Netanyahu hükümeti, Trump ve yönetiminin gözüne girmek için 16 saat süren müzakerelerin ardından anlaşmayı onayladı

Savaşın yeni hedefi: Batı Şeria'daki silahlı hücreleri ortadan kaldırmak ve yerleşimlerin güvenliğini arttırmak

Gazze Şeridi'nden dönen İsrail askerleri, 18 Ocak 2025. (AP)
Gazze Şeridi'nden dönen İsrail askerleri, 18 Ocak 2025. (AP)
TT

Netanyahu hükümeti, Trump ve yönetiminin gözüne girmek için 16 saat süren müzakerelerin ardından anlaşmayı onayladı

Gazze Şeridi'nden dönen İsrail askerleri, 18 Ocak 2025. (AP)
Gazze Şeridi'nden dönen İsrail askerleri, 18 Ocak 2025. (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun dar kapsamlı istişarelerle başlayıp uzun bir kabine oturumuyla devam eden 16 saatlik müzakerelerinin ardından İsrail hükümeti, dün gece yarısından hemen sonra Hamas'la esir takası ve Gazze Şeridi'nde sürdürülebilir ateşkesi içeren anlaşmayı onayladı.

Anlaşma yarın yürürlüğe girecek. Netanyahu, partisinin bakanlarının çoğunluğu ve tüm Haredi partileri dahil olmak üzere 24 bakan anlaşma lehinde oy kullanırken, Itamar Ben-Gvir'in partisinden üç bakan, Bezalel Smotrich'in partisinden üç bakan ve iki Likud bakanı olmak üzere toplam 8 bakan anlaşmaya karşı çıktı. Bir başka Likud bakanı ise çekimser kaldı.

 Başbakan Binyamin Netanyahu dün Gazze anlaşmasını onaylamak üzere toplanan İsrail kabinesine başkanlık etti. (DPA)Başbakan Binyamin Netanyahu dün Gazze anlaşmasını onaylamak üzere toplanan İsrail kabinesine başkanlık etti. (DPA)

İsrail hükümeti ayrıca, Batı Şeria'daki ‘terörist’ hücreleri (silahlı örgütleri) ortadan kaldırmaya yönelik bir askerî harekât, yerleşimlerin içinde ve çevresinde yerleşimci güvenliğinin arttırılması ve yerleşim inşaatlarının genişletilmesi gibi yeni hedefler içeren bazı kararlar aldı.

Tüm bu toplantılar sırasında Netanyahu bakanlarını, anlaşmanın yeni ABD yönetimi ve seçilmiş Başkan Donald Trump ile ilişkiler açısından önemi konusunda ikna etmeye çalıştı. Netanyahu bakanlara şunları söyledi: “Biden ve Trump'tan, ikinci aşamaya ilişkin müzakerelerin başarısız olması ve Hamas'ın güvenlik taleplerimizi kabul etmemesi halinde, ABD'nin desteğiyle büyük bir güçle savaşa geri döneceğimize dair kesin garantiler aldık.” Trump'ın, İsrail'in, ‘Hamas'ın Gazze Şeridi'nde herhangi bir liderlik rolüne sahip olmaması ve yardım dağıtmasına izin verilmemesi’ yönündeki talebini destekleme sözü verdiğini vurguladı.

 Tel Aviv'de esirlerin derhal serbest bırakılması talebiyle gösteri yapan İsrailliler (Arşiv - AP)Tel Aviv'de esirlerin derhal serbest bırakılması talebiyle gösteri yapan İsrailliler (Arşiv - AP)

Netanyahu, Trump'ın İsrail'in anlaşmaya ilişkin olumlu tutumunu takdir etmek için bir ‘hediye paketi’ hazırladığını açıkladı. Netanyahu bu hediyelerden bazılarını şöyle sıraladı: Başkan Joe Biden tarafından açıklanan ağır silah gönderme yasağının iptal edilmesi, silah miktarlarının arttırılması, Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında yakalama kararı çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) baskı yapmak için bir plan hazırlanması, İsrailli subay ve askerlerin gerçekleştirdiği gözaltıların desteklenmesi, UCM Başsavcısı Kerim Han ve yargıçların cezalandırılması, yakalama kararını dikkate alan ülkelere cezai tedbirler uygulanması ve son olarak da Biden'ın yerleşim liderlerini cezalandırma kararlarının iptal edilmesi.

İsrail medyası, anlaşmaya sadece Ben-Gvir ve Smotrich'in bakanlarından itiraz gelmediğini, Likud bakanlarından da itiraz geldiğini ve hatta anlaşma lehine oy kullananların bile anlaşma şartlarıyla ilgili çekinceleri olduğunu bildirdi. Söz konusu bakanlar anlaşmanın, savaşın hedeflerinden ve Netanyahu'nun Hamas'a silah kaçakçılığını önlemek için temel nokta olduğunu söylediği Philadelphia (Selahaddin) Koridoru gibi vaatlerinden önemli ölçüde geri adım atmayı gerektirdiğini söylediler. Bazı bakanlar, İsrail'in Gazzelilerin kuzeye göçü üzerindeki kontrolünden vazgeçmesini ve elleri kanlı Filistinli mahkûmların serbest bırakılmasını protesto ettiler. Bazıları da Başkan Trump ile ilgili hayal kırıklıklarını dile getirdi. Ben-Gvir alaycı bir tavırla, “Görünüşe göre Başkan Trump adresi yanlış anlamış, Hamas'a baskı yapmak yerine bize baskı yapıyor” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Arşiv - İsrail medyası)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (Arşiv - İsrail medyası)

Toplantılara müzakere ekibi üyelerinin yanı sıra anlaşmayı açıklayan ve bakanların sorularını yanıtlayan İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi de katıldı. Şarku’l Avsat’ın İsrail Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre Halevi, kabine toplantısı sırasında şunları söyledi: “Mevcut plana göre Philadelphia Koridoru’ndaki kuvvetlerimizin büyüklüğü azalmayacak; aksine artacak. Anlaşma geçtiğimiz ağustos ayında onaylanan Philadelphia Koridoru’ndaki kuvvetlerin konuşlandırılması haritasına dayanıyor. Haritalarda onaylananlara göre anlaşma sırasında, anlaşmanın uygulanmasından önceki mevcut duruma göre koridorda daha fazla kuvvetimiz olacak.”

İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet (Şabak) Direktörü Ronen Bar ise anlaşmanın önemli yeni zorluklar yarattığını, Hamas ve diğer örgütlerin liderliğine yeni kan enjekte edecek olan mahkumların serbest bırakılması gibi zorluklarla yüzleşmek için planlar yapılması gerektiğini belirtti. Bar, “Şalit esir takasında serbest bırakılan mahkumların yüzde 83'ü terörizme geri döndü” dedi.

Diğer yandan Smotrich, anlaşmanın ilk aşamasından sonra savaşa devam etme şartının yerine getirilmemesi halinde istifa edeceğini ve Dini Siyonizm Partisi’yle birlikte hükümetten çekileceğini açıkladı.



Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
TT

Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)

John Bolton

Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik Husi tehdidinden kimsenin en ufak bir şüphe duymaması gerekir. Nitekim Husilerin cumartesi günü Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği saldırı, açık bir savaş eylemi ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin ise yaralanmasına yol açan kanlı bir terör saldırısıdır.

Yıllar içinde Husilerin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail’deki sivil hedeflere yönelik şiddetinin dozu artarken, bu saldırıların faillerine karşı uluslararası toplum adeta utanç verici bir sessizliğe büründü.

Husilerin bugüne kadarki en kanlı eylemi olan bu son vahşet, aslında bundan on yıl önce yapılması gereken adımların atılması için tam bir gerekçe sunmakta. Yemen’in karmaşık yakın tarihi, uzun vadeli tek çözümün ülkenin yeniden birleşmesi olduğunu gösteriyor. Bu da tüm rakip grupların meşru tek bir hükümetin otoritesini kabul etmesini ve ardından ülkenin geleceğini barışçıl yollarla belirlemesini gerektiriyor. İstikrarlı bir Yemen olmaksızın, Arap Yarımadası’ndaki barış ve güvenlik defalarca tehdit altında kalmaya devam edecektir.

Kuşkusuz İran’ın sağladığı silahlar, mühimmat, finansman ve istihbarat desteği olmasaydı Husiler, komşu ülkeler bir yana, kendi halkı için bile ciddi bir tehdit oluşturamazdı. Tahran bugün dahi Husilerin askeri kapasitesini, Körfez’deki Arap ülkelerini kuşatmanın ve onları doğrudan yanı başlarından tehdit etmenin bir aracı olarak görüyor.

Ayrıca, artık net bir şekilde görüldüğü üzere İran, Husileri uluslararası deniz seyrüseferini engellemek ve seyrüsefer serbestisini ihlal etmek için de kullandı. İran’ın ve bünyesindeki Hamas, Hizbullah ile Iraklı silahlı grupların da yer aldığı terör uzantılarının nüfuz alanı oldukça genişti; ancak hepsinin durumu ciddi şekilde geriledi. İran’ın bir diğer müttefiki olan Suriye’deki Esed rejimi düştü, Hamas ve Hizbullah ağır darbeler alarak zayıflatıldı, İran’ın üst düzey liderliği ile askeri-endüstriyel kompleksi ise büyük bir yıkıma uğradı.

Dolayısıyla Husilerin temsil ettiği askeri ve terörist tehdide nihai bir son vermenin tam zamanı. Başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan’ın müttefikleri, bu hedefe ulaşılmasına yardımcı olmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdır. Avrupa ülkeleri ve diğer devletler; Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb üzerinden uzanan deniz yolunda hayati çıkarları olduğuna ve bu çıkarların korunması için barış içinde, birleşmiş bir Yemen’in kritik önem taşıdığına ikna edilmelidir.

İlk adım olarak Suudi Arabistan, kendi tutumunu açıkça ortaya koymak adına kapsamlı ve küresel bir diplomatik girişim başlatmalıdır. Bu doğrultuda Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) toplantıya çağırmalıdır. Tüm Suudi büyükelçileri, görev yaptıkları ülkelerde en azından dışişleri bakanı düzeyinde resmi diplomatik girişimlerde bulunmakla görevlendirilmelidir. Her durumda Suudi diplomatlar, yaşananları olabildiğince ayrıntılı bir şekilde anlatmalı; insani kayıpları, maddi hasarı ve Husi saldırılarının diğer tüm sonuçlarını eksiksiz bir biçimde açıklamalıdır.

Suudi Arabistan hükümeti hiç şüphesiz, BM Güvenlik Konseyi’ni Husi saldırısı hakkında bilgilendirmeli ve diğer diplomatik temaslarında sunduğu bilgilerin aynısını Konsey üyelerine de sağlamalıdır. Aynı şekilde Konsey’e hitap ederken, BM Şartı’nın 51. Maddesi’nde düzenlenen ‘bireysel ve toplu meşru müdafaa hakkına’ dayanmalı; Suudi Arabistan’ın Husi tehdidine karşı askeri güç kullanmasının tamamen meşru olacağını kanıtlayan gerekçeleri ortaya koymalıdır. Nitekim 1990 yılında Saddam Hüseyin kuvvetleri ülkeyi işgal edip tüm Arap Yarımadası’nı işgal tehdidi altına soktuğunda Kuveyt de tam olarak bunu yapmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suudi Arabistan bu doğrultuda adım atmaya karar verirse; BM Güvenlik Konseyi üyelerinden Konsey’in Husilere ve onlara yardım eden herkese karşı harekete geçmesini talep edebilir. Müttefikler, örneğin 1990’da Kuveyt ve dostlarının 660, 661 ve 665 sayılı kararlarla yaptığı gibi, Husi saldırılarını kınayan, Husilere ve destekçilerine yaptırım uygulayan karar tasarıları sunabilirler.

665 sayılı karar yaptırımların uygulanma mekanizmasını sağlamış; Kuveyt ile iş birliği yapan ve ‘bölgede deniz kuvvetleri bulunduran BM üyelerini, temel yaptırım kararının katı bir şekilde uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almaya’ çağırmıştı.

Riyad daha da ileri giderek, tıpkı Kuveyt’in yaptığı gibi, BM Güvenlik Konseyi’nden Husi saldırganlığına son vermek adına ‘gerekli tüm yolların kullanılması’ hususunda yetki talep edebilir. Nitekim Konsey, 1990 yılında Kuveyt’e ve onunla iş birliği yapan BM üyesi ülkelere işgalci Irak güçlerini püskürtmek için bu yetkiyi veren 678 sayılı kararı kabul ederek yanıt vermişti.

Şüphesiz mevcut uluslararası konjonktürde benzer bir girişimin başarıya ulaşacağının garantisi yok. Husiler fiilen İran’ın bir vekili konumunda olduğundan Tahran, Moskova ve Pekin’deki müttefiklerinden ‘gerekli tüm yolların kullanılmasına’ izin veren bir karar tasarısını veto etmelerini isteyebilir. Rusya veya Çin’in ‘veto’ hakkını kullanması halinde ise bu durum, her iki ülkenin Ortadoğu’da barış ve güvenlik konusundaki duruşunu ve kimleri gerçek dost olarak gördüğünü açıkça gözler önüne serecektir.

Diplomatik kulvar bir yana, nihai hedef Yemen devletinin meşru tek bir hükümetin otoritesi altında yeniden birleştirilmesi olmaya devam etmektedir. Husilerin askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması, Yemen içinde kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanmasının ön şartı, uluslararası düzeyde ise barış ve güvenliğin temelidir. Vakit kaybetmeye tahammülümüz yok; Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda yaşananların hafızalardan silinmesine izin vermeden hemen harekete geçmeliyiz.


ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek'e konuştu: Ortadoğu'da kalıyoruz

ABD'li emekli Büyükelçi James Jeffrey, Sultanahmet'teki sohbette Nevzat Çiçek'in Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine ilişkin soruları yanıtladı
ABD'li emekli Büyükelçi James Jeffrey, Sultanahmet'teki sohbette Nevzat Çiçek'in Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine ilişkin soruları yanıtladı
TT

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek'e konuştu: Ortadoğu'da kalıyoruz

ABD'li emekli Büyükelçi James Jeffrey, Sultanahmet'teki sohbette Nevzat Çiçek'in Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine ilişkin soruları yanıtladı
ABD'li emekli Büyükelçi James Jeffrey, Sultanahmet'teki sohbette Nevzat Çiçek'in Ortadoğu'daki güvenlik mimarisine ilişkin soruları yanıtladı

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi ve IŞİD'le Mücadele Temsilciliği görevlerinde bulunan James Jeffrey'le İstanbul Sultanahmet'te sohbet etme imkânım oldu.

Trans-Atlantik Stratejik Programlar Derneğinin (TASP) İstanbul'da The Wilson Center iş birliği ile, Seven Hills ve Pasifik Teknoloji sponsorluğunda düzenlediği etkinlikte diplomatlar, savunma uzmanları ve savunma sektörü temsilcileri bir araya geldi. ABD'li emekli büyükelçiler James Jeffrey, Philip Reeker, Matthew Bryza ve Prof. Federico Donelli gibi isimlerin yanı sıra Türkiye'den de üst düzey Dışişleri Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı gibi resmî kurumlardan katılım oldu.
 

scdfrg
İstanbul'daki "Transatlantic Security" panelinin ardından James Jeffrey ve Nevzat Çiçek

James Jeffrey'le bu toplantı vesilesiyle görüştüm ve merak ettiklerimi kendisine yöneltme şansım oldu.

Jeffrey, çok açık şekilde Ortadoğu'dan çekilmediklerini belirterek "Bu bölgede kalıyoruz" dedi.

Mekke İttifakı'nı desteklediklerini ifade eden Jeffrey, yeni bir güvenlik konseptine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

NATO'nun geleceği ne olacak?

15-20 yıl önce Amerika-Türkiye ilişkileri bugünkü duruma kıyasla iyi değildi maalesef. Şimdi Başkan Trump ve Başkan Erdoğan arasındaki ilişki o kadar yüksek, o kadar iyi ve o kadar romantik ki bu yöndeki problemler ve çözümleri görebileceksiniz.

NATO açısından Ukrayna'daki durum büyük sorun. Hiç kimse bilmiyor; en önemli aktör olan Putin'in ne yapacağını bilmiyoruz.

Türkiye ve Amerika NATO çerçevesinde bir pozisyon tutabilecek ve Rusya karşısında bir aksiyonda bulunurken er geç bir diplomatik çözüm bulabileceğiz.
 

gthy
Trans-Atlantik Stratejik Programlar Derneği'nin etkinliğine katılan Jeffrey, Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğine dair iyimser mesajlar verdi

Türkiye Amerika'ya diplomatik çözümde mi yardım edecek?

Evet, bu savaş başladıktan sonra Türkiye İstanbul ve Antalya'da bir çözüme yakındı fakat birkaç dışarıdan gelen kişi problemler oluşturdu ama bir çözüm sağlanamadı. Aslında Rusya o zaman çözüme yakındı.

Sizce bu savaş ne kadar sürer?

Bence diplomatik yol bulmamız lazım. Hangi bölge Rusya'ya kalacak, hangi bölge Ukrayna'ya kalacak, ondan sonra ateşkes ortaya çıkabilecek. En önemlisi, hem Türkiye'de hem Rusya'da hem Avrupa'da hem de Amerika'da yeni güvenlik sistemi meselesi gündeme gelecek. 1991'de yeni bir güvenlik sistemi bulabildik. Başkan Gorbaçov ve Başkan Bush, Thatcher, Alman Başbakanı Helmut Kohl, Fransa Başkanı Mitterrand ve Turgut Özal'la. Fakat birkaç sene sonra her şey değişti ve yeni bir durum ortaya çıktı. Gürcistan, Kırım, Suriye'de durum.
 

xsdrfvgh
James Jeffrey ve Nevzat Çiçek, İstanbul Sultanahmet'te gerçekleşen röportajın ardından bir arada

Erdoğan ve Trump arasında yakın bir iş birliğinden söz ediyorsunuz; bunu görüyoruz. Fakat Türkiye kamuoyunun beklediği CAATSA yaptırımları ve F-35 meselesi başta olmak üzere atılması gereken adımların atılmadığını görüyoruz…

Bu yeni bir durum değil. Her zaman Amerikan Kongresi ve Türk kamuoyunda bu pürüzler vardı ve var ve liderler çözüm bulabilirler.

Mekke Anlaşması'na yaklaşımınız nasıl?

Bu iyi bir fikir ve bekliyoruz ki bu adım birkaç iyi şeyi ortaya çıkarsın. Amerika'nın hem Çin hem de İran ile çok işi var. Siz işimizden biraz anlıyorsunuz.

Bu ittifak genişleyebilir mi?

Ben iyimserim ve her şey mümkün.

İran'la ilgili öngörünüz nedir?

Amerikan seçimlerinden sonra bir sonuç çıkacak ya diplomatik çözüm ya da tekrar savaş.

Böyle bir savaş olursa yayılma ihtimali olur mu?

Hayır, ne o kadar kötümserim ne de o kadar iyimserim. Bu savaş Amerika ile İran arasındaki savaş devam edecek. İran, İsrail'in katılmasını istemiyor, ama Araplar bize destek veriyor fakat savaşta yer almak istemiyorlar.

Amerika Ortadoğu'dan çekildi mi?

Amerika bu bölgede kalacak. Bu demek değil ki Bahreyn'de, Irak'ta ya da Güney Suriye'de kalacağız. Bu bölgede kalacağız.


İsrailliler, 7 Ekim’in yıl dönümünde bakanların evleri önünde gösteriler düzenledi 

Tel Aviv’de bir sahilde 7 Ekim saldırısının üçüncü yıl dönümü anısına kurulan anıtın içinden İsrail bayrakları taşıyarak geçen insanların havadan görünümü. (AFP) 
Tel Aviv’de bir sahilde 7 Ekim saldırısının üçüncü yıl dönümü anısına kurulan anıtın içinden İsrail bayrakları taşıyarak geçen insanların havadan görünümü. (AFP) 
TT

İsrailliler, 7 Ekim’in yıl dönümünde bakanların evleri önünde gösteriler düzenledi 

Tel Aviv’de bir sahilde 7 Ekim saldırısının üçüncü yıl dönümü anısına kurulan anıtın içinden İsrail bayrakları taşıyarak geçen insanların havadan görünümü. (AFP) 
Tel Aviv’de bir sahilde 7 Ekim saldırısının üçüncü yıl dönümü anısına kurulan anıtın içinden İsrail bayrakları taşıyarak geçen insanların havadan görünümü. (AFP) 

İsrail’de dün, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiği sürpriz saldırıda hayatını kaybeden ve yaralananları anmak amacıyla yüzlerce etkinlik düzenlendi. Etkinliklerin bir bölümü resmi programlar kapsamında gerçekleştirilirken, büyük çoğunluğu olayların nasıl meydana geldiğini ortaya çıkarmak ve başarısızlıklardan sorumlu olanların hesap vermesini sağlamak üzere resmi ve bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulması talebiyle düzenlenen protestolardan oluştu.

Özellikle o gün hükümette görev yapan bütün bakanların evlerinin önünde düzenlenen gösteriler dikkat çekti. Tel Aviv sahilinde gerçekleştirilen bir başka etkinlikte ise saldırının ilk gününde öldürülen bin 200 kişiye atfen bin 200 kişinin maketleri sergilendi. Bunların yanında, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun “Lütfen... 7 Ekim’i unutun” diye bağırdığı bir heykel de yer aldı.

Etkinlikler sırasında, “halkın birliğinde büyük bir bölünmeye yol açtığı” ve “yalnızca büyük başarısızlık gününde değil, sonrasında yürütülen intikam savaşında da başarısız olduğu, bu savaş için belirlediği hedeflerin hiçbirine ulaşamadığı” gerekçesiyle Netanyahu’nun politikalarını eleştiren sloganlar atıldı.

Etkinliklerin organizatörleri, bu günün tartışmalı konuların öne çıkarılmadığı ve kurbanların anısına adanmış bir birlik günü olması çağrısında bulunmuştu. Ancak Netanyahu, hükümeti ve bakanlarının “Nazi döneminden bu yana Yahudi tarihindeki en büyük felaketten” sorumlu tutulduğu yönündeki sesler yükselmeye devam etti. Gösterilerde ayrıca halka inisiyatifi ele alma ve üç hafta sonra yapılacak seçimlere katılarak “başarısız hükümeti” değiştirme çağrıları yapıldı.

7 Ekim saldırısının üçüncü yıl dönümünde Tel Aviv’deki Dizengoff Meydanı’ndaki havuzun suyunun kırmızıya boyandığı anların havadan görüntüsü. (Reuters)
7 Ekim saldırısının üçüncü yıl dönümünde Tel Aviv’deki Dizengoff Meydanı’ndaki havuzun suyunun kırmızıya boyandığı anların havadan görüntüsü. (Reuters)

Etkinlikler dün sabah saat 06.29’da yani Hamas saldırısının üç yıl önce tam başladığı saatte başlatıldı.

Çok sayıda yaslı aile ve kurban yakınının oluşturduğu “Ekim Konseyi”, İsrail tarihindeki en büyük felaketin yıl dönümünü andığını belirterek, “İlk günün bin 200 kurbanı ve sonrasında genişleyen savaşta hayatını kaybeden diğer yaklaşık 1000 kişinin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz” açıklamasında bulundu.

Konseyin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Bugün öldürülen, katledilen, yakılan, kaçırılan, tecavüze uğrayan, yaralanan ve Hamas katilleri tarafından hayatları altüst edilen sevdiklerimizi anıyoruz. Ancak üzerimize düşen bir başka görev daha var: Ne olduğunu anlamak. Neden böyle bir saldırıya maruz kaldık? Güçlü silahlı kuvvetlerimiz bunu neden önleyemedi? Neden bu kadar çok sevdiğimizi kaybettik? İsrail devleti böyle bir olayın yaşanmasına nasıl izin verdi?”

İsrail basını da yıl dönümü nedeniyle dikkat çekici manşetler yayımladı. Bir gazete birinci sayfasını siyaha boyayarak üzerine yalnızca “7 Ekim – 3 yıl” ifadesini yazdı. Gazetelerde ayrıca İsraillilerin, şimdiye kadar sorumluluk almaktan kaçınmayı başaran ve o gün yaşananlarla ilgili soruşturma açılmasını reddeden Netanyahu’nun etkisi altında nasıl kaldığını sorgulayan çok sayıda makale yayımlandı.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre Filistin meseleleri uzmanı Avi Issacharoff gazetede yer alan yazısında, “7 Ekim, eşi benzeri görülmemiş askeri ve istihbarat başarısızlığını temsil ediyor; ancak aynı zamanda kökleşmiş bir siyasi anlayışın ürünü. Üç yılın ardından 7 Ekim gecesi ve bir önceki gece yaşananların tablosu daha da netleşiyor. Netanyahu’nun destekçilerinin iddia etmeye çalıştığı gibi kasıtlı eylemler ya da bir komplo söz konusu değildi. Büyük-küçük tüm komutanlar, esas olarak yaratıcılığın önüne geçen geleneksel anlayıştan kaynaklanan çok sayıda hata yaptı” ifadelerini kullandı.

Issacharoff, İsrail hükümetinin en büyük başarısızlıklarından birinin, 7 Ekim olaylarının üzerinden üç yıl geçmesine rağmen Gazze’de Hamas yönetiminin devam etmesi olduğunu belirterek, “Netanyahu ve hükümeti, Holokost’tan bu yana Yahudi halkının tarihindeki en büyük felaketten mutlak ve büyük ölçüde sorumludur” dedi.

Savaş sona ermedi... Hükümet sorumlu

Ortadoğu uzmanı ve Haaretz gazetesinin Arap İşleri Editörü Dr. Tzvi Barel ise şöyle yazdı:

“Savaş henüz sona ermedi ve felaketten sorumlu olan aynı hükümet hâlâ iktidarda. Hükümetteki birçok üst düzey bakan, bunun mucizeler çağı olduğuna ve hükümet ile seçmenlerinin ülkenin yönetiminde kalmasını sağlamak için ellerinden geleni yapacağına inanıyor.

“Rehineler, hayatta olanlar ve hayatını kaybedenler, İsrail topraklarındaki evlerine veya mezarlarına geri döndü. Ancak ülke hâlâ sınır tanımayan bir çetenin esiri. Bu çete, birçok alanda öncü ve örnek gösterilen bir ülkeyi dünyada izole edilmiş, aşılması güç bir kaleye dönüştürdü. Vatandaşları dışlanmış durumda ve kendilerine ezici zafer vaat eden yalanların zehrine gömülmüş halde. Büyük yenilginin ardından ortaya çıkan ve topluma nüfuz eden kibir ve küstahlık ortadan kalkmadı; aksine daha da keskinleşmiş görünüyor.”

Barel şöyle devam etti:

“En üst düzey liderin (Netanyahu’yu kastediyor) Ortadoğu’nun çehresini değiştireceğine kaç kez söz verdiğini saymak zor. Gerçekten de bir değişim yaşandı, ancak bu değişim İsrail’in arzuladığı değişim değildi.

“Askeri kazanımlar hanesi olağanüstü başarılarla dolu. Ancak bu durum, savaşın yaratması gereken ve yaratabileceği jeopolitik ve tarihsel değişimi beraberinde getirmedi. İsrail’in savaş yürüttüğü ve hâlen yürütmekte olduğu her cephede, siyasi rejimleri sarsma, İsrail’i daha iyi ve daha güvenli bir konuma taşıma ve yaşanan felaketi telafi edecek ilişkiler kurma yönünde gerçek bir fırsat bulunuyor. Ancak İsrail bu fırsatın kapısını sıkı biçimde kapatıyor.”