İsrail, Ali et-Tahir Tepeleri’nin akıbetini araştırıyor ve güneydeki operasyonlarına devam ediyor

Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzman: Ali et-Tahir Tepeleri askerî açıdan düşmüş

İsrail’in Güney Lübnan’daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail, Ali et-Tahir Tepeleri’nin akıbetini araştırıyor ve güneydeki operasyonlarına devam ediyor

İsrail’in Güney Lübnan’daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Ali et-Tahir Tepeleri, sahadaki yeni bir aşamaya giriyor. İsrail’in güneyin geniş kesimlerinde operasyonlarını sürdürdüğü bir dönemde, dikkatler yoğun bombardımanın ötesine geçerek bölgenin akıbetine ve buradaki mevcut kontrolün niteliğine yöneliyor.

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN, üst düzey güvenlik yönetiminin son dönemde Ali et-Tahir Tepeleri’ndeki kontrolün sürdürülmesi veya bölgenin Lübnan ordusuna devredilmesi konusunu görüştüğünü bildirdi. Kuruluş ayrıca, İsrail’in bölgede bulunduğunu öne sürdüğü Hizbullah mensuplarının çoğunun öldürüldüğüne ilişkin İsrail değerlendirmelerinin bulunduğunu aktardı. Ancak bu bilgiler, bağımsız Lübnan kaynaklarınca doğrulanmadı.

Böylece Ali et-Tahir’deki tartışma, tepelerin maruz kaldığı saldırıların boyutundan, bölgede mevcut olan kontrolün niteliğine, tesisin içindeki durumun akıbetine ve buranın devredilmesinden söz edilmesinin sahada farklı bir aşamaya geçildiğine işaret edip etmediğine kayıyor.

‘Askerî açıdan düşmüş’

Emekli Tuğgeneral Halid Hamade, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Ali et-Tahir Tepeleri’nin askerî açıdan düştüğü söylenebilir. Zira İsrail güçleri artık tepenin çevresinde bulunuyor, gece gündüz önünde ve üzerinde hareket ediyor. İsrail güçlerinin havaya uçurduğu Beyt Gandur Sarayı da tepelerin eteğinde yer alıyor. Dolayısıyla İsrail güçlerinin tesise girmemiş olması, bölgede bulunmadıkları veya sahada kontrolü ellerinde tutmadıkları anlamına gelmiyor” dedi.

sdfrg
Lübnan’ın güneyindeki Ali el-Tahir ve ed-Dabşa tepelerinde bombardımanın izlerini gösteren bir fotoğraf (Lübnan Ulusal Haber Ajansı – NNA)

Hamade, “Girişlerin kapalı ve İsrail güçlerinin çevrede bulunduğu bir durumda, içeride bulunan Hizbullah mensuplarının önünde fiilen sınırlı seçenekler kalıyor. Ya tesiste mahsur kalmış durumdalar ya da öldürülmüş olabilirler. Bunların tümü, bölgenin içinde artık herhangi bir yaşam belirtisinin görünmediğine işaret ediyor. Bununla birlikte tesise girildiğinde, içeride unsurların bulunması veya bazı bölümlerin tuzaklanmış olması gibi sürprizlerle karşılaşılması ihtimali de devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Teslim olmaktan bahsetmek ne anlama geliyor?

İsrail medyasında Ali et-Tahir’deki Hizbullah mensuplarının akıbetine ilişkin yayımlanan haberlerin ne anlama geldiği konusunda Hamade, “Bu veriler sahadaki göstergeler olarak kalıyor ve tesise girilip içeride ne olduğunun doğruluğu teyit edilmeden nihai bilgiler olarak değerlendirilemez. Ancak İsrail aynı zamanda konuyu medya ve psikolojik açıdan kullanmaya, Hizbullah’ı kışkırtarak bölgede yaşananlara ilişkin bir açıklama yapmaya veya bilgi vermeye zorlamaya çalışıyor” dedi.

csdfvgbh
İsrail saldırıları sonucu Nebatiye’deki Ali et-Tahir Tepeleri’nden duman yükseliyor. (AFP)

Hamade, “İsrail, içeride bulunan Hizbullah mensuplarının öldürüldüğünü, özellikle de tahminlerin yaklaşık 100 militanın bulunduğu yönünde olması halinde, bu açıklamanın Hizbullah destekçileri ve çevresindeki toplumsal kesim üzerinde büyük bir etkisi olur. Bu nedenle İsrail’in Ali et-Tahir’de yaşananları askeri, medya ve psikolojik olmak üzere çeşitli yönlerden kullanmaya çalışması muhtemel” ifadelerini kullandı.

Birden fazla etken

Güney Lübnan’dan Şarku’l Avsat’a konuşan yerel bir kaynak, “Ali et-Tahir Tepeleri’ndeki durumun netleşmesi yalnızca bölgenin içi ve çevresinde yaşananlara bağlı değil, aynı zamanda daha geniş bölgesel atmosfere de bağlı. Bu durum, bölgenin statüsünün neden hâlâ belirsiz olduğunu ve nihai saha düzenlemelerine geçilmediğini açıklıyor” dedi.

Kaynak, “Bölgesel gerilim seviyesindeki herhangi bir artış, doğrudan güneye yansıyabilir ve Ali et-Tahir’deki gelişmelerin kontrol altına alınmasını daha da zorlaştırabilir. Buna karşılık gerilimin azalması, sahada daha kalıcı düzenlemelere geçilmesini mümkün kılabilir” ifadelerini kullandı.

fvghyju
İsrail’in Güney Lübnan’daki Mansuri kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar Sur’dan görüntülendi. (AP)

Kaynak, “Tepelerin hassasiyeti, buranın yerel askeri durum ile Lübnan çevresindeki gerilim düzeyinin kesiştiği bir noktaya dönüşmesinden kaynaklanıyor. Bu da bölgenin akıbetinin yalnızca doğrudan sahadaki bir faktöre değil, birden fazla etkene bağlı olduğu anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Geniş çaplı operasyonlar

Ali et-Tahir’deki gelişmeler, İsrail’in Güney Lübnan’ın geniş bir kesiminde, Nebatiye çevresinden Mercayun, Bint Cübeyl ve Sur ilçelerine kadar sürdürdüğü operasyonlarla eş zamanlı olarak yaşanıyor. Hava saldırıları ve patlatma operasyonları Kfar Tebnit ve Kantara çevresine kadar uzanırken, burada dağın bir bölümü çöktü. Saldırılar ayrıca Meyfdun ve Duha Kefr Rumman’ın yanı sıra Ali et-Tahir Tepeleri’ni de hedef aldı. Bu sırada sahadan gelen bazı haberlerde Nebatiye el-Fuka’ya yönelik saldırılarda fosfor bombalarının kullanıldığı bildirildi.

Mercayun ilçesinde İsrail güçleri, pazartesiyi salıya bağlayan gece yarısından kısa süre önce Hayyam beldesinde şiddetli bir patlatma gerçekleştirdi. Bint Cübeyl ilçesinde ise Reşaf’ta şiddetli bir patlama meydana gelirken, Ayta el-Cebel’in çevresine doğru makineli tüfeklerle tarama ateşi açıldı.

Topçu ateşi Hadeta ve Beraşit çevresini de hedef aldı. Batı kesiminde ise Mansuri, Beyyada ve Şema’daki mevzilerden İsrail topçu ateşine yeniden maruz kaldı. Bu saldırılar, belde ve çevresinde gerçekleştirilen yıkım ve tarama operasyonları ile tekrarlanan askeri hareketliliğin ardından geldi.

Hula, Mansuri, Zutar eş-Şarkiyye ve Beyt es-Siyad’da da evlerin yakılması, yıkım çalışmaları ve binaların havaya uçurulmasına yönelik operasyonlar yaşandı. Bazı bölgelerdeki güzergâhlar üzerinden giriş çıkışların ve askeri hareketliliğin de sürdüğü bildirildi.

Mevcut saha koşullarına uyum sağlama taahhüdü

Ancak Hamade, operasyonların gerçekleştirildiği bölgelerin çeşitliliğini, İsrail’in faaliyet alanını her gün yeni bir bölgeye genişlettiğinin göstergesi olarak görmüyor. Bu bölgelerin, askeri hareketliliğe daha önce açılmış mevcut alanın bir parçası olduğunu belirtiyor.

İsrail’in Ali et-Tahir ve Meyfdun’dan Ayta el-Cebel, Mansuri ve diğer bölgelere uzanan operasyonlarını değerlendiren Hamade, bunların ‘operasyon alanının genişlemesi’ olarak nitelendirilmesine karşı çıktı. Hamade, “Yaşananlar, mevcut saha durumunun sürdürülmesidir. Bu, askeri bir terimdir. Çünkü İsrail güçleri esas olarak bu alanlarda hareket ediyor, bölgelere girip çıkıyor. Örneğin Mansuri’de İsrail güçleri girip çıkıyor; diğer bölgelerde de durum aynı. Ayrıca bölge içinde hareket etmek amacıyla oluşturulan ve kullanılan güzergâhlar da bulunuyor” dedi.

Hamade, “İsrail güçleri güneyin geniş kesimlerinde hareket ediyor. Dolayısıyla her gün genişleyen yeni bir operasyon alanıyla karşı karşıya olduğumuzu düşünmüyorum. Aksine İsrail’in faaliyet gösterdiği ve burada yıkımı sürdürdüğü mevcut bir alan söz konusu. Sürekli devam eden yıkım da Lübnan devletine baskı uygulayarak, mevcut durumun artık sürdürülemeyeceğini ve varılan anlaşmanın uygulanması gerektiğini söylemeye iten bir araç niteliği taşıyor” ifadelerini kullandı.

Hamade, sözlerini şöyle tamamladı: “Yaşananların her seferinde operasyonların yeni bölgelere taşındığı anlamına geldiğini düşünmüyorum. Çünkü aynı model Hayyam’dan Meys el-Cebel ve diğer bölgelere kadar birden fazla yerde görülüyor. İsrail’in askeri hareketlilik, bölgelere girip çıkma ve yıkım yoluyla sürekli olarak sürdürdüğü mevcut bir saha durumuyla karşı karşıyayız.”



Koalisyon, 2 balistik füze ve 2 İHA’yı önledi: Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile toplantılarını hedef almakla tehdit ettiği iddiaları yalanlandı

Koalisyon, 2 balistik füze ve 2 İHA’yı önledi: Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile toplantılarını hedef almakla tehdit ettiği iddiaları yalanlandı
TT

Koalisyon, 2 balistik füze ve 2 İHA’yı önledi: Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile toplantılarını hedef almakla tehdit ettiği iddiaları yalanlandı

Koalisyon, 2 balistik füze ve 2 İHA’yı önledi: Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile toplantılarını hedef almakla tehdit ettiği iddiaları yalanlandı

Yemen’de meşru yönetimi destekleyen Koalisyon Güçleri Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, cuma günü erken saatlerde yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan hava savunma sistemlerinin Husilere ait milisler tarafından Riyad’a doğru fırlatılan bir balistik füze ile ülkenin güneyine yönelen bir başka balistik füzeyi önleyerek imha ettiğini bildirdi. El-Maliki ayrıca, Husilerin güney bölgesine doğru fırlattığı iki insansız hava aracının (İHA) da etkisiz hale getirildiğini belirtti.

Koalisyon, Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile ve sivil toplulukların bulunduğu alanları hedef almakla tehdit ettiği yönündeki iddialarını da yalanladı. Koalisyon tarafından yapılan açıklamada, terörist Husi milislerinin ortaya attığı bu iddiaların “asılsız olduğu ve gerçeği yansıtmadığı” belirtilerek söz konusu iddiaların tümüyle reddedildiği vurgulandı.

Koalisyon Sözcüsü, yaptığı yazılı açıklamada, “Bu iddiaların içeriği ve gündeme getirildiği zamanlama, kamuoyunu yanıltmaya, milislerin içinde bulunduğu krizleri ve uygulamalarını örtbas etmeye, Yemen’in köklü kabilelerini kendi çatışmalarına sürüklemeye yönelik sürekli girişimleri yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ise Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarını sürdürmesinden ve Yemen’in Taiz çevresinde çatışmaların tırmanmasından duyduğu endişeyi dile getirdi. Guterres, söz konusu saldırı ve çatışmaların sivillerin büyük acılar çekmesine neden olduğunu ve bölgesel gerilimi artırdığını belirtti.

Öte yandan, Suudi Arabistan’ın Dammam kentindeki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan, iki kişinin hayatını kaybetmesine ve sekiz kişinin yaralanmasına yol açan saldırıya yönelik Arap ve uluslararası düzeyde kınama mesajları gelmeye devam etti. Açıklamalarda, sivil ve hayati öneme sahip tesislerin hedef alınmasının reddedildiği vurgulanırken Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini, vatandaşlarının ve ülkede ikamet edenlerin can güvenliğini koruma çabalarına destek ifade edildi.


Mısır, Libya ile Deniz Sınırlarının Belirlenmesine İlişkin Mutabakatı reddettiğini yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)
TT

Mısır, Libya ile Deniz Sınırlarının Belirlenmesine İlişkin Mutabakatı reddettiğini yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, bugün İstanbul’da mevkidaşı Hakan Fidan ile gerçekleştirdiği görüşmede, Libya ile Türkiye arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırasını onaylamayı kesin bir dille reddettiklerini yineledi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Abdülati, ülkesinin bu konudaki tutumunu bir kez daha vurguladı.

Kahire yönetimi, çarşamba günü Libya’nın doğusunda bulunan Temsilciler Meclisi tarafından Türkiye ile deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin onaylanan anlaşmayı reddetmiş ve söz konusu onayın “Mısır açısından hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını” açıklamıştı.

Salı günü kabul edilen anlaşma, Doğu Akdeniz’deki deniz alanları üzerindeki egemenlik iddiaları ile enerji kaynaklarının araştırılması ve çıkarılmasına ilişkin haklar konusunda yıllardır devam eden anlaşmazlığın bir parçasını oluşturuyor.

Mısır Dışişleri Bakanlığından bugün yapılan açıklamada, Abdülati’nin, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığının sınırlandırılmasında uluslararası deniz hukuku ilkelerine ve 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerine uyulmasının önemini vurguladığı belirtildi. Açıklamada, bu sürecin devletler arasında adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun biçimde yürütülmesi gerektiği kaydedildi.

Bakanlığın açıklamasına göre iki bakan, Libya’daki gelişmeleri de ele aldı. Abdülati, Mısır’ın Libya’nın birliğini, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve istikrarını destekleyen; ayrıca Libya devlet kurumlarının güçlendirilmesini savunan tutumunu yineledi.

Görüşme, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın yanı sıra Avrupa ülkeleri İngiltere, Fransa ve Almanya’nın katıldığı dörtlü mekanizma toplantıları kapsamında gerçekleştirildi.

Açıklamada, Hakan Fidan’ın Libya’daki gelişmelere ilişkin Mısır’ın kaygılarını anladığını belirttiği; bu kaygıların ele alınması ve Libya’da güvenlik ile istikrarın sağlanmasına yönelik çabaların desteklenmesi amacıyla istişare, koordinasyon ve ortak çalışmaların sürdürülmesinin önemini vurguladığı aktarıldı.

Libya’nın batısındaki Trablus merkezli hükümet, Türkiye ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmayı ilk olarak 2019 yılında imzalamıştı. Ancak Halife Hafter liderliğindeki doğu merkezli yönetim, uzun yıllar boyunca anlaşmayı onaylamaktan kaçınmıştı.

Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti de Libya ile Türkiye arasında imzalanan deniz sınırlandırma anlaşmasına uzun süredir karşı çıkıyor. İki ülke, anlaşmanın deniz alanları üzerindeki kendi egemenlik iddialarını ihlal ettiğini savunuyor.


Hamas, 7 Ekim benzeri bir saldırı tehdidinde bulunduğu iddiasını reddetti

Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)
TT

Hamas, 7 Ekim benzeri bir saldırı tehdidinde bulunduğu iddiasını reddetti

Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)

İsrail basını, Hamas’ın İsrail’i 7 Ekim 2023’teki saldırı boyutunda yeni bir saldırı düzenlemekle tehdit ettiğine ilişkin ortak bir iddiayı gündeme getirdi. İddiaya göre bu mesaj, BM’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Ramiz el-Akbarov aracılığıyla, temsilcinin geçen hafta Gazze Şeridi’ne yaptığı ziyaret sırasında Hamas’ın üst düzey yöneticileriyle gerçekleştirdiği görüşmede iletildi.

İsrail gazeteleri, özellikle Yedioth Ahronoth, bu haberlerinde İsrail’in Filistin Topraklarındaki Hükûmet Faaliyetleri Koordinatörlüğü tarafından ortaya atılan iddiayı esas aldı. Haberlere göre kurum, konuyla ilgili olarak siyasi ve askerî makamlara acil bir mesaj gönderdi.

Söz konusu tehdit iddiası, İsrail ordusunun ateşkesin ilan edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasını işgal altında tutmaya devam etmesiyle ilişkilendirildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise Gazze’deki gazetecilere dağıttığı kısa açıklamada, hareketinin 7 Ekim saldırısına benzer bir saldırı düzenlemekle tehdit ettiği iddiasını yalanladı. Kasım, Hamas’ın ateşkes anlaşmasına bağlı olduğunu vurgulayarak arabuluculara, İsrail’in Filistinlilere yönelik ihlallerini durdurmak ve anlaşmanın uygulanmasını güvence altına almak için harekete geçme çağrısında bulundu.

 Filistinliler, Gazze’de bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden iki kişinin cenazesini taşıyor. (DPA)
Filistinliler, Gazze’de bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden iki kişinin cenazesini taşıyor. (DPA)

Kasım, İsrail’in iddialarına destek verilmemesi ve bu iddiaların seçim mücadelesinde kullanılmasına fırsat tanınmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Kasım, BM yetkilisinin Hamas yönetimiyle görüştüğüne ilişkin haber hakkında ise herhangi bir açıklama yapmadı. Şarku’l Avsat, Hamas sözcüsünden konuyla ilgili değerlendirme almak için girişimde bulundu, ancak sözcü muhabirimizin sorularını cevaplamadı.

Hamas, dün gece geç saatlerde resmî bir açıklama yayımlayarak herhangi bir saldırı tehdidinde bulunduğu iddiasını yalanladı. Ancak açıklamada, BM yetkilisiyle bir görüşme yapılıp yapılmadığına değinilmedi.

El-Akbarov’un 11 ve 12 Ekim tarihlerinde iki gün süren Gazze Şeridi ziyaretine ilişkin programda da Hamas yetkilileriyle yapılacak herhangi bir görüşmeye yer verilmedi. BM’nin internet sitesinde yayımlanan programda yalnızca insani durumu değerlendirmek amacıyla çeşitli noktalara yapılan ziyaretler sıralandı. Bunlar arasında yerinden edilmiş kişilerin kaldığı merkezler, zarar gören aileler, Filistinlilerin kış hazırlıkları ve kadınların geçimini sağladığı aileler bulunuyordu. Ayrıca Gazze kentindeki UNRWA merkezinde insani yardım ortaklarıyla müdahale çalışmaları ve insani yardımlardaki eksiklikler üzerine bir toplantı gerçekleştirildi.

El-Akbarov’un ofisinden bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, BM temsilcisinin son ziyareti sırasında Hamas yetkililerinden hiçbiriyle görüşmediğini söyledi.

Şarku’l Avsat, BM adına çalışan yerel bir yetkiliden ise El-Akbarov’un 11 Ekim Pazar günü Şifa Hastanesi kompleksini ziyaret ettiğini ve hastanelerin çalışma koşullarını incelemek, sağlık durumuna ilişkin bilgi almak amacıyla hastane yetkilileriyle görüştüğünü öğrendi. Bu ziyaret, yayımlanan programda yer almadı; El-Akbarov’un ofisi de söz konusu bilgiyi ne doğruladı ne de yalanladı.

Yerel yetkili ayrıca heyetin, Gazze kentinin kuzeydoğusunda, Sarı Hat’a yakın Zerka bölgesini ziyaret ettiği sırada İsrail tarafından atılan bir top mermisinin hedefi olduğunu, olayda yaralanan olmadığını ve heyetin bölgeden hızla ayrıldığını belirtti.

Şarku’l Avsat, Şifa Hastanesi Kompleksi Müdürü Muhammed Ebu Selmiye ile de iletişime geçmeye çalıştı, ancak kendisi telefonlara yanıt vermedi. Gazze’deki Hükûmet Medya Ofisi yetkilileriyle yapılan iletişim girişimlerinde de benzer bir durum yaşandı.

BM yetkilileri, insani koşulları yerinde değerlendirmek amacıyla genellikle hastaneleri, yerinden edilmiş kişilerin kaldığı merkezleri ve benzeri noktaları ziyaret ediyor. Buna karşılık, özellikle Gazze’de devam eden güvenlik sorunları, takip ve suikastlar nedeniyle BM yetkililerinin uzun süredir çeşitli dönemlerde Hamas yetkilileriyle görüşmekten kaçındığı görülüyor.

Filistinliler, Gazze kentinin güneyinde İsrail bombardımanında tahrip edilen bir aracı söndürmeye çalışıyor. (EPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneyinde İsrail bombardımanında tahrip edilen bir aracı söndürmeye çalışıyor. (EPA)

Gözlemcilerin değerlendirmelerine göre İsrail’in ortaya attığı iddiaların temel amacı seçimlere yönelik olabilir. Bu değerlendirme, aralarında Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın da bulunduğu İsrailli yetkililerin son dönemde Hamas’ın 7 Ekim saldırısına benzer saldırılar düzenleme niyetinde olduğu yönündeki açıklamalarını sık sık tekrarlamasına dayanıyor. Yetkililer, seçimleri etkilemeye yönelik olası bir saldırıya İsrail’in güçlü şekilde karşılık vereceğini vurgularken, İran ve Hizbullah’ı da bu bağlamda gündeme getirdi.

İsrailli güvenlik kaynakları ise İbranice yayımlanan Haaretz gazetesine yaptıkları açıklamada, Netanyahu ve Katz’ın son günlerde dile getirdiği, herhangi bir tarafın seçimleri etkilemek amacıyla İsrail’e saldırı düzenlemek için yoğun hazırlıklar yaptığı yönündeki iddiaları yalanladı.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise yalnızca ordunun seçimleri dışarıdan etkilemeye yönelik her türlü girişimle mücadele etmeye hazır olduğunu belirtti. Zamir, olası senaryoların gerçekleşmesi hâlinde ordunun hem savunma hem de saldırı görevlerini yerine getireceğini ifade etti.