Irak: Koordinasyon Çerçevesi ile silahlı gruplar arasındaki müzakereler “çıkmaza” girdi

Gruplar silahlarının “kutsallığı” konusunda ısrarcı... Ordu ise “siyasi atışmaların gürültüsünden” uzakta hareket ettiğini söylüyor

Irak polisi, Bağdat’ta bir akaryakıt istasyonunun önünde araç kuyruğunu düzenliyor... 5 Eylül 2026 (AFP)
Irak polisi, Bağdat’ta bir akaryakıt istasyonunun önünde araç kuyruğunu düzenliyor... 5 Eylül 2026 (AFP)
TT

Irak: Koordinasyon Çerçevesi ile silahlı gruplar arasındaki müzakereler “çıkmaza” girdi

Irak polisi, Bağdat’ta bir akaryakıt istasyonunun önünde araç kuyruğunu düzenliyor... 5 Eylül 2026 (AFP)
Irak polisi, Bağdat’ta bir akaryakıt istasyonunun önünde araç kuyruğunu düzenliyor... 5 Eylül 2026 (AFP)

ABD’nin Irak’tan nihai çekilmesi için belirlenen 30 Eylül tarihine geri sayım başlarken, Şii “Koordinasyon Çerçevesi”nin oluşturduğu üçlü komite, silahlarını hükümete teslim etmeyi reddeden grupların silahlarının Amerikan güçlerinin çekileceği güne kadar Irak devletine devredilmesi konusunda şu ana kadar somut bir ilerleme sağlayamadı.

Başbakan Ali ez-Zeydi hükümeti 30 Eylül tarihini “Egemenlik Günü” olarak nitelendiriyor. Başlangıçta bu tarihin ABD güçlerinin çekilmesinin tamamlanması ve silahlı grupların silahlarını hükümet güçlerine teslim etmesi anlamına geleceği düşünülüyordu. Ancak “Koordinasyon Çerçevesi” ile silahlı gruplar arasında yürütülen müzakerelerin çıkmaza girdiği görülüyor.

Silahlı grupların son tutumu, özellikle Nüceba Hareketi’nin açıklamaları ile eski Başbakan Nuri el-Maliki ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri’nin son açıklamaları dikkate alındığında, devlet dışındaki silahların teslim edilmesi, kayıt altına alınması, bırakılması veya dondurulması konusunda kesinleşmiş bir takvim bulunmuyor.

Daha önce bazı silahlı gruplar silah stoklarını teslim etmeyi reddetmişti. Bunların başında Hizbullah Tugayları ve Nüceba geliyor. Söz konusu gruplar, silahlarının ulusal sınırlarla kısıtlı olmayan, ideolojik bir nitelik taşıdığını belirterek, silah teslimine ilişkin herhangi bir takvime uymayacaklarını açıklamıştı.

Nüceba Hareketi Siyasi Konseyi Başkanı Ali el-Esedi, bölgesel risk ve tehditlere karşı direniş silahının “kutsallığı” olarak nitelendirdiği unsura dokunulmaması hakkındaki tutumlarını koruduklarını açıkladı.

Esedi, dün X platformunda yaptığı paylaşımda, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki siyasi sürecin önde gelen isimleriyle gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, hareketinin tutumunu kendilerine aktardığını belirtti. Esedi, “Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) dokunulamaz bir ulusal kurum olarak varlığının korunmasının” yanı sıra, ülke ve bölgede yaşanan “gerçek ve tehlikeli riskler ve tehditler” karşısında “direnişin” ve “silahlarının kutsallığının” korunmasının önemini vurguladı.

Esedi ayrıca Nüceba’nın siyasi sürece katılmama yönündeki tutumunu sürdüreceğini belirterek, “Bizi halkımızla bir arada tutan, onların yaşadıklarını yaşamamızı, sorunlarını taşımamızı ve taleplerini gerçekleştirmek için çalışmamızı sağlayan yol budur” ifadelerini kullandı.

Bu tutumun, “egemenlik, güvenlik ve refahı güvence altına alan kapsamlı değişim gerçekleşene ve ekonomimiz Amerikan hegemonyasından kurtarılana kadar” sürdürüleceğini belirtti.

Abartı dalgası

29 Temmuz 2026’da Basra’daki operasyonlar komutanlığı karargâhı önünde Irak Haşdi Şabi mensupları (Reuters)
29 Temmuz 2026’da Basra’daki operasyonlar komutanlığı karargâhı önünde Irak Haşdi Şabi mensupları (Reuters)

Irak hükümeti ise Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Sözcüsü Sabah en-Numan aracılığıyla farklı bir mesaj verdi.

Numan, “Halkının tüm kesimleri ve gruplarıyla kurumlarının etrafında kenetlendiği bir devleti dünyadaki hiçbir güç ve hiçbir bölgesel koşul yıkamaz” dedi.

Numan, yaptığı açıklamada, 30 Eylül tarihinin yaklaşmasıyla birlikte “şüpheli sermayeler tarafından finanse edilen platformların korkuyu pazarlamak ve Iraklıların duygularını istismar etmek amacıyla yönettiği bir abartı dalgası” konusunda uyardı.

Irak’ın askerî ve güvenlik kurumlarının “en zor ve karanlık koşullarda ayakta durduğunu ve bu toprakları korumak için en değerli kanını verdiğini” belirten Numan, bu kurumların karşı karşıya olunan zorlukların boyutunun tamamen farkında olduğunu söyledi. Numan, güvenlik güçlerinin sahada “siyasi atışmaların gürültüsünden uzak şekilde” 24 saat çalıştığını belirterek, önümüzdeki dönemin “sağduyu, kararlılık ve dayanışma” gerektirdiğini vurguladı.

Silahların devletin kontrolünde toplanması ve silahlı grupların açıklanan takvim doğrultusunda silah teslimine ilişkin talepleri konusunda askerî ve stratejik Uzman Muhalled Hazım, Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulundu.

Hazım, siyasi blokların çoğunlukla ölçüsüz açıklamalar yaptığını, ancak bunların kapalı kapılar ardında düşündüklerini gerçek anlamda yansıtmadığını belirtti. “Herkes, seçeneklerinin sınırlı olduğunu biliyor” diyen Hazım, mevcut kazanımların, çıkarların, nüfuzun ve iktidarın her an ellerinden gidebileceğini söyledi.

Hazım, “Herkes silahların devletin kontrolünde toplanması meselesinin sonuçlandırılması gerektiği konusunda hemfikir. Çünkü konu artık yalnızca iç iradeyle ilgili değil; dış iradeyle de ilgili. Bu, iktidarda kalmakla bilinmeyene doğru gitmek arasında bir takas” değerlendirmesinde bulundu.

Bazı siyasetçilerin kendi tabanlarına yönelik açıklamalarında yalnızca durumu örtbas etmeye ve bu gruplara bir tür siyasi iltimas sağlamaya çalıştığını söyleyen Hazım, bunun artık yalnızca Irak için değil, Suriye, Lübnan ve Yemen için de geçerli olan dışarıdan dayatılmış bir gerçeklik olduğunu ifade etti.

Hazım, “Devletin kontrolü dışında silahların bulunması ve savaş ile barış kararını kontrol eden silahlı grupların varlığının sürmesi mümkün değil” dedi.

Bu konuda artık tarafların fazla seçeneğinin kalmadığını belirten Hazım, “Silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda karar kesin ve nihai olarak verilmiş durumda” ifadesini kullandı.

Maliki ve Amiri arasında

Bağdat’ta askerî geçit törenine katılan Haşdi Şabi mensupları (Arşiv- Getty Images)
Bağdat’ta askerî geçit törenine katılan Haşdi Şabi mensupları (Arşiv- Getty Images)

Bu arada “Koordinasyon Çerçevesi” tarafından oluşturulan ve eski başbakanlar Muhammed Şiya es-Sudani ile Nuri el-Maliki ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri’den oluşan üçlü komite, silahlarını teslim etmeyi reddeden silahlı gruplarla müzakerelerini sürdürüyor.

Ancak Maliki ve Amiri’nin son dönemde yaptıkları açıklamalar, siyasi çevreler ve Irak kamuoyunda silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda üzerinde uzlaşılan takvimin niteliğine ilişkin soru işaretlerine yol açtı.

Maliki açıklamalarında, “grupların silahlarının alınmayacağını”, bunun yerine silahların düzenlenmesi yoluna gidileceğini söyledi, ancak bunun ne zaman yapılacağına ilişkin bir takvim vermedi. Bazı kaynaklara göre bu, sürecin ABD’nin çekilmesinden sonraya ertelenmesi anlamına geliyor.

Amiri ise daha da ileri giderek silahlı grupların varlığını sürdüreceğini savundu. Amiri bir konuşmasında, silahlı grupların 2019’da yaşanan ve “Tişrin protestoları” olarak bilinen kitlesel gösterilere karşı koyarak siyasi sistemi koruduğunu söyledi.

Bu konuda akademisyen ve siyasi aktivist Dr. Faris Haram, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Amiri’nin açıklamasında ilk dikkat çeken unsurun, Batılı bazı raporların Tişrin hareketi sırasında Irak’taki silahlı grupları protestocuların öldürülmesinden sorumlu tutan iddialarıyla örtüşmesi olduğunu belirtti.

Haram, o dönemde bazı raporlarda protestoculara yönelik infaz, suikast ve saldırılara karıştığı öne sürülen bazı komutanların isimlerinin de verildiğini hatırlattı.

“Bu uyum, Irak’taki savcının aklına bazı sorular getiriyor” diyen Haram, “2003’ten bu yana Irak’taki savcılığın bu tür tutumları takip etme konusunda rolü nerede? Şimdiye kadar savcılık makamı, adli müdahale gerektiren operasyonları takip etme görevini yerine getirmedi” ifadelerini kullandı.

Haram’a göre Amiri’nin silahlı grupların Tişrin protestolarının bastırılmasındaki rolüne ilişkin sözleri, o dönemde Irak hükümeti ve silahlı grupların reddettiği raporlarla bağlantılı olduğu için soruşturulmalıydı.

Haram, “Amiri’nin kullandığı ve grupların protestoların bastırılmasından sorumlu olduğu şeklinde anlaşılabilecek ifadeyle neyi kastettiğinin açıklığa kavuşturulması gerekiyor” dedi.

Haram, bunun dönemin Başbakanı Adil Abdülmehdi’nin protestoculara yönelik saldırıların ve infazların arkasında “üçüncü bir tarafın” bulunduğunu söylemesiyle de bağlantılı olduğuna dikkat çekti.

Haram sözlerini şöyle sürdürdü: “Ne yazık ki Irak’ta her şeyin, cezasızlık sürecinin bir parçası olarak soruşturma yapılmadan kapanmasına alıştık.”



BM Yemen Özel Temsilcisi: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bölgesel güvenliği tehdit ediyor

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
TT

BM Yemen Özel Temsilcisi: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bölgesel güvenliği tehdit ediyor

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının tehlikeli bir gerilim anlamına geldiğini ve bölgesel güvenlik için ciddi tehdit oluşturduğunu belirtti. Grundberg, saldırıların şiddet döngüsünü sürdürdüğünü ve Yemen’de barış çabalarını daha da karmaşık hâle getirdiğini ifade etti.

Grundberg, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil altyapıya yönelik devam eden saldırılarını şiddetle kınadı. Bu saldırılar arasında, dün Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlenen ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin yaralanmasına yol açan saldırının da bulunduğunu belirtti.

BM Özel Temsilcisi, söz konusu saldırının hafta başında Riyad ve Abha havalimanlarını hedef alan, sivillerin ölümüne ve yaralanmasına neden olan saldırıların ardından gerçekleştiğine dikkat çekti.

Grundberg, bugün yaptığı açıklamada Husilere saldırıları durdurma çağrısında bulunurken, sivillere ve sivil varlıklara yönelik saldırıların yasaklanması da dâhil olmak üzere uluslararası insancıl hukuka uyulması gerektiğini yineledi.


Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyor

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
TT

Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyor

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, milislerin ve devlet kurumlarının dışında faaliyet gösteren paralel güçlerin yayılmasının Sudan’ın birliğini tehdit ettiğini ve ülkeyi birbiriyle çatışan nüfuz bölgelerine dönüştürebileceğini söyledi. Minawi, bütün silahlı oluşumların hukuka tabi kılınması ve birleşik bir ulusal ordunun kurulması gerektiğini vurguladı.

Aynı zamanda Sudan Kurtuluş Hareketi’nin liderliğini yürüten Minawi, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, sahada üstünlüğün ordunun elinde olduğunu ve güç dengesinin ordu lehine değiştiğini belirtti. Çatışmalarda karşılıklı ilerleme ve geri çekilmelerin sürdüğünü kaydeden Minawi, mensubu olduğu Ortak Güçler’in Sudan Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde savaştığını ifade etti. Güvenlik düzenlemelerinin tamamlanması için kurumların reformdan geçirilmesi, silahlı güçlerin orduya entegre edilmesi ve yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade etti.

Minawi, olası bir ateşkesi sivillerin korunmasını, yerinden edilen kişilerin geri dönüşünü ve ülkenin bölünmesinin önlenmesini sağlayacak güvencelere bağladı. Sudanlıların özgürce ve eşit koşullarda katılımını güvence altına alacak şartlar oluşana kadar siyasi diyaloğun ertelenmesi çağrısında bulundu. Paralel yönetimlerin kurulmasına karşı da uyarıda bulunan Minawi, dış müdahaleler ve bölgesel çıkarlar karşısında ülkenin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladı.

Minawi, generallerin çıkarlarının ötesine geçilerek, Sudan halkının sorunlarına ve devletin birliğine odaklanan çözümler geliştirilmesi çağrısı yaptı. Savaşın genişleyerek daha fazla aktörün dahil olduğu bir çatışmaya dönüştüğünü belirten Minawi, mevcut durumun artık yalnızca iki askeri lider arasındaki bir mücadele olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Sahra bölgesi, Libya, Yemen ve Somali’deki çatışma deneyimlerine atıfta bulunan Minawi, savaşın sonuçlarını kalıcılaştıran ve ülkenin bölünmesini pekiştiren bir ateşkesin tehlikelerine dikkat çekti. Böyle bir ateşkesin sivilleri korumak ve ülkede güvenlik ile istikrarı yeniden tesis etmek yerine mevcut ayrışmayı derinleştirebileceği uyarısında bulundu.


Lübnan, Hizbullah’ın patlayıcılarına karşı harekete geçti

İsrail’in hava saldırısına uğrayan ve Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit beldesinde düzenlenen hava indirme operasyonuyla eş zamanlı İsrail saldırısı noktasında Hizbullah bayrağı. (Arşiv– AFP)
İsrail’in hava saldırısına uğrayan ve Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit beldesinde düzenlenen hava indirme operasyonuyla eş zamanlı İsrail saldırısı noktasında Hizbullah bayrağı. (Arşiv– AFP)
TT

Lübnan, Hizbullah’ın patlayıcılarına karşı harekete geçti

İsrail’in hava saldırısına uğrayan ve Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit beldesinde düzenlenen hava indirme operasyonuyla eş zamanlı İsrail saldırısı noktasında Hizbullah bayrağı. (Arşiv– AFP)
İsrail’in hava saldırısına uğrayan ve Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit beldesinde düzenlenen hava indirme operasyonuyla eş zamanlı İsrail saldırısı noktasında Hizbullah bayrağı. (Arşiv– AFP)

Lübnan, Hizbullah’ın Suriye’den ülkeye ya da ülke içindeki farklı noktalara taşıdığı patlayıcılara karşı önlem alıyor. Ülkenin doğusundaki Dahr el-Baydar kontrol noktasında yarım ton patlayıcı ele geçirilirken, bu gelişmeden bir gün önce Suriye’den başka bir patlayıcı sevkiyatının kaçak yollarla ülkeye sokulmasının engellendiği açıklandı.

Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, perşembe akşamı iki kişinin bulunduğu bir aracın aranması sırasında 250 kilogram TNT, 250 kilogram yüksek patlayıcı özelliğine sahip C-4 ile bir miktar küçük metal bilye ve çivi ele geçirildiğini belirtti.

Yargı kaynaklarından birinin aktardığına göre gözaltına alınan iki kişi Hizbullah üyesi olduklarını ve patlayıcıların örgüte ait olduğunu kabul etti. Şüphelilerin, Hizbullah’ın Bekaa bölgesindeki sorumlularından birinin kendilerine söz konusu sevkiyatı teslim ettiğini ve patlayıcıları Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine götürmelerini istediği kaydedildi.

Soruşturma kapsamında sevkiyatı gönderen ve teslim alacak kişilerin kimliklerinin belirlenmesi, olaya karışmış olabilecek diğer kişilerin faaliyetlerinin incelenmesi ve patlayıcıların Beyrut’a gönderilme amacının ortaya çıkarılması hedefleniyor.