İsrail ordusu, Hamas saldırısını püskürtürken muhtemelen bir kibbutz sakinini öldürdühttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/ortado%C4%9Fu/5100108-i%CC%87srail-ordusu-hamas-sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1-p%C3%BCsk%C3%BCrt%C3%BCrken-muhtemelen-bir-kibbutz
İsrail ordusu, Hamas saldırısını püskürtürken muhtemelen bir kibbutz sakinini öldürdü
7 Ekim 2023'te İsrail'in güneyine düzenlenen saldırı sırasında Filistinli savaşçılar (AP)
İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada bir iç soruşturmanın, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında bir kibbutz sakininin Hamas militanlarıyla girilen çatışmada öldürülmüş olmasının ‘çok muhtemel’ olduğu sonucuna vardığını duyurdu.
Asker ve sivillerin ifade verdiği soruşturmada, Hamas saldırısından en çok etkilenen Nahal Oz sakinlerinden Tomer Eliaz Arava ve annesi Dikla Arava'nın ölüm nedeni tespit edilmeye çalışıldı.
Ordu, müfettişlerin değerlendirmesine göre Eliaz Arava'nın başlangıçta Hamas mensupları tarafından kaçırıldığını ve onu kapı kapı dolaştırarak sakinleri ayrılmaya ikna etmeye zorladıklarını belirtti.
Soruşturma, Eliaz Arava'nın bir buçuk saat sonra kaçmayı ve saklanmayı başardığını ortaya çıkardı. Destek için kibbutza gelen birlikteki askerler ‘şüpheli bir kişi’ görerek onu vurdu. Soruşturma sonucunda ‘bu kişinin büyük olasılıkla Tomer Eliaz Arava olduğu ve yanlış teşhis nedeniyle İsrail ordusunun ateşiyle kazara öldürüldüğü’ sonucuna varıldı.
Bu arada Hamas savaşçılarının Eliaz Arava'nın annesini kaçırdığı ve Gazze Şeridi'ne doğru götürdüğü belirtildi.
Soruşturma metninde, “Annesi Gazze Şeridi'ne doğru götürülürken arabanın arkasından ateş açılmış ve annesi ölmüştür” ifadesi yer aldı.
Ordu, soruşturmanın ‘Dikla Arava'nın kaçan teröristlere ait olduğu tespit edilen bir araçta bulunduğu için İsrail ordusunun ateşiyle öldürüldüğüne dair makul bir olasılığa işaret ettiği’ belirtildi. “Her iki vakada da ölüm nedenini kesin olarak belirlemek mümkün değildir” denildi.
Saldırının ardından, çok sayıda İsraillinin dost ateşiyle öldürülmüş olabileceği korkusu orduyu soruşturma açmaya sevk etti.
Şarku’l Avsat'ın İsrail medyasından aktardığına göre Hamas saldırısından en çok etkilenen kibutzlardan biri olan Beeri'deki görgü tanıkları, Hamas'ın 14 kişiyi alıkoyduğu bir eve tankla ateş açıldığını bildirdi.
İsrail'in resmi verilerine göre Hamas saldırısı çoğu sivil bin 208 kişinin ölümüne neden oldu. Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in Gazze'deki askerî harekâtında çoğu sivil en az 46 bin kişi hayatını kaybetti.
Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, gelecek ay yapacağı ABD ziyareti sırasında petrol zengini ülkesini “iflasın eşiğinden” kurtarmaya çalışırken, Bağdat’ı pazartesi ve salı günleri ziyaret eden ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack ise Bağdat’ın beklenen Amerikan ve bölgesel destekten yararlanabilmesi için silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda “gerekenleri yaptığından” emin olmaya çalışıyor.
Güvenilir kaynaklar ve Iraklı yetkililere göre Zeydi ve arkasındaki etkili Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, temmuz ortasında Washington’da görüşeceği ABD Başkanı Donald Trump’ın desteğini almayı umuyor. Şii ittifakındaki iki yetkili, ABD’den sağlanacak ve Körfez ülkelerinin de katkı sunabileceği kredilerin Irak’ın mali krizine çözüm olabileceğini belirtti.
Iraklı kaynaklar, devlet hazinesini canlandırma umuduyla onlarca Iraklı iş insanının da Zeydi’ye Washington ziyaretinde eşlik edeceğini aktardı.
Ancak bu beklentilerin gerçekleşmesi yalnızca silahlı grupların silahsızlandırılmasına değil; ekonomik kaynaklarının ortadan kaldırılmasına, mensuplarının hükümete katılımının engellenmesine ve İran’ın Bağdat’taki rant sağlayan kurumlara erişim kanallarının kesilmesine bağlı. Kaynaklara göre Barrack’ın Bağdat ve Erbil’de yaptığı görüşmelerde bu konular öne çıktı.
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesinden bir kare (Reuters)
Parlamentonun güvenoyu vermesinden bu yana Zeydi, Bağdat’ta etkisi gerilemeye başlayan İran nüfuzu ile silahlı grupların gücünü sınırlandırmaya çalışan ABD baskısı arasında yeni bir denge kurmaya çalışıyor. Zamanla hükümetinin taktiksel olarak Washington’a daha yakın bir çizgi izlediği gözlemlendi.
“Başarı Hikâyesi”
Barrack’ın Bağdat’taki girişimleri, İran ve müttefiklerinin büyük tavizler vermeden mevcut gri alanı koruma çabaları ile ABD’nin Irak dosyasını İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakerelerden ayırma isteği arasındaki sessiz mücadelenin işaretlerini ortaya koyuyor. Washington, nihai anlaşmaya kadar 60 günlük bir ateşkes sağlayan mutabakat zaptındaki olası boşluklara karşı önlem almaya çalışıyor.
Salı günü Barrack ve Zeydi, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grup ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve dağıtılması konusunda mutabık kaldı. Bu durum ortak Irak-Amerikan açıklamasında da yer aldı.
Kaynaklara göre ABD’li yetkililer, İran’ın bölgede yeniden nüfuz kazanmak için yeterli zaman ve kaynak elde etmesi ihtimaline karşı Bağdat’ta mümkün olan en büyük kazanımları elde etmeye çalışıyor.
Yeni Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat'ta İran'ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Âl-i Sadık ile görüşmesinden bir kare
Aynı kaynaklar, Trump’ın yeni Irak hükümetinin bir “başarı hikâyesine” dönüşmesini istediğini, ancak Irak dosyasından sorumlu Amerikan istihbarat çevrelerinin böyle bir değerlendirme için henüz çok temkinli davrandığını ifade etti.
Barrack’ın Bağdat ve Şam özel temsilcisi olarak görev süresinin yenilenmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk Irak ziyareti, hükümetin “silahların devlet tekelinde toplanması planı”nı başlatmasından yaklaşık iki hafta sonra ve yetkililerin “boğucu” olarak nitelendirdiği mali krizin zirvesinde gerçekleşti.
Bir Iraklı yetkiliye göre hükümet, en iyimser senaryoda bile üç ay içinde bazı iç yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanabilir.
Mali krizin, Koordinasyon Çerçevesi liderlerini daha gerçekçi bir çizgiye ittiği ve onları kısa sürede silahların devlet kontrolüne alınmasını destekleyen bir kampanyaya yönelttiği belirtiliyor.
Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Hikmet Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim de yakın zamanda Bağdat’ta düzenlenen bir etkinlikte, İran’la savaş yaşanmasa bile ittifakın silahların devlet kontrolüne alınması planını uygulayacağını, bunun bir “iç ihtiyaç” olduğunu söylemişti.
“Seraya es-Selam” üyeleri, 4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Irak devlet yapısına entegrasyon sürecinin başlaması dolayısıyla düzenlenen törende slogan atarken (AP)
Buna rağmen gözlemciler, İran’ın plana yönelik sessizliği nedeniyle sürece kuşkuyla yaklaşıyor. Haziran ayı başından bu yana Tahran yönetimi, Iraklı müttefiklerinin devlet kurumlarına entegrasyou konusunda resmi bir açıklama yapmadı. Buna karşılık İran, Lübnan Hizbullahı ve silah meselesini müzakerelerde gündemde tutmaya devam ediyor.
İran’ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Al-i Sadık’ın, Barrack’ın Başbakan Zeydi ile görüşmesinden yalnızca iki saat sonra Zeydi’yi ziyaret etmesi dikkat çekti.
Silahsızlandırmanın “Peşinatı”
Bağdat’taki karar alma mekanizmalarında belirgin bir pragmatizm hâkim. Koordinasyon Çerçevesi’nden bir isim, ittifak içinde giderek daha fazla kişinin silahların devlet kontrolüne alınması planına gerçekçi yaklaştığını söyledi.
Yetkili, bazı çevrelerin bu planı Irak’ı izole etmeye hazırlanan bölgesel ve uluslararası aktörlerin güvenini kazanmak için verilen bir “peşinat” olarak gördüğünü belirtti.
Aynı isim, son toplantılarda bazı liderlerin Arap dünyasında şekillenen yeni güvenlik ve siyasi yaklaşım nedeniyle Irak’ın en iyi ihtimalle “dost olmayan ülke” kategorisine girebileceği yönündeki endişelerini dile getirdiğini aktardı.
Bir başka Iraklı yetkili ise şu ana kadar üç silahlı grubu kapsayan planın, Irak’ın Arap ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerindeki sorunları gidermeyi amaçladığını söyledi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bir ABD’li yetkili, haziran başında Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden ikisine, silahlı grupların silahlarına erişemeyeceğini doğrulayacak şeffaf mekanizmalar bulunmadığı için mevcut planın daha fazla netliğe ihtiyaç duyduğunu iletti.
Bununla birlikte Washington, süreci yıllardır görülmeyen ölçüde “umut verici bir adım” olarak değerlendiriyor ve ani, radikal silahsızlandırma hamlelerinin zorluklarını anlıyor. Ancak ABD’ye göre başarının ölçütü, sürecin sadece şekli bir uygulama olmadığı konusunda güvence verilmesi olacak.
Şimdiye kadar Selam Tugayları, Asaib Ehl el-Hak ve İmam Ali Tugayları, Haşdi Şabi’den ayrıldıklarını açıklayarak plana katıldı.
Silahların akıbetine ilişkin teknik mekanizma henüz netleşmemiş olsa da hükümete yakın isimler, Başbakan Zeydi’nin artık bu unsurların hareketlerinden ve silahlarından sorumlu olduğunu, geri kalan ayrıntıların ise ikincil önemde bulunduğunu ifade ediyor.
Daha sert bir yaklaşım
Barrack’ın Bağdat ziyareti Zeydi’ye destek vermeyi amaçlıyordu. İki Iraklı yetkiliye göre Washington, hükümetten silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda daha sert ve daha net adımlar bekliyor.
Bir başka yetkili, Barrack’ın görüşmelerinde ABD’nin ekonomik büroların tasfiyesini ve İran’ın Irak kaynaklarından yararlanmasının önlenmesini teşvik ettiğini aktardı.
“Iktisadi bürolar” ifadesi Irak’ta yıllardır, silahlı grupların mali ve ticari çıkarlarını yöneten ve gelirlerini artıran yapılar için kullanılıyor.
Bazı çevrelere göre Barrack’ın görevi, petrol, iletişim ve ulaştırma sektörlerinde yatırım yapmaya hazırlanan Amerikan şirketlerinin önündeki engelleri temizleyen bir “mayın temizleyici” rolüne benziyor. Bu sektörlerin son on yılda İran Devrim Muhafızları için önemli gelir alanlarına dönüştüğü belirtiliyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı Şam'da kabul ederken (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Batılı diplomatlar ve Iraklı yetkililer, Barrack’ın Zeydi’yi bölgede kabul gören ve başarılı bir ortak olarak konumlandırmaya çalıştığını, ancak bunun silahlı grupların gücüne göz yumarak yapılamayacağını ifade ediyor.
Diplomatlardan biri, Trump’ın Barrack’ın yaklaşımını desteklediğini ancak İran’la yürütülen müzakerelerin zamanlamasını da dikkate alan hızlı sonuçlar istediğini söyledi.
Bir Iraklı yetkili ise Koordinasyon Çerçevesi içinde, Barrack’ın Bağdat’ı Tahran yerine Şam’a yakınlaştıracak yeni bir denklem kurmaya çalıştığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını ve Şii siyasi güçlerin bundan rahatsızlık duyduğunu aktardı.
İflas ve toplumsal öfke korkusu
ABD’nin değişimi hızlandırma isteğinin arkasında Irak’ın mali sıkıntıları da bulunuyor.
Kaynaklara göre Şii ittifak liderleri haziran başında Başbakan Zeydi’nin katıldığı bir toplantıda iflas riski ve toplumsal öfke ihtimalini gündeme getirdi.
Toplantıda bir lider, mevcut göstergeler ışığında üç ay içinde maaş ödemelerinde ve diğer iç yükümlülüklerde ciddi sorunlar yaşanabileceğini belirterek, bu durumda halkın tepkisini kontrol edebileceklerine dair garanti bulunmadığını söyledi.
Iraklı gazetecilerin aktardığına göre Zeydi, geçen hafta düzenlenen bir basın buluşmasında devlet hazinesine yalnızca 1 trilyon Irak dinarı (yaklaşık 1 milyar dolar) girdiğini, buna karşılık kamu çalışanlarının maaşları ve diğer harcamalar için yaklaşık 10 trilyon dinara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Resmi olmayan tahminlere göre Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle Irak günde yaklaşık 250 milyon dolar gelir kaybetti. Bu durum güney limanlarından yapılan petrol ihracatının yüzde 90’dan fazlasının durmasına yol açtı.
Kaynaklar, Şii ittifak liderlerinin büyük çoğunluğunun hükümetin krizle mücadele için hazırladığı siyasi, güvenlik ve ekonomik reform paketini desteklediğini belirtti.
Bununla birlikte hükümetin Batılı ve Körfezli kreditörlerden finansman sağlamaya çalıştığı, ancak İran’la yaşanan savaşın etkilerinin Bağdat’ın yardım bulma çabalarını zorlaştırdığı ifade ediliyor.
Silahsızlanmanın ödülü
Başbakan Zeydi’yi destekleyen siyasi ittifakı zorlayan başka bir sorun da bulunuyor. Silahsızlanma girişimine katılan bazı gruplar, bunun karşılığında hükümette görev bekliyor.
Bu gruplar yeni makamları “hak edilmiş bir ödül” olarak görüyor. Ancak kendi tabanlarına karşı silah bırakmanın siyasi maliyetinin çok daha yüksek olduğunu düşünüyorlar.
Irak’taki Haşdi Şabi’ye bağlı bir devriye birliği (Haşdi Şabi Resmî İnternet Sitesi)
Bu nedenle ABD’nin terör listelerinde bulunan kişilerin yeni hükümete girmesine karşı çıkması durumunda söz konusu grupların Zeydi’ye rahatsızlık verecek tepkiler göstermesi bekleniyor.
Kaynaklara göre Koordinasyon Çerçevesi, Zeydi’den Washington’a gitmeden önce boş bakanlık koltuklarını doldurmasını istedi. Ancak Şii ittifak içindeki bir lider, Barrack’ın son görüşmelerde, silahlı gruplarla bağlantılı isimlerin hükümete alınmasının Zeydi’nin Beyaz Saray’da Trump’ın yanında otururken kendisini rahat hissettirmeyeceğini söylediğini aktardı.
Başbakanlık Basın Ofisi, silahlı grupların silahları veya hükümete katılımları konularının gelecek ay Beyaz Saray’daki görüşmede gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin sorulara yanıt vermedi.
Buna rağmen Iraklı yetkililere göre Zeydi, ABD Başkanı Trump’ı, Körfez ülkelerinin de yer aldığı bir kredi ve yatırım koalisyonu oluşturmaya ikna etmeye çalışacak. Bağdat yönetimi bunun karşılığında Amerikan ve bölgesel şirketlere yeni yatırım fırsatları sunmayı planlıyor.
Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyorhttps://turkish.aawsat.com/el-avsat-%C3%B6zel/analiz/5285231-washington-abd-kamuoyunun-%C5%9F%C3%BCphelerine-kar%C5%9F%C4%B1n-i%CC%87srail-ile-g%C3%BCvenlik
Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor
Robert Ford
Washington’daki İsrail yanlıları, Amerikan kamuoyundaki artan öfkeye rağmen İsrail’in gücünü pekiştirmeye yönelik yeni politikalar üretme konusundaki ustalıklarını sergilemeyi sürdürüyor. Mevcut ikili savunma anlaşması çerçevesinde İsrail'e her yıl İsrail ve ABD askeri sistemleri ile teçhizatı satın almak üzere hükümet hesaplarına 3,3 milyar dolar nakit aktarılıyor. Buna iki ülkenin yakın iş birliği içinde yürüttüğü füze savunma sistemlerine ayrılan 500 milyon dolar da ekleniyor. Bu anlaşmanın 2028 yılında sona ermesinin ardından ne olacağı sorusu ise Washington gündeminin odağına yerleşmiş durumda. Amerikan kamuoyu büyük yardım programına karşı cephe aldı. New York Times (NYT) gazetesi ile Siena Araştırma Enstitüsü’nün (SRI) geçtiğimiz mayıs ayında kayıtlı seçmenler arasında gerçekleştirdiği anket, seçmenlerin yüzde 57'sinin İsrail'e daha fazla askeri ve ekonomik yardım sağlanmasına karşı çıktığını ortaya koydu. Bu oran, Amerikalıların İsrail'in tutumundan duydukları şüpheciliğin giderek arttığını yansıtan göstergeler serisinin en güncel halkası oldu. Özellikle Cumhuriyetçiler ve genç seçmenler arasındaki desteğin erimesi bu tabloyu belirginleştiriyor. Dolayısıyla büyük yardım programının yenilenmesi, siyasetçiler ve Kongre üyeleri arasında hiç olmadığı kadar sert bir tartışmaya zemin hazırlayacak.
ABD, F-35 savaş uçağı gibi önemli askeri projelerde bazı ülkelerle ortak üretim anlaşmalarına sahip.
İsrail'de ise ABD'nin İsrail'e sağladığı yardımlara yönelik Amerikan halk desteğinin gerilediğine ilişkin farkındalık artıyor. Bu yardımların artık zorunlu olmadığını, hatta İsrail'in karar serbestisini kısıtlayabileceğini ileri süren sesler de yükseliyor. Dolayısıyla Başbakan Binyamin Netanyahu dahil İsrailli yetkililer son altı ay içinde her iki ülkenin savunma sanayii sektörlerinin daha geniş bir sistem ve teçhizat yelpazesinde doğrudan iş birliği yapmasına imkân tanıyacak biçimde ikili askeri ilişkinin yapısının değiştirilmesini önerdi. Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) ve Heritage Vakfı gibi ABD'deki lobi grupları ve düşünce kuruluşlarının desteğiyle bazı Kongre üyeleri, Amerikan kaynaklarını İsrail'in gücünü pekiştirmeye yönelik kullanmak için yeni bir strateji ortaya attı. ABD Savunma Bakanlığı bütçe yasası da 2027 yılında İsrailli savunma sektörü şirketlerini ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) teknolojik araştırma ile yeni askeri sistem ve teçhizat geliştirme ve üretim programlarına entegre edecek yeni bir politikayı hayata geçirecek. Savunma Bakanlığı bütçe yasasının 224. maddesi kabul edilirse Pentagon bünyesinde insansız hava araçlarına (İHA) karşı sistemler, hava savunma, yapay zeka (AI), savunma amaçlı ileri bilgisayar teknolojisi, siber savaş, biyoteknoloji ve savunma sanayii geliştirme alanlarındaki ortak projeleri yönetmek üzere yeni bir ofis kurulacak. Bu alanlarda yürütülecek çalışmalar İsrailli şirketlere son derece hassas Amerikan teknolojilerine açılan yeni kapılar aralayacak.
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD’nin Florida eyaletindeki Palm Beach’te bulunan Trump’a ait Mar-a-Lago kulübünde gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında el sıkışırken, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD, F-35 savaş uçağı gibi önemli askeri projelerde bazı ülkelerle halihazırda ortak üretim anlaşmalarına sahip; bu çerçevede yabancı şirketler Amerikan yönergelerine göre uçağın belirli bileşenlerini veya parçalarını üretiyor.
Dikkat çekici olan husussa Washington’ın F-35 programındaki tüm kritik bileşenler ve fikri mülkiyet hakları üzerindeki kontrolünü elinde bulunduruyor olması.
Bu sayede ABD, siyasi anlaşmazlıklar gerekçesiyle Türkiye gibi ülkeleri uçak parçası üretim sözleşmelerinin dışında tutabiliyor. İsrail'e özel 224. madde önerisi ise farklı bir yönde ilerliyor. Bu senaryoda Pentagon, teknolojiyi ve sistemleri araştırıp geliştirmeleri için İsrailli şirketleri tek başına ya da ABD merkezli şirketlerle ortaklaşa finanse edecek, ardından bu ürünleri kendi kullanımı için satın alacak. İsrail merkezli şirketler ise geliştirdikleri teknolojilere ek olarak Amerikalılara yönelik sistem ve teçhizat üretiminde kullandıkları üretim tesislerinin de sahibi olacak. Bu anlamda İsrailli savunma şirketleri, Pentagon ve yurt dışı pazarları hem İsrail ordusunun ihtiyacını hem de İsrail ihracat pazarını birlikte geride bırakan dev Amerikan askeri-sanayi kompleksinin bir parçası haline gelecek. ABD-İsrail İş Birliği Başkanı Aaron Kaplowitz, haziran ayı başlarında Washington Post'ta yayımlanan bir makalede ABD Sınır Güvenliği teşkilatının halihazırda İsrail yapımı İHA’lar kullandığına dikkati çekerek bunu İsrail teknolojisinin ABD silah sistemlerine entegre edilerek geliştirilmesi halinde Amerikan askeri kapasitesini artırabileceğinin kanıtı olarak sundu.
ABD Senatosu, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nden, bölgesel İHA teknolojileri ve yeteneklerini de içeren konularda İsrail hükümetiyle istihbarat paylaşımının kapsamını genişletmesini talep eden bir yasa tasarısını görüşüyor.
Kaplowitz'in bazı İsrailli savunma şirketlerinde bizzat yatırımcı konumunda olduğunu da belirtmek gerekir. Öte yandan Amerikan askeri kapasitesini güçlendirmeye ilişkin bu argüman Washington'da başka eleştirilere de zemin hazırladı. Gazze savaşına duyduğu tepkiyle istifa eden ABD Dışişleri Bakanlığı eski Askeri Yardım Ofisi yetkilisi Josh Paul, 224. maddeyi İsrail'e sağlanan yardımları Pentagon'un araştırma ve silah için ayrılan dev bütçesinin içine gizlemenin bir aracı olarak nitelendirdi. Paul ayrıca İsrail kontrolündeki teknolojilerin ve üretim tesislerinin Pentagon'un silah tedarik süreçlerine entegre edilmesinin, Washington ile Kudüs arasında ciddi bir politika anlaşmazlığı patlak verdiğinde İsrail'e Pentagon'un yeni sistem ve teçhizat edinmesini ya da konuşlandırmasını geciktirme imkânı tanıyabileceği uyarısında da bulundu. Paul, İsrailli şirketlerin Amerikalı şirketlerle yürütülen ortak projeler aracılığıyla geliştirilen teknolojiyi ihracat pazarlarında diğer Amerikan şirketleriyle rekabet etmek için kullanabileceğini de vurguladı.
Entegrasyon insan hakları baskısını azaltacak
Simon ve diğerleri, yıllık askeri yardımların Pentagon'un İsrailli şirketlerle yapacağı tedarik sözleşmeleri ve Amerikan-İsrail ortak projeleriyle ikame edilmesinin Washington'ın İsrail politikası ile Filistinlilerin hakları üzerindeki etkisini kısıtlayacağını da vurguluyor. Amerikan yasaları, insan haklarını ihlal eden ülkelerin ABD silahı edinemeyeceğini öngörüyor. Biden yönetiminin Gazze'de kullanılan ve büyük ölçüde Washington tarafından finanse edilen İsrail silah alımlarına kısıtlama getirmeme politikası Demokrat Parti içinde derin bir kırılmaya yol açmıştı. Askeri alımlar için ayrılan yıllık nakit transferinin sona ermesi ise Washington'ın teorik olarak İsrail'in sahadaki uygulamalarına karşılık olarak yardım akışını durdurma seçeneğini yitireceği anlamına gelecek. Kongre'nin, özellikle Amerikalı şirketlerle yürütülen ortak projelerde Pentagon'a ürün tedarik eden ve Amerikan askeri gücünü sağlamlaştıran yapılarsa, İsrailli şirketlere yönelik araştırma ve üretim anlaşmalarını hedef alması çok daha güç olacak.
ABD Ordusu Hava Savunma Topçu Birliği’den bir asker, Orta Doğu'da adı açıklanmayan bir konumda, ordunun son aşama balistik füze savunmasındaki ana sistemi Patriot MIM-104 füze sisteminin bakımını yaparken, 1 Haziran 2026 (AFP)
Eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminde Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi Steve Simon, Responsible Statecraft sitesinde yayımladığı analizde ABD topraklarında İsraillilerin sahip olduğu yeni üretim tesislerinin Pentagon'un ihtiyaçlarını karşılamak üzere Amerikalılara istihdam sağlayacağını ve böylece dış politikada İsrail ile yaşanabilecek herhangi bir anlaşmazlıktan bağımsız biçimde bu istihdamı koruma yönünde iç siyasi bir çıkar oluşturacağını vurguladı. Aaron Kaplowitz ise 224. maddeye ilişkin ABD'nin siyasi kararının Amerikan savunma politikasını askeri kapasiteye duyulan ihtiyacın mı yoksa eylemci baskının mı şekillendireceğini ortaya koyacağını sorguladı. İsrail'in sahadaki uygulamaları ne olursa olsun İsrailli şirketleri savunan Kaplowitz, kamuoyu görüşünün Amerikalılar açısından önemini koruması gerektiği, ancak ulusal güvenliğin her zaman önce gelmesi gerektiğini değerlendirdi.
İsrail casusluğuna rağmen artan istihbarat paylaşımı
ABD Senatosu aynı zamanda Ulusal İstihbarat Direktöründen İsrail hükümetiyle bölgesel insansız hava aracı teknolojileri ve kapasiteleri, seyir füzesi ve balistik füze kapasiteleri, terör, yaptırımları delme girişimleri ile devletlerin ve devlet dışı aktörlerin plan ve niyetleri dahil çeşitli dosyalarda istihbarat paylaşımını genişletmesini talep eden bir yasayı görüşüyor. İstihbarat bütçe yasasının 622. maddesindeki düzenleme, Başkan 15 gün içinde Kongre'ye tehlikeye girebilecek belirli bir ulusal güvenlik çıkarını açıklayan bir mektup iletmedikçe bu paylaşımın askıya alınmasını veya kısıtlanmasını yasaklıyor.
Savunma sanayisinin birleştirilmesi ve istihbarat paylaşımının genişletilmesine yönelik adımlar Kongre’de sorunsuz bir şekilde ilerliyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD sınırlı kapsamda birçok ülkeyle istihbarat paylaşımında bulunmakla birlikte başka bir ülkeyle bu tür Kongre denetimine tabi bir formatta istihbarat paylaşımını düzenleyen herhangi bir yasa mevcut değil. İstihbarat bütçesinin bu maddesi Senato'ya, Pentagon'un Savunma İstihbarat Teşkilatı'nın ABD politika müzakerelerine ilişkin bilgi toplamaya yönelik bir İsrail istihbarat girişimini son derece ciddi bir tehdit olarak sınıflandırdığını kamuoyu önünde kabul etmesinden kısa süre sonra ulaşması dikkati çekti.
Washington'da siyasi hesaplar kolay görünüyor
İsrail yanlısı lobinin geçtiğimiz yıl Demokrat Parti'nin sol kesiminin ve az sayıda Cumhuriyetçinin de katıldığı emsalsiz eleştirilerle karşılamasına karşın savunma sanayii entegrasyonu ve istihbarat paylaşımının genişletilmesine yönelik düzenlemeler Kongre'de herhangi bir engele takılmadan ilerlemeye devam ediyor. Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi'nin Pentagon bütçe yasasına ilişkin görüşmelerinde başta Kaliforniya Temsilcisi Ro Khanna olmak üzere Demokratların yalnızca bir kısmı 219. maddeye itiraz etti. Khanna'nın 219. maddeyi tasarıdan çıkarma girişimi ise komite içinde yeterli destek bulamadı.
M142 Yüksek Hareket Kabiliyetli Topçu Roket Sistemi (HIMARS), 13 Mart 2026 tarihinde, yeri açıklanmayan bir bölgede Destansı Öfke Operasyonu kapsamında gerçek mühimmatla tatbikatlar gerçekleştiriyor (AFP)
Yasa tasarısı şimdi Temsilciler Meclisi'nin genel kurulunda nihai oylamaya sunulacak. Khanna ve Cumhuriyetçi Thomas Massie dahil az sayıda temsilci 219. maddeyi Pentagon bütçe yasasından çıkarmak için bir kez daha girişimde bulunacak. Ancak daha geniş bir muhalefetin oluştuğuna dair işaretler henüz son derece sınırlı. Benzer şekilde, istihbarat bütçe yasasında önerilen istihbarat paylaşımının genişletilmesi de Senato İstihbarat Komitesi'nin görüşmelerinde kayda değer bir tartışmaya yol açmadı. Bu yasa tasarısı da şimdi Senato genel kuruluna sevk edilecek.
Kongre üyelerinin, Savunma Bakanlığı’nın yıllık bütçesi gibi büyük ve hayati öneme sahip yasaların içine kendi tercih ettikleri özel tasarıları dahil etmeleri şaşırtıcı değil.
Her iki yasa tasarısının da eylüle kadar Temsilciler Meclisi ve Senato'dan geçmesi gerekiyor. Demokrat Parti'nin, özellikle İran'la savaşın çözümsüz kalmayı sürdürmesiyle birlikte her iki tasarıya karşı itirazlarını yükseltmesi ve bu süreçte Thomas Massie gibi az sayıda Cumhuriyetçinin de safa gelmesi bekleniyor. Ancak Pentagon ve istihbarat bütçelerindeki İsrail'e ilişkin maddeler, ABD'nin küresel güvenlik politikasına dair daha kapsamlı tartışmanın gölgesinde yalnızca sınırlı ilgi görecek.
Kongre üyelerinin yıllık savunma bütçesi gibi büyük ve hayati önem taşıyan yasaların içine kendi öncelikli projelerini yerleştirmesi alışılmamış bir durum değil. Nitekim Suriye kökenli Amerikalılar, Kongre'yi 2019 yılında devrik Esed rejimine yönelik Caesar (Sezar) Yaptırımları’nı, Savunma Bakanlığı bütçe yasasına dahil etmeye ikna etmeyi başarmıştı. İsrail ile ikili ilişkilerin derinleştirilmesine en kararlı biçimde karşı çıkanlar bile her eyalete ekonomik kazanım sağlayan bir Pentagon bütçesine olumsuz oy vermenin siyasi bedelini göze alamayacak.
Kongre gelecekteki Dışişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde İsrail'e yönelik nakit askeri yardımı kısmaya karar verebilir; ancak savunma sanayii entegrasyonu ve istihbarat paylaşımının genişletilmesi büyük olasılıkla bu engelden geçecek. İsrail'e yönelik askeri yardım eleştirilerine duyarlı Kongre üyeleri bu doğrudan yardımları kısma yönünde oy kullanarak İsrail eleştirmenlerini memnun edebilir. Öte yandan ABD-İsrail savunma sanayii entegrasyonunu derinleştiren ve istihbarat paylaşımını artıran yasaları destekleyerek İsrail yanlısı lobi ile ilişkilerini sıcak tutabilir.
Böylece Washington'daki İsrail destekçileri, Amerikan kamuoyundaki eğilimlerden bağımsız olarak bölgedeki İsrail nüfuzunu pekiştirecek yeni ve güçlü araçlar elde etmiş olacak.
Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/ortado%C4%9Fu/5285192-trump-i%CC%87srailin-i%CC%87rana-y%C3%B6nelik-b%C3%BCy%C3%BCk-%C3%B6l%C3%A7ekli-sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1
Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledi
Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile varılan anlaşmayı yönetme biçimine yönelik İsrail'deki tepki, son dönemin en yüksek seviyesine ulaştı. İsrail basınında yer alan haberlere göre Washington, Tel Aviv'in İran ile imzalanacak mutabakat zaptını inceleme talebini reddederken, askerî kaynaklardan sızan bilgiler Trump'ın son anda İsrail'in İran'a yönelik kapsamlı bir saldırısını engellediğini ortaya koydu.
Başbakan Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray ile gerilimin daha da artmasını önlemek amacıyla Trump'ı kamuoyu önünde eleştirmekten kaçınsa da kendisine yakın bakanların açıklamaları ile İsrail medyasındaki yorumlar, siyasi ve güvenlik çevrelerinde artan rahatsızlığa işaret ediyor. İsrailli yetkililer arasında, Netanyahu'nun Trump'a neredeyse tamamen dayanan stratejisinin siyasi ve stratejik açıdan ters tepmeye başladığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Şarku’l Avsat’ın İsrail'in Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre Tel Aviv yönetimi, ABD'den İran ile yapılan mutabakat zaptının içeriğini görmek istedi, ancak Washington bu talebi geri çevirdi. İsrail medyası, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecinde İsrail'in dışarıda bırakıldığını ve bunun ülkede "büyük hayal kırıklığı" yarattığını bildirdi.
Öte yandan İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Omer Tişler, personeline gönderdiği mesajda, 8'inde İran'a yönelik geniş çaplı bir saldırının planlandığını ancak operasyona bir saatten az süre kala Trump'ın doğrudan müdahalesiyle iptal edildiğini açıkladı.
Tişler mesajında, "Bütün hava kuvvetleri geniş kapsamlı bir bombardıman görevi için havalanmaya hazırdı. İran'ın merkezinde yüzlerce hedef belirlenmişti. Filolara görev detaylarını anlattığımız sırada, kalkıştan yalnızca bir saat önce operasyon durduruldu" ifadelerini kullandı.
The Times of Israel gazetesi de Netanyahu'nun, savaş uçakları kalkış hazırlığında iken Trump'ın İran ile gerilimin artırılmaması yönündeki talimatı üzerine saldırıyı iptal ettiğini yazdı.
İsrailli bazı bakanlar da İran anlaşması nedeniyle Trump'a doğrudan ve dolaylı eleştiriler yöneltti. İsrail Miras Bakanı Amihay Eliyahu, anlaşmadan memnun olmadığını belirterek, "Umarım Trump bizi şaşırtır ve son sözünü gerçekten söylememiştir" dedi. Eliyahu, Trump'a "görevi tamamlaması" ve "tarihin doğru tarafında yer alması" çağrısında bulundu.
Eliyahu ayrıca, "Litani Nehri'ne kadar ilerlemeli ve oradaki her şeyi yerle bir etmeliyiz" ifadelerini kullandı.
Çevre Koruma Bakanı İdit Silman ise İsrail'in Trump ile İran arasındaki anlaşmanın tarafı olmadığını vurgulayarak, Tel Aviv'in "İsrail devleti için doğru olanı yapacağını" söyledi.
Trump'ın Netanyahu üzerindeki baskısına ilişkin soruya Silman, "Arayabilir ve istediğini söyleyebilir" yanıtını verdi. Netanyahu'nun bu baskılara direnmesinden gurur duyduğunu da ifade etti.
İsrail'in fiilen ABD'nin İran'la vardığı mutabakata bağlı olup olmadığı sorusuna ise "Biz bu anlaşmanın tarafı değiliz. Kendini bağlamak isteyen bağlansın" şeklinde cevap verdi.
Silman'ın açıklamaları, İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN'ın, Netanyahu'nun kapalı bir toplantıda "İsrail bu anlaşmanın tarafı değil" dediğini aktarmasının ardından geldi. Yerel medya bu ifadeleri, Washington'un müzakereleri yürütme biçimine yönelik örtülü bir tepki olarak değerlendirdi.
İsrail ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in geçen mart ayında operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izliyor
Netanyahu daha sonra yaptığı açıklamada, İran ile varılan anlaşmanın ayrıntılarını fiilen bilmediğini söyledi. İsrailli yetkililer ise ABD ile ilişkilerde "ciddi bir kriz" yaşandığını savunarak, Washington'un "İran'ın taleplerine boyun eğdiğini" öne sürdü.
Maariv gazetesi askerî yorumcusu Avi Aşkenazi, İsrail güvenlik kurumlarındaki hayal kırıklığının zirveye ulaştığını yazdı. Aşkenazi, İsrail ordusu, Şin Bet ve Mossad'ın 7 Ekim'den bu yana tüm cephelerde üzerlerine düşeni yaptığını, ancak siyasi liderliğin "felç olmuş ve etkisiz" durumda olduğunu savundu.
Aşkenazi'ye göre bazı güvenlik yetkilileri, Trump'a aşırı bağımlılığın riskleri konusunda daha önce uyarılarda bulunmuştu.
İsmi açıklanmayan bir kaynak, "Donald Trump'a bütünüyle güvenmenin tehlikeli olduğunu söyledik. Kişiliğini ve bir anda sabrını kaybedip tavrını değiştirebileceğini anlattık. Ancak kimse bizi dinlemedi" diyerek, "Trump'ın anlaşmanın tüm maddelerini gerçekten bildiğinden de şüpheliyim" ifadelerini kullandı.
Yedioth Ahronoth yazarı Ben Dror Yemini ise kaleme aldığı makalede, ABD'nin İran karşısında "büyük bir zayıflık" sergilediğini savundu. Yemini, "Söz artık söz değil, güç artık güç değil, ambargo da artık ambargo değil" değerlendirmesinde bulundu.
Anlaşmanın basına sızan maddelerini "bir fantezi" olarak nitelendiren Yemini, "Dünyanın en büyük süper gücünün, tamamen yenilgiye uğradığı varsayılan bir ülke karşısında böylesine ürkütücü bir zayıflık sergilediğine daha önce hiç tanık olmadık" ifadelerini kullandı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة