e bağlayan ana yolun kesildiği ifade edildi.

Husiler gıda, ilaç, yakıt, oksijen tüpleri ve içme suyunun bölgeye girişini engellemekle suçlandı. Yardım konvoyları ve ticari sevkiyatların yanı sıra kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların ve çocuk aşılarının ulaştırılmasının da aksatıldığı belirtildi.

İnsan hakları ağı, hastanelerin, kanser tedavi merkezlerinin ve diyaliz ünitelerinin jeneratörlerini çalıştırmak için gereken yakıtın engellenmesinin hastaların hayatını tehlikeye attığı uyarısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın Ağ’dan aktardığına göre saldırılar ve kuşatma nedeniyle vilayette yaklaşık 280 bin kişi yerinden edildi.

Taiz’de Husilerin saldırısına uğrayan bir ambulans (AFP)
Taiz’de Husilerin saldırısına uğrayan bir ambulans (AFP)

Raporda ayrıca biri özel, dördü devlet okulu olmak üzere beş okulun operasyon merkezine, silah deposuna ve hapishaneye dönüştürüldüğü öne sürüldü. Üç ambulansın, üç sağlık tesisi ve hastanenin saldırılarda hedef alındığı, beş sağlık çalışanının hayatını kaybettiği kaydedildi.

Ağ, başka bir başlık altında Husilerin Maafir ilçesine bağlı Samika bölgesinde, toplumun en dezavantajlı kesimlerinden gençleri kültürel ve askerî eğitim programlarına katılmaları için teşvik ettiğini ve ardından vilayetin güneyindeki cephelere göndermeyi amaçladığını bildirdi. Kuruluş, özellikle çocukların silahlı gruplara katılmaya zorlanması ve en savunmasız kesimlerin istismar edilmesi konusunda uyarıda bulundu.

Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, Taiz’in afet bölgesi ilan edilmesini, bombardımanın durdurulmasını, kuşatmanın kaldırılmasını, yolların açılmasını ve insani yardımların ulaştırılmasının güvence altına alınmasını istedi.

Yemen Kadınları Güçlendirme Vakfı ise kadınların, çocukların ve sağlık çalışanlarının korunması, bağımsız soruşturmalar yürütülmesi ve ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi çağrısında bulundu.


Etiyopya’daki Megech Barajı, Mısır’a akan Nil sularını etkiliyor mu?

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
TT

Etiyopya’daki Megech Barajı, Mısır’a akan Nil sularını etkiliyor mu?

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Etiyopya hükümeti tarafından dün yapılan açıklamada, kalkınma amacıyla inşa edilen yeni bir barajın açılışı duyuruldu. Söz konusu açılış, Kahire ile Addis Ababa arasında Rönesans Barajı konusundaki derin görüş ayrılıklarının ve yeni baraj yapımlarına yönelik itirazların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

Megech adıyla bilinen barajın ‘su akışlarını etkilemediği’ yönündeki değerlendirme Kahire tarafından 2013 yılında dile getirilmişti.

Etiyopya Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Başbakan Abiy Ahmed’in, ‘tarihi Gondar şehri ve çevresi için önemli bir kalkınma adımı’ olarak nitelendirilen Megech Sulama Barajı Projesi’nin resmi açılışını gerçekleştirdiği bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, 185 milyon metreküp depolama kapasitesine sahip barajın, 17 bin hektardan fazla tarım arazisine sulama imkanı sağlaması, on binlerce çiftçinin yararlanmasını ve Gondar ile çevre şehirlere güvenilir temiz içme suyu temin etmesi bekleniyor.

Abiy Ahmed, projenin kentsel tarımı geliştirerek yeni ekonomik fırsatlar yaratacağını ve gençler için istihdam olanağı sunacağını ifade etti.

Mısır makamlarından açılışa ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak dönemin Mısır Sulama Bakanı Muhammed Abdulmuttalib Aralık 2013’te yaptığı açıklamada, Mısır’ın teknik incelemelerine dayanarak Etiyopya’nın Tana Gölü’nün kuzeydoğusundaki Gondar şehri yakınlarında inşa ettiği Megech Barajı projesinin Nasır Gölü’ne ulaşan su akışını etkilemediğini ve barajın yalnızca içme suyu ile sulama amaçlı olduğunu belirtmişti.

Mısır Eski Sulama Bakanı Hüsam Megazi de dün yaptığı açıklamada, söz konusu barajın Mavi Nil havzasının ve Nil Nehri güzergahının dışında yer aldığını doğruladı. Megazi, Mısır’ın su kaynaklarının bu barajdan kesinlikle etkilenmediğini ve Mısır’ın su payı üzerinde herhangi bir yansımasının bulunmadığını vurguladı.

Megazi ayrıca, Mavi Nil üzerinde mevcut olan tek barajın Rönesans Barajı olduğunu ve bu barajın Mısır üzerinde kesin bir etkisi bulunduğunu kaydetti.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Kahire Üniversitesi Jeoloji ve Su Kaynakları Profesörü Abbas Şaraki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu baraj, Amhara eyaletindeki Tana Gölü havzasında yer alan küçük barajlardan biri. Depolama kapasitesi milyarlarca değil, yaklaşık 185 milyon metreküp civarında. Bu durum onu, temel amacı yaklaşık 40 bin dönümlük arazinin sulanmasında kullanılmak üzere sınırlı miktarda su tutmak olan küçük bir baraj yapmakta” ifadelerini kullandı.

Etiyopya’nın baraj projelerini artırması ve bunun Kahire ile ilişkilere yansımalarına değinen Şaraki, “Projeler Mısır’ın su kaynaklarını etkilemediği ve tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğü sürece Kahire bunlara karşı çıkmaz” değerlendirmesinde bulundu.

Şaraki, “Ancak Mısır’ın veya başka bir ülkenin kaynaklarına bir etkisi varsa, önceden istişare ve koordinasyon yapılması şart” diyerek, Kahire’nin daha önce defalarca dile getirildiği üzere kalkınmaya karşı olmadığını vurguladı.

Etiyopya’nın Megech Barajı adımı, Mısır ile Rönesans Barajı konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde atıldı. Kahire ile Addis Ababa arasında yaklaşık on yıl boyunca yürütülen müzakereler, 2023 yılında tekrar başlatılmadan önce 3 yıl süreyle askıya alınmış, ancak Etiyopya’nın bir anlaşmaya varmayı reddetmesi üzerine 2024 yılında yeniden dondurulmuştu.

Şarku’l Avsat’ın resmi haber ajansı MENA’dan aktardığına göre yetkili bir kaynağın demecine göre geçtiğimiz ağustos ayında Mısır, su konusunun ‘milli güvenlik ve kırmızı çizgi’ olduğunu yineleyerek, ‘Nil üzerinde yeni barajların inşasını reddettiğini’ bildirmişti. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de o dönemde Nil Nehri dosyası ve Rönesans Barajı krizindeki gelişmeler karşısında ‘meşru müdafaa hakkının’ kullanılabileceğini ifade etmişti.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Sulama Bakanı Hani Suveylem, geçtiğimiz günlerde Mısır Forumu kapsamındaki bir oturumda yaptığı açıklamada, Mısır devletini Etiyopya barajının risklerinden ve alınabilecek tek taraflı önlemlerin etkilerinden korumak amacıyla geçmiş dönemlerde Mısır tarafından çabalar sarf edildiğini belirterek; su arıtma tesislerinin kurulduğunu, kanal betonu kaplama projeleri ile Yeni Delta Projesi gibi çeşitli adımların hayata geçirildiğini ifade etti.

Suveylem o dönemde, “Nil Havzası sadece Etiyopya’dan ibaret değil; çözümler mevcut ancak tüm tarafların bu yönde gerekli niyeti göstermesi gerekmektedir” vurgusunda bulundu.

Etiyopya’nın barajlara ilişkin devam eden adımları karşısında Mısır’ın su haklarını korumasını güvence altına alacak seçeneklere ilişkin değerlendirmede bulunan Megazi, Mısır’ın bağlayıcı bir anlaşmanın gerekliliğini vurgulayarak görüşünü ortaya koyduğunu, bu hususun uluslararası platformlarda gündeme getirildiğini ve Mısır’ın bunu her fırsatta dile getirmekten çekinmediğini belirtti. Megazi, Mısır’ın diplomasi yolunu defalarca izlediğini ve Mavi Nil üzerinde başka bir barajın inşasına izin vermeyeceğini net bir şekilde ilan ettiğini vurguladı.

Şaraki ise yeni barajın doğrudan Mavi Nil yatağı üzerinde yer almadığını, Mavi Nil Havzası’na bağlı küçük kollardan biri olan küçük bir nehir üzerinde inşa edildiğini kaydetti. Şaraki, doğrudan Mavi Nil üzerinde yer alan ve Mısır’ın karşı çıktığı, henüz yapımına başlanmamış planlanan diğer üç barajın aksine, bu barajın depolama kapasitesinin küçüklüğü ve havzadaki küçük barajlardan biri olması sebebiyle Mısır’ın su payı üzerindeki etkisinin neredeyse yok denecek kadar az ve çok zayıf olduğunu vurguladı.