İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem, dün yayımladığı "Silme Projesi: İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin Varlığını Sistemli Olarak Tasfiyesi" (The Elimination / Erasure Project) başlıklı raporunda, İsrail'in Batı Şeria'daki politikalarının münferit güvenlik tedbirleri değil, Filistin halkının ulusal ve toplumsal varlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen entegre bir sistem olduğunu belirtti.
B'Tselem; İsrail'in "Silme Projesi"ni şiddet ve korku iklimi, hareket kısıtlamaları, ekonomik boğma, siyasi ve toplumsal yapının yıkımı ile etnik temizlik/mekân gaspı olmak üzere birbiriyle eş zamanlı işleyen 5 ana sütun üzerinden yürüttüğünü açıkladı.
Raporda, şiddetin işgal rejiminin temel bir kontrol ve tehcir aracı haline geldiği vurgulandı. Devletin; ordu, ihtiyat birlikleri, Şin Bet (Şabak), polisin yanı sıra yerleşimci milisler ve sivil yerleşimcilere tanıdığı cezasızlık zırhıyla Filistin toplumu üzerinde doğrudan sistematik baskı uyguladığı kaydedildi.
Ekim 2023 ile 31 Ağustos 2026 tarihleri arasında İsrail güçlerinin ve silahlı yerleşimcilerin saldırıları sonucu Batı Şeria'da 245'i çocuk olmak üzere toplam bin 107 Filistinlinin katledildiği belirtildi.
İkinci mekanizma olan ulaşım engelleri kapsamında; 900'den fazla askeri kontrol noktası, kilitli demir kapılar ve toprak barikatlarla Filistin yerleşim alanlarının kantonlara bölünerek izole edildiği, buna karşın Yahudi yerleşimciler için kesintisiz ve ayrı bir ulaşım/altyapı ağı oluşturulduğu ifade edildi.

Üçüncü mekanizma ise ekonomik boğma olarak tanımlanıyor. Buna göre İsrail, Filistinlilerin istihdam olanakları, vergi gelirleri, finansal sistem ve altyapı üzerindeki kontrolünü kullanarak ekonomik krizi derinleştiriyor ve Filistinlilerin İsrail'e bağımlılığını artırıyor. B'Tselem'e göre bunun nihai amacı, kontrolü pekiştirmek, sürekli baskı uygulamak ve Filistin toplumunun İsrail yönetimine bağımlılığını artırmak.
Dördüncü mekanizma ise siyasi ve toplumsal yıkım. Bu süreçte İsrail, Filistin toplumunun toplumsal ve siyasi bir bütün olarak varlığını sürdürmesini sağlayan yapıları hedef alıyor; kurumların ve liderliğin varlığına, ortak hafıza ve anlatıya, kültür, eğitim ve basın faaliyetlerine, örgütlenme alanlarına ve siyasi bir geleceğe ilişkin koşulları aşındırıyor.
B'Tselem, Filistinlilerin temel yaşam koşullarını, ulusal kimliklerinin hangi sınırlar içinde meşru kabul edileceğini ve siyasi faaliyetlerinin sınırlarını belirleyen tarafın İsrail olduğunu belirtiyor.
Beşinci mekanizma ise etnik temizlik ve mekânın ele geçirilmesi. B'Tselem, bunun sömürgeci silmenin iki boyutunun en açık biçimlerinden biri olduğunu belirterek, bir yandan Filistinlilerin bölgede varlığını sürdürmesinin koşullarının ortadan kaldırıldığını, diğer yandan ise birbirine bağlı ve kurumsallaşmış bir Yahudi yerleşim alanı oluşturulduğunu ifade etti.
Örgüt, bunun Filistinlilerin topraklarına el konulması, yapıların yıkılması, kalkınmanın engellenmesi, yerinden edilme ve Filistinli toplulukların bölgeden uzaklaştırılmasının yanı sıra yerleşimlerin, kaçak yerleşim noktalarının ve çiftliklerin kurulması, yolların açılması, altyapının inşa edilmesi, yerleşim alanlarının genişletilmesi ve Yahudi varlığının bölgede kalıcılaştırılmasına hizmet eden bir askeri düzenin güçlendirilmesi yoluyla gerçekleştirildiğini kaydetti.
B'Tselem, "Toprak üzerindeki kontrol yalnızca bir alanın kontrolü anlamına gelmiyor. Toprak, yaşamın temel koşuludur" ifadelerini kullandı.
B'Tselem Genel Direktörü Yuli Novak ise Batı Şeria'da Filistinlilerin yaşadıklarının birbirinden bağımsız olaylar dizisi olmadığını belirterek, "Bu, yaşamın tüm alanlarına nüfuz eden tek bir siyasi projedir" değerlendirmesinde bulundu.
Novak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Topluluklar yerlerinden ediliyor, ekonomi çöküşün eşiğine sürükleniyor ve milyonlarca insan İsrail ordusunun veya yerleşimcilerin uyguladığı şiddet korkusuyla sürekli bir endişe içinde yaşıyor. Bu mekanizmalar, Filistinlilerin kolektif yaşamını parçalamak ve aynı zamanda Batı Şeria'nın tamamında Yahudi üstünlüğüne dayalı kalıcı bir sistemi pekiştirmek üzere birlikte işliyor. Dünya yaşananları izliyor ancak verdiği tepki, durumun ciddiyetinin gerektirdiği düzeyin çok uzağında."

B'Tselem, "silme projesi"nin yeni olmadığını, aksine İsrail'in onlarca yıl boyunca geliştirdiği ve uyguladığı mekanizmalara dayandığını belirtti. Örgüt, söz konusu mekanizmaların 2022'nin sonunda mevcut İsrail hükümetinin kurulmasının ardından büyük ölçüde hız kazandığını ve Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nde başlayan son savaşla birlikte daha da yoğunlaştığını ifade etti.
Mevcut projenin, aşırı sağcı İsrailli Bakan Bezalel Smotrich tarafından hazırlanan ve 2017'de yayımlanan "Karar Planı"na dayandığı belirtildi. Plan, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki bölgenin yalnızca tek bir meşru ulusal talebe yer olduğunu, bunun da Yahudilerin tam egemenliğine dayanan Siyonist talep olduğunu savunuyor. Bu nedenle plan, Filistinlilerin bölgede ulusal talebe sahip siyasi bir taraf olarak varlığını ortadan kaldırmayı amaçlıyor.
B'Tselem'e göre, "Karar Planı bu amacı açıkça ortaya koyuyor ve silme mekanizmalarının sahada uyguladığı politikaya doğrudan siyasi bir dil kazandırıyor: Filistinlilerin, boyun eğme ve bağımlılık koşulları altında bölgede kalmaya zorlanması, göç etmesi ya da güç kullanılarak bastırılması yoluyla meselenin nihai olarak çözüme kavuşturulması."

