Süveyda'da el-Hicri yandaşlarının 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail'e destek vermesi kınandı

Suriye hükümetiyle görüşen alternatif hareket: Dürzi Acil Durum Komitesi kuruldu

Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
TT

Süveyda'da el-Hicri yandaşlarının 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail'e destek vermesi kınandı

Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)

Suriye'nin Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Süveyda vilayetindeki kaynaklar, Ruhani Lider (Şeyh el-Akl) Hikmet el-Hicri'nin takipçileri tarafından çarşamba günü 7 Ekim saldırılarının yıl dönümünde İsrail ile dayanışma amacıyla düzenlenen etkinlikleri kınadı. Suriye hükümeti ile Dürziler arasında arabuluculuk yürüten Dürzi bir isim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Hicri hareketine karşı "alternatif bir akımın" oluşumunun tamamlandığını açıkladı.

Süveyda kentinde bugün, İsrail bayraklarının yanı sıra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile vilayetin büyük bölümünde (Süveyda kenti dahil) kontrolü elinde tutan "Ulusal Muhafızlar" grubunun lideri Şeyh Hicri'nin fotoğraflarının taşındığı bir gösteri ve konvoy düzenlendi. Kendisine bağlı güçlerle daha önce "Başan Devleti" adını verdiği yapının kuruluşunu ilan eden Hicri kanadı, bu gösteriyi 2023'ten bu yana Gazze savaşını başlatan 7 Ekim saldırılarının yıl dönümünde İsrail ile dayanışma amacıyla gerçekleştirdi.

Süveyda kentindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a yaptıkları değerlendirmede, "Hicri'nin çeteleri" olarak nitelendirdikleri grubun katıldığı bu etkinliklerin İsrail'in kucağına atılmak için izlenen yöntemlerden biri olduğunu belirterek, bunun yerine İsrail tarafından katledilen binlerce Gazzeli çocukla dayanışma gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

vfgbhj
Süveyda'da Hikmet el-Hicri yanlısı grubun, 7 Ekim olaylarında İsrail işgaliyle dayanışma amacıyla düzenlediği yürüyüş (Hicri yanlısı web siteleri)

Diğer yandan, Süveyda vilayetinde Temmuz 2025'teki kanlı olaylardan bu yana süren krizi çözmek amacıyla "Suriye hükümeti ile Dürziler arasında arabuluculuk" yürüten Dürzi bir kaynak, 15 üyeden oluşan ve Süveyda'daki aileleri, şeyhleri, akademisyenleri ile entelektüel kesimleri temsil eden geniş bir danışma kuruluna sahip "Acil Durum Komitesi"nin kurulduğunu açıkladı. Kaynağımız, bu aşamada arabuluculuk sürecinin gizliliğini ve katılanların güvenliğini sağlamak adına isminin açıklanmamasını tercih etti.

Kaynak, komitenin Süveyda içinden ve dışından Dürzi şahsiyetlerin yanı sıra yurt dışındaki Suriyeli Dürzi toplumundan isimleri de barındırdığını kaydetti.

Suriye içi çözüm

Kaynak; hükümet ile Süveyda halkı arasında, Şeyh Hicri'nin artık çözümün değil sorunun bir parçası haline geldiği yönünde zımni bir uzlaşma ve yüksek bir bilincin bulunduğunu belirtti. İki taraf arasında "her türlü çözümün Suriyeliler arasında (Suriye içi) olması gerektiği ve bundan taviz verilmeyeceği" konusunda prensip anlaşması sağlandığı ifade edildi.

Süveyda halkının tamamının, hükümetin Temmuz 2025 olaylarından önce Süveyda halkı tarafından sunulan neredeyse tüm talepleri kabul ettiğinin ve vilayet halkının güvenliğini ve onurunu güvence altına alacak şekilde hâlen pek çok şey sunmaya hazır olduğunun bilincinde olduğunu belirten kaynak, iki tarafın çıkarının ortak olduğunu vurguladı: Tüm ülke topraklarında Suriye egemenliğinin sağlanması ve özellikle kendi bölgeleriyle ilgili konularda Dürzilerin ulusal karar alma süreçlerinde temsil edilmesi.

Ancak sözcü, Suriye hükümetinin Dürzilerle çalışırken "vatansever olan fakat Süveyda'daki çözümlerin niteliği konusunda hükümetle kısmen ayrışan güçlü Dürzi ulusal figürleri göz ardı etme ve ötekileştirme eğiliminde olduğu" eleştirisinde bulundu.

Sözcü, "Suriye hükümeti, vilayetteki Dürzilerin Şam karşısında kendilerini kararlı bir şekilde temsil edemeyeceğini ve haklarını talep edemeyeceğini düşündüğü kişileri destekledi. Dolayısıyla toplumun kaygılarını, çıkarlarını ve endişelerini temsil eden liderlerle temas kurmadı" dedi.

Bu durumun hükümet tarafından düzeltilmesi gereken bir sorun olduğunu vurgulayan sözcü; dış güçlerin piyonu olmayan, hükümet karşısında eğilmeyen, aynı zamanda hem vatanın hem de toplumun çıkarlarını kararlılıkla savunan Dürzi şahsiyetlerle iş birliği yapılması gerektiğini ifade etti.

cvfg
Süveyda'dan Suriye vatandaşları günlük işlerini kolaylaştırmak adına valilik binasında işlemleriyle ilgileniyor (Süveyda Valiliği)

Sözcü, "Süveyda krizini çözmek için büyük bir umut var, ancak asıl sorun İsrail'de. Bu iki konu birbiriyle yakından bağlantılı; bunların birbirinden ayrılması ve Süveyda sorununun Suriyeliler arasında çözülmesi gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. Arabuluculuk sürecinin şu anda hükümetin ne sunacağı ve Süveyda halkının neyi kabul edeceği üzerine odaklandığını kaydedederek, hükümet tarafının bu taleplere olumlu cevap verdiğini belirtti.

Sonuç olarak her iki taraf arasında büyük bir uzlaşı ve Suriyeliler olarak çıkarlarının ortak olduğuna dair bir bilinç bulunuyor. Dürzi toplumuna zarar veren şey Suriye'ye de zarar verir; Suriye'ye zarar veren şey Dürzi toplumuna da zarar verir. Ancak süreç, vilayette her türlü çözümü engelleyen odaklarla —yani Hicri'nin oğlu Selman tarafından yönetilen 'Güvenlik Ofisi' liderliğiyle— nasıl bir çözüm izleneceğine bağlı.

Tamamen güvenlik odaklı bir engel

Sözcü, masada pek çok çözümün bulunduğunu ancak bunlar üzerinde uzlaşmanın, arabuluculuk aşamasından tek masa etrafındaki doğrudan müzakereler aşamasına geçildiğinde gerçekleşeceğini vurguladı.

Sözcü şöyle devam etti: "Müzakerelerde siyasi ve sosyal boyutun çözüldüğü, birçok konuda anlaşmaya varıldığı görüldü. Geride kalan tek engel tamamen güvenlik odaklı; o da vatansever bir unsur olduğu için 'çetelerle' mücadele edecek, para, mühimmat ve medya desteğiyle güçlendirilecek tarafın kim olacağı meselesidir."

Komitenin gün yüzüne çıkması için ABD Elçisi ve uluslararası toplum tarafından "çete" olarak nitelendirilen yapıların nüfuzuna son verilmesi gerektiğini belirten kaynak, "Şu anda üzerinde çalışılan ve incelenen sorun bu; burada İsrail faktörü devreye giriyor" dedi.

Sözcü, "2026 yılı başından bu yana İsrail'in Hicri'ye maddi destek göndermediğini" belirterek, ABD'nin genel olarak Suriye konusunda İsrail üzerinde muazzam bir baskı uyguladığına ve Süveyda'nın Suriye-ABD-İsrail ilişkilerinde küçük bir detay olduğuna dikkat çekti.

Sözcü konuşması sırasında, ellerine ihanet, doğrudan ajanlık ve vatana komplo bulaşmamış kişiler ile "çete ve çapulcu" olarak nitelendirilenler arasında ayrım yapılması gerektiğini, birinci gruptakilerin Süveyda'da ve gelecekte devlet kurumlarında yeri olacağını vurguladı.

"Ulusal Muhafızlar" içindeki anlaşmazlıklar artıyor

"Ulusal Muhafızlar" bünyesindeki gruplar arasında artan anlaşmazlıkların bir göstergesi olarak, Süveyda'daki en büyük yerel silahlı gruplardan biri olan (yaklaşık 8 bin savaşçıya sahip) "Rical el-Kerame" (Onurlu Adamlar Hareketi) liderlerinden Basım Ebu Fahr, isim vermeden Hicri ve destekçilerini, vilayet halkını bir "kan projesine" sürüklemekle suçladı.

Ebu Fahr, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: "İnsanları bir kan projesinin içine soktular; bunun için başkalarını kışkırtan, aşağılıkları öne çıkaran ve şerefli insanları arkadan bıçaklayan yüzlerce hesap görevlendirdiler. Sonunda kandırılanların zihninde hakkı batıl, batılı da hak yaptılar."

Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgilere göre Ebu Fahr ailesinden paylaşılan bu ifadeleri kınamaları ve reddetmeleri istendi; ancak ailenin çoğunluğu bu metni reddetmeyi kabul etmedi.



Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu
TT

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Yemen'de Meşru Hükümete Destek Koalisyonu, Riyad'a düzenlenen saldırıda kullanılan bir balistik füze fırlatma rampasının imha edildiğini duyurdu.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, imha operasyonunun Suudi Arabistan'a yönelik eli kulağında bir saldırının hazırlıkları sürerken, Sana'da gerçekleştirildiğini bildirdi.

Koalisyon daha önce dün, Husi milisler tarafından fırlatılan bir balistik füzenin Riyad şehrinin kuzeyinde engellenerek imha edildiğini açıklamıştı.

Tümgeneral el-Maliki, "Fırlatma rampasını Koalisyonun istihbarat sistemiyle Sana semalarında takip ediyoruz ve imha edeceğiz" ifadelerini kullandı.


DEAŞ hücrelerinin saldırıları Bağdat’ın kuzeyinde güvenlik güçlerini hazırlıksız yakaladı 

Bir Irak'lı, 29 Eylül 2026 tarihinde Bağdat'taki bir yol kenarında, 'DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon'un görevinin sona ermesiyle eş zamanlı olarak yer alan reklam panosunun yanından geçiyor. (AFP)
Bir Irak'lı, 29 Eylül 2026 tarihinde Bağdat'taki bir yol kenarında, 'DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon'un görevinin sona ermesiyle eş zamanlı olarak yer alan reklam panosunun yanından geçiyor. (AFP)
TT

DEAŞ hücrelerinin saldırıları Bağdat’ın kuzeyinde güvenlik güçlerini hazırlıksız yakaladı 

Bir Irak'lı, 29 Eylül 2026 tarihinde Bağdat'taki bir yol kenarında, 'DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon'un görevinin sona ermesiyle eş zamanlı olarak yer alan reklam panosunun yanından geçiyor. (AFP)
Bir Irak'lı, 29 Eylül 2026 tarihinde Bağdat'taki bir yol kenarında, 'DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon'un görevinin sona ermesiyle eş zamanlı olarak yer alan reklam panosunun yanından geçiyor. (AFP)

Irak güvenlik güçleri, "DEAŞ" hücreleri tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelenilen sürpriz saldırıların ardından dün Bağdat'ın kuzeyindeki Havice kentine bağlı köylerde sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Pazartesi ve salı günleri silahlı kişilerin Federal Polis devriyelerine düzenlediği saldırılarda güvenlik personeli hayatını kaybetti ve yaralandı. Güvenlik kaynakları, saldırganların ağır makineli tüfekler ve keskin nişancı tüfekleri kullandığını, bu sırada bazı termal kameraların devreden çıktığını bildirdi.

Federal Polis Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, saldırıyı püskürtmeye çalışan bir personelin hayatını kaybettiği belirtildi. Kerkük İl Meclisi Güvenlik ve Savunma Komisyonu Başkanı Ahmed Remzi ise "Saldırı, uyuyan hücrelerin tehlikesinin devam ettiğini doğruluyor," ifadelerini kullanarak, bu tür saldırıların tekrarlanmasını önlemek amacıyla istihbarat çalışmalarının ve güvenlik operasyonlarının artırılması çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı uzmanlar, DEAŞ'ın sahada kalıcı varlık gösterme kabiliyetini uzak bir ihtimal olarak değerlendirmekle birlikte, aktif hücrelerin halen "el yapımı patlayıcılar ve canlı bomba yeleklerine" sahip olduğuna dikkat çekti.


Nasrallah... Sahibiyle birlikte toprağa gömülen efsane

Mehdi İzcileri, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile onun halefi olarak aday gösterilen Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını tutuyor. (AP)
Mehdi İzcileri, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile onun halefi olarak aday gösterilen Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını tutuyor. (AP)
TT

Nasrallah... Sahibiyle birlikte toprağa gömülen efsane

Mehdi İzcileri, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile onun halefi olarak aday gösterilen Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını tutuyor. (AP)
Mehdi İzcileri, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile onun halefi olarak aday gösterilen Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını tutuyor. (AP)

“Ya ölmeseydi?” diye soruyor telefonda konuştuğum kişi. Beyrut’tan arıyor; Hizbullah’ı yakından tanıyor ve örgütün geniş toplumsal çevresiyle her gün temas halinde.

Varsayımsal bir soru ortaya atıyor: Hasan Nasrallah hayatta kalsaydı ve çatışmayı yönetmek zorunda olsaydı ne olurdu?

Burada İsrail’le askeri bir çatışmadan söz etmiyor. “Çünkü bunu zaten örgüt yapıyor ve burası onun sahası” diyor. Asıl mesele, ‘kendisiyle, tabanıyla ve bu felaketi başlarına getiren çevresiyle yüzleşmesi’.

Ateşkes anlaşmasını imzalar mıydı? Müzakereleri kabul eder miydi, yoksa halefinin bugün yaptığı gibi karşı mı çıkardı? 2006’daki Temmuz Savaşı’nın ardından kullandığı “Bilseydim” ifadesine yeniden başvurabilir miydi?

Bunlar yanıtı hiçbir zaman bulunamayacak bir dizi soru. Lübnan’ın güneyinden başka bir kaynak ise ‘sayısız insanın ölümüne tanıklık eden ve İsrail’in Lübnan’a yönelik tüm savaşlarını takip eden, bu savaşlarda ailesini, arkadaşlarını ve evini kaybeden’ biri olarak, siyasi açıdan Hizbullah’ın karşısında durduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Aradan iki yıl geçti, ancak çevre ve taban hâlâ şok ve tam bir inkâr halinde... Toplu bir hezeyan hali. Sanki insanlar askeri bir lideri ya da dini bir lideri kaybetmemiş, içinde bulundukları koşulları onlara açıklayan kişiyi kaybetmiş gibi.”

Nasrallah’ın savaşı ve kayıplarını ‘tiyatrolaştırma’, felakete uğrayanların, yaslıların ve acılı ailelerin ödediği bedelleri epik bir coşku ve zafer anına dönüştürme yeteneği konusunda bir uzlaşı bulunuyor. Görünen o ki, bugün taraftarlarının ve destekçilerinin en çok özlediği şey de bu. Sanki destek savaşı olarak adlandırılan çatışmaya katılmaları ve bunun bedelini ödemeleri, kendilerine bu savaşın olumlu hikâyesini anlatacak kişinin yokluğu karşısında ikincil bir ayrıntıya dönüşüyor.

cdfgt
Çağrı cihazı patlamalarında yaralanan bir adam, suikastının ikinci yıldönümünde eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafının bulunduğu bir telefonu tutuyor. (AFP)

Bu söylem boşluğunun nedeni yalnızca Hizbullah’ın mevcut Genel Sekreteri Naim Kasım’ın bu yeteneğe sahip olmaması değil. Bunun nedeni, Nasrallah’ın da suikasta uğramadan çok önce kamusal alandaki etkisini, imajını ve görünürlüğünü yavaş yavaş kaybetmeye başlamış olması. Dolayısıyla suikast anı, onu pek çok kayıptan ve ağır sonuçlardan kurtaran bir an olarak geldi.

Kaynak, “Nasrallah aslında suikasta uğradığı andan önce ölmüştü... Çağrı cihazlarının patlatılması operasyonu ve peş peşe gelen suikastlarla birlikte öldü. İnsanları mobilize etme ve yaşananları gerekçelendirme kapasitesini kaybettiğinde, halka bir anlatı sunamaz hale geldiğinde ve artık kimse konuşmalarını eskisi gibi önemseyip beklemediğinde öldü” diyor.

Kaynak burada, Hizbullah içinde Nasrallah’ın üstlendiği örgütsel konumdan daha önemli olduğunu düşündüğü bir işleve işaret ediyor. Ona göre Nasrallah, ‘ne askeri taktik adamı ne de alışılmış anlamda bir din adamıydı; daha ziyade Hizbullah’a devletlerin sahip olduğu, ancak partilerin veya silahlı örgütlerin sahip olmadığı bir güç kazandıran bir seferberlik adamıydı’.

Bilindiği üzere, böylesine baskın bir etki bir anda ortaya çıkmaz.

‘Sanki hiç var olmamış gibi’

Hizbullah’ı ve toplumsal tabanındaki dönüşümleri izleyen sosyolog ve yazar, Nasrallah’ı 2000-2006 yılları arasındaki dönemiyle hatırlıyor ve o dönemde onu ‘parti aktivistine’ daha yakın biri olarak tanımlıyor. Ona göre Nasrallah, zamanla etkisini artırdı ve bu konumunu, sözlerinin bölgesel ağırlık kazandığı Refik Hariri suikastıyla pekiştirdi.

Nasrallah, 2000 yılındaki çekilmeden bu yana bu güçlü imajı korudu ve bunun üzerinde yoğun biçimde çalıştı. Bunu yaparken, Hizbullah’ın tam teşekküllü medya mekanizmasından yararlanarak ‘efsaneye, hatta yarı tanrısal bir figüre daha yakın’ bir imaj oluşturdu ve böylece silah taşımaya devam edilmesini meşrulaştırdı.

vf
Örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in suikastlarının ikinci yıldönümünde düzenlenen anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (DPA)

Yakın zamana kadar televizyon ekranlarındaki görünümleri Ümmü Gülsüm gecelerini andırıyordu. Sokaklar boşalır, insanlar ekranların karşısına geçip duyduklarından etkilenerek kendilerinden geçerdi.

İşin ilginç yanı, dinleyenler Hizbullah üyeleri olmadığı gibi hepsi örgütün doğrudan toplumsal çevresinin bir parçası da değildi. Nasrallah, farklı dönemlerde genel bir gündem haline gelmişti: “Destekçisi, rakibi, komşu ülkeler ve ertesi gün ne olacağını öğrenmek isteyen herkes onu dinlerdi.”

Bugün ise, aradan iki yıl geçtikten sonra, ‘sanki hiç var olmamış gibi’.

Güney Lübnan’da toplumsal ve dini açıdan nüfuzlu ailelerden birine mensup bir kadın, ikinci yıl dönümü anmasından bir gün önce Sur ve Nebatiye’ye gittiğini belirterek şunları söylüyor: “Sokaklarda veya binalarda alışıldığı üzere fotoğraflarını görmedim. Küçük bir dükkânda kenarda duran küçük bir fotoğrafını fark etmeseydim, genel manzaradaki tamamen yokluğunun bile farkına varmayacaktım.”

fgbnt
Suikastının ikinci yıldönümünde eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın resimlerini dalgalandıran Hizbullah destekçileri (DPA)

Şöyle devam ediyor: “Dar çevredeki sohbetlerde bile artık kimse ondan söz etmiyor. Bunun anma yıl dönümüne denk gelmesi bana daha da tuhaf geldi... İlk bakışta ona karşı bir ilgisizlik olduğu düşünülebilir. Ancak bence artık ‘hakkında konuşulmayan’ bir kişiye dönüştü. Bugün Şiilerin tam anlamıyla ‘tabusu’ haline geldi.”

Hizbullah’ın çevresine yakın olan ve örgütün dar toplumsal çevresinde güven duyulan, ancak örgütün bir parçası olmayan kadına göre, ‘Hizbullah’ın çekirdek kadrosunda yer alanlar dışında Nasrallah’ın artık dışarıda kalan sevenlerinin kalmadığı görülüyor.

Önceden sahip olduğu geniş tabanının bile, Şiiler açısından ‘temel bir ritüel’ olan taziye merasimlerine gitmemesi de bunu gösteriyor.

Sadece DMO kaldı

Güney Lübnan’dan konuştuğum kişi, Nasrallah’ın mirasına dönerek “Onun mirasını devralacak kimse kalmadı... hatta bildiğimiz anlamdaki Hizbullah bile onun ölümüyle öldü” diyor.

Bu görüşünü açıklayan kaynak, siyasette Nasrallah’ın en yakın müttefikleri açısından eşi benzeri görülmemiş bir siyasi sıkıntıya yol açtığını belirtiyor. Buna göre Nasrallah, Meclis Başkanı Nebih Berri’ye şahsen aksi yönde taahhütte bulunmasına rağmen destek savaşı başlattığını ilan etti. Ardından altı füzenin fırlatılmasının ardından Berri temaslarda bulunarak Hizbullah’ı, füzelerin sorumluluğunu üstlenen bir açıklama yayımlamamaya ikna etmeye çalıştı ve açık bir başka taahhüt aldı. Ancak bu taahhüdün ömrü birkaç saati bile bulmadan bozuldu.

Nasrallah, 7 Ekim 2023’e kadar görece geniş bir hareket alanıyla bölgesel bir rol de üstlendi. Kaynağa göre o, “İran ile Lübnan arasında; hükümet, mezhepler, halk ve kurumlar düzeyinde güvenilir bir arabulucuydu. Bölge ülkeleri ve dış dünyayla ilişkilerde çeşitli roller üstlenerek Tahran’ı komşu ülkelerle doğrudan karşı karşıya gelmekten kurtardı; kararları onun adına iletip darbeleri de onun yerine göğüsledi.”

Ancak kaynak, bunun 7 Ekim’den sonra giderek değişmeye başladığını, Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından ise köklü bir dönüşüm yaşandığını söylüyor: “Bugün geriye yalnızca Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) kaldı. Sadece onlar. DMO, Hizbullah’ın tüm kademelerini doğrudan kontrol ediyor; liderlikten savaşçılara ve stratejik kararlara kadar. Naim Kasım ise arabulucu veya mesaj taşıyıcısı rolünü üstlenebilecek durumda değil.”

xcdfgt
Beyrut’un güney banliyösünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın suikastının ikinci yıldönümü töreninden (Reuters)

Hizbullah yapılanması açısından ise kaynak şöyle devam ediyor: “Hizbullah Genel Sekreterliği’ndeki son siyah sarıklı isim Hasan Nasrallah’tı. Naim Kasım’ın sarığı beyaz ve bu, dini hiyerarşi açısından farklı bir konuma işaret ediyor. Onun konuşulan yardımcısı ise Muhammed Raad. O, milletvekili ve hatta din adamı bile değil.”

Kasım’dan önce genel sekreterlik için aday gösterilen ve daha sonra adaylığı geri çekilen (bazılarına göre kendisi çekilen) İbrahim Seyyid Emin’i hesaba katmazsak, Haşim Safiyuddin’in ardından bu görev için en yakın isim olarak görülen adayın, Nasrallah’ın oğlu Muhammed Mehdi olduğu düşünülebilir. Genç bir din adamı ve sarıklı olan Muhammed Mehdi, aynı zamanda örgütte aktif bir kadro olarak görev yapıyor.

Ancak birden fazla kaynağın ortak görüşüne göre, bu role hazırlanmadı ve henüz yeterince olgunlaşmadı.

Nasrallah’ın çocukları... Mirasın getirdiği sıkıntı

Kaynaklardan biri şöyle açıklıyor: “Nasrallah ve çevresindeki isimlerin öldürülmesinin ardından, kendisini çevreleyen güven çemberinde aile bağlarının ne kadar önemli olduğunu ve Hizbullah liderliğinin de büyük ölçüde bu bağlar üzerine kurulduğunu daha iyi anlıyoruz.” Kaynağa göre, “Nasrallah’ın yakınındaki bu liderlerle çevrili şekilde görevinde kalmayı seçerek ve kaçınılmaz biçimde yaklaşan ölümü bekleyerek yıktığı şey, aile, aşiret ve Hizbullah arasındaki ortak bağ dokusuydu. Bunun yeniden onarılması son derece zor, hatta belki de imkânsız.”

Dikkat çekici olan ise bütün bunların içinde oğullarını sürece dahil etmemesi ve hiçbirini kendisinden sonra gelecek kişi olarak hazırlamaması.

Sosyolog-yazara göre, “bu ölçekteki tarihi liderler, belki de içlerindeki bir tür narsisizm nedeniyle miras bırakmayı düşünmüyor. Bu da çocuklarını kendi kimlikleri ve omuzlarına yüklenen mirasın ağırlığıyla başa çıkma konusunda bocalar halde bırakıyor.”

x fbghj
Eylül 2024’te İsrail’in düzenlediği çağrı cihazı patlamalarında bir gözünü kaybeden 14 yaşındaki Ali Abbas, hâlâ iyileşmeye çalışıyor. (Reuters)

Özellikle Cevad ve Muhammed Mehdi olmak üzere oğullarının son dönemde kamuoyundaki görünürlüklerini artırmaları ise üzerinde durulması gereken bir olgu. İki kardeşin de babalarını insanileştirmeye ve onun imajını taklit etmeye çalıştığı görülüyor. Ancak kaynak, bunun gerçekte fazla bir sonuç vermediğini belirtiyor.

İki kardeşin son dönemde kullandığı sosyal medya hesapları yakından incelendiğinde, babalarının el hareketlerini taklit etmekten konuşma tarzına kadar çeşitli davranışlarını benimsemeye yönelik yoğun bir çaba görülüyor. Bunun yanı sıra adeta aralarında bir rol paylaşımı da var. Biri sarığıyla dini bir figürü temsil ederken, diğeri zaman zaman Che Guevara ve halkların özgürleşmesi temalarına, zaman zaman da şehitlere ve salihlere atıfta bulunuyor ve babasının da onlarla birlikte geri döneceğine dair inancını dile getiriyor.

Gözlerinin büyüsü… Sadece bir balon

Bugün ise bu efsaneyi sürdürmek yerine, “Nasrallah’ın anlatısı zayıfladı... ve rüzgâra kapıldı” diyor kaynaklardan biri. Şöyle devam ediyor: “Ölümünün üzerinden iki yıl geçtikten sonra, doğrudan çevresinin onun mirasına bu kadar gelişigüzel yaklaşmasına bakmak bile bu mirasın başında duran kimsenin olmadığını anlamamız için yeterli... Liderlik karizması, güçlü kişiliği ve gözlerinin büyüsü hakkında anlatılan tüm bu hikâyeler bir anda ortadan kayboldu. Sanki hepsi bir balondan ibaretti. Örneğin, televizyonda marjinal bir siyasetçinin onunla yaklaşık 7 saat oturduğunu iddia etmesi yeterli. Ne büyük bir abartı! Ya da oğlu Mehdi’nin çıkıp ona kahvaltı hazırladığını anlatması veya kendisinin Dahiye’de arabayla dolaşırken görüldüğü ve bağlamı, tarihi ya da kaynağı bilinmeyen videonun yayımlanması... Bu Hizbullah medyası mı? El Menar televizyonu mu? Bu hikâyelerin bugün kamuoyuna çıkması gerektiğine kim karar verdi?”

Ses ve görüntü kaybı

Bunların tümü, Nasrallah’ın tekelinde tuttuğu anlatının artık sorgusuz sualsiz kullanılmasına ilişkin daha fazla soru doğuruyor. Bu, hem kendisi hem de partisi hakkındaki anlatıydı ve kendisine dikte edilen çizginin dışına çıkmayan bağlı bir medya mekanizması aracılığıyla bunun ritmini belirliyordu.

Peki, anma töreninin sloganı neden “Ahde bağlı kalacağız” oldu? Kasım neden Nasrallah’ın mirasını korumak ve yaymak amacıyla bir kurum kurdu?

fgbju
Mehdi İzcileri’nden bir kız, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını taşıyor. (AP)

Belki de amaçları, adamı ‘insanileştirmek’ ve onu ulaşılabilir bir kişiye dönüştürerek yas tutan toplumsal tabana, yokluğuna rağmen kendileri gibi ve aralarında olduğu mesajını vermekti.

Ancak pratikte sonuç tam tersi oldu.

Sosyolog, ‘çukurun büyüklüğündeki boşluğu’ ve liderlik krizini, daha önce güçlü biçimde varlık gösteren insan kitlesi üzerinden okuyor. Ona göre bu kitle, ‘hiç olmadığı kadar belirsiz ve kapalı’ hale geldi ve ‘yakın çevresindeki çocukları dışındakiler için tamamen bilinmez’ durumda.

Şöyle diyor: “Sanki bütün Şiiler kendi içlerine çekildi ve günlük yaşamın çeşitli alanlarında, diğer partilerle, mezheplerle ve daha geniş Lübnan toplumuyla ilişkilerinde bir boşluk bıraktılar.” Sosyal medyada görünerek destek savaşını savunmak için yoğun çaba gösteren küçük kesim dışında, Nasrallah’ın sesi olduğu toplumsal kitlenin artık daha az görünür ve daha az etkin olduğu izlenimi veriyor.

vfgthyj
Beyrut’ta bir dükkân sahibi, televizyonda Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın bir konuşmasının yayınlandığı sırada dışarıda oturuyor. (AP)

“Nasrallah’ı kaybetmeleriyle birlikte sanki seslerini ve görüntülerini de kaybettiler” diyor.

Ancak dışarıdan bakıldığında bir gerileme gibi görünen durum, dar güven çevrelerinde başka bir sıkıntıyı ortaya çıkarıyor.

‘Barınma’ kaçınılmaz olarak mı geliyor?

Güney Lübnanlı kadın, “Hizbullah liderliğindeki boşluk bugün güneylilerin günlük yaşamını ayakta tutan mekanizmalardaki boşluğun yanında lüks kalıyor” diyor. Şöyle devam ediyor: “Sanki Emel, özellikle Sur’da, Hizbullah yerine sokağı ve sahayı miras aldı. Hizbullah mensuplarının hareketli gruplar üzerinde oluşturduğu caydırıcı etki artık yok. Böylece bu gruplar her şeyi kontrol eden fiili bir otorite haline geldi... Bunun yarattığı büyük bir acı var.”

Bugün güneyde yaşayan birçok kişi, yeni genel sekreterlerinin ‘barınmanın’ kaçınılmaz olarak geleceği ve İran’ın kendilerini terk etmeyeceği, para, silah ve nüfuz desteğini sürdüreceği yönündeki sözlerine inanmak istiyor. Ancak aynı kişiler, paranın gelmeyeceği gerçeği konusunda sessiz kalıyor. Nasrallah’ın 2006’daki Temmuz Savaşı’nın ardından kendilerine vaat ettiği ‘uygun konut ve uygun eşya’ yerine yalnızca ‘barınma’ kelimesinin kullanılması bile, içinde bulundukları koşullar hakkında çok şey söylüyor.

hyju
 Lübnan’ın güney banliyölerinden bir vatandaş, Eylül 2024’te Beyrut’taki Haret Hreik’te eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın karargahını hedef alan İsrail bombardımanı sonucu yıkılan evinin kalıntıları üzerinde oturuyor. (AFP)

Hizbullah çevresinin yaşadığı inkâr ile derin yas arasında, en büyük şokun “iktidarın ve yirmi yılı aşkın süredir sahip oldukları, Lübnanlıların geri kalanına karşı her gün bir silah olarak sergiledikleri ‘güç fazlasının’ kaybedilmesi olduğu” belirtiliyor. Bu nedenle bugün toplumsal sözleşmeleri, bu narsistik yarayı iyileştirmek için öfkelerinin tamamını ‘ajanlara’ yöneltmek üzerine kurulu gibi görünüyor.

Hainler ve ajanlar hakkında aşırı biçimde konuşulması, sanki onları her şeyin ötesindeki o derin sessizlikten kurtarıyor. Onlara göre bu kişiler, kendileri dışındaki Lübnanlılar, yani tüm Lübnanlılar ve kendilerine destek veren çatışmada onları desteklemeyen herkes. Bu nedenle bu kişilerden söz edildiğinde öfkeden çılgına dönüyor, yaşadıkları sıkıntıyla başa çıkabilmek için daha fazla hakaret ve tehdit diline başvuruyorlar.