Koordinasyon çerçevesi yerel seçimlere ayrı listelerle katılmayı kabul ettihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/irak/4339206-koordinasyon-%C3%A7er%C3%A7evesi-yerel-se%C3%A7imlere-ayr%C4%B1-listelerle-kat%C4%B1lmay%C4%B1-kabul
Koordinasyon çerçevesi yerel seçimlere ayrı listelerle katılmayı kabul etti
Sudani, il seçimlerinin yapılmasına yönelik hazırlıkların görüşüldüğü bir toplantıya başkanlık ederken (Sudani’nin Medya Ofisi’nin Twitter hesabı)
Özel kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin il meclisi seçimlerine ortak bir listede katılmayı kesin bir şekilde reddettiğini ve ayrı listelerde yarışmayı tercih ettiğini belirtti.
Geçen mart ayında Irak parlamentosu, Kürdistan bölgesindeki iller dışında, 18 ilin 15’ini kapsayan il meclis seçimlerinin tarihini 6 Kasım olarak belirlemişti.
Geçtiğimiz günlerde iktidar koalisyonunda yer alan Şii partilerin liderleri, gelecek yerel seçimlerde yarışacak siyasi ittifakların haritası hakkında uzun müzakerelere girdiler.
Fetih İttifakı’nın lideri Hadi el-Amiri, Şii güçleri Koordinasyon Çerçevesi’ni ortak bir seçim listesine ikna etmeye çalıştı. Ancak başta Irak Eski Başbakanı Nuri el-Maliki olmak üzere diğer liderler, Koordinasyon Çerçevesi’nin bir seçim ittifakı değil, ‘Şii güçler arasındaki bir koordinasyon konseyi’ olduğu düşüncesinde.
Amiri dün Ulusal Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hakim ile bir araya geldi ve birlikte ‘yaklaşan seçimler sırasında Koordinasyon Çerçevesi’nin güçlendirilmesini’ tartıştılar. Toplantının seyrine hâkim olan kaynaklar Şarku’l Avsat’a, seçim ittifakı planlarının masaya yatırıldığını söylediler.
Hakim ve Amiri’nin dünkü görüşmesinden (Hakim’in Ofisi)
Kanun Devleti Koalisyonu’nun önde gelen bir lideri, Maliki’nin yerel seçimlere tek başına gireceğini ve ‘tüm Koordinasyon Çerçevesi’nin kapsamlı bir listesinin’ avantajlı olacağına asla ikna olmadığını söyledi.
Öte yandan, önümüzdeki seçimlerin ittifaklarını görüşen Şii güçler, yakında karışık bölgelerdeki rekabet yöntemi konusunda anlaşmaya varmak için listelerin bölgelere göre dağılımını inceleyecek.
Koordinasyon Çerçevesi’nin seçimlere ayrı listelerle katılma kararı almasının ardından kulislerde Şii partiler arasında ikili veya üçlü ittifaklar oluşturmak için ‘hamleler’ yapılıyor. Ancak ‘bazı güçlerin potansiyel müttefiklerine Asaib Ehli-l Hak’ın lideri Kays el-Hazali ile ittifak yapmamalarını şart koşması’ dikkat çekti.
Kaynaklar bu konuda: “Şii partilerin Hazali’ye uyguladığı veto, Asaib’in geçmiş seçimlerde rekabet etme şeklinden kaynaklanıyor. Şii partilerin etkisi altındaki bölgelerde yarışan bağımsız adaylar, parlamento koltuklarını kazanır kazanmaz Asaib’e katılıyordu.” değerlendirmesinde bulundu.
Büyük Şii partileri, ‘bağımsız yeni isimlere’ yönelirken, yerel meclis koltukları için yarışan aday listelerini hazırlamaya başladı.
Sadr Hareketi, Necef’te yerel seçimlere katılmayacağını söylemeye devam ediyor. Ancak El-Hanane kaynakları, ‘Koordinasyon Çerçevesi’ne dahil olmayan bağımsız adaylarla diyaloglar yürütüldüğünü ve Sadr Hareketi’nin onları gelecek seçimi kazanmaları için desteklemeyi düşündüğünü’ iddia ediyorlar.
Değiştirilmiş seçim yasası (Saint-Lague), büyük güçlerin lehine bağımsızların kazanma şansını azaltsa da muhtemelen bağımsız adaylar üzerindeki seçim mücadelesi devam edecek.
Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.
Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.
Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.
Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.
“Görev sona eriyor”
Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.
Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)
Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.
Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.
Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.
Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.
Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.
İran üçgeni ve devlet için mücadelehttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5302619-i%CC%87ran-%C3%BC%C3%A7geni-ve-devlet-i%C3%A7in-m%C3%BCcadele
Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor
Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.
Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.
Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.
Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.
Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.
Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.
Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor
Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.
İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.
Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.
Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.
Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.
Irak ve Türkiye enerji koridorları ile su iş birliğinde koordinasyonu güçlendiriyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5301089-irak-ve-t%C3%BCrkiye-enerji-koridorlar%C4%B1-ile-su-i%C5%9F-birli%C4%9Finde-koordinasyonu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'yi Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resmi törenle karşıladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Irak ve Türkiye enerji koridorları ile su iş birliğinde koordinasyonu güçlendiriyor
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'yi Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resmi törenle karşıladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Terörle mücadele, enerji, su kaynakları, ticaret ve Kalkınma Yolu Projesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin salı günü Ankara'da gerçekleştirdiği görüşmenin ana gündem maddelerini oluşturdu.
Liderler, bu başlıkların yanı sıra İran'daki savaşın bölgeye etkileri başta olmak üzere jeopolitik gelişmeler ile iki ülkeyi ilgilendiren uluslararası meseleleri de ele aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daveti üzerine Ankara'yı ziyaret eden Zeydi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resmi törenle karşılandı.
Ziyaret öncesinde X hesabından açıklama yapan Zeydi, Irak ile Türkiye'nin "tarihi, coğrafi ve medeniyet temelli komşuluk ilişkilerine" sahip olduğunu belirterek, görüşmelerde yatırım, su kaynakları, Kalkınma Yolu Projesi, bölgesel istikrarın güçlendirilmesine yönelik çabalar ile ekonomik ve güvenlik alanındaki dosyaların ele alınacağını ifade etti.
İlişkiler stratejik ortaklık düzeyine ulaştı
Görüşmelerin ardından yayımlanan ortak bildiride, tarafların Kalkınma Yolu Projesi'nin uygulanmasına başlanması ve su konusunda faaliyet gösteren Türkiye-Irak Ortak Daimi Komitesi'nin düzenli toplantılar yapması konusunda mutabakata vardığı bildirildi.
Ankara, özellikle son yıllarda Bağdat ile hızla gelişen ilişkilerini daha da güçlendirmeyi hedefliyor. İki ülke arasındaki ilişkiler, eski Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani döneminde stratejik ortaklık seviyesine taşınmıştı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın, Ali ez-Zeydi'nin Ankara ziyareti öncesinde gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare. (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Zeydi'nin ziyareti, İran'daki savaş, Suriye'deki gelişmeler ile enerji ve ulaştırma başlıkları açısından taşıdığı önem nedeniyle Washington tarafından da yakından takip edildi.
Ziyaret öncesinde ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Başkan Donald Trump'ın Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüştü. Diplomatik kaynaklara göre görüşmede, ABD-İran çatışmasının sürmesi ve Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş kısıtlamalarının gölgesinde gerçekleşen Zeydi'nin Ankara ziyareti de ele alındı.
28 Şubat'ta başlayan İran savaşından en fazla etkilenen ülkelerden biri olan Irak ise son dönemde yürüttüğü diplomatik girişimlerle bölgede bir an önce istikrarın sağlanması gerektiği mesajını veriyor.
Ziyaret öncesinde yoğun diplomasi trafiği
Ankara ziyaretinden önce iki ülke arasında güvenlik, enerji, su, ticaret ve Kalkınma Yolu Projesi kapsamında yoğun diplomatik temaslar gerçekleştirildi.
Bu kapsamda geçen ay MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Bağdat, Erbil ve Süleymaniye'ye yaptığı ziyaretin ardından, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da Irak'a gitti. Bayraktar'ın ziyareti öncesinde Irak Enerji ve Dışişleri bakanlıklarından oluşan heyet, Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı anlaşmasının uzatılması konusunu görüşmek üzere Türkiye'de temaslarda bulunmuştu.
Geçen hafta ise Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Bağdat'a giderek Kalkınma Yolu Projesi'ndeki son durumu değerlendirdi.
Ticaret hacminde 30 milyar dolar hedefi
Zeydi'nin ziyareti kapsamında düzenlenen Türkiye-Irak Yuvarlak Masa Toplantısında iki ülkeden bakanlar ve iş insanları ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini, yatırım ortamının iyileştirilmesini ve ticari iş birliğinin artırılmasını görüştü.
Ali ez-Zeydi'nin Ankara ziyareti kapsamında düzenlenen Türkiye-Irak Yuvarlak Masa Toplantısı'ndan bir kare. (Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın X hesabı)
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, toplantının ardından yaptığı açıklamada, iş dünyası temsilcileriyle ticaret ve yatırımların geliştirilmesi, Kalkınma Yolu Projesi'nin sunduğu fırsatlar, enerji ve ulaştırma alanındaki ortak projeler, gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması ve şirketlerin karşılaştığı sorunların çözümüne yönelik adımların kapsamlı şekilde ele alındığını belirtti.
Bolat, toplantının Türkiye ile Irak'ın 30 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşmasına katkı sağlayacağına inandığını ifade etti.
Güvenlik iş birliği yeni aşamaya geçti
Türkiye ile Irak, 2022-2026 döneminde başta güvenlik olmak üzere çok sayıda anlaşmaya imza attı.
2024 ve 2025 yıllarında imzalanan güvenlik anlaşmaları kapsamında Irak, Türkiye ile güvenlik alanındaki iş birliğini artırırken, PKK'yı "yasaklı örgüt" ilan etti.
2024 yılında imzalanan Askeri, Güvenlik İş Birliği ve Terörle Mücadele Mutabakat Muhtırası, iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerinde dönüm noktası olarak değerlendirilirken, anlaşma kapsamında Bağdat'ta Ortak Güvenlik Koordinasyon Merkezi kuruldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi arasındaki görüşmeden bir kare. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Taraflar ayrıca, Türkiye'nin "Terörsüz Türkiye", Kürt tarafının ise "Barış ve Demokratik Toplum Süreci" olarak adlandırdığı süreçteki son gelişmeleri de ele aldı. Süreç kapsamında PKK'nın kendisini feshetmesi ve silah bırakma süreci ile Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu değerlendirildi.
Erdoğan ile Zeydi, PKK mensuplarının silah bıraktıktan sonra Kuzey Irak'tan dönüşünü ve topluma kazandırılmasını düzenleyecek yasal hazırlıkları da görüştü.
MİT Başkanı İbrahim Kalın da 30 Haziran'da Bağdat'ta Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Cumhurbaşkanı Nizar Amidi ve Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ile bir araya gelerek terörle mücadelede ortaklığın güçlendirilmesini ele almıştı.
Kalkınma Yolu Projesi öne çıktı
Erdoğan ile Zeydi görüşmesinin en önemli başlıklarından birini Kalkınma Yolu Projesi oluşturdu.
Bağdat, Türkiye'yi projenin en önemli ortaklarından biri olarak görürken, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilim nedeniyle projenin stratejik önemi daha da arttı.
9 Temmuz'da Bağdat'ta, Irak petrolünün Türkiye'nin güneyindeki Ceyhan Limanı üzerinden taşınmasına ilişkin anlaşmanın ele alındığı Irak-Türkiye görüşmesinden bir kare. (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın X hesabı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 21 Temmuz'da Bağdat'ta Zeydi ile yaptığı görüşmenin ardından, projedeki teknik çalışmaların büyük ölçüde tamamlandığını belirterek, nihai finansman kararının Erdoğan ile Zeydi tarafından verileceğini, inşaat çalışmalarına ise yıl sonundan önce başlanmasının planlandığını açıklamıştı.
Enerjide yeni boru hattı planı
Enerji alanında taraflar, 1973 tarihli Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın süresini bir yıl uzatma konusunda mutabakata vardı.
Yeni anlaşmada hattın Basra'ya kadar uzatılması ve Katar ile diğer Körfez ülkelerinden doğal gaz taşınmasını sağlayacak yeni bir boru hattının inşa edilmesi öngörülüyor.
Türkiye ayrıca, halen Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan Irak petrolü ile Katar doğal gazının yeni boru hatları aracılığıyla dünya pazarlarına ulaştırılmasını hedefliyor. Bunun yanı sıra Türkmenistan gazının da Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması planlanıyor.
Su paylaşımı da masadaydı
Dicle ve Fırat nehirlerinin sularının paylaşımı da görüşmelerin önemli başlıklarından biri oldu.
İki ülke, Kasım 2025'te 2024 tarihli Su İş Birliği Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin ayrıntıları belirleyen bir belge imzalamıştı. Irak Parlamentosu'nun 25 Temmuz'da onayladığı düzenleme uyarınca anlaşma 1 Eylül'de yürürlüğe girecek.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'yi Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resmi törenle karşıladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Anlaşma kapsamında Türkiye ile Irak, ortak su yönetimi projeleri geliştirecek ve altyapı yatırımlarını birlikte hayata geçirecek. Irak, Türkiye'ye yaptığı petrol satışlarından elde edilen gelirlerin bir bölümünü özel bir fona aktaracak, Türk şirketleri ise mevcut altyapının iyileştirilmesi ve yeni barajların inşası gibi projelerde görev alacak.
Zeydi: Zorlukları ortak refah fırsatına dönüştürebiliriz
Ziyaretiyle eş zamanlı olarak Anadolu Ajansı'nda kaleme aldığı makalede Zeydi, Türkiye-Irak ilişkilerinin uzun yıllar güvenlik, su, ticaret ve sınır yönetimi gibi sorunlar ekseninde değerlendirildiğini belirtti.
Ancak bugün bölgenin farklı bir fırsatla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Zeydi, "Artık soru, ortak sorunları nasıl yöneteceğimiz değil, bunları halklarımız için refah üretecek fırsatlara nasıl dönüştüreceğimizdir" ifadelerini kullandı.
Irak'ın istikrar, reform ve kalkınma yolunu seçtiğini belirten Zeydi, Türkiye'nin gelişmiş sanayi altyapısı, stratejik konumu ve enerji, ulaştırma ile altyapı alanındaki tecrübesiyle iki ülkenin bölgenin en güçlü ekonomik ortaklıklarından birini kurabilecek potansiyele sahip olduğunu söyledi.
Dünyada ticaret yolları ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiğine dikkat çeken Zeydi, Irak ile Türkiye'nin Körfez, Asya ve Avrupa arasında stratejik bir köprü haline gelebileceğini belirterek, Kalkınma Yolu Projesi'nin yalnızca Irak'ın değil, Ortadoğu'da ekonomik entegrasyonu yeniden tanımlayacak bölgesel bir proje olduğunu ifade etti.
Zeydi, Irak ile Türkiye'nin güvenliğinin karşılıklı egemenliğe saygı, terör ve organize suçla mücadele temelinde kurulacak yakın iş birliğine bağlı olduğunu vurgulayarak, "Kalkınma ancak güvenli bir ortamda mümkün olabilir. Orta Doğu'nun yeni başarı hikâyelerine ihtiyacı var ve Irak ile Türkiye, geleneksel iş birliğini gerçek entegrasyona dönüştürmeleri halinde bunun en önemli örneklerinden birini oluşturabilir" dedi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة